Eski SessizBilgi - - - - - Yeni SessizBilgi
Alt Limit:
Kaç tane -->

ikinci erk cemberinden alintilar


••Yitireceği hiçbir şey olmadığı zaman, kişi yürekli olur. Şayet yapışabileceğimiz bir şeyler varsa, o zaman ürkek oluruz.


••Bir savaşçının hiçbir şeyi şansa bırakması mümkün değildir. Farkındalığının gücü ve sarsılmaz niyeti ile, olayların sonuçlarını zaten kendi yaratır.


••Savaşçı kendisine yapılmış tüm iyilikler için karşılık vermek istediğinde, karşısında borcunu ödeyebileceği bir kimse yoksa, bunu insanlık ruhuna yollayabilir. Her zaman çok küçük bir hesaptır bu - gönlünden ne kadar koparsa kopsun, yeter de artar bile.


••Akademisyen, dünyayı güzel ve aydınlık kılmak için tasarılar yaptığı günün ardından, hepsini unutmak üzere akşam saat beşte evine gider.


••İnsan biçimi, evrende var olan enerji alanlarından oluşmuş bir kümedir, ve yalnızca insanoğullarına aittir. Şamanların buna insan biçimi demelerinin nedeni, bu enerji alanlarının ömür boyu süren alışkanlıklar ve kötü kullanım yüzünden bükülmüş ve çarpılmış olmalarıdır.


••Bir savaşçı değişemeyeceğini bilir, ancak gene de tüm gücüyle değişmeye uğraşır. Değişmeyi başaramazsa da asla düş kırıklığına uğramaz. Savaşçının sıradan insana oranla tek avantajı budur.


••Savaşçılar insan biçimini ürküterek onu silkeleyip ondan kurtulmak için, değişme çabalarında kusursuz olmalıdırlar. Yıllar süren kusursuzluğun ardından, insan biçiminin daha fazla dayanamayıp terk edeceği bir an gelir. Yaşam boyu süren alışkanlıklar yüzünden çarpılmış olan enerji alanlarının düzeldiği andır bu. Enerji alanlarının düzelmesi sonucunda bir savaşçı çok derinden etkilenir, hatta ölebilir bile, ama kusursuz bir savaşçı daima yaşamını sürdürür.


••Savaşçıların sahip oldukları tek özgürlük, kusursuz davranmaktır. Kusursuzluk sadece özgürlük değil, aynı zamanda insan biçimini düzeltmenin de tek yoludur.


••Her alışkanlık, işlevsel olabilmesi için tüm parçalarını gereksinir. Kimi parçaları eksildiğinde, alışkanlık dağılır.


••Savaş burada, bu dünyada. Bizler insan olarak yaratılmışız. Bizi neyin beklediğini, ve ne tür bir erkimiz olacağını kim bilebilir?


••İnsanların dünyası bir aşağı bir yukarı inip çıkar, ve insanlar da dünyalarıyla birlikte inip çıkarlar; bu iniş çıkışları izlemek savaşçıların işi değildir. Varlığımızın temeli, algılama edimidir; varlığımızın büyüselliği de farkındalık edimidir. Algılama ve farkındalık tek, işlevsel, ayrılamaz bir bütündür.


••Yalnızca bir kez seçeriz. Bir savaşçı, ya da sıradan bir insan olmayı seçeriz. İkinci bir seçim yoktur. İmkânsızdır bu, imkânsız.


••Savaşçının yolu bir insana yeni bir yaşam sunar, ve bu yaşamın yepyeni olması gerekir. İnsan bu yeni yaşamına eski çirkin yöntemlerini getiremez.


••Savaşçılar daima bir dizinin ilk olayını, onlar için o andan sonra gelişecek olayların bir planı ya da haritası gibi alırlar.


••İnsanoğulları kendilerine ne yapmaları gerektiğinin söylenmesine bayılırlar, ama bundan da çok bayıldıkları şey, söylenenlere karşı çıkıp onları yapmamaktır; bu yüzden kendilerine ne yapmaları gerektiğini ilk başta söylemiş olan kimseden nefret edip başlarını her türlü derde sokarlar.


••Herkesin herhangi bir şey için yeterli kişisel erki vardır. Savaşçının marifeti, kişisel erkini zaaflarından uzak tutup savaşçının amacına yöneltmektir.


••Hepimiz görebiliriz, ancak gördüğümüzü anımsamamayı yeğleriz.



Açımlama


Ben ikinci Erk Çemberi'ni yazana dek aradan yıllar geçti. Don Juan gideli çok olmuştu, ve bu kitaptan yapılan alıntılar onun söylemiş olduklarından anımsadıklarımda—yeni bir durum, yeni bir gelişmeyle tetiklenmiş anılardır bunlar. Yeni bir oyuncu belirmişti yaşamımda. Don Juan’ın yoldaşı, Florinda Matus. Don Juan ayrıldığında, Florinda’nın eğitimimizin son kısmını bir şekilde toparlaması için geride bırakıldığını don Juan’ın tüm öğrencileri anlamıştı.


“Benliğin zedelenmeden bir kadından emirler almayı becerene dek tam olmayacaksın,” demişti don Juan. “Ama o kadın herhangi biri olamaz. Özel bi kişi olmalı, erk sahibi, hep hayal ettiğin ‘yetkili adam’ havalarına girmene izin vermeyecek denli de amansız biri olmalı.”


Söylediklerine gülüp geçmiştim elbette. Şaka ettiğinden kuşkum yoktu. Oysa şaka filan yapmıyordu. Bir gün, Florinda Donner-Grau ve Taisha Abelar geri döndüler, ve birlikte Meksika’ya gittik. Guadalajara kentinde bir büyük mağazaya girdik, orada Florinda Matus’u, hayatımda gördüğüm en muhteşem kadını bulduk; son derece uzun—bir seksen boyunda, ince, çıkık kemikli, çok güzel yüzlü, yaşlı, ancak çok genç kadını.


“Oh! Hele şükür!” diye bağırdı, bizi görünce. “Üç Silahşörler! Üç Ahbap Çavuşlar— İki Çiçek, Bir Böcek! Her yerde sizi arıyordum!”


Başka lafa hacet kalmadan, idareyi ele almıştı bile. Florinda Donner-Grau, elbette sınırsız sevinmişti. Taisha Abelar her zamanki gibi son derece mesafeliydi, bense yerin dibine geçmiş, adeta hiddetlenmiştim. Küstah ağzını daha ilk açışında “İki Çiçek, Bir Böcek!—Üç Ahbap Çavuşlar” gibi boktan bir karşılamayla ortaya çıkan bu kadınla çatışmaya hazırdım.


Ancak varlığından haberim bile olmayan yanlarım imdadıma yetişti, can sıkıntısı ve öfkeyle tepki göstermemi engelledi, Florinda’yla çok iyi, hayal edebileceğimden de iyi bir şekilde anlaştık. Bizi demir yumrukla yönetiyordu. Yaşamlarımızın tartışılmaz kraliçesiydi. Bizi yönetme işini en ustalıklı şekilde başaracak erke ve yansızlığa sahipti. Bir şey istediğimiz gibi gitmediğinde kendimize acımamıza ve sızlanmalar içinde boğulmamıza izin vermezdi. Don Juan’a hiç benzemiyordu. Don Juan’ın sağduyusu yoktu onda, ama bu eksikliğini dengeleyecek başka bir niteliğe sahipti: son derece hızlıydı. Bir durumu tümüyle kavrayıp anında kendisinden bekleneni yapması için tek bir bakışı yeterliydi.


En sevdiği, ve benim de çok hoşlandığım manevralarından biri, bir dinleyici topluluğuna ya da sohbet ettiği bir grup insana resmi bir edayla şöyle sormaktı: “Gazların basıncı ya da yer değiştirmesi hakkında bilgisi olan biri var mı aranızda?” Böyle bir soruyu tam bir ciddiyet içinde yöneltirdi. Dinleyiciler, “Hayır, hayır, yok,” dediğinde de, “O zaman istediğim her şeyi söyleyebilirim, değil mi?” der, ve gerçekten de ne isterse söylerdi. Bazen öyle saçmalardı ki, gülmekten yerlere yuvarlanırdım.


Öbür klasik sorusu da şuydu: “Burda kimse şempanzelerin retinaları hakkında bir şey biliyor mu? Bilmiyor mu?”—ve Florinda şempanzelerin retinaları hakkında gaddarca zırvalamaya başlardı. Daha önceleri, öylesine eğlendiğim başka bir zaman hiç olmamıştı. Hayranı ve tartışmasız destekçisiydim onun.


Bir keresinde kuyruk sokumumda bir fistül çıktı; yıllar öncesinde kaktüs dikenleriyle dolu bir dere yatağına düşmüştüm, o yüzden olmalıydı. O zaman vücudumdan yetmiş beş iğne çıkarmışlardı. Bir tanesi ya tam çıkmamış, ya da içerde toprak kalıntıları kalmış olmalı ki, yıllar sonra orda bir fistül oluştu.


Doktorum, “Önemli değil,” dedi, “sadece deşilecek bir iltihap kesesi var. Çok basit bir operasyon. Temizlemek birkaç dakikadan fazla sürmez.”


Florinda’ya danıştığımda şöyle dedi, “Sen nagualsın. Ya kendini sağaltır, ya da ölürsün. Başka yolu yok, çifte standart olmaz. Doktorun deştiği bir nagual olman için erkini yitirmiş olman gerek. Ya fistülden ölen bir nagual? Utanç verici.”


Florinda Donner-Grau ve Taisha Abelar’ın dışında, don Juan’ın öğrencilerinin hiçbiri Florinda’dan hoşlanmıyorlardı. Korkutucu biriydi. Hakları olduğuna inandıkları özgürlüğü onlara asla vermiyordu. Onların şamanlık-taslayıcı eylemlerini asla onaylamıyor, savaşçının yolundan her ayrılışlarında etkinliklerine son veriyordu.


ikinci Erk Çemberinden yapılan derlemede, öğrencilerin birbirleriyle çekişmesi apaçık meydanda. Don Juan’ın öbür öğrencileri aşırı bencil taşkınlıklarla dolu, her biri kendini öne çıkaran, kendi değerini kabul ettirmeye çalışan yitik bir gruptu.


Ondan sonra yaşamlarımızda olup biten her şey Florinda Matus’un derin etkilerini taşıdı, ama kendisi hiçbir zaman ön plana çıkmadı. Daima geri plandaydı— akıllı, komik, amansız. Florinda Donner-Grau ve ben daha önce hiç kimseyi sevmediğimiz kadar sevdik onu; ve ayrıldığında, Florinda Donner-Grau’ya adını, mücevherlerini, parasını, zarafetini, sosyal becerisini miras bıraktı. Florinda Matus hakkında asla bir kitap yazamayacağımı biliyordum; eğer biri bunu yapacaksa, bu Florinda Donner-Grau olmalıydı; onun gerçek varisi, en sevgili kızı. Ben, Florinda Matus gibi geri planda bir figürdüm sadece; bir savaşçının yalnızlığını gidermek, ve yeryüzünden geçişimin tadına varmak için don Juan tarafından oraya yerleştirilmiş biri.



Sessizbilgi Listele - - - - - Yeni Siteye Dön