Eski SessizBilgi - - - - - Yeni SessizBilgi
Alt Limit:
Kaç tane -->

1 bolum bilgiyle bir romans 4 olum bilinci


Geçen yıllar boyunca, dünyayı anlama ihtiyacı beni bilimsel, dinsel ve ortak bir paydaya sahip olan neredeyse her şey üzerine ortak bir malumat yığınını istiflemeye götürmüştü: Bunların ortak paydası, insanın devamlılığına büyük bir güvendi. Carlos bir büyücünün gözleriyle evreni görmeme yardım ederek, bendeki bu duyguyu yıktı. Ölümün iptal edilemez bir gerçeklik olduğunu ve ikinci el inançlardan faydalanılarak onu kabul etmekten kaçmanın utanç verici bir şey olduğunu gösterdi bana. Bir vesileyle birisi ona sordu:

“Carlos, gelecekten ne bekliyorsunuz?”

Sıçradı:

“Beklenecek hiçbir şey yok! Büyücülerin ertesi günü yoktur!”

O gece, San Jeronimo bölgesi yakınında özel bir rezidansın oditoryumunda büyük bir grup toplanmıştı. Vardığımda, Carlos çoktan gelmişti. Soruları istekle yanıtlarken gülümsüyordu.

Giriş konusu, "yapmama" denilen, günlük alışkanlıklanmızın tüm izini hayatımızdan kovmak için özellikle tasarlanmış bir etkinlikti. Yapmamanın çömezlerin gözde alıştırması olduğunu ifade etti, zira enerji için çok canlandırıcı bir karışıklık yaratarak onları muazzam bir alanın içine sokuyordu. "Dünyayı durdurmak" dediği, bilinç üzerindeki bu sonuncu etkiydi.

Kimi soruları yanıtlarken, yapmamanın us sallaştırılamayacağını açıkladı. Onu anlamak için girişilecek herhangi bir çaba aslında eğitimin bir kabulüdür —ve bu otomatik olarak "yapma" alanına denk düşer.

“Uygulamanın bu tipini ele almak için büyücülüğün kaynaklarından biri içsel sessizliktir, yani hepimizin ölecek olmasıyla, ancak varoluşumuzun büyük gerçekliğiyle bir temastan gelebilen dünyayı durdurmak kadar çok büyük bir şey için gereken sessizlik niteliğidir.”

Bize şu tavsiyede bulundu:

“Eğer kendi kendinizi tanımak istiyorsanız, kişisel ölümünüzün bilincinde olun. Ölüm devredilemez; ciddi olarak sahip olabileceğiniz tek şeydir. Geri kalan her şey başarısızlığa uğrayabilir ama ölüm hayır, onu bir hakikat gibi alabilirsiniz! Hayatlarınızda doğru sonuçlar üretmek için onu kullanmayı öğrenin.

Peri masallarına inanmayı artık bırakın. Hiç kimse öte dünyada size ihtiyaç duymuyor. Aramızdan hiçbiri ölümsüzlük kadar fantastik bir şeyin uydurukluğunu aklamaya yetecek önemlilikte değil. Mütevazı bir büyücü, yazgısının yeryüzündeki başka her canlı varlıkla aynı olduğunu bilir. Sonuç olarak, yanlış umutlara kapılmak yerine, insani koşuldan kaçmak için sahip olduğumuz tek çıkış kapısına; algısal bariyerimizin kırılmasına yönelerek somut olarak ve sıkı biçimde çalışır.

Ölümün öğütlerini dinlerken, hayatınızın ve eylemlerinizin bütün sorumluluğunun farkında olun. Kendinizi keşfedin, etkili olun ve yaşayan büyücüler gibi yeğinlikle yaşayın. Bizi sersemleşmeden kurtarabilecek tek şey yeğinliktir.

Ölümle düzenlenince, müteakip adımı atmaya muktedir olacaksınız; yani bagajınızı en aza indirmeye. Bu dünya bir mahpushane, dolayısıyla onu firariler gibi terk etmeliyiz; beraberimizde hiçbir şey götüremeyiz. İnsanoğlu yaradılıştan seyyahtır. Bizim yazgımız başka ufuklara uçmak ve tanımaktır. Yolculukta yatağımızı ya da yemek masanızı beraberinizde götürüyor musunuz? Hayatınızı sentezleyin!”

Carlos çağımızda insanlığın, içinde yaşadığımız zihinsel durumun maraziliği olan tuhaf bir alışkanlık edindiğini sözlerine ekledi. Yolculuk yaptığımızda, başka ülkelerden her türden işe yaramaz nesneyi satın alırız, kendi ülkemizde kesinlikle satın almayı düşünmeyeceğimiz şeyleri. Eve dönünce, onları bir köşede

biriktirir ve varlıklarını unutmaya başlarız — ta ki bir gün onların mevcudiyeti dikkatimizi çekene ve onları çöpe atana kadar.

“Ve hayat yolculuğumuz boyunca bu biçimde davranıyoruz. Hiçbir değeri olmayan faydasız şeylerden bir yükü sırtlanmış eşekler gibiyiz. Nihayetinde yaşlılık bizi ablukaya aldığında, yaptığımız her şey, bozuk bir plak gibi bazı cümleleri usanmadan tekrarlamamıza hizmet ediyor ancak.

Bir büyücü kendine sorar: ‘Tüm bunların anlamı nedir? Kaynaklarımı bana asla yardımcı olmayacak şeylere akıtmak niye?’ Büyücünün randevusu bilinmeyenledir, enerjisini anlamlı olmayanlara akıtamaz. Yeryüzündeki yolculuğumuz sırasında, gerçekten bir değeri olan şeyleri toplayın, diğer türlüsü zahmet etmeye değmez.

Bize hükmeden erk bize bir seçenek sundu. Ya hayatımızı alışkanlıklarımızın etrafında fink atarak geçireceğiz ya da başka dünyaları keşfe gitmeye kendimizi yüreklendireceğiz. Bize gerekli sarsıntıyı verebilecek tek şey, ölümün keskin bilincidir.

Sıradan bir kişi tüm var oluşunu, düşünmeye asla ara vermeksizin geçirir; zira ölüm hayatının sonundadır; her şey bir yana daima bunun için zamanımız olacaktır! Fakat bir savaşçı bunun gerçek olmadığını keşfetmiştir. Ölüm yanı başımızda yaşar, bir kol boyu mesafede, daimî bir uyanıklıkla, bizi gözetleyen, en küçük kışkırtmanın üstüne atlatmaya hazır. Savaşçı sahip olduğu her şeyin bu an olduğunu bildiğinden, sönmesinin hayvani korkusunu bir haz fırsatına dönüştürür. Savaşçılar gibi düşünelim, hepimiz öleceğiz!"

Katılımcılardan birisi sordu:

“Carlos, bir başka okuma sırasında, bize bir savaşçı tinine sahip olmanın ölümü bir ayrıcalık olarak görmek anlamına geldiğini söylediniz. Bu ne anlama geliyor?”

Carlos:

“Bu bizim zihinsel alışkanlıklarımızdan kurtulmamız anlamına geliyor. Yan yana yaşamaya öyle alışmışız ki ölümün karşısında bile grup halinde düşünmeye devam ediyoruz. Dinler mutlak ile temasta bireyden değil, talihlerine göre cennete ya da cehenneme giden koyun ya da keçi sürülerinden bahsederler bize. Ateist de olsak, ölümden sonra bir şey olacağına inanmasak da, bu ‘önemsiz’ jeneriğin, herkes için aynı olduğunu farz ediyoruz. Kusursuz bir hayatın erkinin bir şeyleri değiştirebileceğini sadece tahayyül edebiliriz.

Böylesine cahilce bir bakışla, sıradan insanın kendi sonuyla ilgilenirken paniklemesi ve dualarla, ilaçlarla ya da dünyanın hayhuyuyla kendinden geçerken müzakere yapmayı denemesi normal.

İnsanoğlunun egosantrik bir vizyonu ve son derece dar görüşlü bir evreni var. Geçici varlıklar olarak yazgımızı değerlendirmek için asla durmuyoruz. Bununla birlikte gelecek takıntımız bizi ele veriyor. İnançlarımızın dürüstlüğü ya da arsızlığı hiç fark etmez zira temelde hepimiz ne olacağını biliyoruz. Bundan dolayı hepimiz ardımızda izler bırakıyoruz. Piramitler, gökdelenler inşa ediyoruz, çocuklar yapıyoruz, kitaplar yazıyoruz ya da en azından bir ağacın üzerine baş harflerimizi kazıyoruz. Bu atalarımıza ait korku, bilinçdışı dürtünün ardındaki ölümün sessiz bilgisidir.

Fakat bu korkuyla yüzleşmeyi becermiş bir grup insanoğlu var. Sıradan insanların tersine, büyücüler açgözlülükle, kendilerini toplumsal kabulün ötesine taşıyacak her durumu ararlar. Kendi sönmelerinin en iyi fırsatı nedir! Bilinmeyene sık sık gerçekleşen akınları sayesinde, ölümün doğal olmadığını, büyülü olduğunu bilirler. Doğal şeyler yasalara uygundur, fakat ölüm değil. Ölmek daima kişisel bir olaydır ve sadece bu sebep yüzünden; bu erkin bir eylemidir.

Ölüm sonsuzluğun geçitidir. İçimizden her birine tam uyan kaynağımıza dönerken bir gün hepimizin içinden geçeceği bir kapı. Anlayış eksikliğimiz bizi onu ortak bir indirger olarak görmeye iter. Ama hayır, onda ortak hiçbir şey yoktur; ona ilişkin her şey sıra dışıdır. Yalnız onun varlığı hayata erk katar ve duygularımızı yoğunlaştırır. Varoluşumuz alışkanlıklarla tamamlanır. Başlangıçta zaten tür olarak programlanırız ve ebeveynlerimiz toplumun bizden beklentilerine doğru bizleri yönelterek bu programla bizi uyumlu kılma işini yüklenirler. Fakat ölmek hiç kimse için bir rutin değildir zira ölüm büyülüdür. O size ayrılmaz danışmanınız olduğunu bildirir ve ‘Kusursuz ol; yegâne seçeneğin kusursuz olmaktır’ der.”

Sohbete katılan genç bir kadın, gözle görülür biçimde Carlos'un sözlerinden etkileniyordu, öğretileri içinde ölümün takınaklı mevcudiyetinin, öğretilerin karartılmasına katkıda bulunan bir ayrıntı olduğunu söyledi. Öğretiler daha iyimserlikle tanıtılsın, hayat ve uygulamaları üzerine daha fazla odaklansınlar temennisinde bulunmuş olacaktı.

Carlos gülümsedi ve yanıtladı:

“Oy iyi kalplilik! Sözlerin hayat deneyiminin eksikliğini gösteriyor. Büyücüler menfi değildir, onlar ölümü arayıp bulmaz. Fakat hayatı değerli kılanın, ölmeye değer bir amaca sahip olmak olduğunu bilirler. Gelecek kestirilemez ve kaçınılmazdır. Bir gün artık burada olmayacaksın, yalınlıkla böyle gideceksin. Biliyor musun, belki de tabutunun ağacı çoktan kesildi. Savaşçı için de sıradan insan için de, yaşamanın aciliyeti aynıdır; zira onlardan hiçbiri son adımını ne zaman atacağını bilmez. Bu nedenle ölüme dikkat etmeliyiz, herhangi bir yerden üstümüze sıçrayabilir. Bir tren geçidindeki elektrikli bir demiryolunun üzerine işemek için bir köprünün üzerine çıkan bir adam tanımıştım bir gün. Çiş yüksek gerilim hatlarına dokundu, bir elektrik yükü aldı ve oracıkta kül oldu. Ölüm bir oyun değil, bir gerçeklik! Ölüm olmadan, büyücülerin yaptıklarında hiçbir erk olmayacaktır. Ölüm size bizzat eşlik eder, onu isteyin ya da istemeyin. Öğretilerde geçen başka konuları bir kenara atacak kadar küçümseyici olabilirsiniz ama kendi sonunuzla dalga geçemezsiniz, çünkü o karar erkinizin ötesindedir ve acımasızdır.

Yazgının konvoyu hepimizi yanında götürecek ayrımsız. Yine de iki tür yolcu vardır; hayatlarının her bir ayrıntısını incelttikleri için bütünsellikleriyle yola çıkabilen savaşçılar ve sıkıcı, yaratımsız varoluşlarıyla, biricik umudunu kendi basmakalıplarının tekrarı içinde bulan sıradan, ölüm bugün de gelse otuz yıl sonra da gelse, farklı hiçbir sonu olmayacak insanlar. Hepimiz buradayız, sonsuzluk rıhtımında bekliyoruz, ama herkes bunun bilincinde değil. Ölüm bilinci büyük bir sanattır. Bir savaşçının rutinlerine son verdiği an, artık tek başına olmayı ya da eşlik ediliyor olmayı

önemsemediği zamandır zira tinin sessizliğinin mırıltısını dinlemiştir; öyleyse gerçekten onun öldüğünü söyleyebiliriz. O saatten sonra, hayatın en basit şeyi bile onun için olağanüstü olur.

Bir büyücünün yaşamayı yeniden öğrenmesi işte böyle olur. Sonuncuymuşçasına her anın tadını çıkarır. Doyumsuzluk hissederek boşu boşuna çaba harcamaz ve enerjisini israf etmez. Dünyanın gizlerini düşünmek için yaşlanmayı beklemez. İlerler, keşfeder, tanır ve büyülenir.

Bilinmeyen için yol açmak istiyorsanız, kişisel sönüşünüzün bilincine varmalısınız. Yazgınızı kaçınılmaz bir olgu olarak kabul edin. Bu duyguyu arılaştırın, hayatta olma olgusunun inanılmaz yükümlülüğünü üstlenin. Ölüme dilenmeyin; teslim olanlara karşı lütufkâr değildir o. Onu tanımak için bu dünyaya gelmiş olduğunuzun bilincini yardıma çağırın. Ona meydan okuyun, ne yaparsanız yapın, onu yenecek en küçük şansınızın olmadığını biliyor olmanıza rağmen. O, savaşçıya karşı nazik olduğu kadar sıradan insana da acımasızdır."

Okuma sonrası, Carlos bizlere yapılacak bir alıştırma verdi.

“Tüm sevdiklerinizin ya da sizin için önemli olan herkesin dökümünü yapın. İçlerinden her biri için hissettiğiniz duygunun derecesine göre onları sınıflandırdıktan sonra, onları tek tek alıp ölüm tarafına geçirin.”

Kasvetli bir fısıltı odayı baştan başa dolaştı. Yatıştırıcı bir jestle Carlos ekledi:

“Çok korkmayın! Ölümde hortlakça hiçbir şey yok. Tüyler ürpertici olan kararlılıkla göğüsleyemediklerimizdir.

Alıştırmayı gece yarısına doğru yapmalısınız, birleşim noktasının sabitliği gevşerken ve siz hortlaklara inanmaya daha hazırken. Bu çok basit; sevgili varlıklarınızı kaçınılmaz sonları içinde kafanızda canlandıracaksınız. Ne zaman ya da nasıl öleceklerini düşünmeyin. Yalınlıkla onların bir gün artık burada olmayacaklarının bilincine varın. Teker teker gidecekler, hangi sırada gideceklerini ancak Tanrı bilir, sizin herhangi birini sakınma çabanızın bir önemi yok.

Onları bu biçimde kafamızda canlandırmak onlara hiçbir zarar vermez; tersine, onları doğru bir bakış açısına göre görürsünüz. Ölümün odaklanma noktası muazzamdır; hayata gerçek değerini geri kazandırır.”



Sessizbilgi Listele - - - - - Yeni Siteye Dön