17
Rüya Gören Bedenin Yolculuğu
Don Juan bana, ikimizin son kez Oaxaca kentine gideceğimizi söyledi. Bir daha orada beraber olmayacağımızı kesin bir açıklıkla belirtti. Belki hisleri o yere geri dönebilirmiş, fakat tüm varlığı asla.
Don Juan, Oaxaca’dayken rengi solmuş duvarlar, uzak dağların şekilleri, kırılmış betondaki desenler, insan yüzleri gibi sıradan, alelade şeylere bakarak saatler geçirdi. Sonra şehrin merkezine gittik ve o istediğinde her zaman boş olan en sevdiği banka oturduk.
Kentteki uzun yürüyüşümüz sırasında kendimi kederli ve suratsız bir hale sokmaya hazırlamıştım, ama bunu beceremedim. Gidişiyle ilgili şenlikli bir yan vardı. Bunu, mutlak özgürlüğün denetlenemeyen gayreti olarak açıklamıştı.
“Özgürlük, bulaşıcı bi hastalık gibidir,” dedi. “İnsandan insana bulaşır; taşıyıcısı kusursuz bi nagualdır. İnsanlar bunu takdir edemeyebilir ve bu özgür olmak istemediklerindendir. Özgürlük korkutucudur. Bunu anımsa. Ama bizim için öyle değil. Ben tüm hayatım boyunca kendimi buna hazırladım. Ve sen de öyle olacaksın.”
Tekrar tekrar, bu olduğum noktada hiçbir mantıksal tahminin eylemlerimi bölmemesi gerektiğini söyledi. Rüya gören beden ve algı engelinin, birleşim noktasının konumları olduğunu ve bu bilginin görücüler için, uygar insan için okumak, yazmak ne denli hayati önem taşıyorsa o denli önemli olduğunu söyledi. İkisi de yıllar süren uğraş sonunda kazanılan başarılarmış.
“Şu anda, senin için birleşim noktanın bu konuma ulaşıp, rüya gören bedenini yarattığı zamanı anımsamak çok önemli,” dedi bunu olabildiğince vurgulayarak.
Sonra gülümsedi ve zamanın aşırı kısa olduğunu belirtti; rüya gören bedenimin ana yolculuğu, birleşim noktamı başka bir dünya birleştirmek üzere algı engelini kıracak konuma getirecekmiş.
“Rüya gören beden değişik isimlerle bilinir,” dedi uzun bir aradan sonra. “Benim en sevdiğim isim, diğeri. Bu terim, taşıdığı tüm ruh haliyle beraber eski görücülere ait. Ben ruh hallerine aldırmıyorum ama terimlerini sevdiğimi kabul etmem gerekir; Diğeri. Gizemli ve yasak bir isim. Aynı eski görücüler gibi, bana karanlığın ve gölgelerin hissini veriyor. Eski görücüler, diğeri her zaman rüzgâra sarınmış gelir, derler.”
Yıllar boyunca don Juan ve topluluğundaki yandaşları, aynı anda iki yerde olabilme yoluyla algısal ikilik türü bir şey deneyimleyebileceğimizi fark etmem için uğraşmışlardı.
Don Juan konuşurken, sanki ilk önce sadece hakkında bir şeyler duyduğum, çok derinlerde unutulmuş bir şeyi anımsamaya başladım. Sonra, adım adım bu deneyimi kendimin yaşadığının farkına vardım.
Aynı anda iki yerde olmuştum. Bu, bir gece Kuzey Meksika dağlarında olmuştu. Bütün gün don Juan’la bitki toplamıştım. Gece için durmuştuk ve ben neredeyse yorgunluktan uyuya kalacakken birden ani bir rüzgar çıkmış ve Genaro, karanlıktan tam önüme fırlamış ve neredeyse korkudan ölmeme neden olmuştu.
İlk düşüncem, kuşku olmuştu. Genaro’nun bütün gün çalılarda saklanıp, dehşetengiz gösterisini yapmadan önce karanlığın basmasını beklediğine inanmıştım. Caka satarak çevrede dolanmasına bakarken o gece onda gerçekten garip bir şey olduğunu fark ettim. Bariz, gerçek bir şeydi, ne var ki tam olarak çıkartamıyordum.
Benimle dalga geçip eliyle eşek şakası yaptı, mantığıma meydan okuyan eylemler sergiledi. Şaşkınlıkla don Juan’ın çılgınlar gibi gülmesine katlandım. Zamanın doğru olduğu kanısına varınca, beni ileri farkındalığa kaydırdı ve bir an için don Juan ve Genaro’yu iki ışık damlası olarak görebildim. Genaro olağan farkındalığımda bildiğim kanlı-canlı don Genaro değil de rüya gören bedeniydi. Bunu söyleyebiliyorum çünkü onu yerden yüksekte, bir ateş topu olarak görmüştüm. Don Juan gibi kök salmış değildi. Sanki Genaro bir ışık damlası olarak havaya kalkmak üzereydi, şimdiden havada, yerden bir metre kadar yüksekte, fırlamaya hazırdı.
O gece yaptığım ve olayı toparlamaya başladıkça bana birden açık olan başka bir şey de, birleşim noktamı kaydırmak için gözlerimi hareket ettirmem gerektiğini otomatikman bilmemdi. Niyetim sayesinde, Genaro’yu bir ışık damlası ya da garip, bilinmeyen, tuhaf biri olarak görmemi sağlayan yayılımları bağlayabilirdim.
Genaro’yu tuhaf olarak gördüğümde, gözlerinde karanlıktaki uğursuz bir yaratığın gözleri gibi hain bir parıltı vardı. Ama yine de ne olursa olsun gözdü onlar. Onları kehribar rengi ışık noktaları olarak görmemiştim.
Don Juan o gece Genaro’nun birleşim noktamı çok derine kaydırmama yardım edeceğini, onu taklit edip yaptığı her şeyi izlememi söyledi. Genaro arka poposunu iyice dışarı çıkartıp, pelvisini büyük bir güçle öne savurdu. Bunun müstehcen bir hareket olduğunu düşündüm. Bunu defalarca tekrarlayıp, dans eder gibi çevrede dolandı.
Don Juan kolumdan dürtüp Genaro’yu taklit etmeye teşvik etti beni ve ben de ettim. İkimiz bir şekilde çevrede azarak, bu tuhaf devinimi sergiledik. Bir süre sonra, bedenimin bu hareketi kendi kendine, sanki gerçekte ben olmadan gerçekleştirdiği hissine kapıldım. Bedenimle gerçek benliğimin ayrılışı daha da belirginleşti ve sonra bir an kendimi iki adamın birbirlerine müstehcen hareketler yaptığı bir olayı izler buldum.
Büyülenmiş bir şekilde seyrederken, iki adamdan biri olduğumun farkına vardım. Bunu fark ettiğim an bir şeyin beni çektiğini hissettim ve kendimi Genaro’yla uyum içinde pelvisimi ileri geri savururken buldum. Neredeyse hemen, don Juan’ın yanında başka bir adamın durup bizi seyrettiğini fark ettim. Rüzgâr çevresinde esiyordu. Saçlarının hafifçe dalgalandığını görebiliyordum. Çıplaktı ve utanmış görünüyordu. Rüzgâr, onu korurmuş gibi etrafına dolanmıştı ya da belki tam tersi onu uçurup uzaklaştırmak ister gibi.
Diğer adamın ben olduğumun farkına varmam uzun sürdü. Farkına vardığımda, hayatımın şokunu yaşadım. Önceden etkisi ölçülemeyen bir fiziksel güç lifçiklerden yapılmışım gibi beni paramparça etti ve tekrar ben olan, Genaro’yla azıp duran, ağzı açık bana bakan birine bakar buldum kendimi. Ve aynı zamanda ben olan, Genaro’yla müstehcen hareketler yaparken ağzı açık bana bakan çıplak bir adama bakıyordum. O kadar büyük bir şok yaşadım ki hareketlerimin ritmi bozuldu ve yere düştüm.
Bundan sonra ilk ayırt ettiğim don Juan’ın kalkmama yardım ettiğiydi. Genaro ve diğer ben, çıplak olanı kaybolmuşlardı.
Don Juan’ın bu olayı konuşmayı reddettiğini de anımsıyordum. Genaro’nun ikizini, ya da diğerini, yaratmakta uzman olduğunu söylemesi ve O’nun ikiziyle olağan farkındalığımda hiç fark etmeden uzun görüşmelerim olması dışında açıklama yapmadı.
“O gece daha önce yüzlerce kere yaptığı gibi, Genaro birleşim noktanı sol yanın çok derinlerine kaydırdı,” diye yorum yaptı don Juan ona anımsadığım her şeyi naklettikten sonra. “O’nun öylesine bi erki var ki senin birleşim noktanı rüya gören bedenin göründüğü yere çekebiliyor. Rüya gören bedeninin seni seyrettiğini gördün. Ve onun dansı bu oyunu yaptı.”
Ona Genaro’nun müstehcen deviniminin bu şiddetli etkiyi yapışını açıklamasını istedim.
“Sen bi fazilet taslayıcısın,” dedi. “Genaro senin, müstehcen bi hareket sergilerken hemen ortaya çıkan hoşnutsuzluğunu ve utangaçlığını kullandı. O rüya gören bedende olduğundan, Kartal’ın yayılımlarını görecek erki vardı; bu fayda sayesinde birleşim noktanı oynatmak çantada keklik sayılırdı.”
Genaro’nun o gece yapmama yardımcı olduğu şeylerin önemsiz olduğunu, Genaro’nun birçok defalar birleşim noktamı oynatıp, rüya gören beden ürettiğini ama benim anımsamamı istediği olayların bunlar olmadığını söyledi.
“Ben uygun yayılımları yeniden bağlayıp, gerçekten bi rüya görme konumunda uyandığın zamanı anımsamanı istiyorum,” dedi.
İçimde bir erke patlaması yaşar gibi oldum ve anımsamamı istediği şeyin ne olduğunu anladım. Yine de, belleğimi olayın tamamı üzerinde odaklayamıyordum. Sadece bir parçasını anımsayabiliyordum.
Bir sabah olağan farkındalığımdayken don Juan ve Genaro’yla yine bu banka oturduğumuzu anımsadım. Don Genaro, birdenbire, ayağa kalkmadan bedeninin banktan uzaklaşacağını söylemişti. Söylediğinin, o ana kadar tartıştıklarımızın içeriğiyle alakası yoktu. Ben don Juan’ın düzenli, öğretici söz ve eylemlerine alışkındım. Bir ipucu için don Juan’a döndüm, ama o hiç hareketsiz, sanki don Genaro ve ben orada yokmuşuz gibi dosdoğru ileri bakıyordu.
Don Genaro dikkatimi çekmek için beni dürttü ve çok rahatsız edici bir görüntüye tanık oldum. Genaro’yu gerçekten meydanın diğer yanında gördüm. Bana gelmem için işaret ediyordu. Fakat don Genaro’yu yanımda oturup, aynı don Juan gibi dosdoğru ileri bakarken de görmüştüm.
Bir şey söylemek, şaşkınlığımı ifade etmek istedim ama beni konuşturmayan bir kuvvetin etkisindeydim, basiretim bağlanmıştı. Tekrar parkın diğer yanındaki Genaro’ya baktım. Hala orada, başının bir işaretiyle ona katılmamı istiyordu.
Duygusal sıkıntım her saniye biraz daha artıyordu. Midem bulanmaya başladı ve sonunda bir tünel görüntü oluştu, beni doğrudan meydanın diğer yanındaki Genaro’ya yönelten bir tünel. Ve sonra büyük bir merak ya da bana o anda merak gibi gelen büyük bir korku beni onun olduğu yere çekti. Gerçekten havada süzülüp, bulunduğu yere vardım. Beni döndürüp, zaman durmuşçasına, durağan bir halde bankta oturan üç insanı gösterdi.
Feci bir rahatsızlık, vücut boşluğumdaki bütün yumuşak organlar yanıyormuş gibi içsel bir kaşıntı hissettim ve sonra tekrar banktaydım ama Genaro gitmişti. Meydanın diğer yanından bana veda etmek için el salladı ve pazara giden insanların arasına karışıp yok oldu.
Don Juan neşelenmişti. Bana bakıp duruyordu. Ayağa kalkıp çevremde dolandı. Tekrar oturdu, benimle konuşurken yüzünü düzgün tutamıyordu.
Neden böyle davrandığının farkına vardım. Don Juan’ın yardımı olmadan ileri farkındalık durumuna girmiştim. Genaro, birleşim noktamın kendiliğinden oynamasını sağlamayı başarmıştı.
Don Juan’ın cebine vakurla koyduğu, not defterimi görünce istemeyerek güldüm. İleri farkındalık durumunu, bana insanın ve dünyanın gizemlerinin sonu olmadığını göstermek için kullanacağını söyledi.
Tüm konsantrasyonumu sözlerine odakladım. Ne var ki, don Juan anlamadığım bir şey söyledi. Söylediğini tekrarlamasını istedim. Çok yumuşakça konuşmaya başladı. Diğer insanlar tarafından duyulmamak için sesini alçalttığını düşündüm. Dikkatle dinledim, ama söylediklerinin tek kelimesini dahi anlayamıyordum; ya bilmediğim bir dilde konuşuyordu ya da ıvır zıvır şeyler söylüyordu. Garip yanı, bir şey benim bölünmez dikkatimi yakalamıştı, ya sesinin ritmi ya da kendimi gerçekten onu anlamaya zorlamış olmam. Farkın ne olduğunu çıkartamasam da, zihnimin alışıldıktan farklı olduğu hissindeydim. Düşünmekte zorlanıyor, neler olduğunu mantıken açıklayamıyordum.
Don Juan çok yumuşakça kulağıma bir şeyler söylüyordu. İleri farkındalığa onun yardımı olmadan girdiğimden, birleşim noktamın çok gevşek olduğunu ve iyice rahatlayıp, bu bankta uykuya dalarak onu sol yana kaydırabileceğimi söyledi. Bana göz kulak olacağı için korkacak hiçbir şey olmadığını söyledi. Beni sakinleşip birleşim noktamı oynaması için bırakmaya teşvik etti.
Aniden derin bir uykuda olmanın ağırlığını hissettim. Bir an, rüya gördüğümün farkına vardım. Daha önce gördüğüm bir ev gördüm. Sokakta gezermişim gibi yaklaştım o eve. Başka evler de vardı ama onlara dikkat edemiyordum. Bir şey farkındalığımı gördüğüm, bu belirgin ev üzerinde sabitlemişti. Ön bahçesi olan, büyük, modem, alçı süslemeli bir evdi.
Eve yaklaştıkça, sanki onu daha önce de rüyamda görmüşüm gibi bir tanıdıklık hissettim. Çakıl taşlı patika yoldan ön kapıya yürüdüm; açıktı, içeri girdim. Karanlık bir koridor ve sağa doğru, köşeye yerleştirilmiş koyu kırmızı kanepe ve uygun koltuklarla döşenmiş bir oturma odası vardı. Kesinlikle tünel görüntüye sahiptim; sadece gözümün önündekileri görebiliyordum.
Kanepenin yanında, sanki tam ben girerken ayağa kalkmış gibi duran genç bir kadın vardı. İnce ve uzundu, terzi elinden çıkma zarif yeşil takımıyla şık giyimliydi. Belki yirmili yaşlarının sonlarındaydı. Koyu kahverengi saçları, gülümser gibi yanan ışıl ışıl kahverengi gözleri, zarifçe çizilmiş, kalkık bir burnu vardı. Teni başak rengiydi ama muhteşem bir bronzlukla yanmıştı. Onu alımlı, güzel buldum. Amerikalıya benziyordu. Gülerek başını sallayıp, ayası aşağı dönük elini sanki kalkmama yardım edecekmiş gibi uzattı bana.
Ellerini olabilecek en uygunsuz bir hareketle kavradım. Kendimi bile korkutup geri çekilmeye çalıştım ama beni sıkıca ve yine de çok nazikçe tuttu. Elleri uzun ve güzeldi. Belirsiz bir aksanla benimle İspanyolca konuştu. Gevşemem, ellerini hissetmem için yalvardı, yüzüne konsantre olup ağzının hareketlerini izlememi istedi. Ona kim olduğunu sormak istedim ama ağzımdan tek söz çıkmadı.
Sonra kulağımda don Juan’ın sesini duydum. Beni daha yeni bulmuş gibi, “oo, burdaymışsın,” dedi. Onunla parktaki bankta oturuyordum. Ama genç kadının sesini de duyabiliyordum. “Gel, benimle otur,” dedi. Aynen bunu yaptım ve benim için en inanılmaz bakış açısı değişimi başladı. Sırasıyla bir don Juan, bir genç kadınlaydım. Onları herhangi bir şey kadar açık seçik görebiliyordum.
Don Juan bana onu beğenip beğenmediğimi, cazip ve rahatlatıcı bulup bulmadığımı sordu. Konuşamıyordum ama her nasılsa o bayandan fevkalade hoşlandığım hissini ifade edebildim. Ortada bir neden olmamasına rağmen, onun şefkatli bir iyilik timsali, don Juan’ın benimle yaptıklarının zaruri bir parçası olduğunu düşündüm.
Don Juan tekrar kulağıma doğru, eğer onu beğendiysem onun evinde uyanmam gerektiğini söyledi, bu durumda ona olan hislerimin sıcaklığı ve sevgisi bana kılavuzluk edebilecekti. Kıkır kıkır gülüyordum ve pervasızdım. Bedenimde baştan aşağı bunaltıcı bir heyecan hissi dalgalandı. Bu heyecan beni gerçekten parçalara ayırıyor gibi hissettim. Bana ne olduğu umurumda değildi. Memnuniyetle, sözcüklerle betimlenmez bir karanlığa daldım ve sonra kendimi genç kadının evinde buldum. Onunla kanepede oturuyordum.
Bir anlık hayvansal bir panikten sonra, bir şekilde tam olmadığımı fark ettim. İçimde bir şey eksikti. Yine de bu durumda tehdit altında hissetmiyordum. Aklımdan rüya gördüğüm ve şimdi uyanıp kendimi