Sessiz Bilgi » Genel

Alıntılar

(208 mesaj(lar))
  1. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••"senin erkin mi, don Juan?"
    "Benim erkimdi, diyebilirsin herhal, ama bu pek doğru olmaz. Erk hiçbi kimseye ait değildir. Kimilerimiz onu devşirebilir, o zaman dolaysızcasına başka birisine aktarılabilir. Bak anlatayım, biriktirilmiş erkin gizi öyledir ki, o yalnızca başka bir kimsenin erk biriktirmesine yardımcı olmak amacıyla kullanılabilir."
    Don Juan'a kendisindeki erkin sadece başkalarına yardım etmek amacıyla sınırlı olduğunu mu anlatmak istediğini sordum. Don Juan sabırlılıkla kişisel erkini istediği şekilde kullanabileceğini, onunla canı ne isterse yapabileceğini, ama onu dolaysızcasına bir başka kimseye aktarmaya gelince, o kimse onu kendi kişisel erk arayışında kullanmadıkça hiçbir işe yaramayacağını anlattı.

    ••Bir tümceyi ezberlememi ister gibi 3 4 kez yineledi. Şuydu o tümce: "Bi savaşçı, kişisel erki ister küçük ister muazzam olsun, ona güvendiği takdirde kusursuzdur." (ixtlan,14.bölüm)

    ••erkin anahtarı, nasıl yapıldığını bildiğimiz bir şeyi yapmamaktır. (ixtlan 14.bölüm)

    ••kişisel erk biriktirmek amacıyla atılacak 1. adım bedenin yapmamasını sağlama.

    4 yıl önce #
  2. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••Görmeye anca, insanın yapmama yöntemiyle dünyayı durdurmasından sonra erişilebilir.

    ••Kayanın ne olduğunu anlamak için kayaya bakmak, yapmadır.; ama onun gölgesine bakmak da, yapmamadır.

    ••bi bilgi adamı, gölgesine bakarak insanların en gizli duygularını bilebilir.”
    “Hareket eder mi gölgeler?” diye sordum.
    “Devindiklerini ya da dünyanın çizgilerinin onların içinde gösterildiğini söyleyebiliriz.”
    “Ama gölgelerin içinden duygular nasıl çıkabilir ki, don Juan?”
    “Gölgelerin salt gölge olduklarına inanmak yapmadır,” diye açıkladı don Juan. "Dünyadaki her bi şey göründüğünden çok daha fazlasını içerdiğine göre gölgeler de herhal bi şeyler içermeli. Öyle ya, onları gölge kılan şey yalnızca bizim yapmamızdır."

    ••dinlenecek bir yer ararken insanın gözlerini odaklamadan bakması gerektiği, lâkin gölgeleri gözlemleyerek gözlerin hem şaşı bakar duruma getirilmesi, üstelik net bir imge elde edebilecek kadar odaklanması gerektiği açıklamasını yaptı. Önemli olan şey, insanın gözlerini şaşı bakar gibi yapıp bir gölgenin ötekinin üzerine getirilmesini sağlamak imiş. Don Juan bu süreçle insanın gölgelerden yayılan kimi duyguları algılayabileceğini de açıkladı.

    4 yıl önce #
  3. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••Don Juan’a o harika duyumsamamı betimledim, o da, o manzaranın içinde kaybolmak üzere olduğumu “gördüğünden” dolayı bu deneyimimi kesmek zorunda kaldığını açıkladı. O şekildeki duyular baş gösterdiğinde hepimizin kendimizden geçme eğiliminde olduğumuzu söyleyerek, kendimi o şekilde kaptırarak handıysa “yapmamayı” eski alışkanlığım olan “yapmaya” dönüştüreceğimi de ekledi. Yapmam gereken şeyin o manzaraya kendimi teslim etmeksizin bakmayı sürdürmek olduğunu söyledi; zira “yapma” da bir tür kendimi teslim etme sayılırmış.

    ••“Ama kendime o şekilde yalan söylemenin ne anlamı var, don Juan?”
    “Öyle yaparsan, başka bi yapmaya takılmış olur ve her iki yapmanın da yalan ve gerçekdışı olduğunu, kendini bunların ikisine de bağlamanın zaman israfından başka bi şey ol­madığını, gerçek olan tek şeyin içindeki ölecek olan varlık olduğunu anlarsın. O varlığa ulaşmak, özün yapmamasıdır ”

    4 yıl önce #
  4. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    • “Sen o dünyanın adamısın. Orası, o dünya, senin avlanma alanındır. Dünyamızın yapmasından kaçabilmemize olanak yoktur; onun için, bi savaşçı kendi dünyasını bi av alanına çevirir. Bi avcı olarak, bi savaşçı dünyanın kullanabilmek için yaratıldığını bilir. O nedenle, her bi şeyini kullanır dünyanın. Bi savaşçı, istediği bi şeyi alıp kullanmaktan dolayı vicdan azabı çekmez hiç, ama şu var ki bi savaşçının kendisi kullanıldığı ve kısıldığı takdirde, aldırmaz o buna, onuru kırılmış gibi de hissetmez.”

    4 yıl önce #
  5. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    “Ya sağ kalmazsam?”
    “Bi savaşçı o tür şeyleri aklına bile getirmez,” dedi don Juan. “Bi savaşçı, başka kimselerle bi eyleme geçtiğinde, stratejik yapmasını izler, bu biçimdeki bi yapmada yalnızca eylemler vardır.”
    Don Juan’a, stratejik yapmanın nasıl uygulandığını sordum.
    “İnsanın, kendisini başkalarının insafına terk etmemesiyle uygulanır,” diye yanıt verdi.

    4 yıl önce #
  6. slhak

    Editör
    Posts: 866

    offline

    rumana, alıntılara bakınca, kitapları yeni okumaya başlayan birisi gibi durmuyorsun. Buna da iz sürme denir :)

    4 yıl önce #
  7. slhak

    Editör
    Posts: 866

    offline

    “Her savaşçının kendine özgü bi rüya görmesi vardır. Her
    yöntem bi başkasından değişiktir. Hepimizin içine düştüğü bi
    tuzak var: küçük dalavereler çevirerek kendimizi bu serüven­
    den kopmaya zorlamak. Alınabilecek tek karşı önlem ise, her
    türlü engel ve umutsuzluğa karşın direncini yitirmemek.”

    Uzun bir sessizlik oldu, ardından don Juan havayı koklamaya başladı. Gören, burnunu temizliyor sanırdı; burun deliklerinden üç ya da dört kez nefes verdi, büyük bir güçle. Karın kasları çırpınmalarla kasıldı. Bunu, küçük nefes alışlarla denetledi.
    “Rüya görmeden söz etmeyeceğiz, artık,” dedi. “Takılıp kalırsın sonra buna, alimallah. Herhangi bi şeyi başarma yolunda, başarı yavaş yavaş, büyük bi güç harcayarak gelmeli ama; asla takınak ya da gerginliğe yer yok bu yolda.”

    4 yıl önce #
  8. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    alıntıları mı kasdettin yoksa bu yaptığına mı iz sürme denir slhak?

    4 yıl önce #
  9. slhak

    Editör
    Posts: 866

    offline

    Alıntı yapışını kastettim. İkinci mesajımın üstteki mesajla ilgisi yok.

    4 yıl önce #
  10. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    “Bilgi yolunda yalnızca bi savaşçı sağ kalabilir,” dedi. “Zira bi savaşçının sanatı bi insan olmanın dehşetiyle bi insan olmanın görkemini dengelemektir.”
    Sırayla, ikisine de baktım. Gözleri ışıl ışıl ve dingindi. Karşı konulmaz bir özlem dalgasını davet etmişler, ve tam ıstıraplı gözlaşlarına gark olacakları bir anda dalgaların kabarıp onları yutmasını engellemişlerdi. Bir an için gördüğümü düşündüm. İnsanların bu en yalnızını, önümde donup kalan, bir mecazın görünmeyen mendireğiyle engellenen devasa bir dalga olarak görmekteydim.
    Hüzün duygum öyle karşı koyulmaz yoğunluktaydı ki kendimi bir öforiye, aşırı sevinç duygularına kaptırdım. Kalkıp, onları kucakladım.

    4 yıl önce #
  11. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    •Don Juan, örneğin, benim gündelik dünyamı algılarımla değil de, algılarımı yorumlayışımla düzenlenmekte olduğum konusunda beni uyardı.

    4 yıl önce #
  12. slhak

    Editör
    Posts: 866

    offline

    La Gorda ardından kendi aşırı yeme şeklindeki zaafının izini nasıl sürdüğünü anlattı. Nagual ona önce alışkanlığın en büyük parçası olan çamaşır yıkama işiyle baş etmesini önermiş; zira la Gorda yıkadığı çamaşırları kapı kapı dolaşa rak teslim ederken müşterilerinin ona sundukları her şeyi mideye indirmişti. Bunun üzerine Nagual’dan, kendisine, ne yapması gerektiğini söylemesini istemiş, ama o sadece gülmüş ve ona ne yapması gerektiğini söyler söylemez onun o şeyi yapmamak için savaşıma başlayacağını söyleyerek onunla dalga geçmiş. İnsanların böyle olduklarını eklemişti; yani, ne yapmaları gerektiğini başkalarına sormaya bayılırlarmış, ama yapmaları söylenen şeylerle mücadele etmeyi ve onları yapmamaya daha çok bayılırlarmış, elbet neticede iş onlara öneride bulunan kimseden nefret etmelerine dek varırmış.

    4 yıl önce #
  13. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    •Koca bir kayanın dibinde yere oturmuş bir adam gördüm. Yüzü yandan görünüyordu. Adama doğru yürüdüm. Üç metre kala, adam başını çevirip bana baktı. Durdum—gözleri az önce görmüş olduğum suydu! Aynı uçsuz bucaksız göl büyüklüğünde, altın renkli ve siyah pırıltılı... Kafası çilek gibi sivriydi; sayısız siğil dolu derisi yeşildi. Sivriliği dışında, tıpkı bir peyote mantarına benziyordu kafası. Önünde durup öyle yüzüne baktım; gözlerimi bir türlü ondan ayarımıyordum. Gözlerinin olanca ağırlığıyla bile bile bağrımı ezmekteydi sanki. Sabah oluyordu. Dengemi yitirip yere yıkıldım. Gözlerini öteye çevirdi. Bir şeyler söylüyordu bana. Önceleri sesi hafif bir yelin yumuşak hışırtısı gibiydi. Sonra müziğe dönüştü—yumuşak hışırtıların oluşturduğu bir ezgiye... “Ne istiyorsun?” dediğini anlamıştım— anlamış da değil, “bilmiştim”.
    Önünde diz çöküp hayatımı anlattım ona, ağladım. Gene baktı bana. Gözlerinin beni çektiğini hissediyordum; bu anın benim ölüm anım olacağını sandım. Yanına gideyim diye el etti. Önüne doğru bir adım atarken sallanmaya başladım. Ben ona yaklaşınca, o gözlerini ötelere çeviriyor ve bana elinin tersini gösteriyordu. Ezgi, “Bak!” dedi. Elinin ortasında yuvarlak bir delik vardı. Ezgi, gene, “Bak!” dedi. Deliğe baktım. Kendimi gördüm. Çok yaşlı ve güçsüzdüm; kamburlaşmıştım, çevremi saran kıvılcımlar arasında koşup duruyordum. Sonra kıvılcımlardan üçü bana çarptı. İkisi başıma, biri omzuma... Delikteki imgem bir an için dimdik olasıya dek dikildi, sonra delikle birlikte kayboluverdi.
    Mescalito gözlerini gene bana çevirdi. Öyle yakınımdaydı ki gözleri... O gece birçok kez işittiğim o yabansı sesle hafif hafif gümbürdüyorlardı! Sonra gittikçe dinginleştiler ve altın sarısı, siyah ışıltılar saçan bir gölcük gibi sessizleştiler.
    Gözlerini bir kez daha ötelere çevirip bir çekirge zıplayışıyla yirmi metre kadar gitti. Gene zıpladı; bir daha, bir daha... Ve gözden kayboldu.

    •“Nasıl olur gerçekçi bir yaşam?”
    “Özenle yaşanan bi yaşam; iyi, güçlü bi yaşam.”

    •bu yolda yürek var mıdır? Tüm yollar özdeştir; bi yere götürmezler. Çalılıklardan geçen ya da çalılıklara götüren yollar. Diyebilirim ki kendi yaşamımda çok uzun yollardan geçtim; ama bi yere varmış değilim. Velinimetimin sorusu anlam taşıyor şimdi. Bu yolda yürek vardır, öbüründe yoktur. Birinde eğlenceli, sevinç dolu bi yolculuk yaparsın; üstünde yürüdükçe onunla bir olursun. Öbürü seni doğduğuna pişman ettirir. Biri sana güç verir, öbürü köreltir.”

    •Beni en çok, kertenkelelerin pençeleriyle avuçlarımı tırmalamalarının etkilediğini anlattım ona. O da, eğer öğrenim için gerekli kararlılık ve erekten yoksunsa, bir insanı çıldırtacak çok şeyin bulunduğunu; ama duyguların, kesin ve eğilmez amaçları olan bir insan için engel olamayacağını; çünkü böyle bir insanın duygularını denetim altında tutabileceğini söyledi.

    • Artık iyice kararmıştı hava. Önümüzdeki kayaları zor seçebiliyordum. Don Juan’ın sözlerini anımsadım: “Gün ışığı— iki dünya arasındaki o yarık!”

    4 yıl önce #
  14. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    •Özgürdüm artık; olağanüstü bir hafiflik ve hızla suda, havada dolaşıp duruyordum. Bir yılanbalığı gibi yüzüyor, istersem yukarıya istersem aşağıya doğru süzülüyordum. Çevremi soğuk bir yelin sardığını farkettim; yüzen bir tüy gibi dalgalara bıraktım kendimi—ileri geri, aşağılara, aşağılara, aşağılara.

    4 yıl önce #
  15. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    •“Yani, don Juan, benim söylemek istediğim şey şu: kendimi kalın zincirlerle bir kayaya bağlasaydım, gene de uçmuş olurdum. Çünkü bedenimle bir ilintisi yok bu uçuşun. Değil mi?”
    Don Juan şaşkınlıkla baktı bana. “Kendini kayaya bağlarsan,” dedi, “korkarım, kaya zincir ne varsa kucaklar, öyle uçarsın.”

    4 yıl önce #
  16. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••“Gerçek bi karga olmayı öğrenmek için uzun bi süre geçmesi gerekir”, dedi. “Ama değişmiş değilsin; bi insan olman da değişmiş değil. Başka bi şey oldu.”
    “Neymiş bu başka şey, lütfen söyler misin?”
    “Ola ki artık sen kendin de bilmektesin bunu! Delirmekten ya da bedenini yitirmekten o denli korkmamış olsaydın, bu görkemli gizi anlamış olacaktın. Ama, ne dediğimi anlaman için belki de korkunu yenene dek beklemen daha iyi olur.”

    4 yıl önce #
  17. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    •“Bi yolda yürek bulunmadığını nasıl anlarız, don Juan?”
    “Herkes bilir bunu. Ama ne yazık ki kimse sormaz bu soruyu. Yürek taşımayan bi yola girdiğini eninde sonunda anlar insan; ama artık o yol o insanı öldürmeye hazırdır. O noktadan sonra durmak, durumu değerlendirip o yolu bırakmak pek az kişinin gerçekleştirebileceği bi şeydir.”
    “Sorumu ne biçimde soracağımı bi türlü bilemiyorum, don Juan.”
    “Sor gitsin.”
    “Demem şu ki, kendi kendime yalan söylemememin bir yöntemi var mıdır? Yani yanıtı gerçekten hayır olan bir soruya evet dememi nasıl önleyebilirim?”
    “Ne diye yalan söyleyecekmişsin ki?”
    “E, bir yol insana eğlenceli, zevkli gelebilir. O zaman...”
    “Saçma bi şey bu. Yüreği olmayan yol nasıl zevkli olur ki? Öyle bi yolu tutmak bile zorluklarla doludur. Oysa yürek taşıyan bi yola girmek kolayca yapılıveren bi şeydir. Onu sevmeye çalışmak söz konusu olamaz.”

    ••“Bi yol seçmek için insan korkulardan, açgözlülükten arınmış olmalıdır. Ne var ki, duman, korkuyla; şeytan otu da tutkuyla kör ediyor adamı,” dedi don Juan.
    Bir kimsenin bir yol araması için bile tutkuya gerek bulunduğunu ileri sürdüm. İnsanın tutkulardan arınmış olması düşüncesine katılamayacağımı, öğrenmek için tutkuya gerek bulunduğuna inandığımı söyledim.
    “Öğrenme isteğine tutku denmemelidir,” dedi don Juan. “Öğrenme isteği insanın doğal bi davranışıdır; ama şeytan otuna sarılmak, erk aramak demektir. İşte bu da tutku olur. Çünkü ulaşmak istediğin şey bilgi değildir. Şeytan otunun gözlerini bağlamasına olur verme. Zaten şu anda kancasını takmış bulunuyor sana. İnsanları ayartıp, onlara bi tür erklilik duygusu verir; olağan kişilerin yapamayacağı şeyleri yapabilirmiş duygusuna kaptırır onları. Ama bi tuzaktır bu. Çok geçmeden bakmışsın, yüreksiz yol adama ters düşmüştür, onu yıkıvermiştir. Artık ölmüş sayılır o kimse—ölümü aramak ise hiçbi şeyi aramamakla birdir.”

    4 yıl önce #
  18. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    Bir savaşçının yaşamındaki başka bir gereksinme de korku duygusunun yaşanması ve dikkatlice değerlendirilmesi olmaktadır. Aranan nitelik, korkuya karşın kişinin kendi edimlerini yerine getirmeyi sürdürmesi olmaktadır. Korkunun yenilmesi gerektiğine, ve bir bilgi adamının yaşamında, korkunun artık onu tedirgin edemeyeceği bir günün geleceğine inanılır. Şu var ki, kişi başlangıçta korktuğunun bilincinde olmalıdır, ve bu duyguyu layıkıyla değerlendirmelidir. Don Juan, bir insanın korkuya ancak onu yüreklilikle karşılayarak yenebileceğini söylemektedir.

    4 yıl önce #
  19. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••“Dost, duman içinde değildir,” dedi. “Duman seni dostun bulunduğu yere götürür. Dostla birleştiğinde, artık dumanı kullanmana gerek kalmaz. O anda başlayarak, istediğin zaman dostunu çağırır, ona istediğini yaptırtabilirsin.
    “İyi ya da kötü değildir dostlar; büyücüler onları uygun buldukları her amaç için kullanabilirler. Dost olarak dumancığı yeğlememin nedeni, onun benden pek fazla bi şey istememesidir. Oynak değildir duman, dürüsttür.”
    “Bir dost sana nasıl görünüyor, don Juan? Örneğin, o, üç kişi bana sıradan insanlar gibi görünmüştü; sana nasıl görünürlerdi onlar?”
    “Bana da insan gibi görünürlerdi.”
    “E, o zaman gerçek insanlardan nasıl ayırt edebilirdin onları?”
    “Gerçek insanları görünce, saydam yumurtalara benzerler. İnsandışı varlıklar da hep insan gibi görünürler. Bi dostu göremezsin dediğim zaman, bunu demek istemiştim. Dostlar bi çok kılıklara girerler. Köpek, çakal, kuş kılığına, horozibiği çiçeği kılığına, her kılığa girerler. Tek ayrım şudur ki, onları gördüğünde tıpkı görünmeyi tasladıkları şey gibi görünürler. Gördüğün zaman, her şey kendisine özgü biçimini alır. Tıpkı insanların yumurtaya, öbür şeylerin başka şeylere benzediği gibi; ama, dostlar, yalnızca resmettikleri biçimde görülebilir. Zaten gözü aldatan da bu biçimler olur ya! Ama, bizim gözümüzü... Köpekler hiç aldanmaz, kargalar da...”
    (bir başka gerçeklik 2.bölüm)

    4 yıl önce #
  20. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••“Nasıl görünür bir dost bir çakala?”
    “Bunu bilmek için çakal olman gerekir. Ne var, kargalara külah gibi göründüğünü biliyorum. Alt yanı yuvarlak ve geniş, tepesi sivri bi külah. Kimileri parlaktır, ama çoğu mat olur; çok ağırmış gibi görünürler. Islak paçavradan yapılmış gibidirler. Olayları önceden haber veren biçimdedirler.”
    (bir başka gerçeklik 2.bölüm)

    4 yıl önce #
  21. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••Don Juan, insanların toplu halde bulunduğu yerlerde dolaşmayı çok sevdiğini söyleyerek konuşmasını sürdürdü. Devinmekte olan binlerce yumurtayı andıran yaratık arasında, insan kılıklı birini nasıl görüverdiğini anlattı.
    Sonra gülerek, “Çok hoş bi şeydir bu,” diye ekledi, “benim çok hoşuma gider. Parklarda, otobüs terminallerinde oturur, bakarım gelip geçenlere. Kimi kez, hemen buluveririm bi dostu. Kimi kez de yalnızca gerçek insanlar görürüm. Bigün otobüste, yan yana oturan iki dost görmüştüm. İkisini bi ara­ da ilk kez orda görmüştüm. Başkaca da görmedim.”
    “İki dostu birden görmenin özel bir anlamı var mı?”
    “Tabii var. Zaten her yaptıkları anlamlıdır. Kimi kez brujolar, güçlerini onların edimlerinden alırlar. Bi brujonun kendi dostu olmasa bile, eğer görmeyi biliyorsa, dostların edimlerine bakarak güç kazanabilir. Velinimetim bana bunun nasıl yapıldığını öğretmişti; kendi dostumu buluşumdan önce kalabalık yerlerde dost arar; birini görür görmez de o bana bi şeyler öğretirdi. Sen üçünü bir arada gördün. O görkemli ders de boşa gitmiş oldu.”
    (bir başka gerçeklik 2.bölüm)

    4 yıl önce #
  22. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    Her şeyi düşünmeyi öğreniriz biz. Sonra da gözlerimizi, baktığımız şeylere düşündüğümüz gibi bakmaya alıştırırız. Kendimize baktığımızda, önemli olduğumuzu düşünerek yaparız bunu. Onun içindir kendimizin önemli olduğumuza inanmamız! Ne var ki, insan görmeyi öğrenice, baktığı şeyleri artık düşünemediğini çakar; baktığı şeyleri düşünemeyince de, bütün her şeyler önemlerini yitiriverirler.

    4 yıl önce #
  23. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    “Senin edimlerin de, bütün öbür insanların edimleri de genellikle çok önemliymişler gibi görünürler sana; çünkü onların önemli olduklarını düşünmeyi öğrenmişsindir de ondan.”

    4 yıl önce #
  24. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    “Bi kez görmeye başlamasın kişi, yapayalnız buluverir kendini bu dünyada; saçmalamaktan başka bi şeycikler yapamaz.”

    4 yıl önce #
  25. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    savaşçı olmak için, insanın en başta kendi ölümüne değin keskin bi bilinçlilik içinde olması koşulu var. Ama aklımızı ölüme takarsak, ilgimizi kendimizden başka bi şeye yöneltmemiz olanaksızlaşır; bu da argın (mecalsiz) kılar bizi, yorar. Öyleyse, bi savaşçı olmak için yapmamız gereken ikinci şey, yansızlıktır. O zaman, birden ölüverme düşüncesi, bi saplantı olmaktan çıkar ve seni ırgalamaz artık.

    İnsanın kendisini hiçbi şeye bağlamamasını, yeterince yansız olmasını yalnız ve yalnız ölüm fikri sağlar. Yalnız ölüm düşüncesidir ki, insanı yeterince yansız kılar ve böylece artık o insan kendisini hiçbi şeyden yoksun bırakmaz. Ne var ki, böyle birisi, hiçbi şeye tutkun değildir; çünkü yaşamdaki her şeye karşı olan tutkusunu sessizce yöneltebilecek duruma gelmiştir. Ölümün, sezdirmeden yaklaştığını bilmektedir, ve hiçbi şeye takılacak, saplanacak vakti olmadığını çok iyi kavramıştır. O da ne yapar? Hiçbi şeye tutulmadan her şeyi dener durur.

    Ölümü durdurmanın olanaksız olduğunu bilen bi kişinin, kendisinden yana olan tek bi şeyi kalmıştır: Karar verme gücü. Yani o kişi neyi seçeceğini çok iyi bilmek zorundadır. Bi seçim yaptıktan sonra da, tek sorumlunun kendisi olduğunu ve acınacak, yerinecek zaman kalmadığını bilir. Kararları kesindir; çünkü, ölümü, ona herhangi bi şeye tutulup oyalanacak zamanı vermez.

    İşte böylece, bi savaşçı, ölümün bilinciyle, ve yansızlığıyla ve kararlılığının verdiği güçle tüm eylemlerini belirli bi noktaya yönelterek yaşamını düzenler. Ölümün bilinci, onu yansız kılar ve tutkularını dingincesine yöneltmesine neden olur. En son verdiği kararlar, yerinmesine gerek kalmadan seçim yapabilmesine yol açarlar; ve yaptığı seçimler yaşam düzeni açısından en yerinde seçimlerdir. İşte böylece, savaşçı, her yaptığı işi tat ala ala ve büyük bir etkinlikte yürütür.

    Bi insan bu biçimde davranabiliyorsa, artık ona bi savaşçı diyebiliriz, sabırlı olmayı öğrenmiş diyebiliriz.

    Sabırlılığı öğrenen bi savaşçı, artık istence yönelmiştir. Nasıl beklenileceğini bilir. Ölümü, yanıbaşında oturmuş beklemektedir-iki arkadaştırlar sanki. Ölümü, ona, gizemli biçimlerde neleri seçmesi gerektiğini, eylemlerini bi noktada toplaştırarak düzenli bi yaşamı nasıl sürdürebileceğini önerip durmaktadır. Ve bekler savaşçı! Bi savaşçının acele etmeden öğrendiğini söyleyebilirim; çünkü, istencini beklediğini bilmektedir o. Ve bi gün gelir, olağan durumlarda yapılmasına olanak bulunmayan bi şeyi yapıverir. Bu olağandışı, başarısından haberi bile yoktur kimi kez. Ne var ki, bu yapılamaz işleri yapıp durdukça ya da başına olağandışı işler gele gele, bi tür gücün ortaya çıkmakta olduğunu çakıverir. Bilgi yolunda ilerledikçe, gövdesinden yayılan bi güç... Önceleri, karnı karıncalanılmış gibi gelir ona; ya da bi türlü dinmeyen bir yanma duygusu... Çok geçmeden bir ağrıya, bi tedirginliğe dönüşür bu. Kimi kez bu ağrı, bu tedirginlik öylesine çoğalır ki, aylarca çaresizlik içinde çırpınır, kıvranır savaşçı. Ne denli çok olursa bu çırpmış, o denli yararlı olur onun için. Büyük acılar, ulu bi gücü muştular.

    Kıvranışlar bitince, savaşçı her şeye karşı yabansı duygular içinde bulunduğunu görür. Gövdesinden, göbeğinin hemen altında ya da hemen üstündeki bi yerden fışkıran bi duyguyla istediği her şeye gerçekten dokunabildiğini bulgular. İşte, istençtir bu duygu. Ve savaşçı onunla tutmayı becerince, artık o savaşçıya büyücü oldu denir-istencine kavuşmuş denir.

    Bir büyücünün ağrılar içinde kıvranmak zorunda kalması konusu beni epey tasalandırıyordu; ama, benim de böyle bir aşamadan geçip geçmeyeceğimi sormaya sıkılıyordum. Uzun bir sessizlik sonra, dayanamayıp sordum. Don Juan bu soruyu beklermişçesine, kıs kıs güldü. İlle de ağrı çekilecek diye bir şey bulunmadığını; örneğin, kendisinin ağrı sızı falan duymadığını, istencinin birden ortaya çıkıverdiğini söyledi.

    Don Juan, “Velinimetim büyük güçlere egemen bi büyücüydü,” diye sürdürdü. “Sapına kadar savaşçıydı o. En görkemli başarısı da işte bu istenciydi. Ama onu da aşmak olasıdır-görmeyi öğrenerek... Görmeyi öğrenen kişinin savaşçı gibi yaşamaya, büyücü olmaya kalmaz bi gereksinmesi. İnsan bi kez görmeyi öğrendi mi, hiçbi şey olmadan her şey olmuş sayılır. Yani, yok olmuş demektir, ama gene de ortadadır. Ben derim ki, insan istediği her şeyi olabilir, istediğini elde edebilir o zaman. Ne ki, bi şeycik istemez o; ve öbür insanlarla oyuncak gibi oynamak yerine, onları kendi saçmalıklarının ortasında karşılar. Tek fark şudur ki, görebilen bir adam kendi saçmalıklarını bile bile yapmaktadır; oysa çevresindekiler öyle yapmazlar. Görebilen bir adamın artık pek etkin bir ilintisi kalmamıştır çevresindekilerle. Görme olayı, onu o ana dek bildiği her şeye karşı bütünüyle yansızlaştırmış, umursamazlaştırmıştır.”

    Arı yaşam sürdürenler içindir görmek. Ruhunu şimdi tavla ki, bi savaşçı olasın; görmeyi öğrenesin. O zaman anlayacaksın önüne serilecek yeni âlemlerin sonu gelmeyeceğini.

    4 yıl önce #
  26. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••‘görme’, büyücülük değildir. Ama hep karıştırırlar bu iki şeyi. Çünkü gören bi kimse, çok geçmeden bi dostu kullanmayı öğrenir ve büyücü olur. Oysa, ‘görme’yi hiç öğrenmeden de insanın, kimi uygulayımları öğrendikten sonra bi dosta egemen olması ve böylece büyücü duruma gelmesi olasıdır.
    “Üstelik ‘görme’, büyücülüğe ters düşer. Çünkü ‘gören’ kişi, her şeyin önemsizliğini kavramıştır.”
    “Neyin önemsizliğini yani?”
    “Her şeyin önemsizliğini.”

    4 yıl önce #
  27. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    “Bi savaşçı, kendi kendisine konuşmayı keser kesmez, dünyanın değişeceğini bilir,” dedi, “ve kendisini o ‘muazzam sarsıntı’ya hazırlanması gerekir.”
    “Bu ne demek, don Juan?”
    “Biz kendi kendimize, dünya şöyledir-böyledir ya da öyledir-şöyledir deyip durduğumuz için dünyayı o biçimlerde tanımış oluruz. Kendi kendimize, dünya öyledir-şöyledir demeyi bi durdurursak, dünya da öyle-şöyle olmaktan çıkıverecektir. Ama senin henüz öylesine muazzam bi sarsıntıya hazır olduğunu hiç sanmıyorum. O yüzden yavaş yavaş bozman, çözmen gerekir o kurduğun dünyayı.”
    “Söylediklerini pek anlamış değilim.”
    “Senin sorunun şu ki, insanların yaptığı şeyler, bizi çepeçevre saran güçlere karşı birer kalkandırlar. Bizlerin insan olarak yaptığımız bu şeyler bize rahatlık verir, güven duymamızı sağlar. İnsanların yaptığı bu şeyler doğrudur ve çok önemlidir; ama yalnızca kalkan olarak... Ne yazık ki insanlar olarak yaptığımız bu şeylerin kalkandan başka bi şey olmadığını hiç öğrenemeyiz ve bunların yaşamımıza egemen olarak yaşamımızı yıkmalarına göz yumarız. Hatta diyebilirim ki insanlığa göre, insanların yaptıkları bu şeyler dünyanın kendisinden bile daha büyüktür ve daha önemlidir.”
    “Nedir dünya dediğin şey?”
    Don Juan ayağıyla yere sertçe vurarak, “İşte burda kapsanan her şey, dünyadır,” dedi. “Yaşam, ölüm, insanlar, dostlar, bizi kuşatan ne varsa, her şey. Kavranılamaz bi şeydir dünya. Onu anlamamız olanaksızdır. Hiçbi zaman açıklayamayacağız onun gizlerini. Biz de öyle bakmalıyız ona, salt bi giz diye!”
    “Ne ki, sıradan bi kimse öyle düşünmez. Dünya bi giz olmamıştır onun için, hiç. Ve yaşlanınca da, artık yaşamasına bi neden kalmadığını sanır. Yaşlı bi kimse için dünya tükenmiş değildir. Yalnızca insanların yaptığı şeyler tükenmiştir. Ama kafası öyle karışmıştır ki sersemce, dünyada kendisi için başka bi giz kalmadığını sanır. O kalkanlar karşılığında ödenen iğrenç bi bedeldir bu!
    “Bi savaşçı bu koşulları bildiğinden, her şeye hakkını vermeyi öğrenir. İnsanların yaptığı şeyler hiçbi durumda dünyadan daha önemli olamazlar. Ve bunu bilen bi savaşçı da dünyayı sonsuz bi giz kaynağı, ve insanların yaptığı şeyleri de sonsuz bi saçmalık diye ele alır.”

    4 yıl önce #
  28. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    ••••Eğer yeterince erkimiz varsa, bize edilen tek bi söz bile yaşamımızın akışını değiştirmeye yeter. Ne var, yeterince kişisel erkimiz yoksa bilgeliğin en görkemli parçası bile bi gıdam fark etmez.

    4 yıl önce #
  29. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    •••Ardından, gizli bir şey söyleyecekmiş gibi, sesini alçalttı.
    “Belki de dile getirilebilecek en büyük bilgi parçasını söyleyeceğim sana,” dedi. “Görelim, bakalım, ne yapacaksın bununla. Tam şu anda, çevrenin sonsuzlukla kaplı olduğunu, üstelik eğer çok istersen, bu sonsuzluğu kullanabileceğini biliyor musun?”
    Gözlerinin belirsiz devinimleriyle beni yanıt vermeye yönelttiği uzunca bir sessizliğin ardından, söylediklerinden bir şey anlamadığımı belirttim.
    “Orada! Sonsuzluk orada!” dedi, ufku imlerken. Ardından göğün doruğunu imledi. “Ya da orada, belki de sonsuzluk şöyle bi şey." Doğuyu ve batıyı imlemek amacıyla her iki elini de uzattı.
    Birbirimize baktık. Gözlerinde bir soru ifadesi vardı.
    “Buna ne dersin?” diye sordu, beni sözleri üzerinde düşünmeye yönelterek.
    Ne diyeceğimi bilemedim.
    “Kendini, imlediğim yönlere doğru sonsuza dek uzatabileceğini biliyor muydun?” diye sürdürdü. “Tek bi anın sonsuzluk olabileceğini biliyor muydun? Bu bi bilmece değil, bi gerçek, buna, yalnızca o ana binip, özünün bütünselliğini herhangi bi yöne doğru taşımada kullanabilirsen, eğer.”
    Bana baktı.
    “Daha önce bu bilgi yoktu sende,” dedi, gülümseyerek, “Şimdi var. Bunu sana açıkladım, ama bi nebze değişiklik olmadı sende, çünkü açıklamamı kullanacak yeterince kişisel erkin yok. Olaydı, yalnızca şu sözlerimin aracılığı bile, özünün bütünselliğini yakalayıp, en önemli parçasını sınırları içinden çekip almana yeterdi.”
    Yanıma gelip, parmaklarıyla göğsüme vurdu; çok hafif bir dokunuştu, bu.
    “İşte, sözünü ettiğim sınırlar bunlar,” dedi. “İnsan bunların içinden çıkabilir. Biz burada saklı bi duyguyuz; bi bilinçliliğiz.”•••

    4 yıl önce #
  30. rumana

    Editör
    Posts: 832

    offline

    bi savaşçı içsel söyleşisini kestiği anda zihnindeki bi imgeyi bilerek tutup, konusunu seçer. Başka bi deyişle, bi süre boyunca kendisiyle konuşmamayı becerebilir; ardından rüya görmede karşılaşmak istediği şeyi imge ya da konu olarak bi an boyunca bile olsa zihninde tutabilirse, istenen konuyu yakalar.

    4 yıl önce #

Bu konu için RSS beslemesi

Cevapla »

5,724 posts in 861 topics over 110 months by 143 of 1,252 members. Son Uyeler: giriftar, Theoo, Y.E., Yunus-E., Sanchez