Sessiz Bilgi » Genel

Taisha Abelar Röportaj

(5 mesaj(lar))
  1. sonsuz

    Sorumlu
    Posts: 714

    offline

    Uzun yıllar önce Carlos Castaneda, Amerikan ilkel ruhani bilgisinin harikalar dünyasını ilk defa açıkladığında pek çok kişi büyük öneme sahip bir geleneğin kendini dünyaya göstermeye başlamış olduğunu farketti. Yıllar boyunca Castaneda, Toltec’lerin o büyüleyici dünya görüşünü, Avrupalı kolonilerin getirdiği yıkımdan hayatta kalmayı başarmış yeni görücüler tarafından bir spiritüel sanat çalışması olarak yeniden şekillendirilip geliştirilmiş haliyle anlatmaya devam etti.
    Yeni çıkan Büyü Geçişleri (Viking Arcana) kitabının yazarı Taisha Abelar da “rüyacı”nın dünyasını dengelemek için “iz sürücü” olarak seçilen yeni görücülerden biri [Bkz. Dimensions Şubat '92, "rüyacı" Florinda Donner ile söyleşi]. Tin’in bu yeni ve içten yolunun ortaya çıkışına tanıklık etmek bizim için büyük bir keyif.
    Alexander Blair-Ewart: Uslamlamayı, mantığı ve zihnin doğal fonksiyonlarını bütünüyle terketmiş ve hiçbir şeyin berrak bir şekilde açıklanamadığı bir çeşit alacakaranlık kuşağında kalmış insanlarla karşılaşırsın...
    Taisha Abelar: Evet, ve bu, birleşim noktasını kaydırmak için rüya görme tekniklerine yoğunlaşan eski büyücülerin başlıca tuzaklarından biridir; fakat onlar bunu dengelemek için iz sürücü’nün yöntemine sahip değillerdi. Bu bir denge sorunudur, çünkü temkinli ve kontrollü olmadığınız sürece birleşim noktasını hareket ettirmenin anlamı nedir ki?
    Hareket ettirirsiniz, gittiğiniz dünyalarda kaybolursunuz ve asla tekrar bu düzleme geri dönemezsiniz, bizim bu noktada yaptığımız tam da budur. Başka dünyalara gidiyoruz, fakat aynı zamanda ileri geri kayarak bu gerçekliğe dönebiliyoruz, bu kontrole sahibiz...

    Abe: Sen buna aynı zamanda bilinçliliğin “gece” ve “gündüz” yanları diyorsun, doğru mu?
    Tashia: Evet, bunu onun gibi de düşünebilirsin. Gerçi “gece” tarafındayken tamamen “gece” tarafındasındır, bu senin gündüzün olur; ama yine de doğru. Bir düzenin devamlılığını sağlayabiliyor olmaya ihtiyaç duyarsın, çünkü iz sürücülük birleşim noktasını yeni bir pozisyonda sabitlemeyi gerektirir, her nerede olursa olsun. Işıltılı kürenin dışında, tamamen farklı bir gerçeklikte de olabilir, fakat yine de devamlılığa gereksinim duyarsın.
    Bu devamlılık temkinliliğin, bilinçliliğin ve farkındalığın tamamen korunmasını da içerir. Ve işte iz sürücünün teknikleri burada devreye girer; çünkü korku, düşkünlük ya da bilgisizlik yüzünden bu devamlılığı kaybedersen, herşeyini kaybedersin. Senin de dediğin gibi, o alacakaranlık noktasında kaldın ya da başka bir deyişle oyunu kaybettin demektir.
    Her şekilde belli bir düzenin devamlılığını sağlayabiliyor olmalısın. İz sürücülükte nerede olursan ol ana yapıyı oluşturarak ve bir düzene koyarak gerçekliği yaratırsın.
    Tamamen farklı bir dünyada olsan bile uslamlama yapabilirsin, farkındalığını hala sürdürebilirsin. Kavranamayan algılara bir düzen getirmeye çalışırsın, burada kaos evrenin kendisidir. Ve bu yüzden birleşim noktanı nereye hareket ettirirsen ettir, farkındalığının devamı için gereken enerji de hep orada olmalıdır. Bu enerji birleşim noktasını farklı gerçekliklere kaydırmak için kesin bir ön gereksinimdir.

    Abe: Yani asıl varlığın, özde insan oluşun, başka gerçekliklere geçerken kaybolmuyor?
    Tashia: İnsanlığın diyemem, fakat...

    Abe: “Özde” insan oluşun demiştim...
    Tashia: Yani ışıltılı “çiftin”...

    Abe: Evet
    Tashia: Parlaklığın ve farkındalığın, yani birleşim noktan, herhangi bir yerde kalabilir. Fakat bu insani değildir. İnsani olmak zorunda değildir ve bu yapmak istemediğimiz bir hata. Hayır, insani olan her şeyi arkanda bırakıyorsun.

    Abe: Şimdi, çoğu insan bunu gerçekten yapmak istemeyecektir...
    Tashia: Kesinlikle hayır, istemezler. Çalışmalarımıza epeyce ilgi var, Carlos Castaneda ve don Juan’a da öyle. Fakat insanlar bunu gerçekten istemiyorlar. Onlarınki entellektüel bir merak, orada bir yerlerde başka birşeylerin var olma olasılığı. İnsanlık olarak bu hepimizde var...

    Abe: Belli bir açıdan bakıldığında, elimizde Castaneda’nın yayınladığı bütün çalışmalar var ve Florinda Donner’inki de öyle. Ve şimdi sizden de bu kitap geliyor. Eh, bu ruhsal ekol ya da geleneğin daha önce tanınmayan üyelerinden başka kitapların geleceğine dair bir önsezim de var. Bu kitaplar yayınlandı ve milyonlarca insan, senin de bildiğin gibi, kitapları okudu; yüzlerce, binlerce insan da okuduklarını uygulamayı denedi. Burada kabul etmeliyiz ki bu çalışmalar, “büyücünün yolu”, aslında sadece bir avuç insan için. Çok çok az insan gerçek anlamda bu yolu yürüyecek. Peki, bu durumda siz kitabınızı neden yayınladınız?
    Tashia: Güzel soru! Bunun ikili bir cevabı var. Hepsinden önce, bir sebep şu ki Carlos Castaneda, Florinda Donner, Carol Tiggs ve ben, don Juan’ın hattının sonuncularıyız, o silsilenin sonuncusuydu, hattın bitişi. Bunu zamanında bilmiyorlardı ve bizi eğitiyorlardı –Ben don Juan’ın dünyasına çok genç yaşta girdim, yetişkinliğe yeni adım atarken.
    Yetişkin hayatım önce don Juan, daha sonra da Carlos Castaneda ile birlikte geçti.-, Castaneda’nın yeni Nagual olacağını bilmiyorlardı. Yeni Nagual, belirlenmiş olan kurala göre kendi topluluğuna sahip olacaktı ve belli sayıda rüyacı ve iz sürücüden oluşan bir grup kuracaktı. Böylece bizi rüya görme, iz sürücülük ve kullandıkları diğer tekniklerde eğittiler, bunları bize devrettiler. Fakat birden Carlos Castaneda’nın dört bölmeli bir Nagual olmadığı ortaya çıktı.
    Bir Nagual, dört enerji bölmesinden oluşur, bu erke bedeninin biçimiyle ilgili bir meseledir. O, üç parçalı Nagual’dı; bu onun görevinin farklı olduğu anlamına geliyordu. En büyük farklılıklardan biri de şuydu ki, Nagual kadın genellikle önceki Nagual’ın grubuyla birlikte gider; fakat Carol Tiggs don Juan’la birlikte gitmesine rağmen günün birinde geri döndü. Nagual Carlos’un niyeti, ya da Florinda Donner’inki ve benimki, onu bu gerçekliğe geri getirdi. Başka bir deyişle birleşim noktası geri kaydı, ve şimdi o bizimle birlikte. Bu durum ne Don Juan’ın silsilesindeki görücüler, ne de bütün bir Nagual kuşağı içinde kesinlikle duyulmamış bir şey. Böylece o geri geldi ve deneyimlerimiz hakkında yazmak, onları aktarmak için gereken enerjiyi verdi bize.

    Abe: Yani Carol Tiggs geri döndü ama aslında beklenilen don Juan Matus ile gitmesiydi...
    Tashia: ...ve gitti zaten. Onlar giderken Carol’u da yanlarına aldılar.

    Abe: ...ve Carlos’un bir sonraki Nagualı ve Nagual kadını bulması gerekiyordu. O zaman Carlos sonraki Nagual kadını almış olacak ve döngü devam edecekti. Fakat şimdi bu benzeri görülmemiş durum meydana geldi. Bütün bunlar ne anlama geliyor?
    Tashia: Bu sefer Tin’in tasarıları Don Juan için olanlardan kesinlikle farklı. Onun grubu kuralları izledi, mutlak bir eğitim prosedürleri vardı. Soyut olmalarına rağmen bir şekilde çok somuttular da. Onlar önceki gruptan devraldıkları yöntemlerin uygulayıcılarıydılar ve sonra bunları bize devrettiler. Fakat bizim kesin olarak devam ettirdiğimiz şeyler sadece en soyut olanlar; özetleme gibi, kusursuzluk fikri gibi...
    Yaptığımız şeyler ve uygulamaların veya prosedürlerin toptan reddi gibi yapmayacağımız şeyler, ben bunlardan bahsedeceğim; fakat sizin sorunuz, bunlar neden şimdi ortaya çıkıyor ve neden bunları yazıyoruz. Nagual kadın bize bu ilave erki bütün bu şeyleri sıradan gerçeklikte ortaya dökebilmemiz için verdi. Öbür şekilde, erk olmadığı takdirde bunlar sonsuza kadar sadece fikirler olarak kalırdı. Her ne kadar onları uyguluyor olsak da, aslında biz fikirlerin kendisiyiz. Yaptıklarımızla söylediklerimiz arasında hiçbir fark yok ve birleşim noktalarımızı hareket ettirebiliyor olmamızın nedeni budur.
    Çünkü onlar sadece soyutlamalar değil, bedenlerimiz onları somutlaştırıyor, böylece birleşim noktalarımız hareket ediyor. Fakat gerekli erk olmadığında, onları bu gerçeklikte diğer insanların anlayabileceği şekilde ortaya çıkartamazsınız. Kağıda döktüklerimizin büyük kısmını çok uzun zaman önce yaşadık ve düşündük. Kitapta bahsettiğim şeyler uzun yıllar önce oldu. Fakat o zamanlar bunları ortaya koymak, başka deyişle somutlaştırmak için gereken erk yoktu.
    İkinci sebep ise şuydu, artık bu bilgilerin aktarılacağı çömezler yoktu ve tekrar tekrar söylüyorum, bu Tin’in tasarısı, bizim karar verdiğimiz bir şey değil. Bunu söyleyebilmemin bir yolu yok, oh, bunları yazıyorum, yazıyorum çünkü bu benim irademin dışında. Şimdi çıkması gerektiğine karar veren Tin’in tasarısıdır ve öyle olur; çünkü geleneksel açıdan bakıldığında yeni bir kuşak olmadığını söyleyebilirim. Bu yüzden orada her kim varsa onlara sunulmalı. Ve senin de dediğin gibi, evet, binlerce belki de milyonlarca insan bunları okuyor.
    İçlerinden biri bunları uygulayabilir ve yol’u bulmakta başarılı olabilir. Söylememin sebebi şu ki, bir öğretmene ihtiyacınız yok. Soyut, bu son kuşaktan olan hepimizin yöntemi; görebiliyoruz ki tek ihtiyacınız olan bir santimetreküplük şans ve bir fikir. Olasılıkları yaratabilirsiniz. Özetleme de böyle bir şey, eğer birileri bunu uygularsa birleşim noktası hareket eder ve o zaman bir şeyler olacaktır, Tin ya da Niyet onlara bizzat rehberlik edecek ve öğretecektir.
    Niyet zaten özetlemede mevcuttur, yapmama egzersizlerinde ve kitapların kendilerinde de. Pekala, diyoruz ki çoğu insan sırtındaki bohçasını bırakmak istemeyecek, bu işin onlar için olmadığını hissedecekler. Doğru, böyle olacak. Fakat bunlardan etkilenecek bazı insanlar da var ve kitaplar aslında bu insanlar için yazıldı, ne olacağını kim bilebilir ki?

    Abe: Özetlemeden biraz daha açık şekilde bahsedebilir misin?
    Tashia: Peki... Özetleme, don Juan’ın silsilesindeki eski büyücülerden aktarılarak gelmiş kadim bir tekniktir. Fakat onlar bu tekniği fazlasıyla unuttular; çünkü daha ziyade erk, diğerlerinin üzerinde güç sahibi olmak, insanları yönetmek gibi şeylerle ilgileniyorlardı. Kendini önemsemenin yıkılması ilgilendikleri en son şeydi. Yine de teknik oradaydı, yeni büyücüler onu yeniden hayata geçirdiler ve bu yöntem aktarılarak Nagual Carlos ve bize kadar geldi. Ve şimdi biz özetlemeyi, birleşim noktasını hareket ettirmek için öğrendiğimiz büyücülük tekniklerinin en asalı olarak görüyoruz. Özetleme, modern insan için gerçekten de en iyi tekniktir; ona bu kadar önem vermemizin sebebi –ki Don Juan da onun üzerine yoğunlaşırdı-, herkesin yapabileceği bir şey olması. Bunun için “büyücü çömezi” ya da onun gibi bir şey olmanıza gerek yok.
    En ufak bir ilgisi olan herhangi bir birey –kendilerini tamamen adamak zorunda değiller, tek gereken sadece biraz merak- buna başlayabilir. Özetleme kişisel yansımayı, başka deyişle kişinin geçmişi ve insanlarla olan ilişkileri çerçevesinde yarattığı ve hayatı boyunca sürdürdüğü, kendini ne olarak gördüğünü belirleyen kişilik imajını silmek için geliştirilmiş bir tekniktir. Ve kişisel yansıma sadece bir fikirden ibaret değildir. Yansıma diyorum, fakat enerjik bir yansıma. Bir kişi diğer insanlarla etkileşimde bulunduğunda bir erk değiş tokuşu meydana gelir. Bu erkenin çoğu kaybolur ya da bir yerlerde kalır. Kaygılar ve derinden hissedilen duygular vasıtasıyla dünyada ve insanlarda bırakılır.
    Büyücünün stratejisi işte bu dağılan erkeyi geri kazanmaktır, böylece geçmişte bıraktığınız bütün erkeye şimdi yeniden sahip olursunuz. Neden erkinizi sizi kişisel yansımanıza mıhlayan acayip bir geçmişte yüzergezer halde bırakasınız ki? Tek yapacağınız sessiz, sakin ve yalnız kalabileceğin bir yerde oturmak; tercihen dolap, büyük bir kutu, hatta duş kabini bile olabilir, çünkü kapalı bir alana gereksinim vardır –büyücüler kendi özetleme kutularını kullanırlar, kendilerini gömerler ya da mağaralarda otururlardı. Ben kendi özetlememe küçük bir mağarada başladım-, burada amaç erke bedeni kapalı bir yerde tutarak ışıltılı çift üzerinde baskı oluşturmaktır.
    Oturmadan önce bir liste hazırlarsınız; hayatınız boyunca karşılaştığınız, görüştüğünüz, bir şekilde iletişimde bulunduğunuz bütün insanların bir listesi. Bu süreç biraz yapma ve biraz hatırlamadan oluşur. Bu hatırlama, kendiliğinden, birleşim noktasını sabitlendiği yerden epeyce gevşetir. Bir çeşit ön hazırlık çalışması gibidir.
    Zihninizde geçmişe dönerek ve tanıdığınız herkesi hatırlayarak şimdiki zamandan geriye doğru gidersiniz ve bütün bu insanları listeye dökersiniz; aileniz, tanıdıklarınız, birlikte birşeyler yaptığınız herkes. Aslında iki ayrı liste yaparsınız, ilk olarak cinsel deneyimler gelir, cinsel ilişkiye girdiğiniz bütün insanlar.
    Büyücüler işe daima cinsel edimlerden başlanması gerektiğini söylerler, çünkü kaybedilen enerjinin en asal kısmı orada yitirilmiştir. Eğer onu geri kazanırsanız, diğer insanları da hatırlamanızı kolaylaştırır. Böylelikle bu iki listeyi yaparsınız, sonra özetleme kutunuzda, mağarada ya da dolabın içinde oturursunuz ve nefes alıp vermeye başlarsınız. Listenin ve mekanın yanında üçüncü unsur da nefestir. Nefes çok önemlidir, erki içeri çeken ve dışarı veren şey nefes alıp verme işlemidir ve bu Niyet tarafından düzenlenmiştir zaten. Diğer insanlarla olan iletişimimiz erke bedenimizle gerçekleşir, nefes ışıltılı telcikleri hareket ettirir.
    Özetlemeye çene sağ omuzun üstünde olacak şekilde başlarsınız –bunu kitabımda açıkça tarif etmiştim-, kafanızda sahneyi olabildiği kadar detaya inerek ayrıntılı bir şekilde canlandırdığınızda, nefes alarak başınızı bir yay çizecek şekilde sol omuza doğru devindirirsiniz. Sonra nefes vererek sol omuzunuzdan tekrar sağ omuzunuza dönersiniz ve işlem tamamlandığında başınızı merkeze getirerek bitirirsiniz.
    Bu bir süpürme hareketi gibidir, sahneyi süpürürsünüz. Bütün bir odayı, bir insanı veya mekanı, neresi olursa. İnsanların sizin bedeninize bırakılmış erklerini nefes verişinizle dışarı bırakır, geri yollarsınız. Bir anlamda bu kişisel bağdan kendinizi kurtarırsınız ve bunu hayatınızdaki herşeye uygularsınız.

    BİÇİMSİZLİK VE KALIPSIZLIK:Bütün hayatınızı bu şekilde özetledikten sonra, kendinizi geçmişinizden önemli miktarda koparmış olursunuz. Bu arada, bu bir tahlil değildir, gerçek bir kişisel çözümleme olarak anlaşılmamalıdır. Tavırlarınızdan, davranışlarınızdan, sizden beklenen o mutlak kişilik kalıbından sadece onları görerek kurtulamazsınız. Bu kalıbı nefesle kırarsınız. Özünde yapmanız gereken biçiminizi kaybetmek ve kalıpsız davranmaktır, bir büyücünün edimlerinin yöntemi budur, o tamamen akışkandır. Ve bu bizi tekrar iz sürücülüğe getiriyor.
    Bir iz sürücü kendisini herşeyin dışında tutan kişidir, iz sürücülük kendini dışarıda tutma sanatıdır. Onun bir kişiliği, bir kalıbı, takıntısı, ispatlayacak birşeyleri, talepleri ve tutkuları yoktur. Bütün bunlar özetleme sürecinde yokolmuştur. Tabi özetlemeyle birlikte yapılmış olması gereken başka şeyler de vardır; içsel söyleşiyi susturmak. Öyle ki, sen şu anda buradayken bu bugündür, bütün erkene tekrar sahipsindir ve bu yüzden o aynı alışkanlık kalıplarıyla yaşamaya devam edemezsiniz.
    Bu alışkanlıklar içimize, kendi kendimize sürekli “oh, bu işte iyi değilim”, “benden hoşlanmıyorlar” ya da “şöyle değil de böyle olmalıyım, kendimi kanıtlamalıyım” gibi cümleleri tekrar ettiğimiz içsel söyleşi yoluyla kök salarlar. Kişinin devamlı bir düşünce akışı ya da yeniden onaylama olarak aklından geçirdiği herşey, aslında benlik fikrinden gelir. Bu yüzden büyücüler, birleşim noktasının bir konumu olan benliğin sürekli kendini destekleme ve güçlendirme durumuna dur denmesi gerektiğini söylerler.
    Özetlemeyle geçmişe ve bugüne hareket edilerek nefes alınıp verilirken –ki bu yoğun konsantrasyon, oturup bütün bu şeyleri gözünüzde canlandırmanızı gerektirir- birleşim noktası yavaşça kayar. Özetleme yapan herkes bunu farkedecektir. “Oh tanrım, bunu tekrar yapıyorum, on yıl sonra bunu tekrar yapıyorum!” duygusunu yaşayacaktır. Farkedilecektir ki hep aynı tür ilişkiler, tekrar tekrar, aynı tip erkekler ve aynı tip kadınlarla... Sürekli zor kadınlarla birlikte olduğunu söyleyen bir adam tanıyoruz (güler). Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum, fakat doğru.
    Bu adam sanki zor ilişkiler yaşamakla lanetlenmiş gibi. Görüldüğü gibi kalıplar, ne çeşit olurlarsa olsunlar, sürekli tekrar ederler ve özetleme yapan herkes bunu görecektir. Böylelikle içimizdeki görücü sonunda ortaya çıkar. Bunu yaptığınızda ve daha sonra günlük hayatınıza geri döndüğünüzde daha sakin ve sessiz olduğunuzu farkedersiniz. O zaman teknikleri haftada bir kez iç söyleşiyi susturmak için uygularsınız.
    Bu tekniklerin bir kısmını kitabımda anlatmıştım. Carlos Castaneda’nın kitaplarında da sabit bakma üzerine bunlar gibi pek çok şey var, aynı bakma teknikleri. Veya kibrite bakma tekniğini de uygulayabilirsiniz. Kibriti çaktıktan sonra aleve bir an için bakarsınız, sonra kibritin yanan ucunu yavaşça suya batırırsınız ve hala yanmaya devam ederken ters çevrilmiş halde suya batırdığınız soğumuş ucundan sol elinizle tutup alevin kibritin dibini yakışını seyredersiniz. Bu zihni sakinleştirir. Basit meditasyon tekniklerinden herhangi birini kullanabilirsiniz. Doğu kökenli meditasyon tekniklerini yoğun şekilde uygulamanızı önermem, çünkü zaten özetleme yapıyorsunuz ve herhangi bir biçime sabitlenmemelisiniz. Soyut büyücüler olarak yaptıklarımız asgari düzeydeki yöntemlerdir, böylece benlikten uzaklaşabiliriz. Egodan uzaklaşmaya çalışırken daha da ağırlaşmak istemeyiz, “biz şimdi meditatörleriz..” ya da “biz şimdi vesaireyiz...” gibi...
    Abe: Yani hiçbir şekilde bir kişilik imajı yaratmak istemiyorsunuz, bu bir ruhsal kişi imajı olsa bile...
    Tashia: Hayır, istemiyoruz; kendinizi bununla özdeşleştirmemelisiniz. Ne kadar kurtulmak zorunda olduğunuza dönüp baktığınızda, kendinizi daha da fazla özdeşleştirmemek için dikkatli olmalısınız (güler). Ve başka And you don't want to add more in terms of becoming more important in other areas, just because you're getting rid of some of these old things. Fakat bu enerjiyi karınızla ya da kocanızla kavga ederken kullanabilirsiniz. İşte burada kusursuzluk devreye girer. Gündelik davranışlarınızı kusursuzluk düzeyinde devam ettirmelisiniz. Bunun anlamı şudur, alçakgönüllülükle yapabileceğinizin en iyisini yaparsınız. Biz artık egonun ya da benliğin kendini ispatlamasıyla ilgilenmiyoruz veya benliği savunmakla. Erkenin büyük bir miktarı her taraftan gelebilecek darbelere karşı benliğin savunulmasına harcanır....
    Demek istediğim, evinizin dışına çıkamazsınız... evinizdeyken bile daima etrafta tehditkar birşeyler vardır, veya patronunuz bir şey söyler, veya birileri size ters bakar ve bütün bunlar sizi pençesine alır. Derhal geri çekilir ve “O kadar da kötü değilim, beni anlamıyorlar” düşüncesi geliştirirsiniz. Zihin bu tip açıkları yamamak için şimşek hızıyla toparlanır. Ama hayır, bunun bu şekilde sürmesine izin veremezsiniz. Artık benliğinizi savunmakla ilgilenmeyeceksiniz. Tersine benlikten kurtulmaya, onu bitirmeye çalışacaksınız. Don Juan’ın güzel bir vecizesi vardı; “kendinden kurtul ve hiçbir şeyden korkma” derdi. Evet, eğer benliğiniz yoksa korkacak hiçbir şey kalmaz; çünkü bütün korkular, hayal kırıklıkları, gerçekleşmeyen beklentiler, hepsi kişisel yansımadan gelir.
    Sadece olumsuz şeyler de değil, eğer iyi bir şeyler olursa kendinizi iyi hissedersiniz, bu durum iki koldan ilerler. O zaman, iz sürücüler gerçekten de kayıtsızdırlar, kendilerini bunlardan koparmışlardır ve bu da bizi konuşmaya ilk başladığımız yere geri götürüyor. İz sürücülerin asıl yapmaları gereken, kendilerini benlikten koparmaktır. Yani farkındalıklarını, toplum ve ebeveynler tarafından belirlenmiş –bütün gerçek şu ki, hepimiz belli bir ailede doğar ve belli ilişkiler ediniriz- birleşim noktasının bizi esir eden o sabit konumundan ayırmaktır. Böylece özetleme yaptığımızda, kendimizi herşeyden ve bütün olanlardan kopardığımızda, akışkanlaşırız.
    Birleşim noktası özgür kalır ve gerçek bir uyumla hareket edebilir. Birleşim noktası uyuşturucu maddelerin, dışardan bazı insanların ya da Nagual’ın yardımı olmadan da devinebilir. Dışardan herhangi bir şey aldığınızda ona bağımlı kalırsınız, özgür olamazsınız. Modern büyücüleri ya da iz sürücüleri gerçekten bağlayan tek şey son kertede soyuttur, onlar buna Tin derler, ya da Bilinmeyen. Büyücüler benlikten kurtulmakla, onu sembolik olarak Kartal’a verirler, bu sembolik bir ölümdür.
    Derler ki, Kartal kusursuz bir savaşçının kaçmasına izin verir. Bunun metaforik anlamı şudur, özetleme yapan ve erkini gündelik yaşamın beklentilerinden çeken bir kişi herhangi bir yere hareket edebilir. Rüyalarını kontrol edebilir, çünkü rüya görürken bile bir benliği yoktur. Bu, bir kez daha, modern büyücüler ve eski büyücüleri birbirinden ayıryor. Eski büyücülerin çok ağır bir egoları vardı, bu yüzden rüya görmenin farklı düzlemlerinde kayboldular ve kapana kısıldılar. Fazla ağır oldukları için tekrar dışarı çıkamadılar. Erk üzerine olan düşünceleri onları takıntılı kıldı.
    Bir iz sürücünün kesinlikle hiçbir takıntısı yoktur. O bütün dünyaya “kontrollü delilik” ile yaklaşır. Bunun anlamı, herşeyin faydalanılmak üzere orada olduğudur. Bu dünyada belli bir düzen, bir yapı mevcuttur; fakat bu fazla ciddiye alınmamalıdır, çünkü başka düzenler ve başka yapılar da vardır. Gerçeklik soğanı sonsuz sayıda katmandan oluşmaktadır ve iz sürücü bunların arasında herhangi bir yere gidebilir. Yine de nerede olursa olsun kendi düzenini ve yapılandırmasını yaratır. Tin onu devindirdiğinde birşey birleşim noktasını hareket ettirir ve böylelikle heryere gidebilir.
    O rüyalarında da kusursuzdur, gündelik gerçeklikte olduğunda da. Fakat iz sürücün başlangıç noktası burası, gündelik hayattır; özetlemenin herkes için uygun olmasının sebebi de budur. Onlar işe listeleri ve özetleme mekanlarıyla başlarlar, geçmişi süpürürler, içsel sessizliklerini sağlarlar; öyle ki belli sabit bakma tekniklerinden ve bir takım büyü geçişlerinden faydalanarak –akrobasi ya da onun gibi birşeyleri kastetmiyorum tabi ki- artık daha fazla döküntü biriktirmezler.
    Veya sadece sakince oturup –buna meditasyon demek zorunda bile değilsiniz- içsel söyleşiyi kesersiniz ve bu sessizlik süresini uzatmaya çalışırsınız. O zaman mutlak sessizlikten gelen erkeye sahip olursunuz. Bu erke birleşim noktasının kendiliğinden normal konumundan çıkıp ileri farkındalığa kaymasını sağlayacaktır. İleri farkındalığa giriş, uygulamacıların –onlara büyücü demek zorunda değilsiniz- içsel sessizliğinin onların bütün edimlerine kendiliğinden yayıldığı zaman gerçekleşir.
    Çalışıyorsanız, araba sürüyorsanız ya da her ne yapıyorsanız, içsel sessizlikle yapın; çünkü kendi sınırlarınızı aşmak gibi bir düşünceniz olmamalı. Fakat elbette küçük tiranları kullanabilirsiniz, sorun değil, nasıl olsa özetleme yaptınız. Burada belirtmeliyim ki özetleme hep devam eden bir süreçtir. Cinsel ilişkilerinizi hallettikten sonra, ilişkide bulunduğunuz diğer bütün insanları özetlersiniz, fakat özetleme burada bitmez.
    Belli mevzulara geri dönebilirsiniz. Farkedersiniz ki hala kalan birşeyler vardır, gün içinde bir olay olur ve kendinizi şöyle derken yakalarsınız “oh, bu beni sarstı..., şu beni gerçekten rahatsız etti...”. O zaman bunun neden sizi rahatsız ettiğini görebilirsiniz ve belli temalardan faydalanabilirsiniz. Mesela seviliyor olmayı arzulamak çok yaygındır. Herkes onları sevecek, destekleyecek, onaylayacak birilerine gereksinim duyar.
    Bu gereksinimden kurtulmak zorundasınız, fakat bu bizi sürekli hizada tutan çok kuvvetli bir baskıdır. Bununla yaşadığınız sürece, tıpkı burnunun ucunda havuç sallandırılmış bir tavşan gibi olacaksınız. Nasıl olsa, vücudunuzun doğal olarak tepki göstereceği birileri hep gözünüzün önünde sallanıp duracaktır.

    Abe: O zaman görücü olmanın bu kısmında, artık beğenilip beğenilmemek konusunda endişelenmedikleri bir noktaya ulaştıklarında, bunun büyük bir başarı olduğunu söyleyebilir misin?
    Tashia: Evet, bu büyük bir başarıdır. Bu konuyla ilgili derin endişeleri olan bir insan için kesinlikle öyledir. Belki de dürüstçe, bunu gerçekten hiç umursamayan nadir bir azınlık vardır. Onların bunun için yeterli enerjileri mevcuttur. Ve bu neye bağlıdır biliyor musun? Seviliyor olmak, sevilmek istemek? Büyücülerin ana rahmine düştüğümüzde edindiğimiz toplam enerji miktarımızla ilgili bir teorileri var.
    Eğer ebeveynler, anne ve babanın her ikisi de, birbirlerini çekici buluyorlarsa, birlikte gerçekten harika bir cinsel deneyim yaşadılarsa ve anne gebe kaldıysa, bu çocuk ilişki esnasında açığa çıkan o büyük enerjiye sahip olacaktır. Ve bu durumda insanların onu sevip sevmediklerini umursamayabilir, çünkü o zaten yaradılıştan gelen güçlü bir erkeye sahiptir. Fakat ebeveynlerden birinin canı sıkkın olabilir –don Juan onlara “sıkıntılı gebelikler” derdi hep- ya da çok sıkıcı, sıradan bir deneyim yaşamış olabilirler. Veya belki birbirlerinden hoşlanmıyorlardı bile, sadece evli oldukları için bir Cuma gecesi aktivitesi olarak seks yapma ediminde bulunuyorlardı. Bu durum doğacak çocuk için gerçek bir dezavantajdır. O her zaman birşeylerin yitik olduğu duygusunu yaşayacak ve sevilen biri olmayı arzulayacaktır. Akranlarından, annesinden hep sevgi görmeyi bekleyecektir, ama annesi onu hiç sevmeyebilir bile.
    Bu aslında sadece bir teori değil, büyücülerin görerek vardıkları bir sonuç. Onlar erke bedenin ne kadar enerjiye sahip olduğunu ve enerjinin nasıl hareket ettiğini görebilirler. Bazı insanların erki hantal ve durgundur; bu durum edilgenlik veya hayattan doğru düzgün tat alamama şeklinde açığa çıkar. Tek bir günü bile güç bela tamamlarlar. Böyle duyumsarlar. Fakat diğerlerinin bol bol erki vardır. Her şeyi bir meydan okuma olarak karşılarlar, onlar için herşey bir maceradır. İnsanların doğal liderleridir onlar, bu karizmaya sahiptirler. Diğer insanlar ve hatta etraflarındaki herşey üzerinde hipnotize edici bir etkileri vardır. Doğal olarak onlar diğerleri kadar sevilmeye, beğenilmeye muhtaç olmayabilirler.

    Abe: Ve elbette böyle güçlü bir erkeye sahip olan biri, onu sömürmek isteyen her çeşit muhtaç insanı kendisine çekecektir (güler).
    Tashia:Kesinlikle çekerler! Büyücüler der ki, benlik kendi kendimize sapladığımız metaforik bir hançerdir. Başkalarıyla birlikte kanadığımız sürece sorun yoktur. Bizimle kanayan birileri olduğu sürece iyi hissederiz. Başkaları daha kötü hissettiğinde de, mutlu oluruz.
    Beyninizi kemiren küçük şeytanlardır bunlar ve onlarla özetleme yaparken karşılaşacaksınız. İşte bu yüzden özetlemenin asla bitmeyeceğini söylüyorum. Don Juan ve grubuyla birlikteyken işler yolundaydı; onların, eee...açıklarımı diyelim, kapatmak için yeterince erkleri vardı. Onların erki beni ileri farkındalığa sokuyordu. Fakat uzaklaştıkları anda, sadece odadan çıkmış bile olsalar, normal farkındalığımın zeminine kıç üstü yapışıveriyordum ve ilgi bekliyordum. Bütün çömezler benimle aynı durumdaydı. Ve elbette onlar da bizi umursamayarak, bizimle konuşmayarak ya da bizim de katılmak istememizi önemsemeden başkalarıyla birşeyler yaparak bizi test ediyorlardı.
    Demek istediğim, özetleme gündelik yaşam içinde sürekli denenmeli ve test edilmeli. Dosdoğru çöllere kaçabilir ve özetleme yapabilirsiniz, sonra iyi hissedersiniz ve olay bitmiştir. Ama annenize, babanıza geri dönmelisiniz. Hala bu duygulara sahibiz. Yani sadece özetlemenin kendisi yeterli olmaz. İz sürücüler diğer insanlarla birlikteyken sürekli kendi izlerini sürerler ve neler olup bittiğini görürler.

    Taisha Abelar İle Söyleşi
    Büyü Geçişleri”

    Alexander Blair-Ewart’ın Taisha Abelar ile söyleşisi, Bölüm 2.

    Alexander Blair-Ewart: Bunun sadece içtenlikle ilgilenen insanların anlayabileceği kapsamlı bir konu olduğunu kabul ederek, sohbete iz sürücülükten başlayabilir miyiz?

    Taisha Abelar: Bu verdiğim konferanslarda çok sık karşılaştığım bir soru. İnsanlar iz sürücülüğün kesin olarak ne olduğunu bilmek istiyorlar. Bundan bahsetmenin iki yolu var. İlki, sadece genel bir tanım olarak: iz sürücü dikkat çekmemeyi gerçekten bir sanat haline getirmiş bir kişidir. Bu da kendini arkaplana koyduğu anlamına gelir. Dikkat çekmez olmak için belli bir çalışma süreci söz konusudur, ve size dikkat çekmemenin niye gerekli olduğunu da söyleyeyim. İz sürücülükten bahsetmenin başka yolları da var. İz sürücülük büyücüye ya da uygulayıcıya bir sarsıntı vermek üzere tasarlanmıştır. Sarsıntı derken kastettiğimiz, bir itki ya da hafif bir erk darbesidir, böylece birleşim noktası hafifçe kayar. Sanırım şimdi birleşim noktasından bahsetmeliyim, çünkü aslında iz sürücülerin hedefi odur. Birleşim noktasını kaydırmayı ya da devindirmeyi, ve bu vasıtayla dünyayı algılayış biçimini değiştirmeyi hedeflerler. Algılar elbette rüya görme yoluyla değiştirilebilir, fakat iz sürücüler bunu uyanıkken yaparlar. Büyücülerin dünyayı algılama yöntemi şudur; onlar der ki, bu gerçeklikte uyanıkken gördüğümüz her şey birleşim noktasının konumuna bağlıdır. Eminim ki Castaneda’nın kitaplarına aşinasınız ve birleşim noktasının ne olduğunu biliyorsunuz, fakat izin verin bir daha tanımlayayım. Birleşim noktası ışıltılı küre (aura—ed) üzerinde, farkındalığın odaklanmış olduğu parlaklık noktasıdır.

    Biz insanın erke bedeninin her biri belli bir farkındalığı içeren sonsuz sayıda ışıltılı telcikten oluşmuş bir kütle olduğuna inanıyoruz. Öyle ki bu telcikler elektrik benzeri bir ışık olmaktan çok, farkındalık benzeri bir ışıktır. Ve erke bedeni oluşturan ışıltılı yumurta biçimi üzerinde, kişinin dikkatinin, farkındalığının toplanmış olduğu daha parlak bir nokta bulunur. Bu ışıltılı nokta insanın erke bedenini gören bir “görücü”ye genellikle yaklaşık olarak bir golf topu büyüklüğünde görünür; fakat bu boyut değişebildiği gibi, noktanın ışıltılı yumurta üzerindeki yeri de değişebilir. Birleşim noktasının bulunduğu konum algı biçimini belirler; çünkü erke beden içindeki telciklerin, erke beden dışındaki evrene yayılmış telciklerle eşleşmesi söz konusudur. Büyücüler için evren, bir kısmı algılanabilen, bir kısmı ise insanın algı kapasitesinin tamamen dışında kalan sonsuz sayıda ışıltılı telcikten oluşmuştur. Birleşim noktasının konumu, içerdeki ve dışarıdaki telciklerin eşleştiği bu ekstra parlak bölgedir ve dünya algısı bu eşleşme sonucu ortaya çıkar.

    Abe: Bu herkes için geçerli midir?

    Taisha: Herkesin birleşim noktası neredeyse aynı konumdadır, çünkü bir bebek doğduğunda, insan bebeği olması ve bir insana, sosyal bir bireye dönüşeceği gerçeği dolayısıyla, birleşim noktasını diğer insanların birleşim noktalarıyla aynı konuma yerleştirmek zorundadır ki onlarla iletişim kurabilsin. Diğerleriyle aynı dünyayı algılar, algı olasılıklarının aynı parçaları açılır ona ve böylelikle hepimiz algıladıklarımız üzerinde görüş birliğine varabiliriz. Hepimizin birleşim noktaları aynı konumda olduğundan bir lisana sahip olabiliriz, ağaçlar, arabalar, katı duvarlar ve zemin hakkında konuşabiliriz, uzamsal ve zamansal bir sürekliliğimiz olur, bir dünün olduğunu ve bir yarının olacağını biliriz. Zamana ve bildiğimiz herşeye ilişkin görüşlerimiz de farkındalığın yoğunlaştığı noktanın bulunduğu konum tarafından belirlenir. Eğer birleşim noktası kurala aykırı olarak olması gereken konumda değilse, o zaman bu insanlar ya büyücüdürler (ve şu anda onlardan bahsediyoruz) ya da zihinsel rahatsızlıklar için bir aday olurlar. Bu insanları çoğunlukla akıl hastanelerinde bulabilirsiniz, çünkü birleşim noktaları diğer insanlarınkiyle aynı konumda sabitlenmemiştir. Bu yüzden algıyı tanımlamadaki ortak öznelliğe sahip değillerdir ve gerçekliği neyin oluşturduğuna dair muvafakata varamazlar. Biyolojik bir emir, tüm insanların birleşim noktalarını bu belli konumda sabitlemelerini söyler, böylece “insan” dediğimiz şey olabilirler. Hayvanlar onu farklı yerde sabitlerler ve bu onların hayvan olarak türünü belirler. Ağaçlarınki de ışıltılı kabuklarının içinde kesin bir pozisyonda durur, bu da onları ağaç yapar.

    Abe: O zaman birleşim noktasını kollektif persona gerçeklik uzlaşısı pozisyonu olarak da adlandırabilir miyiz?

    Taisha: Kesinlikle! O bizim persona’mızdır. Bizim bireyliğimizdir. Bu birey, der büyücüler, insani varoluş kapasitemizin hepsi değildir. Sadece sosyal bir bireyden daha fazlası olabiliriz. Toplumun ya da doğuştan gelen hakların bize sunduklarından daha fazlası olmak, birleşim noktamızı kaydırmak ya da devindirmek zorundayız. Onu yapışıp kaldığı yerden sökmeliyiz. Birleşim noktası sadece yer değiştirme yetisine sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda bu gerçekleştiğinde, başka ışıltılı zeki farkındalık telcikleri evrendekilerle eşleştirerek aydınlatır ve böylelikle başka gerçeklikler oluşur, bu öbür gerçeklikler de en az içinde bulunduğumuz gerçeklik kadar gerçek ve tamdır; içinde bulunduğumuz gerçekliği reddedilemez gerçek olarak nitelendirmemizin sebebi, birleşim noktasının sabitliğini esas alarak dünyanın neye benzediğine dair varmış olduğumuz şu uzlaşıdır. Eğer birleşim noktası hareket ederse –ki rüyalarda kendiliğinden eder- biz bunu uyanıklık durumundan ayrı tutmak için rüya gerçekliği olarak tanımlarız. Yani kabul ediyoruz ki deneyimlenebilecek başka dünyalar var, ancak biz onlara hep gündelik gerçeklik pozisyonundan bakıyoruz. Fakat büyücüler bunu yapmazlar. Onlar gündelik gerçekliği uyanıkken değiştirebileceğinizi söylerler, rüya görmek zorunda değilsiniz. Rüya görmek, elbette ki, birleşim noktasının hareketinin uykudayken, rüya görürken kontrol edilmesi ve başka bir yerde sabitlenmesidir.

    Abe: Ve siz bunu aklınızı kaçırmadan yapmayı başarabiliyorsunuz.

    Taisha: Kesinlikle.

    Abe: Bu kendi içinde son kertede devrimci bir beyanat.

    Taisha: Çünkü uzlaşımız der ki evet, orada halüsinasyonlar gören çılgın insanlar var. Yaratıklar, varolmayan şeyler görüyorlar. Fakat bir şekilde eksikler ve bu açıdan, sosyal düzenin bakış açısından, evet, birleşim noktalarını diğer insanların sabitlediği yerde sabitleyememeleri açısından eksikler. Birleşim noktaları her nasılsa hep akıntıda kalıyor, sürekli kayıyor ve bu yüzden elbette ki çılgınlar, çünkü halüsinasyon görüyorlar ve birleşim noktalarını tek bir pozisyonda sabitlemeye yetecek erkeye sahip değiller. Eğer bu erkeye ve kontrole sahip olsalardı, o zaman bu yeni konumun izini sürebilir ve büyücü olurlardı.

    Abe: evet, anlıyorum.

    Taisha: Görüldüğü gibi bütün olay eninde sonunda , algılamamıza izin verilenden daha fazlasını algılayabilmek için gereken erkeye sahip olma meselesine varıyor. Sosyal düzenimiz, delilik ve rüyalar haricinde –ki onları da gerçek saymıyorlar- başka dünyalara gitmeye cüret etmemize izin vermez. Böylece elimizde açık iki cadde kalıyor, fakat onlar da pek kullanılabilir sayılmazlar. Şimdi büyücüler der ki birleşim noktasını hareket ettirebilirsiniz, tabi onu başka bir pozisyonda sabitleyecek erkiniz olması kaydıyla, çünkü sonunda keçileri kaçırmayı ya da orada bir yerlerde varlığını sürdüren soğan katmanı benzeri gerçekliklerde sonsuza kadar kaybolmayı istemezsiniz. Yani ihtiyaç duyulan şeyler kontrol, erk ve akışkanlıktır. Ve tabi bir de“sarsılmaz niyet”. Akışkanlık, kişinin birleşim noktasının bizim birey olmamızı sağlayan o verilmiş yerinden kaymasını sağlar, ve bu noktaya tekrar geri döneceğiz, çünkü bizi birey yapan o yer aslında benlik dediğimiz şeydir. Bu noktada kişisel önemi fırlatıp atmamız gerekir, benliğe bağlılığımızı sürdürdüğümüz sürece gerçekte yaptığımız tek şey, birleşim noktasının sabitliğini devam ettirmek olacaktır ve asla muhakkak addedilmiş gerçekliğimizin ötesindekileri algılayamayacağız. Bizim sadece sosyal düzen içindeki verilmiş konumumuzun müsade ettiği ölçüde algılamamız caizdir. Birleşim noktasını herhangi bir yere hareket ettirebilmemiz için ilk olarak akışkanlığa ihtiyacımız vardır; fakat daha sonra katılığa, yoğunlaşmaya ve onu başka bir noktada sabitleyebilmek için erkeye gereksinim duyarız. Aslında büyücülük budur, devinim ve sabitlenme, birleşim noktasını tekrar başka konumlarda sabitlemek; bu şekilde gündelik dünyamızın gerçekliği kadar gerçek ve somut olan başka gerçeklikleri aydınlatırız.

    Abe: Büyücüler erkeyi eşsiz yollardan elde eder ve çoğaltırlar, rüya görme erkesini elde edip çoğaltmanın bir yolu var ve sizin kitabınız da aslında iz sürme erkesinin elde edilip çoğaltılmasına dair, doğru mu?

    Taisha: Muhakkak. Büyücülerin kullandığı icatlar ve teknikler var, mesela “yapmama” teknikleri, birleşim noktasını benlik konumundan koparabilmek için en asal teknik olan “özetleme”, kişiyi beklentilerden ve kişisel yansımadan uzaklaştıran “kişisel geçmişin silinmesi”... Kendini önemsemenin yitirilmesi anahtardır tabi ki; çünkü söylediğim gibi, bir kişisel yansımaya, güçlü bir benliğe, bir egoya, ortak öznellik uzlaşısının tanımlarını kullanarak diğerleriyle iletişim kurduğumuz bir kişiliğe sahip olduğumuz sürece bunlar bizi kavrar. Gördüğünüz gibi, dünyanın gücü, sosyal düzenin gücü, milyarlarca insanın birleşim noktalarını belli bir konumda sabitlemek üzerine vardıkları uzlaşı sonucu, devasadır.

    Abe: Böylece kaba bir düzlemde bunu “akran baskısı” olarak adlandırabilirsin, ya da evrensel düzlemde “zamanın ruhu” diyebilirsin.

    Taisha: Evet. Çok bireysel bir düzlemde “kendine düşkünlük” ve “kişisel yansıma”, ve sonra da akran baskısı. Kesinlikle, daha sonra dilin kendisi olan daha büyük bir düzlem, yani kültürel düzlem gelir ve temel bir mecburiyet olarak bu aileye katılmak zorundayız. İşte bütün bu bariyerlerin her birini yıkıp geçmelisin –bireysel, akransal, ailevi, kültürel- ve sonra her şeyi yerinde tutan bi tür devasa kollektif bilinçlilik. Bir büyücü bütün bunların dışına, farklı bir düzleme sıçramak zorundadır.

    Bu kollektif bilincin arkasında bile, bizi “maymun biçimi”nde kapana kıstırmış biyolojik emirler yatar. Topluluk halinde yaşamamız biyolojik bir zorunluluk, çünkü biz sosyal hayvanlarız. Yalnızlık insanları ölümüne korkutan birşeydir. Maceraya, arayışa tek başına atılmak zorunda olma fikri yeni başlayanları öldüren şeylerden biridir, çünkü özetleme mutlak bir yalnızlıkta yapılır. İnsanlar birlikte meditasyon yapabilir, başka şeyler de, grubun kendi içinde bir sözleşme, bir algısal fikir birliği olduğu sürece. Ama görüyorsunuz ya, birleşim noktasının hafifçe devinmesini engelleyen de işte o sözleşmedir. Bu yüzden bu zorlamanın ötesine geçmek, erke sahip olmak zorundasınızdır ve bu erk kusursuzluk, kendi ölümünü kullanma gibi daha önce bahsettiğim bütün o şeylerden gelir. Ölüm verirsiniz çünkü eninde sonunda ölüm vereceksiniz zaten. Eğer büyücünün yolunu izlerseniz, eğer birileri benlikten, birleşim noktasının o belirlenmiş konumundan uzaklaşmayı dilerse ve bilinmeyene doğru ilerlemeye cüret ederse,bu tıpkı ölmek gibidir. Benlik, tüm silahlarını bırakıp teslim olmak zorundadır ve bu dehşet verici bir duyumsamadır. Duygusal olarak, fiziksel olarak şuna benzer: evrene karşı insan.

    Abe: Ve bu ölüm uzatılmıştır, değil mi? Demek istediğim, tek bir mucizevi an içinde olup bitmez. Süreç içinde meydana gelen birşeydir ve bu yıllar alacaktır. Peki bunu gerçekten başardığını nasıl anlarsın? Sonunda ölerek o eski benliğinden kurtulduğunu, ya da literatürdeki tabiriyle “biçimsiz savaşçı”ya dönüştüğünü nasıl bilirsin?

    Taisha: Biçimsiz olmak zorundasınız. Bir benliğe sahip olmamalısınız. Hepsinden önce, senin de dediğin gibi, bu aniden gerçekleşen bir işlem değildir –her ne kadar olabilecek olsa da. Bazı insanlarda ya da bazı normal olmayan durumlarda, birleşim noktası aniden herhangi bir yere hareket edebilir, bu büyük bir şokun etkisiyle de olabilir, ve böylece kişinin önünde farklı bir gerçeklik oluşur. Aniden kendini başka bir yerde bulur. Fakat bu durum dışardan bir etki sebebiyle gerçekleştiği için genelde geçicidir ve birleşim noktası çoğunlukla eski yerine geri kayar. Eğer geri kaymazsa kişi başına neler geldiğini anlayamayacaktır ve bunlar tımarhanelik durumlardır. Bu yüzden aşamalı bir değişim en iyisidir.

    Abe: O zaman uyuşturucular, erk bitkileri de bunlara sebep olabilir mi?

    Taisha: Evet, kesinlikle olurlar. Halüsinojen uyuşturucuların etkisi altındayken farklı dünyalar görürsünüz ve birleşim noktası sabit konumundan kesin olarak ayrılmış olur. Fakat bunu yapmamalısınız, çünkü bu tamamen dış bir etkidir ve kontrolünüz yoktur. Nagual’ın mutlak varlığı da birleşim noktasını hareket ettirebilir. Onun kusursuzluğu öğrencilerinin birleşim noktalarını kaydırabilir, bunun için ille de sırtlarına bir şaplak indirmek ya da onun gibi birşeyler yapmak zorunda değildir. Onun erki çömezlerinin farklı dünyaları algılamalarına sebep olabilir. Ne zaman don Juan ve tayfasıyla birlikte takılsak onların gücü bize fantastik şeyler yaptırırdı, bunları kitabımda anlatmıştım. Fakat Los Angeles’a döndüğümde ve onlar ortalıkta olmadığında üstümde sosyal düzenin baskısının taşırdım ve birleşim noktam tekrar ilk dikkat konumuna geri dönerdi. Ve işin trajik kısmı, birleşim noktasını onların etkisi altındaki konumuna hareket ettirmedikçe, o konumdayken neler olduğunu güç bela hatırlamaktı. Hepsi rüya gibi geliyordu. Bu yüzden birleşim noktanızın ileri farkındalığa kaymasın için gereken erki tedarik etmelisiniz ki devamlılığı kendi kendinize de sürdürebilesiniz ve risk alabilesiniz. O zaman daha ilerilere de hareket ettirebilirsiniz ve bu aşamalı bir kaymadır.

    Abe: Birleşim noktasını hareket ettirmek için gereken erki nasıl elde ediyor ve koruyorsunuz?

    Taisha: Başlıca yöntem özetlemedir. Ama belirtmek istiyorum ki bu hareketi sağlamanın bir diğer yolu da mutlak kusursuzluktur, hareketi niyet edersin. Niyet gerçekten de bir hattır, kişinin dışarıdaki erkle direk bağlantısını sağlayan bir kuvvet. Bir zekaya, bir yol gösterme dizgesine sahip olduğu için ona Tin derler, ya da Kartal. Fakat insanlar kendi kişisel enerjilerini kusursuz davranışlar yoluyla dışarıdaki enerjiyle bağladıklarında, Tin kendiliğinden birleşim noktalarını onlar için hareket ettirir, çünkü onlar bir açıdan kontrolü tamamen bırakmışlardır. Kendilerinden, egolarından vazgeçmişlerdir. Kendilerini yönlendirmesi için niyetin klavuzluğuna izin verirler. Ve bütün o bahsettiğim büyücülük edimleri, özetleme, bütün yapmamalar, hepsi büyücünün niyetini içerir zaten. Bu yüzden kişi sadece bu şeyleri yapar ve niyet onu ele geçirir; böylce birleşim noktası kendiliğinden hareket edecektir, çünkü bunlar don Juan’ın silsilesindeki büyücülerden aktarılarak gelmiş kadim tekniklerdir ve Tin’le olan bağlantıyı yapılarında doğal olarak taşırlar zaten. Erki tedarik etmenin mecburi olduğunu zaten biliyoruz, çünkü bu insan olarak doğduğumuz biçimden kurtulmanın tek yoludur. Daima maymun insan terimleriyle konuşmaktan hoşlanırız, çünkü bu insanlara kendine yaraşır bir bakış açısı verir.

    Abe: Bunu bir eğretileme olarak mı kullanıyorsunuz, çıkardığım anlam bağlamında, “zaman”ın süreci içerisinde, aslolan ışıltılı varlığımız şu anki sahip olduğumuz biçimi aldı da biz bir noktada kendimizi etten kemikten insanlar olmaya mı niyetlendik; ama özünde olduğumuz şey oradaki engin sonsuzluktan geliyor ve biz normal evrim anlayışındaki gibi maymundan gelmedik mi? Demek istediğim bu konu herhangi biçimde uğraştığınız bir şey mi? Maymun eğretilemesini gayet iyi anlıyorum. Ama evrim teorisi, bizdeki diğer yetileri nasıl elde ettiğimizi açıklamak için hiç yeterli olmadı.

    Taisha: A-hah! Büyücülerin söylediği bizim sürekli evrildiğimizdir. Bu yüzden olduğumuz yerde kalmamalı ve kendimizi birleşim noktasının o maymunsu pozisyonuyla sınırlamamalıyız. Dediğin gibi, insanoğlunu oluşturan erkede sınırsız sayıda başka olasılıklar için de potansiyel vardır. Evet, sana katılıyorum, evrimci bakış açısıyla bakarsak orada durmalıyız ve kendimizi o pozisyonda kalıplandırmalıyız. Fakat evrimin baskısı devam eder. Büyücüler bir zamanlar insan olan varlıklardır, fakat daha sonra başka birşeye evrilmişlerdir. Onlar artık mutlak dünya mantığındaki modelde insan değildirler, çünkü birleşim noktalarını herhangi bir yere hareket ettirebilir ve o konumun devamlılığını sağlayabilirler, yani biçimlerini değiştirebilirler. İnsan biçiminde kalma mecburiyetleri yoktur. Aşağıya hareket edebilir, hayvani düzleme kayabilirler ve hayvan biçimlerine girebilirler; kargalara, kuşlara ya da diğer hayvanlara dönüşebilirler. Veya tamamen soyuttan oluşmuş ve fiziksel karşılığı olmayan, tanımlanamayan diyarlara da kayabilirler.

    Abe: O zaman eski görücüler ve yeni görücüler diye bir ayrım var?

    Taisha: Eski büyücüler ve yeni büyücüler arasında bir ayrım var. Don Juan ve öğretmeni Nagual Julian, don Juan’ın çömezi yeni Nagual Carlos Castaneda, onların hepsi modern büyücülerdir ve ilgilendikleri şey bu soyuta yönelmiş evrim sürecidir. Onlar aşağı düzeydeki biçimlerden uzaklar; ki bu biçimlere geçmek, rüya görme esnasında birleşim noktası kendiliğinden bu konumları bulduğunda çok kolaydır. Bütün insanların Carlos Castaneda’ya yakınlık duymasının sebebi de budur; bizim üniversite mezunu, eğitimli, açık görüşlü insanlar olmamız. Demek istediğim, bu bizim görevlerimizden biri. Asli büyücülük görevi, açık ve tutarlı düşünebilmek, insan olarak nerede durduğumuzu ve potansiyelimizi farkedebilmek, görebilmek ve asıl gerçeğin bu düzeyine ulaşabilmek, sadece uslamlama yoluyla olmasa da uslamlamayı en temel haliyle kullanarak -bayağı şekliyle değil, ve sonra buna tamamen tezat oluşturacak şekilde hareket ederek davranabilmek, insanların yaptığı gibi.

    End of Part 2.

    Copyright 1994 Dimensions Magazine

    5 yıl önce #
  2. tinali

    Seyirci
    Posts: 3

    offline

    Çok güzel bir röportaj olmuş, iz sürücülük üzerine çok aydınlatıcı, moral verici. Çeviriyi yapan ve yayınlayanlar sağolsun. Ancak ikinci bölüm, ikinci sorunun yanıtında, "muvafakata" yerine "mutakabata" ya da "uzlaşmaya" demek gerekir sanıyorum. Ayrıca, yazının son cümlesinin,

    "Asli büyücülük görevi, açık ve tutarlı düşünebilmek, insan olarak nerede durduğumuzu ve potansiyelimizi farkedebilmek, görebilmek ve asıl gerçeğin bu düzeyine ulaşabilmek, sadece uslamlama yoluyla olmasa da uslamlamayı en temel haliyle kullanarak -bayağı şekliyle değil, ve sonra buna tamamen tezat oluşturacak şekilde hareket ederek davranabilmek, insanların yaptığı gibi."

    eksik ya da yanlış çevrildiğini düşünüyorum. Bu cümleyi yorumlayacak biri var mı, ya da orjinal linkini bilen biri?

    5 yıl önce #
  3. gezgin

    Büyücü
    Posts: 53

    offline

    Gerçekten çok güzel bir yazı. Bütün kitapların bir özeti gibi. Genel bir fikir veriyor. Teşekkürler emeği geçenlere.

    5 yıl önce #
  4. Karga

    Görücü
    Posts: 326

    offline

    "" Bu yüzden algıyı tanımlamadaki ortak öznelliğe sahip değillerdir ve gerçekliği neyin oluşturduğuna dair muvafakata varamazlar.""

    İlginç bir cümle gerçekten.

    Muvafakat = onama, kabul etme

    olarak düşünürsek pekte yanlış görünmüyor gibi.

    O uzun cümlede ise sanırım şu denmek isteniyor. Yani büyücülerin bir görevi de sıradan ama akıllı, tutarlı insanlar gibi görünmelidir.

    5 yıl önce #
  5. slhak

    Editör
    Posts: 803

    offline

    İz sürme sanatında, "kişinin kendini herşeyin dışında tutması", diye bir tabir çevrilmiş ve bu çeviri dışında başka yerlerde de benzer tabiri gördüğüm oluyor. Bunun çevirisi aslında "farkedilmemek - göze çarpmamaktır" (unobtrusive).

    İkısi arasında büyük farklar vardır;

    "Kendini herşeyin dışında tutmak" : hiçbirşeye el sürmemek, girişmemek, rol ve görev almamak, inziva, vs.

    "Farkedilmemek - göze çarpmamak " : Aşırılıklardan kaçınıp ölçülü davranmak, gereksiz tepkilerde bulunmamak, vs.

    1 hafta önce #

Bu konu için RSS beslemesi

Cevapla

(gerekli)

Kullanılabilir etiketler: a blockquote code em strong ul ol li img iframe.
Etiketleri #etiket# örneğindeki gibi # içine alabilirsiniz.
Resim yüklemek için tıklayınız.

5,541 posts in 837 topics over 89 months by 138 of 1,036 members. Son Uyeler: aura, Aduba, yumurta, tokyaylin, Tonal