Sessiz Bilgi » Genel

Şizofreni ve Şamanizm / Terence McKenna

(2 mesaj(lar))
  1. peyote

    Editör
    Posts: 167

    offline

    "Şizofreni, bir sürü anlamadığımız zihinsel davranış biçimini karmakarışık bir şekilde torbalayan bir terimdir yalnızca. 19. yüzyılda, melankoli denilen, günümüzde bipolar depresyon (iki uçlu duygulanım bozukluğu) ya da başka bir takım tanılar anlamına gelebilecek bir terim bulunmaktaydı, ama, bütün üzüntü, mutsuzluk, uyumsuzluk, vs. halleri melankoli tabiri üzerine yığılmış durumdaydı.

    "Şu anda şizofreni de buna benzer bir halde. Yıllar önce deneyimlediğim bir anımı hatırlayabiliyorum, Kaliforniya Üniversitesindeki Tommen(?) kütüphanesindeydim, --ki burası bir psiko-kütüphaneydi--, bir ilaç ya da başka bir şey hakkında araştırma yapıyordum. Öylesine gördüğüm bir kitabı raftan aldım. Şizofreni hakkında bir kitaptı ve şöyle diyordu: Tipik bir şizofren alacakaranlık bir hayal gücünün dünyasında yaşar, toplum karşısında marjinal bir konumdadır, düzenli bir iş tutturmayı beceremez; bu tip insanlar uçlarda yaşarlar, kendi kendilerine yarattıkları değer yargıları sisteminde sürüklenmekten memnundurlar--,"
    (salondan gülüşmeler gelir)

    "İşte bu! Gördünüz mü! Neymiş anladım!"
    "Bizim Şamanizm geleneğimiz yok. Böylesi zihinsel dünyalara yolculuk etme geleneğimiz yok. Delilikten ödümüz kopuyor. Ondan korkuyoruz, Batı Düşüncesi iskambil kağıtlarından yapılma bir ev çünkü, ve iskambilden evi inşa edenler bunu biliyorlar. Delilikten ölesiye korkuyorlar.

    "Bir keresinde Tim Leary demişti ki, --ya da şöyle diyelim, bu cümleyi kendinden alıntıladığımı belirttikten sonra o bana asla böyle bir cümle kurmadığını söylemişti, ama herkim söylediyse harika bir ifadeydi bu--, neyse, bir keresinde biri demişti ki, 'LSD psikedelik bir maddedir, bu madde bazı durumlarda onu kullanmayan insanlarda psikotik(delice) davranış biçimlerine sebep olmaktadır', ya?"
    (Gülüşmeler)

    "...Ve sizle iddiaya girerim ki, LSD almayıp yalnızca hakkında düşündükleri için delice davranış biçimleri sergileyen insanların sayısı, onu şimdiye kadar kullanıp da sergileyenlerinkinden fazladır. Kesinlikle böyle, kendi ailemde, sadece LSD'nin var olduğu gerçeğinden ötürü psikozlara giren ebeveynlerimi izlenimlemiştim. Asla kullanmayacakları bir şeydi... Akıl konusunda büyük bir fobi yaşanmakta. Batılı aklı, düşüncelerinin dayandığı temel ilkeler sorgulandığında huysuzlaşıyor, bu anlamda toplumda ayrıştırılan alandaysa tedavi edilmemiş akıl hastaları bulunuyor(?). Uzlaşamıyoruz bu konuda çünkü. Şaman denilen, şizofrenle aynı okyanusta yüzen kişidir. Ama şaman, binlerce ve binlerce yıllık tasdiklenmiş teknik ve geleneğe sahiptir üzerinde durabileceği. Geleneksel bir toplumda eğer 'Şizofren Eğilimler' sergilerseniz, sürüden çekilirsiniz, ve usta şamanların ilgisine tabi tutulur, koruması altına alınırsınız. Size özel olduğunuz söylenir, toplumunuzun refahında meziyetleriniz merkezi önemdedir; siz iyileştireceksinizdir diğerlerini, kehanetlerde bulunacaksınızdır, alınması gereken en önemli kararlarda toplumunuza siz kılavuzluk edeceksinizdir.

    "Bunu toplumlarımızda şizofren davranışlarda bulunan insanlara söylenenlerle kıyaslayın bir, şöyle demezler mi: 'Uyum sağlayamıyorsun. Sorun olmaya başladın. Daha kendi ağırlığını taşıyamıyorsun. Bizle aynı kefeye konamazsın. Hastasın. Hastaneye yatman gerek. Kilit altında tutulmalısın. Mahkumlarla ve zayilerle aynı konumdasın'. Şizofreniye yönelik böylesi bir tedavi bu yüzden onu tedavi edilemez kılıyor. Farz edin ki, azıcık tuhafsınız, buna çözüm de herkesin ciddi ciddi deli olduğu bir yere sizi alıp koyarak üzerinize kapıyı kilitlemek olsun. Bu kimi deliye çevirmezdi ki zaten! Eğer daha önce akıl hastanesinde bulunmuşsanız, oranın sizi delirtmek ve öyle tutmak adına hesaplanmış bir yer olduğunu biliyorsunuzdur.

    "İlkel ya da geleneksel bir toplumda böyle bir durum asla gerçekleşmezdi. Bir kitap yazdım --şimdi toparlama kısmına gelelim çünkü süremizi aştık--, Arkaik Diriliş adında bir kitap yazdım, burada bulunan bazılarınız için de imzalamıştım. Oradaki fikir, dizginlenmemiş rasyonalizmin, erkek egemenliğinin, yalnızca şeylerin görünen yüzeyine ilgimizi yönlendirmiş, uygulanabilirlik ve kar hanesi odaklı bir yol tutturduğumuz için hastalanmış olduğumuzdu. Çok ama çok hastalandık. Ve hastalandığını hisseden her bünye gibi, beden-politikası hastalık durumunu atlatmak üzere anti-bedenler veya stratejiler üretmeye başlar. Ki, yirminci yüzyıl, kendini iyileştirmeye yönelik büyük bir gayrettir.

    Birbirinden öylesine farklı olaylar: sürrealizm, body-piercing, psikedelik madde kullanımı, cinsel ilişkilerde aşırılık ve gelişigüzellik, caz, deneysel dans, rave kültürü, dövme vs. gibi... Listenin sonu gelmez. Peki bu kadar şeyin ortak noktası nedir? Hepsi de tekdüze değerlerin farklı tarzlarda reddedilişini temsil etmekte. Toplum kendini arkaik bir diriliş yoluyla tedavi etmeye çalışıyor, ilkel değerlere geri dönme yoluyla. Cinsel tutarsızlık gösteren, veya kendilerini ürkütücü hale sokan, veya eti fazlaca teşhir eden, veya senkoplu müziklerle dans eden, veya kafayı yapan, veya sıradan cinsel ahlak kodlarını hiçe sayan birilerini gördüğümde alkışlarım, tüm bunları. Beden tarafından duyumsanana geri dönmenin bir itkisidir çünkü bu, özgün olana, kadim olana. Dahası, bu arkaik itkileri alıp irdelediğinizde, işte bu itkilerin tam göbeğinde duyumsamanın büyülü yetkinliğindeki bir dünyaya geri dönme arzusu yatar. Bu itkinin merkezindeki şamandır. Kafayı bulmuş olan. Bitkilerle hallenmiş. Yol gösterici ruhlarla konuşan. Ay ışığında dans eden, bilinçli, yaşayan gizemden dünyasına hayat veren ve ona başvuran.

    Dünya böyle bir şeydir. Sosyologlar ve bilim adamları için çözülmemiş bir problem değildir dünya. Dünya yaşayan bir gizemdir. Doğumumuz, ölümümüz, anda oluşumuz, bunlardır gizemler. Kişisel keşfin hayal edilemez manzaralarına, kendine yeterliğe ve insani girişimlere karşı umut beslemeye doğru açılan kapılardır bunlar. Kültürümüz bu algıyı katletti, aldı bizden, dandik ürünlerin daha da dandik ideallerin tüketicisi yaptı bizi. Bundan uzaklaşmamız hayati, ve uzaklaşmanın yolu kendine özgü bedensel deneyime geri dönmekten geçiyor. Bu da şu demek oluyor, kendimizi cinsel anlamda güçlendirmeliyiz, demek oluyor ki kafayı bulmayız, zihni kişisel ve sosyal dönüşüm için bir araç gibi kullanarak keşfe çıkmalıyız.

    Saat geç oldu. Zaman doluyor. Topu elimizden düşürürsek, bedelini ağır ödeyeceğiz. Bizler milyonlarca ve milyonlarca yıldır başarıyla yaşanmış hayatların ve doğal dünyada değişen koşullara başarıyla uyum sağlayabilmiş olanların mirasçılarıyız. Bu mücadele bize geçmiş durumda, yaşayanlar ve henüz doğmayı bekleyenler ayaklarını basabilecekleri bir zemin, altında yürüyebilecekleri bir gökyüzü bulabilsinler diye.

    İşte psikedelik deneyim denilen şey de bunun hakkındadır: umursamaktır, geçmişi onurlandıran, gezegeni onurlandıran, insanın hayal gücünün kudretini onurlandıran bir geleceğe destek verip onu inşa etmektir. Hayal gücü kadar kendini ve gezegeni dönüştürmeye yetkin hiçbir şey yoktur başka.

    Anında satıvermeyelim. Kendimizi ahmakça ideolojilere pazarlamayalım. Kontrolümüzü aramızdaki en düşüklere bırakıvermeyelim. Yerine, deyim yerindeyse, güneşteki yerinizi talep edin ve dosdoğru ışığa gidin. Araçlar orada, yol belli; sadece yapmanız gereken steril ve ölmüş bir kültüre sırtınızı dönmek, yaşayan dünyanın programına girmek ve hayal gücünü yeniden güçlendirmek..."

    ---
    Meraklısına Terence McKenna'nın konuşması...
    https://soundcloud.com/dreaminginthevoid/terence-mckenna-schizophrenia

    1 yıl önce #
  2. Anonim

    Kayıtlı değil

    offline

    Süper bi yazi

    1 ay önce #

Bu konu için RSS beslemesi

Cevapla

(gerekli)

Kullanılabilir etiketler: a blockquote code em strong ul ol li img iframe.
Etiketleri #etiket# örneğindeki gibi # içine alabilirsiniz.
Resim yüklemek için tıklayınız.

5,666 posts in 858 topics over 93 months by 140 of 1,062 members. Son Uyeler: Kali, hortlak, busra, Erikson, elektroink