<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
	<channel>
		<title><![CDATA[Sessiz Bilgi — İçten Gelen Ateş]]></title>
		<link>https://www.sessizbilgi.com/</link>
		<atom:link href="https://www.sessizbilgi.com/feed/rss/forum/19" rel="self" type="application/rss+xml" />
		<description><![CDATA[Sessiz Bilgi sayfasındaki en son konular.]]></description>
		<lastBuildDate>Tue, 12 May 2020 12:19:29 +0000</lastBuildDate>
		<generator>PunBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Sonsöz]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/208/sonsoz/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Birkaç gün sonra, tüm nagual topluluğu ve tüm çömezler, don Juan’ın bana söz ettiği yassı dorukta toplandık.<br />Don Juan çömezlerden her birinin herkese çoktan elveda dediğini ve hepimizin duygusallığa yer olmayan bir farkındalık durumunda olduğumuzu söyledi. Bizim için yalnızca eylem vardı. Biz mutlak savaş durumunda olan savaşçılardık.<br />Don Juan, Genaro, Pablito, Nestor ve benim dışımda herkes yassı doruktan biraz uzaklaşıp Pablito, Nestor ve bana olağan farkındalık durumuna gözden uzak girebilmemiz için imkân yarattılar.<br />Ancak daha önce, don Juan kolumuzdan tutup bizi yassı doruğun çevresinde yürüttü.<br />“Bi dakika sonra, birleşim noktasının oynayışım niyet edeceksiniz,” dedi. “Ve hiç kimse size yardım etmeyecek. Şimdi yalnızsınız. Niyetin bi emirle başladığını anımsamanız lazım.<br />“Eski görücüler, eğer görücü iç söyleşi yaparsa bunun uygun bi söyleşi olması şarttır, derler. Eski görücüler için bu, büyücülük ve öz yansımanın geliştirilmesiyle ilgili bi söyleşi anlamı taşır. Yeni görücüler için, bu söyleşi değil, niyetin sağduyulu buyruklar sayesinde tarafsızca idare edilmesidir.”<br />Tekrar tekrar niyetin idare edilmesinin kişinin kendisine verdiği emirle başladığını söyledi; buyruk sonra Kartal’ın buyruğu olana kadar tekrarlanır ve sonra buna uygun olarak, savaşçılar iç sessizliğe eriştiği anda birleşim noktası kayarmış.<br />Bu tarz bir manevraya olanak olması, yeni ve eski tüm görücüler için birbirine karşıt nedenlerle de olsa en önemli tek şeymiş. Bunu bilmeleri sayesinde eski görücüler birleşim noktalarını uçsuz bucaksız bir bilinmeyen içinde, akıl sır ermez rüya görme konumlarına oynatabilmişler; yeni görücüler için bu yem olmayı yadsımak anlamına geliyormuş ve birleşim noktasını mutlak özgürlük denen belirli bir rüya görme konumuna oynatarak Kartal’dan kaçmak anlamını taşıyormuş. <br />Eski görücüler, birleşim noktasını bilinenin sınırına oynatmanın ve asıl ileri farkındalıkta sabit tutmanın olanağı olduğunu keşfetmişler. Bu konumdan birleşim noktalarını yavaşça bu konumun ötesinde başka noktalara oynatmanın yararlılığını görmüşler -bu cesaretli fakat sağduyudan yoksun muazzam bir zafermiş, çünkü birleşim noktalarının hareketini hiçbir zaman geri döndürememiş ya da belki döndürmeyi hiçbir zaman istememişler.<br />Don Juan, sıradan işler dünyasında ölmek ya da bilinmeyen dünyalarda ölmek seçenekleriyle karşı karşıya kalan maceracı insanların kaçınılmaz olarak İkincisini seçeceklerini söyledi. Seleflerinin sadece ölecekleri yeri değiştirmeyi seçtiklerini fark eden yeni görücüler tüm bunların gereksizliğini kavramışlar;&nbsp; yoldaşlarını denetlemeye çabalamanın gereksizliğini, diğer dünyaları birleştirmenin gereksizliğini ve hepsinden fazla da kibrin gereksizliğini.<br />Yeni görücülerin en talihli kararlarından biri, birleşim noktalarını ileri farkındalık dışında hiçbir konuma kalıcı olarak oynatmamalarıymış. Bu konumda, gereksizlik ikilemini çözmüşler ve çözümün, ölünecek bir dünya seçmek değil de mutlak bilinç, mutlak özgürlüğü seçmek olduğunu keşfetmişler.<br />Don Juan, yeni görücülerin mutlak özgürlüğü seçerek habersizce seleflerinin geleneklerini devam ettirip, ölüme meydan okuyanların özü haline geldikleri yorumunu yaptı.<br />Yeni görücüler, birleşim noktası sürekli olarak bilinmeyenin sınırlarına kaydırılır fakat bilinenin sınırında bir konuma dönmek zorunda bırakılırsa, o zaman birden bırakıldığında yıldırım gibi insanın kozası boyunca oynayarak, kozadaki yayılımların hepsini bir anda bağladığını bulmuşlar.<br />“Yeni görücüler bağlanış kuvvetiyle yanarlar,” diye devam etti don Juan, “kusursuzca sürdürülmüş bi hayatın niyetine dönüştürdükleri istenç kuvvetiyle. Niyet, farkındalığın tüm amber rengi yayılımlarının bağlanışıdır, yani mutlak özgürlüğün mutlak farkındalık olduğunu söylemek doğru olur.”<br />“Hepinizin yapacağı bu mu, don Juan?” diye sordum.<br />“Yeterli erkemiz olursa, kesinlikle,” diye yanıtladı. “Özgürlük, Kartal’ın insana armağanıdır. Maalesef, pek az insan bunun gibi harika bi armağanı kabul etmek için gerekenin sadece yeterli erke olduğunu anlar.”<br />“Eğer tek gereken şey buysa, o zaman kuşkusuz erkeyi cimrice kullanmalıyız.”<br />Bundan sonra don Juan hepimizi olağan farkındalık durumuna soktu. Alacakaranlıkta, Pablito, Nestor ve ben boşluğa atladık. Ve don Juan ile nagual topluluğu içten gelen ateşle yandılar. Mutlak farkındalığa girdiler, çünkü bu üstün özgürlük armağanını kabul edecek yeterli erkeleri vardı.<br />Pablito, Nestor ve ben koyağın dibinde ölmedik -ve önceden atlamış olan çömezlerin hiçbiri de ölmedi- çünkü hiçbirimiz oraya ulaşmadık; ölümümüze atlamak gibi böylesine muazzam ve akıl almaz bir eylemin etkisiyle hepimiz birleşim noktamızı oynattık ve başka dünyalar birleştirdik.<br />Şimdi ileri farkındalığı anımsamak ve bütünlüğümüzü yeniden kazanmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Ve ne kadar çok anımsarsak, kıvanç, hayretimizin o kadar yoğun, kuşku ve şaşkınlığımızın o kadar fazla olacağım da. <br />Şimdiye dek, sadece doğanın ve insan kaderinin en akıl sır ermez sorularıyla hayal kırıklığı tatmaya bırakılmıştık sanki. Taa ki don Juan’ın bize öğrettiği her şeyi doğrulayıp, Kartal’ın armağanını kabul etmek için yeterli erkeye ulaşacağımız zamana kadar.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 12:19:29 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/208/sonsoz/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[18 Algı Engelinin Yıkılması]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/207/18-algi-engelinin-yikilmasi/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Akşamüstü, don Juan’la ben şehrin merkezinde geziniyorduk, hala Oaxaca’day dik. En sevdiği banka yaklaşırken, orada oturan insanlar kalkıp uzaklaştılar. Oraya doğru seğirtip oturduk.<br />“Farkındalık açıklamamın sonuna geldik,” dedi. “Ve bugün, kendi kendine başka bi dünya birleştirecek ve tüm şüphelerini bertaraf edeceksin.<br />“Yapacaklarınla ilgili hiçbi hata olmamalı. Bugün, ileri farkındalığın üstünlüğüyle birleşim noktanı oynatıp bi anda başka bi dünyanın yayılımlarım bağlayacaksın.<br />“Birkaç gün sonra, Genaro’yla ben bi dağ başında seninle buluştuğumuzda aynısını olağan farkındalığın sakıncasına rağmen yapacaksın. Başka bi dünyanın yayılımlarını ancak bi dakika önceden haberin olup bağlayacaksın; eğer yapmazsan sarp kayalıklara yuvarlanan sıradan bi adamın ölümüyle öleceksin.”<br />Sağ yana ilişkin öğretilerinin sonuncu eylemini ima ediyordu: bir dağın doruğundan boşluğa atlamayı.<br />Don Juan, savaşçıların eğitiminin, algı engelini kırma yetisine hiç yardım almadan, olağan farkındalıktan başlayarak ulaştıklarında bittiğini belirtti. Nagual savaşçıları bu eşiğe kadar yönlendiriyormuş, fakat başarı kişiye bağlıymış. Nagualın en fazla yapabileceği, onları kendilerini savunmak üzere sürekli sınamakmış.<br />“Bağlanışı geçici olarak iptal eden tek kuvvet, bağlanıştır,” diye devam etti. “Günlük yaşam dünyasını algılamanı sağlayan bağlanışları iptal etmen gerek. Birleşim noktan için yeni bi konum ve onu orada yeterince uzun süre sabit tutmayı niyet ederek başka bi dünya birleştirecek ve bu dünyadan kaçacaksın.<br />“Eski görücüler, bugün hala sırf bunu yaparak, yani birleşim noktalarını herhangi yedi dünyadan birinde sabit tutarak, ölüme meydan okuyorlar.”<br />“Başka bir dünya bağlamayı başarırsam ne olur?” diye sordum.<br />“Oraya gidersin,” diye yanıtladı. “Tam burada bi gece, sana bağlanışın gizemini gösterirken Genaro’nun yaptığı gibi.”<br />“Ben nerede olacağım, don Juan?”<br />“Başka bir dünyada tabii ki, nerede olabilirsin ki?”<br />“Ya çevremdeki insanlar, binalar, dağlar ve başka her şey?”<br />“Tüm bunlardan kendi kırdığın engelle ayrılmış olacaksın: algı engeliyle. Ve aynen ölüme meydan okumak için kendini gömmüş olan eski görücüler gibi, bu dünyada olmayacaksın.”<br />Açıklamalarını dinlerken içimde bir mücadele köpürerek yükseliyordu. Bir yanım don Juan’ın durumunun savunulamaz olduğuna dair yaygara koparırken, diğer yanım hiç sorgusuz haklı olduğunu biliyordu.<br />Ona birleşim noktamı sokakta, Los Angeles’ta trafiğin ortasında oynatırsam ne olacağını sordum.<br />“Los Angeles, bir nefes gibi havada kaybolur,” diye yanıtladı ciddi bir ifadeyle. Ama sen kalırsın.”<br />“Sana açıklamaya çalıştığım giz bu işte. Bunu deneyimledin ama henüz anlayamadın, bugün anlayacaksın.”<br />Benim henüz yeryüzünün desteğini başka bir büyük yayılımlar bandına kaydırmak için kullanamadığımı, ama kaydırmak için buyurgan bir gereksinmem olduğundan bu gereksinimin bana fırlatıcı kızak gibi hizmet edeceğini söyledi.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 12:18:32 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/207/18-algi-engelinin-yikilmasi/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[17 Rüya Gören Bedenin Yolculuğu]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/206/17-ruya-goren-bedenin-yolculugu/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Don Juan bana, ikimizin son kez Oaxaca kentine gideceğimizi söyledi. Bir daha orada beraber olmayacağımızı kesin bir açıklıkla belirtti. Belki hisleri o yere geri dönebilirmiş, fakat tüm varlığı asla.<br />Don Juan, Oaxaca’dayken rengi solmuş duvarlar, uzak dağların şekilleri, kırılmış betondaki desenler, insan yüzleri gibi sıradan, alelade şeylere bakarak saatler geçirdi. Sonra şehrin merkezine gittik ve o istediğinde her zaman boş olan en sevdiği banka oturduk.<br />Kentteki uzun yürüyüşümüz sırasında kendimi kederli ve suratsız bir hale sokmaya hazırlamıştım, ama bunu beceremedim. Gidişiyle ilgili şenlikli bir yan vardı. Bunu, mutlak özgürlüğün denetlenemeyen gayreti olarak açıklamıştı.<br />“Özgürlük, bulaşıcı bi hastalık gibidir,” dedi. “İnsandan insana bulaşır; taşıyıcısı kusursuz bi nagualdır. İnsanlar bunu takdir edemeyebilir ve bu özgür olmak istemediklerindendir. Özgürlük korkutucudur. Bunu anımsa. Ama bizim için öyle değil. Ben tüm hayatım boyunca kendimi buna hazırladım. Ve sen de öyle olacaksın.”<br />Tekrar tekrar, bu olduğum noktada hiçbir mantıksal tahminin eylemlerimi bölmemesi gerektiğini söyledi. Rüya gören beden ve algı engelinin, birleşim noktasının konumları olduğunu ve bu bilginin görücüler için, uygar insan için okumak, yazmak ne denli hayati önem taşıyorsa o denli önemli olduğunu söyledi. İkisi de yıllar süren uğraş sonunda kazanılan başarılarmış.<br />“Şu anda, senin için birleşim noktanın bu konuma ulaşıp, rüya gören bedenini yarattığı zamanı anımsamak çok önemli,” dedi bunu olabildiğince vurgulayarak.<br />Sonra gülümsedi ve zamanın aşırı kısa olduğunu belirtti; rüya gören bedenimin ana yolculuğu, birleşim noktamı başka bir dünya birleştirmek üzere algı engelini kıracak konuma getirecekmiş.<br />“Rüya gören beden değişik isimlerle bilinir,” dedi uzun bir aradan sonra. “Benim en sevdiğim isim, diğeri. Bu terim, taşıdığı tüm ruh haliyle beraber eski görücülere ait. Ben ruh hallerine aldırmıyorum ama terimlerini sevdiğimi kabul etmem gerekir; Diğeri. Gizemli ve yasak bir isim. Aynı eski görücüler gibi, bana karanlığın ve gölgelerin hissini veriyor. Eski görücüler, diğeri her zaman rüzgâra sarınmış gelir, derler.”<br />Yıllar boyunca don Juan ve topluluğundaki yandaşları, aynı anda iki yerde olabilme yoluyla algısal ikilik türü bir şey deneyimleyebileceğimizi fark etmem için uğraşmışlardı.<br />Don Juan konuşurken, sanki ilk önce sadece hakkında bir şeyler duyduğum, çok derinlerde unutulmuş bir şeyi anımsamaya başladım. Sonra, adım adım bu deneyimi kendimin yaşadığının farkına vardım.<br />Aynı anda iki yerde olmuştum. Bu, bir gece Kuzey Meksika dağlarında olmuştu. Bütün gün don Juan’la bitki toplamıştım. Gece için durmuştuk ve ben neredeyse yorgunluktan uyuya kalacakken birden ani bir rüzgar çıkmış ve Genaro, karanlıktan tam önüme fırlamış ve neredeyse korkudan ölmeme neden olmuştu.<br />İlk düşüncem, kuşku olmuştu. Genaro’nun bütün gün çalılarda saklanıp, dehşetengiz gösterisini yapmadan önce karanlığın basmasını beklediğine inanmıştım. Caka satarak çevrede dolanmasına bakarken o gece onda gerçekten garip bir şey olduğunu fark ettim. Bariz, gerçek bir şeydi, ne var ki tam olarak çıkartamıyordum.<br />Benimle dalga geçip eliyle eşek şakası yaptı, mantığıma meydan okuyan eylemler sergiledi. Şaşkınlıkla don Juan’ın çılgınlar gibi gülmesine katlandım. Zamanın doğru olduğu kanısına varınca, beni ileri farkındalığa kaydırdı ve bir an için don Juan ve Genaro’yu iki ışık damlası olarak görebildim. Genaro olağan farkındalığımda bildiğim kanlı-canlı don Genaro değil de rüya gören bedeniydi. Bunu söyleyebiliyorum çünkü onu yerden yüksekte, bir ateş topu olarak görmüştüm. Don Juan gibi kök salmış değildi. Sanki Genaro bir ışık damlası olarak havaya kalkmak üzereydi, şimdiden havada, yerden bir metre kadar yüksekte, fırlamaya hazırdı.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 12:16:56 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/206/17-ruya-goren-bedenin-yolculugu/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[16 İnsan Kalıbı]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/205/16-insan-kalibi/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Öğle yemeğinden sonra, don Juan’la konuşmak için oturduk. Herhangi bir giriş yapmadan doğrudan söze girdi. Açıklamalarının sonuna geldiğimizi bildirdi. Benimle, özenle tüm ayrıntılarına varıncaya dek eski görücülerin keşfettiği bütün farkındalık gerçeklerini tartıştığını söyledi. Şimdi yeni görücülerin onları düzenlediği dizgeyi bildiğimi vurguladı. Açıklamalarının son oturumlarında birleşim noktamızı oynatmamıza yardımcı olan iki gücün ayrıntılı dökümünü yapmış: yeryüzünün desteği ve yuvarlanış kuvveti. Yeni görücüler tarafından işlenmiş iz sürme, niyet ve rüya görme isimli üç teknik ile bunların birleşim noktasının oynaması üzerindeki etkilerini de açıklamıştı.<br />“Şimdi, farkındalık ustalaşması açıklamalarını bitirmeden önce tek yapılması gereken,” diye sürdürdü, “algı engelini kendi kendine yıkabilmen. Birleşim noktanı kimsenin yardımı olmadan oynatman ve başka bi büyük yayılımlar bandı yakalaman gerek.<br />“Bunu yapmazsan, tüm öğrendiklerin sadece lafta kalır. Ve sözcükler de beş para etmez.”<br />Birleşim noktası alışıldık yerinden uzaklaşır ve belirli derinliğe erişirse, bir engeli yıkarak kendi yayılımları bağlama yetisine geçici olarak engel olurmuş. Bunu algısal boşluk olarak deneyimlermişiz. Eski görücüler bu ana, ne zaman yayılım bağlanışları duraklasa bir sis kümesi göründüğü için, sis duvarı dermiş.<br />Onunla uğraşmanın üç yolu olduğunu söyledi. Kuramsal olarak, algı engeli gibi kabul edilebilir; tüm bedenin sıkı bir kâğıdı yırtması gibi hissedilebilir ya da sis duvarı olarak görülebilirmiş.<br />Don Juan bana, çömezliğim sırasında algı engelini görmem için sayısız kereler yol göstermişti. İlk önceleri sis duvarı fikrini sevmiştim. Don Juan beni eski görücülerin de onu öyle görmeyi tercih ettikleri konusunda uyarmıştı. Onu sis duvarı olarak görmenin büyük rahatlık ve kolaylık sağlamasına rağmen aynı zamanda kavranılmaz bir şeyi, karanlık ve önceden sezilen bir şeye çevirmek gibi vahim bir tehlikesi olduğunu söyledi. Bu nedenle onun önerisi, kavranılmaz şeyleri kavranılmaz bırakmak ve onları ilk dikkat kayıtlarının bir parçası haline getirmemekti. <br />Sis duvarını görmenin kısa süren rahatlatıcı hissinden sonra, don Juan’ın geçiş döneminin kavranılmaz bir kuram olarak tutulması fikrine katıldım, fakat geçen o zamanın ardından farkındalığımın sabitlenmesini kırmam artık olanaksızdı. Ne zaman algı engelini yıkmak durumunda kalsam sis duvarını görüyordum.<br />Geçmişte, bir defasında, don Juan ve Genaro’ya, sis duvarı yerine başka bir şey görmeyi istememe rağmen bunu değiştiremediğimden şikâyet etmiştim. Don Juan bunun, çarpık fikirli ve nalet olduğumdan anlaşılabilir olduğunu, ben ve onun bu yönden farklı olduğumuzu söylemişti. O, şen şakrak ve uygulamacıydı, insanın kayıt ettiklerine tapmıyordu. Diğer yandan, ben kayıtlarımı fırlatıp atmaya istekli olmadığım gibi, sonuçta ağır, fesat ve uygulama yoksunuydum. Sert eleştirisi beni şok edip, üzdü; kederlendim. Don Juan ve Genaro yanaklarından yaşlar akana kadar güldüler.<br />Genaro, tüm bunlardan başka kinci ve şişmanlığa da meyilli olduğumu söyledi. O kadar güldüler ki, sonunda kendimi onlara katılmak zorunda hissettim.<br />Don Juan, diğer dünyaları birleştirme alıştırmalarının birleşim noktasının kayışında deneyim kazanmasını sağladığını söylemişti. Buna rağmen, her zaman birleşim noktamı alışıldık yerinden oynatmak için ilk desteği nasıl alacağımı merak etmiştim. Geçmişte bunu sorguladığım zamanlar, bağlanış her şeyle ilgili güç olduğundan birleşim noktasını oynatan şeyin niyet olduğuna işaret etmişti.<br />Ona tekrar bunu sordum.<br />“Şimdi bunu yanıtlayabilecek durumdasın,” dedi. “Birleşim noktasına destek veren farkındalıkta ustalaşmadır. Sonuçta, bizimle alakalı pek bi şey yok; esasında biz belirli konumda sabitlenmiş birleşim noktalarından başka bi şey değiliz. Hem düşmanımız, hem de aynı zamanda dostumuz iç söyleşimiz, kayıtlarımız. Bi savaşçı ol; iç söyleşini kes; kayıtlarını yapıp, bi kenara at. Yeni görücüler, tastamam kayıtlar yapıp sonra onlara gülerler. Kayıt olmazsa birleşim noktası serbest kalır.”<br />Don Juan, kaydımızın en dayanıklı yanlarından biri olan Tanrı fikrimizden oldukça fazla söz ettiğini anımsattı. Bu yan, birleşim noktamızı orijinal yerine bağlayan kuvvetli bir yapıştırıcı gibiymiş. Eğer başka büyük yayılımlar bandıyla başka bir gerçek dünya birleştireceksem, zorunlu bir adım atıp birleşim noktamı tüm bağlarından koparmam gerekirmiş. <br />“Bu adım, insanın kalıbını görmektir,” dedi. “Bunu bugün yardım almadan yapmak zorundasın.”<br />“İnsanın kalıbı nedir?” diye sordum.<br />“Bi çok kez onu görmene yardımcı oldum,” diye yanıtladı. “Neden söz ettiğimi biliyorsun.”<br />Neden söz ettiğini bilmediğimi söylemekten kaçındım. İnsanın kalıbını gördün diyorsa öyleydi, fakat neye benzediğiyle ilgili hiçbir fikrim yoktu.<br />Aklımdan ne geçtiğini biliyordu. Anlayan bir gülüşle bakıp yavaşça başını bir o yana bir bu yana salladı.<br />“İnsan kalıbı, organik yaşamın büyük bandı içinde devasa bi yayılımlar demetidir,” dedi. “Demet sadece insanın kozasında görülebildiğinden, ona insanın kalıbı denmiştir.<br />“İnsan kalıbı, görücülerin kendileri için bi tehlike olmadan görebildiği Kartal yayılımları parçasıdır.”<br />Tekrar konuşmaya başlamadan önce uzun bir ara verdi.<br />“Algı engelini yıkmak, farkındalıkta ustalaşmadaki son görevdir,” dedi. “Birleşim noktanı bu konuma oynatmak için yeterince erke toplaman lazım. Bi yeniden canlanma yolculuğu yap! Ne yaptığını anımsa!”<br />İnsan kalıbının ne olduğunu anımsamaya çalışıp, beceremedim. Bir süre sonra gerçek bir kızgınlığa dönüşen ıstırap dolu bir hayal kırıklığı hissettim. Kendime, don Juan’a, herkese kızıp köpürüyordum.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 12:09:23 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/205/16-insan-kalibi/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[15 Ölüme Meydan Okuyanlar]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/204/15-olume-meydan-okuyanlar/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Genaro’nun evine öğleden sonra, saat 2:00 civarında vardım. Don Juan ve ben bir sohbete daldık ve sonra don Juan, farkındalık düzeyimi değiştirmemi sağladı.<br />“İşte üçümüz o yassı taşa gittiğimiz günkü gibi buradayız,” dedi don Juan. “Ve bu akşam oralara başka bi gezi yapacağız.<br />“Şimdi o yer ve farkındalık üzerindeki etkisi hakkında ciddi neticelere varabilecek yeterli bilgin var.<br />“O yerin nesi var, don Juan?”<br />“Bu akşam, yuvarlanış kuvveti hakkında eski görücüleri derlediği bazı dehşetli gerçekleri öğrenecek ve sana eski görücülerin her şeye rağmen yaşamayı seçtiklerini söylediğimde ne demek istediğimi göreceksin.”<br />Don Juan uyumak üzere olan Genaro’ya döndü. Onu dirseğiyle dürttü.<br />“Genaro, sence de eski görücüler tüyler ürpertici adamlardı, değil mi?” diye sordu don Juan.<br />“Kesinlikle,” dedi Genaro gevrek bir ses tonuyla ve sonra bezginliğe yenik düşmüş göründü.<br />Fark edilir şekilde başını sallamaya başladı. Bir anda derin bir uykuya daldı, çenesi içeri tıkılmış, başı göğsüne yaslanmıştı. Horulduyordu.<br />Yüksek sesle gülmek istedim. Ama sonra Genaro’nun sanki gözleri açık uyurmuş gibi bana baktığını fark ettim.<br />“O kadar tüyler ürpertici adamlardı ki ölüme bile meydan okudular,” dedi Genaro horultularının arasında.<br />“Bu dehşetli adamların ölüme nasıl meydan okuduklarını merak etmiyor musun?” diye sordu don Juan bana.<br />Onların dehşetengizliğiyle ilgili bir soru sormaya teşvik eder gibiydi beni. Duraksayıp içlerinde beklenti parıltısı olduğunu sandığım nazarlarla baktı bana.<br />“Bir örnek vermeni istememi bekliyorsun, değil mi?” dedim.<br />“Bu büyük bi an,” dedi omzuma vurup gülerek. “Velinimetim bu noktada beni meraktan çatlatmıştı. Ondan bi örnek vermesini istedim, o da verdi; şimdi sen istesen de, istemesem de sana bi tane vereceğim.”<br />“Ne yapacaksın?” diye korkudan midem burkularak, sesim kesilerek sordum.<br />Don Juan’ın kahkahalarının yatışması bayağı zaman aldı. Her söze başladığında gülmekten öksürük nöbetine tutuluyordu.<br />“Genaro’nun söylediği gibi, eski görücüler tüyler ürpertici adamlardı,” dedi gözlerini ovuşturarak. “Ne olursa olsun engellemeye çalıştıkları bi şey vardı: ölmek istemiyorlardı. Sıradan insan da ölmeyi istemez diyebilirsin, ama eski görücülerin sıradan insana nazaran sahip oldukları üstünlük, istedikleri şeyi uzaklaştırmak için konsantrasyon ve denetimle niyet etmeleriydi ve gerçekten ölümü uzak tutmaya niyet ettiler.”<br />Susup, kaşlarını kaldırıp, bana baktı. Benim geride kaldığımı, alışıldık somlarımı sormadığımı söyledi. Beni, eski görücülerin ölümü uzaklaştırmayı başarıp başaramadığını sormaya yönlendirdiğini, ama kendisi onların yıkıcı hakkındaki bilgilerine rağmen ölümden kurtulamadıklarını söylediğinden, yanıtın apaçık olduğunu belirttim.<br />“Ölümü uzaklaştırmayı niyet etmeyi başardılar,” dedi, sözlerini büyük bir dikkatle telaffuz ederken. “Ama yine de ölmeleri gerekiyordu.”<br />“Ölümü uzaklaştırmaya nasıl niyet ettiler?” diye sordum.<br />“Dostlarını gözlemlediler,” dedi, “onların yuvarlanış kuvvetine karşı daha çabuk toparlayan varlıklar olduklarını görünce, dostları örnek aldılar.”<br />Eski görücüler, don Juan’ın açıkladığına göre, sadece organik varlıkların kasemsi bir aralığı olduğunun farkına varmışlar. Bu aralık, boyu biçimi ve kırılganlığıyla, deviren kuvvetin saldırıları karşısında saydam kozayı kırıp parçalamasını hızlandıran ideal bir şekle sahipmiş. Diğer taraftan dostların, yuvarlanış kuvvetine dayanması gereken aralığı sırf bir çizgi olduğundan uygulamada ölümsüzlermiş. Saç yolu inceliğinde aralıklar, yıkıcıya ideal bir şekil sunmadığından kozaları saldırılara sınırsızca dayanabiliyormuş.<br />“Eski görücüler aralıklarını kapatmak için en garip teknikleri geliştirdiler,” diye sürdürdü don Juan. “Esasında, saç yolu aralığın, kasemsi aralıktan daha dayanıklı olduğunu düşünmekte haklıydılar.”<br />“O teknikler hala var mı?” diye sordum.<br />“Hayır, yoklar.” dedi. “Ama onları uygulamış bazı görücüler hala var.”<br />Bilmediğim bir nedenden bu açıklama bende katışıksız bir dehşet yarattı. Nefes alış-verişim anında değişti ve hızını denetleyemez oldum.<br />“Bugün hala hayattalar, değil mi Genaro?” diye sordu don Juan.<br />“Kesinlikle,” diye belirgin, bir biçimde mırıldandı Genaro derin uykusunun arasından.<br />Don Juan’a bu kadar korkmamın sebebini bilip bilmediğini sordum. Bana daha önce aynı odada, Genaro kapıyı açtığında içeri giren tuhaf yaratıkları fark edip etmediğimi sordukları zamanı anımsattı.<br />“O gün birleşim noktan sol yanın çok derinlerine inmiş ve korkutucu bi dünya ile birleşmişti,” diye devam etti. “Ama sana bunu daha önce de söyledim; senin anımsamadığın doğrudan çok uzak bi dünyaya gitmiş ve kendini donuna edesiye korkutmuş olduğun.”<br />Don Juan ayaklarının önünde bacaklarını uzatmış, sakin sakin horuldayan Genaro’ya döndü.<br />“Donuna edesiye korkmamış mıydı, Genaro?” diye sordu.<br />“Kesinlikle, donuna edesiye,” diye mırıldandı Genaro ve don Juan bir kahkaha attı.<br />“Bilmeni isterim ki, korktuğun için seni suçlamıyoruz,” diye sürdürdü don Juan. “Biz, kendimiz eski görücülerin bazı hareketlerinden tiksiniyoruz. Eminim artık, o gece hakkında anımsayamadıklarının, eski görücülerin hala yaşadıklarını görmen olduğunun farkında varmışsındır.”<br />Hiçbir şeyin farkına varmadığımı söyleyerek karşı çıkmayı istedim, fakat sözcükler boğazıma takıldı. Bir söz söylemek için defalarca boğazımı temizlemem gerekti. Genaro kalkmış, boğuluyormuşum gibi yumuşakça sırtıma, ensemin dibine vuruyordu.<br />“Boğazında bir kurbağa var,” dedi.<br />Yüksek, cırlak bir sesle ona teşekkür ettim.<br />“Yok, bir tavuk kalmış orada,” diye ekledi ve oturup uyudu.<br />Don Juan, yeni görücülerin, eski görücülerden kalma tuhaf uygulamalara isyan edip onları hem gereksiz hem de mutlak varlığımızı yaralayıcı olarak ilan ettiklerini söyledi. O teknikleri yeni savaşçılara öğretilenler arasından yasaklayacak kadar ileri gitmişler ve nesiller boyunca o uygulamaların sözü bile edilmemiş.<br />On sekizinci yüzyılın başlarında, doğrudan don Juan’ın bulunduğu nesildekilerden nagual Sebastian o tekniklerin varlığını yeniden keşfetmiş.<br />“Nasıl yeniden keşfetmiş?” diye sordum.<br />“Muhteşem bi iz sürücüydü ve bu mükemmelliği yüzün den tansıklar öğrenme şansına erdi,” diye yanıtladı don Juan.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 12:07:21 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/204/15-olume-meydan-okuyanlar/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[14 Yuvarlanış Kuvveti]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/203/14-yuvarlanis-kuvveti/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Don Juan farkındalıkta ustalaşma açıklamasına başlayacakken fikrini değiştirdi ve ayağa kalktı. Büyük odada sessizce oturuyorduk.<br />“Kartal’ın yayılımlarını görmeyi denemeni istiyorum,” dedi. “Bunun için önce birleşim noktanı insanın kozasını görene dek oynatmalısın.”<br />Evden şehir merkezine yürüdük. Kilisenin önündeki boş, kırık dökük bir banka oturduk. Öğleden sonraydı, bir sürü insanın çevrede gezindiği güneşli, rüzgârlı bir gündü.<br />Aklıma kazımaya çalışır gibi bağlanışın benzersiz bir güç olduğunu çünkü ya birleşim noktasına yardımcı olduğunu ya da alışıldık yerine yapışık tuttuğunu tekrarladı. Bağlanışın noktayı ayrı yerde oynamadan tutan özelliği,&nbsp; istenç ve onu kaydıran da&nbsp; niyetmiş. Akıldan çıkmayacak gizemlerden biri bağlanışın, kişisel olmayan kuvveti olan istencin her bireyin hizmetine giren kuvvet olan niyete dönüşmesiymiş.<br />“İşin garip yanı bu değişimin başarılmasının çok kolay olması,” diye sürdürdü. “Ama kolay olmayan, kendimizi bunun olanağı olduğuna inandırabilmek. İşte tam orada güvenlik pimimiz durur. İnandırılmamız gerekir. Ve hiçbirimiz bunu istemeyiz.”<br />Sonra bana, en keskin farkındalık durumumda olduğumu ve niyet edersem birleşim noktamı sol yanımın derinliklerine,&nbsp; rüya görme konumuna kaydırabileceğimi söyledi. Savaşçıların,&nbsp; rüya görmenin yardımı olmadan görmeyi denememesi gerekirmiş. Herkesin ortasında uyuyakalmanın, iyi yanlarımdan biri olamayacağı konusunda kuşkularımı belirttim. Birleşim noktasını doğal yerleşim yerinden uzağa oynatıp, yeni bir yerde sabit tutmanın uykuda olmak olduğunu söyleyerek açıklık getirdi; uygulamayla, görücüler uykuda olmayı ve yine de onlara hiçbir şey olmuyormuş gibi davranmayı öğrenirlermiş.<br />Bir anlık duraklamadan sonra, insanın kozasını görmek için kişinin insanlara arkadan, uzaklaşırken gözlerini dikmesi gerektiğini ekledi. İnsanlara yüz yüzeyken göz dikmek, insanın yumurtamsı kozasının önünde görücülerin ön panel dedikleri, koruyucu bir kalkan olduğundan yararsızmış. Bu, yayılımların kendinden kaynaklanan, hayatımız boyunca bizi koruyan kuvvetin karşı konulmaz saldırısına karşı neredeyse zapt edilmez, eğilmez bir kalkanmış.<br />Ayrıca bana vücudum donmuş gibi kaskatı kesilirse de şaşırmamamı söyledi; bunun aynı bir odanın ortasında duran birinin camdan dışarı sokağa bakışı gibi duyumsanacağım ve insanlar görme penceremden aşırı hızlı hareket edip geçeceğinden, hızın esas olduğunu söyledi. Sonra kaslarımı gevşetip iç söyleşimi kesmemi ve birleşim noktamı, içsel sessizliğin büyüsüyle sürüklenmeye bırakmamı istedi. Sağ yanım üstüne kalça kemiğim ve göğüs kafesim arasına nazik ama dayanıklı bir yumruk patlatmalıymışım.<br />Bunu üç kere yaptığımda derin bir uykuya dalmıştım. Çok tuhaf bir uyku haliydi. Vücudumun uyuşukluğuna rağmen olan her şeyin tamamıyla faikındaydım. Don Juan’ın benimle konuşmasını ve söylediği açıklamaların her birini sanki uyanıkmışım ancak bedenimi hiç hareket ettiremiyormuşum gibi takip edebiliyordum. <br />Don Juan, bir adamın görme penceremden geçeceğini ve onu görmeye çalışmamı söyledi. Başarısızlıkla başımı oynatmayı denedim ve sonra parlak yumurtamsı bir şekil göründü. Göz alıcıydı. Görüntüsüne hayran oldum, şaşkınlıktan kurtulana kadar uzaklaşmıştı. Hafifçe aşağı yukarı kımıldayarak sürüklendi.<br />Her şey o denli hızlı olmuştu ki, beni bıkkınlaştırıp sabırsızlaştırdı. Uyanmaya başladığımı hissediyordum. Don Juan tekrar benimle konuşup gevşemeye sevk etti. Sabırsız olmaya hakkım ve zamanım olmadığını söyledi. Birdenbire başka bir parlak varlık göründü ve uzaklaştı. Beyaz fosforlu keçeden yapılmış gibi görünüyordu.<br />Don Juan’ın kulağıma, eğer istersem gözlerimin üzerine odaklandığı her şeyi yavaşlatma yetisinde olduğunu fısıldadı. Sonra bana, başka birinin geldiği uyarısını yaptı. O an iki ses olduğunu ayırt ettim. Biraz önce duymuş olduğum bana sabırlı olmamı tembih edenle aynıydı. Don Juan’ınkiydi. Diğeri, devinimi yavaşlatmak için gözlerimi kullanmamı söyleyen,&nbsp; görmenin sesiydi.<br />O akşamüstü yavaşça devinen on parlak varlık gördüm. Görmenin sesi, onların içinde don Juan’ın farkındalık parıltısı hakkında söylediği her şeye tanıklık etmem için bana kılavuzluk etti. O yumurtamsı, parlak yaratıkların sağ yanında dikey, daha kuvvetli kehribar rengi parıltısı olan bir bant vardı; belki tüm koza oylumunun onda biri kadardı. Ses, bunun insanın farkındalığı olduğunu söyledi. Ses, insanın bandında bir beneği işaret etti; dikdörtgenimsi şekillerin yukarısında, tam tepesindeydi; ses bunun birleşim noktası olduğunu söyledi.<br />Her parlak yaratığın yumurtamsı şeklini profilden gördüğümde, vücut bakımından kenarı üstünde duran dev asimetrik bir yoyoya ya da neredeyse yuvarlak yan tarafı üstünde kapağı açık duran bir tencereye benziyordu. Kapak gibi görünen kısım ön paneldi; tüm kozanın belki beşte biri kalınlıktaydı.<br />O yaratıkları görmeye devam edebilirdim ama don Juan artık insanlara yüz yüzeyken göz dikmemi ve bakışımı, engeli kırana ve yayılımları görene kadar tutmamı söyledi.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 12:04:58 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/203/14-yuvarlanis-kuvveti/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[13 Yeryüzünün Desteği]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/202/13-yeryuzunun-destegi/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>“Hadi Oaxaca yolunda yürüyelim,” dedi don Juan bana. “Genaro bizi yolda bi yerde bekliyor.”<br />Ricası beni şaşırttı. Bütün gün açıklamalarına devam etmesini beklemiştim. Evinden ayrılıp, kenti geçerek kaldırmışız otoyola doğru sessizce yürüdük. Uzun bir süre rahatça gezindik. Don Juan birden konuşmaya başladı.<br />“Sana başından beri eski görücülerin yaptığı büyük bulgulardan söz ediyorum,” dedi. “Organik hayatın dünya üzerindeki tek yaşam olmadığını buldukları gibi yeryüzünün kendisinin de canlı bi varlık olduğunu keşfettiler.”<br />Devam etmeden önce bir kaç saniye bekledi. Beni yorum yapmaya davet edercesine gülümsedi. Aklıma söyleyecek hiçbir şey gelmedi.<br />“Eski görücüler yeryüzünün bi kozası olduğunu gördüler ,” diye sürdürdü. “Yeryüzünü kılıf gibi saran bi top, Kartal’ın yayılımlarını yakalayan saydam bi koza gördüler. Yeryüzü bizim mazur kaldıklarımızla aynı kuvvetlere mazur kalan, sezgili bi varlıktır.”<br />Eski görücülerin, bunu keşfeder keşfetmez hemen bu bilginin uygulanabilir kullanımlarıyla ilgilendiklerini açıkladı. Bu ilginin neticesinde, büyücülüklerinin en karmaşık ulamını, yeryüzü ile ilgili olanlar oluşturmuş. Yeryüzünü, olduğumuz her şeyin kökü, kaynağı saymışlar.<br />Don Juan eski görücülerin yanılmadığını, çünkü yeryüzünün gerçekten ilk köklerimizin kaynağı olduğunu söyledi.<br />Bir mil kadar ileride Genaro’yla karşılaşana değin hiçbir şey demedi. Genaro, yolun kenarında bir kayaya oturmuş bizi bekliyordu.<br />Beni sımsıcak bir şekilde selamladı ve soğuğa dayanıklı bitki örtüsüyle kaplı engebeli, ufak dağların tepesine çıkmamız gerektiğini söyledi.<br />“Üçümüz bi kayaya karşı oturup,” dedi don Juan bana, “güneş ışığını doğu dağlarında yansırken seyredeceğiz. Güneş batı dorukları ardına inerken, yeryüzü bağlanışı görmeni sağlayabilir.”<br />Dağın tepesine ulaştığımızda don Juan’ın söylediği gibi sırtımızı kayaya vererek oturduk. Don Juan beni ikisinin arasına oturttu.<br />Ne yapmak niyetinde olduğunu sordum. Gizli anlamlı açıklamaları ve uzun sessizlikleri hayra alamet değildi. Fena halde endişelendim.<br />Bana yanıt vermedi. Ben hiç konuşmamışım gibi konuşmasına devam etti.<br />“Algının, bağlanış olduğu keşfini yapan eski görücüler muazzam bi şeyle karşı karşıyaydılar,” dedi. “Üzücü olan, sapkınlıklarının başardıkları şeyin ne olduğunu bilmelerini engellemesi.<br />Ufak vadinin doğusunda, kentin olduğu yandaki bir sıradağı imledi.<br />“O dağlarda birleşim noktam sarsacak kadar parıltı var,” dedi bana. “Güneş batı dorukları arkasına inmeden hemen önce gereksindiğin tüm parıltıyı yakalayacak birkaç dakikan olacak. Yeryüzünün kapılarını açan sihirli anahtar, iç sessizlikle beraber göz alan herhangi bir şeyden yapılmıştır.”<br />“Tam olarak ne yapmalıyım, don Juan?” diye sordum.<br />İkisi de beni inceledi. Gözlerinde hem merak hem de nefretin karışımım gördüğümü düşündüm.<br />“Sadece iç söyleşini kes,” dedi bana don Juan.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 12:03:54 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/202/13-yeryuzunun-destegi/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[12 Nagual Julian]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/201/12-nagual-julian/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Evde garip bir heyecan vardı. Don Juan’ın topluluğundaki tüm görücülerin aklı o kadar havalardaydı ki gerçekten dikkatsizdiler; bu daha önce hiç tanık olmadığım bir şeydi. Alışıldık yüksek erke seviyeleri daha da artmıştı. İyice endişelenmeye başlamıştım. Ne olup bittiğini don Juan’a sordum. Beni arka sundurmaya götürdü. Bir dakika sessizce yürüdük. Hepsi için gitme zamanının yaklaştığını söyledi. Açıklamalarını zamanında bitirmek için kısa kesiyordu.<br />“Ayrılma zamanının yaklaştığını nasıl anlarsınız?” diye sordum.<br />“Bu bi iç bilgidir,” dedi. “Sen de bi gün bunu bileceksin. Anlarsın ya, nagual Julian benim birleşim noktamı sayısız kereler kaydırdı, aynen benim şeninkini kaydırdığım gibi. Sonra bana, bu kayışlar sonucu bağlamama yardım ettiği tüm o yayılımları yeniden bağlama görevini bıraktı. Bu her nagualın görevidir.<br />“Her ihtimalde, tüm yayılımları tekrar bağlama işi, koza içindeki tüm yayılımları yakmak gibi tuhaf bi manevranın yolunu açar. Ben bunu neredeyse yaptım. Doruk noktama erişmek üzereyim. Ben nagual olduğumdan, ben bi kere kozamdaki tüm yayılımları yaktığımda, bi anda hepimiz gitmiş olacağız. <br />Üzgün olmam ve ağlamam gerektiğini hissettim ama içim nagual Juan Matus’un özgür olmak üzere olduğunu duymaktan öylesine coşkuluydu ki şen şakrak, hoplayıp zıplayıp bağırdım. Er geç başka bir farkındalık durumuna ulaşacağımı ve üzüntüden ağlayacağımı biliyordum. Ama o gün mutluluk ve iyimserlikle dopdoluydum.<br />Nasıl hissettiğimi don Juan’a söyledim. Güldü ve sırtımı sıvazladı.<br />“Sana söylediklerimi anımsa,” dedi. “Duygusal aymalara güvenme. Bırak, ilkin birleşim noktan oynasın sonra yılların ardından farkına varırsın.”<br />Büyük odaya gittik ve oturup konuştuk. Don Juan bir an duraksadı. Camdan dışarı baktı. Koltuğumdan sundurmayı görebiliyordum. Akşamüzeriydi; bulutlu bir gündü. Yağmur yağacak gibiydi. Batıdan fırtına bulutları yaklaşıyordu. Bulutlu günleri severdim. Don Juan sevmezdi. Daha rahat bir oturma şekli bulmaya çalışırken huzursuzmuş gibiydi.<br />Don Juan aydınlatmalarına, ileri farkındalıkta ne olduğunu anımsamadaki zorluğun, birleşim noktasının normal yerinden gevşedikten sonra edinebileceği konumların sınırsızlığıyla ilgili olduğuna değinerek başladı. Diğer yandan, olağan farkındalıkta olanları anımsamanın kolaylığı birleşim noktasının bir noktadaki -her zamanki oturduğu yerde- sabitliğiyle ilgiliydi. <br />Beni teselli etti. Anımsamakta zorlandığımı, görevimde başarısız olabileceğimi ve onun bağlamama yardımcı olduğu tüm yayılımları tekrar bağlamayı hiçbir zaman beceremeyebileceğimi kabul etmemi önerdi.<br />“Bunu şöyle düşün,” dedi gülümseyerek. “Sana şu an sıradan ve doğalmış gibi gelen bu konuşmayı hiçbi zaman hatırlamayabilirsin.<br />“İşte farkındalığın gizemi budur. İnsanların bu gizemden ödü patlar, karanlıktan, açıklanamaz şeylerden ödümüz kopar. Kendimizi başka türlü sanmak delilik olur. Öyle kendine acıyıp, mantıksal çıkarsamalar yaparak insanın gizemini aşağı&nbsp; görmeye kalkma. İçindeki insanın aptallığını anlamaya çalışarak aşağıla onu. Fakat ikisi için de özür bulma; ikisi de gereklidir.<br />“İz sürücülerin büyük manevralarından biri bu gizemi her birimizin içindeki aptallığa karşı kapıştırmaktır.” <br />İz sürme uygulamaları, kimsenin memnunlukla katılacağı bir şey değilmiş; aslında bunlara tamamıyla karşı çıkılabilirmiş. Bunu bilerek, yeni görücüler iz sürme ilkelerinin olağan farkındalıkta tartışılması ya da uygulanmasının genel isteğe karşı olacağını ayırt etmişler.<br />Ona bir çelişkiyi gösterdim. Savaşçıların ileri farkındalıktayken dünyada eyleme girmesine olanak olmadığını söylemişti ve bir de&nbsp; iz sürmenin insanlara belirli şekilde davranma yöntemi olduğunu söylemişti. Bu iki ifade birbirine zıttı.<br />“Yalnızca bi naguala öğretirken olağan farkındalıkta öğretmemekten bahsediyordum,” dedi.&nbsp; “İz sürmenin amacı iki yanlıdır: ilki birleşim noktasını olabildiğince düzenli ve güvenli bir şekilde oynatmak ki hiçbi şey bunu iz sürme kadar iyi yapamaz; İkincisi, ilkeleri insan kayıtlarını yadsıma ve mantığa aykırı herhangi bi şeyin yargılanması doğal tepkisi aşılabilsin diye daha derine tesir ettirmek.”<br />Ona, böyle bir şeyi yargılayabileceğimden de, reddedebileceğimden de içtenlikle kuşku duyduğumu söyledim. Güldü ve benim istisna olamayacağımı, usta bir iz sürücü olan kendi velinimeti nagual Julian’ın yaptıklarını duyunca, herkes gibi tepki vereceğimi söyledi.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 12:02:06 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/201/12-nagual-julian/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[11 İz Sürme, Niyet ve Rüya Görme Konumu]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/200/11-iz-surme-niyet-ve-ruya-gorme-konumu/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Ertesi gün, yine akşamüstü, don Juan ben Genaro’yla konuşurken odaya geldi. Beni kolumdan tuttu ve evi geçerek arka sundurmaya çıkardı. Hava şimdiden oldukça karanlıktı. Sundurmayı çevreleyen koridor boyunca yürümeye başladık.<br />Yürürken, don Juan bilgi yolunda, anlaşılmazlıklar ve hastalık derecesinde ilgi arasında kaybolmanın çok kolay olduğu konusunda beni tekrar uyarmak istediğini söyledi. Görücülerin, emellerini yok edebilecek, kafalarını karıştırıp onları zayıf düşürebilecek dehşetengiz düşmanlara karşı durması gerekirmiş; bu düşmanlar, savaşçının yolunda üşengeçlik, tembellik ve gurur gibi günlük hayatın ayrılmaz parçaları olan hisler sayesinde kendiliğinden yaratılırmış.<br />Eski görücülerin, üşengeçlik, tembellik ve gurur sonucun da yaptıkları hatalar o denli devasa ve vahimmiş ki, yeni görücülere kendi geleneklerini hor görüp yadsımaktan başka seçenek bırakmamış.<br />“Yeni görücülerin gereksindiği en önemli şey,” diye devam etti don Juan, “birleşim noktalarını kaydırmak için uygulanabilir adımlardı. Ellerinde bu olmadığından, farkındalık parıltısını görmek en çok ilgilerini çeken şey olmaya başladı ve bunun sonucunda geliştirdikleri üç teknik derlemi onların temel taşı oldu.”<br />Don Juan, bu üç derlemeyle yeni görücülerin en alışılmadık ve en zor utkuyu kazandıklarını söyledi. Onlar belli bir dizge yoluyla, birleşim noktasını her zamanki konumundan başka taraflara kaydırmayı başarmışlar. Eski görücüler de bu başarıyı kazanmışlar, fakat onlar bunu kişisel maymun iştahlılık özellikleri sayesinde başarmışlar. <br />Yeni görücülerin, farkındalığın parıltısında görmüş oldukları şeylerin, eski görücülerin farkındalık hakkındaki gerçekleri düzenledikleri sıraya neden olduğunu açıkladı. Bu farkındalıkta ustalaşma olarak biliniyordu. Bundan, üç teknik derlemi geliştirmişlerdi. İlki iz sürmede ustalaşma, İkincisi niyette ustalaşma ve üçüncüsü de rüya görmede ustalaşma. Bu üç derlemi bana rastladığımız ilk günden beri öğretmekte olduğunu iddia etti.<br />Bana farkındalıkta ustalaşmayı, aynen yeni görücülerin önerdiği gibi iki yoldan öğretmiş. Olağan farkındalıkta yaptığı sağ yan öğretilerinde, iki amacına ulaşmış: bana savaşçının yolunu öğretmiş ve birleşim noktamı orijinal yerinden gevşetmişti. İleri farkındalıkta sürdürdüğü sol yan öğretilerinde de iki amacına ulaşmıştı: birleşim noktamı dayanma yetim olan en fazla sayıda konuma kaydırmış ve bana uzun açıklamalarda bulunmuştu.<br />Don Juan konuşmayı bırakıp gözlerini sabitleyerek bakışlarını bana dikti. Sıkıntılı bir sessizlik hüküm sürdü; sonra iz sürmeyle ilgili konuşmaya başladı. Bunun çok mütevazı ve rastlantısal kökenlere sahip bir mesele olduğunu söyledi. Yeni görücüler, savaşçıların kendilerine göre alışılmamış şekilde davrandıklarında, kozalarındaki kullanılmayan yayılımların parlamaya başladığını gözlemlemişler. Ve birleşim noktaları çok hafif, uyumlu, zorlukla fark edilen bir tarzda kayıyormuş.<br />Bu gözlemle gayrete gelen yeni görücüler davranışlarına planlı denetim uygulamaya başlamışlar. Bu uygulamaya iz sürme sanatı demişler. Don Juan, bu ismin karşı çıkılabilir olmasına rağmen uygun olduğunu, çünkü iz sürmenin insanda saklı sayılabilecek belirgin türde bir davranışa neden olduğunu belirtti.<br />Bu teknikle donanmış yeni görücüler, bilinenin, temkinli ve verimli bir şekilde üstesinden gelmişler. Ardı arkası kesilmez uygulamalarıyla birleşim noktalarını sürekli oynatabilmişler.<br />“İz sürme, yeni görücülerin en önemli iki başarısından biridir,” dedi. “Yeni görücüler bunun çağdaş bi naguala birleşim noktası sol yanın iyice derinliklerine oynadığında öğretilmesine karar verdiler. Bu kararın nedeni, nagualın iz sürme ilkelerini insana ait kayıtları engel olmadan öğrenmek zorunda olmasıdır. Ne de olsa, nagual grubun lideridir ve liderin hızla, önceden düşünmek zorunda olmadan eyleme geçmesi gerekir.<br />“Diğer savaşçılar,&nbsp; iz sürmeyi, ileri farkındalıkta öğrenmeleri tavsiye edilse de olağan farkındalıkta da öğrenebilirler — bu ileri farkındalığın değerinden değil, gerçekte iz sürmenin sahip olmadığı bi gizi sindirmesindendir;&nbsp; iz sürme öylesine, insana özgü bi davranıştır.<br />Şimdi, yeni görücülerin ufak tiranlarla etkileşimlere birleşim noktasının kaydırılmasının nedeni olarak neden bu kadar önem verildiğini anlayabilirmişim. Ufak tiranlar, görücüleri iz sürme ilkelerini kullanmaya zorlarmış ve bunu yaparak görücülerin birleşim noktalarını oynatmalarına yardımcı olurlarmış.<br />Ona eski görücülerin iz sürmeyle ilgili herhangi bir şey bilip bilmediklerini sordum.<br />“İz sürme, tamamen yeni görücülere aittir,” dedi gülümseyerek. “İnsanlarla uğraşmak zorunda kalan tek görücüler onlardı. Eskiler kendilerini erk duyumlarına o denli kaptırmışlardı ki insanların var olduğundan, insanlar canlarını okuyamaya başlayana kadar haberleri bile olmadı. Zaten bunların hepsini biliyorsun.”<br />Don Juan, yeni görücülerin niyette ve iz sürmede ustalaşmasının çağdaş görücülerin ortaya çıkışını gösteren çok önemli iki ibare olduğunu söyledi. Yeni görücüler, kıyıcıları üzerinde bir üstünlük sağlama çabası içinde her olanağı değerlendirmişler. Seleflerinin, onların sadece erk olarak tanımlayabildikleri, gizil ve mucizevî bir gücün idare edilmesiyle sıra dışı başarılar kazandıklarını biliyorlarmış. Yeni görücülerin bu güç hakkında çok az bilgileri olduğundan onu görerek planlı bir şekilde incelemek zorunda kalmışlar. Çabaları, bu gücün bağlanış erkesi olduğunu keşfetmeleriyle fazlasıyla ödüllendirilmiş.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 11:42:04 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/200/11-iz-surme-niyet-ve-ruya-gorme-konumu/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[10 Büyük Yayılım Bantları]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/199/10-buyuk-yayilim-bantlari/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Don Juan, günler sonra Güney Meksika’daki evinde açıklamalarına devam etti. Beni büyük odaya götürdü. Akşamüstüydü. Oda karanlıktı. Gaz lambalarını yakmak istedim ama don Juan izin vermedi. Birleşim noktamı oynatması için kendimi sesinin tınısına bırakacaktım; böylece birleşim noktam oynayıp tam yoğunlaşma ve tam çağrıştırma yayılımları üzerinde parlayabilecekti.<br />Sonra bana, büyük yayılım bantları hakkında konuşacağımızı söyledi. Bu, eski görücülerin yaptığı önemli, fakat yeni görücüler ortaya çıkarana kadar yanlışlıkla unutulmuşluğa sürülmüş bir başka keşifmiş.<br />“Kartal’ın yayılımları her zaman demetlerle gruplanır,” diye sürdürdü. “Eski görücüler bu demetlere büyük yayılım bantları derdi. Gerçekte bant değiller, ama bu ad takılı kalmış.<br />“Örneğin? Organik varlıklar üreten ölçülemez bi demet vardır. Bu organik bandın yayılımları bi çeşit tüy gibidir. Saydamdırlar ve kendilerine has bi ışıkları, garip bi erkeleri vardır. Farkındadırlar, zıplarlar. Bu yüzden tüm organik varlıklar kendilerini tüketen garip bi erkeyle doludur. Diğer bantlar daha koyudur ve daha az tüy gibidir. Bazılarının hiç ışığı yoktur ama bi matlık niteliği vardır.”<br />“Tüm organik varlıkların kozalarında aynı tür yayılımlar mı vardır demek istiyorsun, don Juan?” diye sordum.<br />“Hayır, öyle demek istemiyorum. Organik varlıklar aynı büyük banda ait olmalarına rağmen bu o kadar da basit değil. Bunu muazzam geniş, saydam bi lifçikler bandı, sonu olmayan, saydam, ışıklı telcikler olarak düşün. Organik varlıklar, saydam lifçik grupları çevresinde büyüyen balonlardır. Bu organik yaşam bandında, bazı balonların saydam lifçikler çevresinde bandın merkezinde, bazılarının çepere yakın biçimlendiğini imgele; bant her çeşit organik varlığı fazladan yer kalacak şekilde bulundurmaya yetecek kadar geniştir. Böyle bi düzenlemede, çepere yakın balonlar bandın merkezindeki yayılımları sadece merkezle bağlantılı balonlarla birleştiklerinden tamamıyla kaçırır. Aynı şekilde, merkezdeki balonlar da çeperden gelen yayılımları kaçırır.”<br />“Anlayacağın, organik varlıklar bi bandın yayılımlarını paylaşır; ne var ki görücüler bu organik bant içinde varlıkların olabildiğince değişik olduğunu görürler.”<br />“Bu büyük bantlardan çok var mıdır?” diye sordum.<br />“Sonsuzluk kadar çok,” diye yanıtladı. “Buna rağmen görücüler, dünyada sırf kırk sekiz böyle bant olduğunu bulguladılar.”<br />“Bunun anlamı ne, don Juan?”<br />“Görücüler için bu, dünya üzerinde kırk sekiz örgütlenme türü, kırk sekiz demet ya da yapı türü var demek. Organik hayat bunlardan yalnızca biri.”<br />“Bu kırk yedi tür organik olmayan hayat türü mü var demek?”<br />“Hayır, hiç de değil. Eski görücüler, yedi organik olmayan farkındalık balonu üreten bant saymışlar. Diğer bir deyişle, kırk tane farkındalığı olmayan balon üreten bant var; bu bantlar sadece örgütlenme işini çevirirler.<br />“Büyük bantları, ağaç gibi düşün. Hepsi meyve taşır; onlar yayılımla dolu kaplar üretirler, buna rağmen bunlardan ancak sekiz ağaç yenebilir meyveler taşır; bunlar farkındalık balonlarıdır. Yedisinin meyvesi ekşidir ama yenebilir ve bi tanesininki de en sulu, en ağza layık meyvedir.”<br />Güldü ve kıyasını Kartal’ın görüşüne göre yaptığını söyledi. Kartal’ın görüşüne göre organik farkındalık balonlarının en leziz lokmalar olduğunu söyledi.<br />“O sekiz bandın farkındalık üretmesini sağlayan nedir?” diye sordum.<br />“Kartal, yayılımları sayesinde farkındalığı bahşeder,” diye yanıtladı.<br />Yanıtı, onunla tartışmama neden oldu. Ona, Kartal’ın farkındalığı yayılımlarıyla sağladığını söylemenin, sofu bir adamın Tanrı hakkında, Tanrı hayatı sevgiyle sağlar demeye benzediğini söyledim. Bunun hiçbir anlamı yoktu.<br />“İki yorum aynı görüş açısından yapılmamıştır,” dedi sabırla. “Ne var ki, yine de aynı anlama geliyorlar. Tek fark, görücülerin Kartal’ın farkındalığı yayılımlarıyla sağladığını görmesi ve sofu insanların Tanrı’nın sevgi sayesinde hayatı nasıl bağışladığını görememesidir.”<br />Kartal’ın farkındalığı bağışlaması, sekiz büyük bant boyunca yer alan üç dev yayılım destesi sayesindeymiş. Bu desteler görücülerin renk hissetmelerini sağladıklarından oldukça tuhafmış. Bir demet, pembe-bej olma hissi verirmiş, pembe renkli sokak lambaları parıltısı gibi; bir başkası şeftali rengi olma hissi verirmiş, kalın deriyle kaplı neon ışıkları gibi; ve üçüncü deste berrak, bal gibi, kehribar rengi olma hissi verirmiş.”<br />“Yani görücüler, Kartal’ı yayılımlarıyla farkındalık sağlarken gördüklerinde bu bir renk görme meselesidir,” diye devam etti. “Sofu insanlar, Tanrı’nm sevgisini görmez ama eğer görebilselerdi onun pembe, şeftali veya kehribar rengi olduğunu bilirlerdi.”<br />“Örneğin insan, kehribar renge bağlanmıştır, ama başka varlıklar da öyle.”<br />İnsanla o yayılımları paylaşanların hangi varlıklar olduğunu öğrenmek istedim.<br />“Bunun gibi ayrıntıları kendi görmenle keşfetmen gerekecek,” dedi. “Benim sana hangileri olduğunu söylememin anlamı olmaz: sadece başka bi kayıt yaparsın o kadar. Bunu kendi kendine keşfetmen, yapacağın en heyecanlı şeylerden biri olacak demek yeterli olur sanırım.”<br />“Pembe ve şeftali rengi desteler insanda da görünür mü?” diye sordum.<br />“Hiçbi zaman. O desteler diğer yaşayan varlıklara aittir” diye yanıtladı.<br />Bir soru daha soracaktım ki elinin kuvvetli bir devinimiyle susmamı imledi. Sonra da düşüncelere daldı. Uzun bir süre tamamen sessiz kaldık.<br />“Sana, insanda farkındalık parıltısının farklı renkleri olduğunu söylemiştim,” dedi sonunda. “Sana evvelce daha oraya gelmediğimiz için söylemediğim, onların renkler olmayıp kehribar rengin tonları olduğudur.”<br />Amber farkındalık destesinin, her zaman farkındalığın kalitesindeki farklılığı gösteren sınırsız değişik çeşitleri varmış. Pembe ve soluk-yeşil kehribar en sık rastlanan renk tonlarıymış. Mavi kehribar bayağı sıradışıymış ama saf kehribar rengi hepsinden az bulunurmuş.<br />“Kehribarın tonu neye göre belli olur?”<br />“Görücüler, bi kimsenin biriktirdiği ve depoladığı erke miktarı tonu belirler, der. Sayısız savaşçı, sıradan pembe kehribar renk tonuyla başlayıp kehribarın en arı tonuyla bitirmiştir. Genaro ve Silvio Manuel buna örnektir.”<br />“Hangi yaşam türleri pembe ve şeftali farkındalık destelerine aittir?” diye sordum.<br />“İç deste tüm tonlarıyla sekiz bandı baştanbaşa dolaşır,” diye yanıtladı. “Organik bantta, pembe deste çoğunlukla bitkilerindir, şeftali bant böceklere aittir ve kehribar bant ise insana ve diğer hayvanlara aittir.<br />“Aynı durum organik olmayan bantlara da uyar. İç farkındalık destesi, yedi büyük bandın her birinde özel, organik varlık türleri üretir.”</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 11:40:14 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/199/10-buyuk-yayilim-bantlari/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[9 Aşağı Kayış]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/198/9-asagi-kayis/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Don Juan ve Genaro, senelik şifalı ot arayışları için Meksika’nın kuzeyine Sonora Çölü’ne gitmek için yola çıkmışlardı. Nagual’ın topluluğundaki görücülerden biri, otacı Vicente Medrano, o bitkileri ilaç yapımında kullanırdı.<br />Don Juan ve Genaro’ya yolculuklarının son safhasında tam onların güneye, eve geri dönecekleri bir noktada Sonora’da katıldım.<br />Dönüş yolculuğundan bir gün önce Don Juan farkındalıkta ustalaşma açıklamalarına birdenbire yeniden başladı. Dağların yamacındaki uzun çalıların gölgesinde dinleniyorduk. Akşamüstünün geç saatleriydi, hava neredeyse kararmak üzereydi. Üçümüz de ağzına kadar bitkilerle dolu çuvallar taşıyorduk. Onları yere koyar koymaz Genaro katlayıp yere koyduğu ceketinin üzerine kıvrılıp uyudu.<br />Don Juan Genaro’yu uyandırmak istemezcesine kısık bir sesle konuşmaya başladı. Farkındalığa dair şimdiye kadar pek çok gerçeği açıkladığını, geriye tartışılacak yalnızca bir gerçek kaldığını söyledi. Bu son gerçek, eski kuşak büyücülerin kendilerinin de farkında olmadan buldukları en önemli gerçekmiş. Buluşun muazzam değeri ancak yüzyıllar sonra yeni görücüler tarafından anlaşılabilmiş.<br />Don Juan konuşmasını, “Sana insanın birleşim noktasının algı için, yayılımlara ayarlı olduğunu söylemiştim” diye sürdürdü, “Noktanın sabit konumundan hareket edebildiğini de tartışmıştık. Son gerçek, birleşim noktasının belli bir sınırın ötesinde hareket etmesi halinde bildiğimiz bu dünyadan bütünüyle başka dünyalarla birleşebilmesidir.”<br />Bazı coğrafi bölgelerin bu tehlikeli harekete yardım etmenin yanı sıra hareket için özel yönler belirlediğini fısıldadı. Örneğin Sonora Çölü birleşim noktasının her zamanki yerinden aşağı doğru hareket etmesini sağlıyordu, iblisin olduğu yere.<br />“Bu nedenle Sonora’da gerçek büyücülerle karşılaşabilirsin” diye sürdürdü sözlerini. “Özellikle de kadın büyücülerle. Daha şimdiden birini biliyorsun; La Catalina. Geçmişte ikiniz arasında dalaşlar ayarlamıştım. Birleşim noktanın hareket etmesini istemiştik ve La Catalina büyücülük maskaralıklarıyla onu yerinden sallayıp gevşetmişti.”<br />Don Juan, La Catalina ve benim aramda gelişen tüyler ürpertici deneyimlerin ikisi arasında önceden düzenlenmiş anlaşmanın bir parçası olduğunu açıkladı.<br />Genaro&nbsp; kalkıp sesini yükselterek, “bize katılması için O’nu davet etsek ne düşünürdün?” diye bana sordu. <br />Sorusunun keskinliği ve sesindeki garip ton nedeniyle ani bir dehşet duygusuna kapıldım.<br />Don Juan güldü ve beni kollarımdan tutup sarstı. Korkmam için herhangi bir neden olmadığı yolunda bana güvence verdi. La Catalina’nın bize bir kuzen ya da teyze yakınlığında olduğunu söyledi. Bizim adımlarımızı izlemese de dünyamızın bir parçasıydı. Eski büyücülereyse sınırsız derecede daha yakındı.<br />Genaro gülümsedi ve bana göz kırptı.<br />“Korkudan soluğunun kesilmesini anlıyorum” dedi. “Onunla her yüzyüze geldiğinde daha çok korktuğunu bana kendisi söyledi.”<br />Don Juan ve Genaro neredeyse histerik bir biçimde güldüler.<br />Kabul etmeliydim ki, La Catalina’yı hem çok korkunç hem de çok çekici bulmuştum her zaman. Beni onda en çok etkileyen de üzerinden taşan erkiydi.<br />“O kadar çok erk biriktirdi ki” diye devam etti Don Juan, “birleşim noktanı sol yanın derinliklerine doğru hareket ettirmesi için ileri farkındalıkta olman bile gerekmiyor.”<br />Don Juan ve Genaro, La Catalina’nın nagual Julian’ın topluluğunda olduğu için bizle yakın alakalı olduğunu tekrar etti. Bir nagual ve onun yandaşlarının genellikle dünyadan aynı zamanda ayrıldıklarım ama bazen ufak gruplar halinde veya teker teker ayrılabildiklerini de açıkladı. Nagual Julian ve grubu İkincisine bir örnekti. O dünyadan kırk sene önce ayrılmış olmasına rağmen, la Catalina hala buradaydı.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 11:37:07 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/198/9-asagi-kayis/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[8 Birleşim Noktasının Konumu]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/197/8-birlesim-noktasinin-konumu/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Don Juan farkındalıkta ustalaşma açıklamasını özetlediğinde yine Güney Meksika’daki evindeydik. Bu ev aslında nagual topluluğunun tüm üyelerine aitti, ama Silvio Manuel resmi olarak ev sahibi görevini üstlenmişti ve herkes de buradan açıkça Silvio Manuel’in evi diye söz ederdi; hâlbuki ben açıklanamaz bir nedenle buraya don Juan’ın evi demeye alışmıştım.<br />Don Juan, Genaro ve ben, dağlara yaptığımız bir geziden eve dönmüştük. O gün, öğle yemeğimizi yedikten sonra yol yorgunluğumuzu atmak için dinlenirken, don Juan’a bu garip yanılsamanın nedenini sordum. Bunun bir yanılsama olmadığını ve oraya Silvio Manuel’in evi demenin nagual grubunun bütün üyelerince herhangi bir ahvalde hatta kendi kişisel düşüncelerinde bile yerine getirilmesi gereken bir iz sürme sanatı alıştırması olduğunu söyledi. Onlardan herhangi biri için o eve ilişkin başka türlü düşünmekte ısrar etmek nagual grubuyla bağlantılarını yadsımakla aynıydı.<br />Bana bunu daha önce hiç söylemediği için karşı çıktım. Alışkanlıklarımla hiçbir aykırılığa neden olmak istememiştim.<br />“Dert etme,” dedi bana, gülümseyip sırtımı tıpışlayarak. “Bu evden istediğin gibi söz edebilirsin. Bu nagualın denetiminde. Örneğin, nagual kadın buraya gölgeler evi diyor.”<br />Sohbetimiz bölündü ve birkaç saat sonra beni arka sundurmaya çağırtana kadar onu görmedim.<br />O ve Genaro, koridorun ucunda dolanıyorlardı; ellerini oynatarak hararetli bir konuşma yapıyor gibi görünüyorlardı.<br />Açık, güneşli bir gündü. Öğleden sonra güneşi, koridorun çevresindeki saçaklardan sarkan çiçek saksıları üzerine parlıyor ve gölgelerini sundurmanın kuzey ve doğu duvarlarına yansıtıyordu. Yoğun sarı güneş ışığı, saksıların kapkara gölgesi ve içlerindeki zarif çiçekli bitkilerin güzelim, narin, yalın gölgeleri göz alıcıydı. Gözleri uyum ve düzenden iyi anlayan biri, bitkileri bu nefes kesen etkiyi yaratacak tarzda budamıştı.<br />“Nagual kadın yaptı bunu,” dedi don Juan sanki aklımı okuyormuşçasına. “Öğleden sonraları gözlerini bu gölgelere diker.”<br />Onun, öğleden sonra bu gölgelere gözlerini dikmesi düşüncesi bende ani ve mahvedici bir etki yarattı. Bu saatin yoğun sarı ışığı, kasabanın sükuneti ve nagual kadına duyduğum sevgi bir anda bana savaşçının sonu olmayan yolunun tüm yalnızlığını çağrıştırdı.<br />Don Juan bana bu yolun kapsamını, yeni görücülerin tümüyle özgürlük savaşçısı olduklarını söylediğinde tanımlamıştı; onların tek aradıkları, tam farkındalığa ulaştıklarında gelen en son kurtuluştu. O duvardaki akıldan çıkmayan gölgelere bakarken nagual kadının, tininin gevşemesinin tek yolunun yüksek sesle şiir okumakla olduğunu söylediğinde ne demek istediğini, eksiksiz bir durulukla anladım.<br />Bir gün önce, orada, sundurmada bana bir şey okuduğunu ama ısrar ve hasretini anlamadığımı anımsadım. Bu Juan Ramon Jimenez’in ‘Hora Inmensa’ adlı şiiriydi ve onun için, savaşçının tümüyle özgürlüğe kaçmak için yaşamasını yalnızlığıyla bireşim haline getiriyordu.<br />Yalnızca bir kuş ve bir çan yırtar sessizliği...<br />Sanki ikisi, batan güneşle söyleşirler.<br />Altın renkli sessizlik, billurdan akşamüstü.<br />Sakin ağaçlar, dolanan saflıkla sallanır,<br />ve tüm bunların ardında,<br />incilerin üzerinde yapılan bir yolculuk hayal eder<br />saydam bir ırmak<br />kaybedişi aşan<br />ve akan sonsuzluğa.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 11:34:24 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/197/8-birlesim-noktasinin-konumu/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[7 Birleşim Noktası]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/196/7-birlesim-noktasi/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Don Juan, dostla dalaşımdan sonra farkındalıkta ustalaşma açıklamalarına birkaç ay ara vermişti. Bir gün yeniden başladı. Bunu tuhaf bir olay başlattı.<br />Don Juan, Kuzey Meksika’daydı. Akşamüstüydü. Oradaki evine varır varmaz beni ileri farkındalığa kaydırmıştı. Ve bir anda Don Juan’ın yenilenmek amacıyla hep buraya, Sonora’ya geldiğini anımsamıştım. Bir nagualın, lider olarak fevkalade sorumlulukları olduğundan fiziki bir nirengi noktası, sorumlu erkelerinin birleşip beraber aktığı bir yerinin olması gerektiğini açıkladı. Sonora Çölü, onun için böyle bir yerdi.<br /> İleri farkındalığa girerken, evin yarı karanlığında saklanan birinin olduğunu fark etmiştim. Don Juan’a, Genaro’nun onunla olup olmadığını sordum. Yalnız olduğunu, benim fark ettiğim şeyin evini koruyan bir dost olduğunu, söyledi.<br />Sonra garip bir hareket yaptı. Şaşırmış ya da dehşete düşmüş gibi suratını çarpıttı. Ve anında odanın kapısında tuhaf, korkutucu yapılı bir adam belirdi. Varlığı beni o denli dehşete düşürdü ki başım döndü. Ve daha kendime gelemeden adam kan dondurucu bir vahşet içinde sendeleyerek bana doğru yöneldi. Kollarımı yakaladığı sırada kendimi bir elektrik akımı çarpmasına tutulmuş gibi hissettim.<br />Konuşamıyordum, içinden çıkılmaz bir korkuya kapılmıştım. Don Juan bana gülümsüyordu. Mırıldanıp inleyerek aman dilemeye çalışırken daha beter bir çarpılma hissettim.<br />Adam beni daha sıkı kavrayarak yere, geriye doğru atmayı denedi. Don Juan, sakin bir sesle kendimi toplamamı ve korkumla savaşmak yerine onu kendi haline bırakmamı buyurdu. “Dehşete düşmeden kork,” dedi. Yanıma geldi ve çabamı engellemeden tüm konsantrasyonumu bedenimin orta noktasına toplamamı fısıldadı kulağıma. <br />Yıllar boyunca, bedenimin uzunluğu ve genişliğini ölçmem ve tam olarak orta noktasını belirlemem konusunda ısrar etmişti. Her zaman böyle bir noktanın hepimizin içindeki erkenin gerçek merkezi olduğunu söylemişti.<br />Dikkatimi bulmuş olduğum orta noktada odakladığımda adam beni bıraktı. O anda insan sandığım şeyin aslında sadece insana benzer bir şey olduğunun farkına vardım. Benim için insan şeklini kaybettiği anda, dost şekilsiz, donuk bir ışık damlasına dönüştü. Uzaklaştı. Bu donuk ışığı takip etmemi sağlayan bir kuvvetle hareket ederek, arkasından gittim.<br />Don Juan beni durdurdu. Beni nazikçe kapının önüne çıkardı ve bank olarak kullandığı dayanıklı bir sandığın üstüne oturttu.<br />Bu deneyimden fena halde rahatsız olmuştum, ama beni felç eden korkumun bu denli çabuk ve tamamen geçmesinden daha da rahatsızdım. Ani ruh hali değişikliğimden söz ettim. Don Juan, değişkenliğimin garip bir yanı olmadığını ve farkındalığın parıltısı insanın kozasındaki belirli bir eşikten geçtiği andan itibaren korkunun yok olduğunu söyledi.<br />Açıklamasına başladı. Kısaca, farkındalıkla ilgili konuştuğumuz gerçekleri nesnel bir dünya olmadığı, sadece görücülerin Kartal’ın yayılımları dediği erke alanları evreni olduğu şeklinde özetledi. İnsanların, Kartal’ın yayılımlarından meydana geldiğini ve esasında parlak erke balonları olduğunu; her birimizin bu yayılımların ufak bir parçasını kapsayan bir kozayla sarmalandığını söyledi. Farkındalık, koza dışındaki yayılımların kozamızın içindekilere uyguladığı devamlı baskı sayesinde oluşuyor ve kozamızın içindeki yayılımlar kendilerine uyan dışarıdaki yayılımlarla birleştiğinde algıyı genişletiyordu.<br />“Sonraki gerçek, algının,” diyerek devam etti, “her birimizin içinde içsel ve dışsal yayılımları seçip birleştirmekle görevli bi birleşim noktası olduğudur. Dünya olarak algıladığımız bu belirli birleştirme, birleşim noktamızın kozamızdaki belirgin yerinin eseridir.” <br />Bunu kavrayabilmem için zaman vererek birkaç kez tekrarladı. Sonra, farkındalıkla ilgili gerçekleri doğrulayabilmem için erke gereksinimim olduğunu söyledi.<br />“Sana,” diyerek sürdürdü, “ufak tiranlarla uğraşmanın görücülerin bi manevrasına olanak tanıdığını anlatmıştım: Bu manevra, birleşim noktasını hareket ettirebilmektir.”<br />Benim dostu algılamamın, birleşim noktamı her zamanki yerinden uzağa hareket ettirdiğim anlamına geldiğini söyledi. Diğer bir deyişle, farkındalık parıltım belirli bir eşiğin ötesine geçmiş, korkum silinmişti. Ve tüm bunlar yeterli erkem olduğu için olmuştu.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 11:31:45 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/196/7-birlesim-noktasi/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[6 İnorganik Varlıklar]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/195/6-inorganik-varliklar/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Ertesi gün, don Juan’a defalarca Genaro’nun evinden alelacele çıkışımızın nedenini sordum. Olaydan bahsetmeyi dahi reddetti. Genaro da yardımcı olmadı. Ona her soruşumda bana göz kırpıp, aptalca sırıttı.<br />Don Juan, ben öğleden sonra çömezleriyle konuşurken, evin arka sundurmasına geldi. Sanki bunu beklermiş gibi, genç çömezlerin hepsi bir anda gittiler.<br />Don Juan kolumdan tuttu ve koridor boyunca yürümeye başladık. Herhangi bir şey söylemedi; bir süre boyunca parkta gezinirmiş gibi etrafta dolandık.<br />Don Juan yürümeyi bırakıp, bana döndü. Bakışlarını tüm vücudumda gezdirerek etrafımda dolandı. Beni gördüğünü biliyordum. Tuhaf bir yorgunluk, gözleri üstümde dolaşana dek hissetmediğim bir tembellik hissediyordum. Birdenbire konuşmaya başladı. <br />“Genaro ve benim dün gece olanlara odaklanmak istemeyişimizin sebebi,” dedi, “bilinmeyende olduğun süre boyunca çok korkmuş olman. Genaro seni itti ve orada sana bi şeyler oldu.”<br />“Nasıl şeyler, don Juan?”<br />“Şu anda sana açıklanması hala zor hatta olanaksız olan şeyler,” dedi. “Bilinmeyene girip onu anlamaya yetecek kadar erke fazlan yok. Yeni görücüler farkındalıkla ilgili gerçekleri düzenlediklerinde, insanların sahip olduğu farkındalık parıltısının hepsini ilk dikkatin tükettiğini ve geriye çok küçük bi parça erkenin dahi serbest kalmadığını görmüşler. Şimdi senin sorunun bu. Böylece yeni görücüler, savaşçıların bilinmeyene girmeleri gerektiğinden, erkelerini biriktirmelerini önerdiler. Eğer hepsi alınmışsa erkeyi nereden bulacaklardı? Yararsız alışkanlıklarını silerek kazanacaklar, dedi yeni görücüler.” <br />Konuşmasını kesti ve sorulan bekledi. Yararsız alışkanlıkları silmenin, farkındalığın parıltısına ne yaptığını sordum. <br />Farkındalığı, özyansımadan ayırarak özgürleşip başka bir şey üzerine odaklamasına olanak sağladığını söyledi. <br />“Bilinmeyen sonsuz şu andır,” diye devam etti, “ama bizim olağan farkındalığımızın imkânı dışındadır. Bilinmeyen, sıradan insanın gereksiz parçasıdır. Gereksizdir, çünkü sıradan insanın bunu kavramaya yetecek bağımsız erkesi yoktur.”<br />“Savaşçı yolunda geçirdiğin bunca zamandan sonra, bilinmeyeni kavramaya yetecek bağımsız erken var, ama anlayıp hatta bi de anımsamana yetecek erken yok.” <br />Yassı kayanın olduğu yerde, bilinmeyenin çok derinine girdiğimi açıkladı. Ama aşırı tabiatıma kapılmış ve dehşete düşmüşüm ki bu da herhangi birinin yapabileceği en kötü şeymiş. Böylece, arkama bakmadan sol yandan aceleyle ayrılmışım; maalesef, hem de yanıma bir alay tuhaf şey alarak.<br />Don Juan’dan, sözü dolandırmadan asıl önemli noktaya getirmesini, bana bir alay tuhaf şeyle neyi kastettiğini açıkça söylemesini istedim.<br />Beni kolumdan tuttu ve etrafta dolanmaya devam ettik. <br />“Farkındalığı açıklarken,” dedi, “tahminen her şeyi veya neredeyse her şeyi uygun bi hale getiriyorum. Hadi biraz da eski görücülerden bahsedelim. Sana söylediğim gibi, Genaro onlara çok benziyor.”<br />Beni büyük odaya götürdü. Oturdu ve izah etmeye başladı.<br />“Yeni görücüler, eski görücülerin yıllarca toparladığı bilgi karşısında dehşete düştüler,” dedi don Juan. “Bu anlaşılabilir. Yeni görücüler, bilginin yalnızca yıkıma yol açtığını biliyorlardı. Ne var ki yine de etkisinde kalmışlardı, özellikle de uygulamaların.” <br />“Yeni görücüler bu uygulamaları nereden biliyorlardı?” diye sordum.<br />“Eski Tolteclerin mirasıydı onlar,” dedi. “Yeni görücüler, bunlar hakkında gittikçe daha fazla bilgi ediniyorlar. Onları hemen hiç kullanmasalar da bu uygulamalar onların bilgisinin bi parçası.”<br />“Ne tür uygulamalar bunlar, don Juan?”<br />“Anlaşılamayan formüller, sihirli sözler, çok gizli bi gücün idare edilmesiyle ilgili bi sürü uzun işlem. Yani en azından eski Toltecler için gizliydi ki, bunu maskeleyip olduğundan daha da korkutucu bi hale dönüştürdüler.”<br />“Bu gizli güç nedir?” diye sordum.<br />“Bu, olan her şeyde bulunan bi güçtür,” dedi. “Eski görücüler, onların gizli uygulamalar yaratmasına neden olan bu gizi ortaya çıkarmaya hiç çalışmadılar; onlar bunu kutsal bi şey olarak öylece kabul ettiler. Fakat yeni görücüler bununla yakından ilgilendiler ve istenç dediler, Kartal’ın yayılımlarının istenci ya da niyet.”<br />Don Juan, eski Tolteclerin, gizli bilgilerini, her biri iki bölümden oluşan beş derlemeye ayırdıklarım açıklayarak devam etti: toprak ve karanlık bölgeler, ateş ve su, üst ve alt, gürültülü ve sessiz, hareket eden ve sabit duran. Zaman geçtikçe, binlerce değişik teknik gittikçe daha ayrıntılı hale dönüşmüş.<br />“Toprağın gizli bilgisi,” diye devam etti, “yer üstünde duran her şeyle ilgiliydi. İnsanlara, hayvanlara, böcek, ağaç, küçük bitkiler, kayalar ve toprağa uygulanan belirli hareket derlemleri, sözler, merhemler, iksirler vardı.”<br />“Eski görücüleri dehşetli varlıklar yapan teknikler bunlardı. Ve toprakla ilgili gizli bilgiler, yeryüzündeki herhangi bişeyin bakılması ya da yok edilmesinde kullanılırdı.”<br />“Toprağın karşıtı, karanlık bölgeler olarak bildikleri yerdi. Bu uygulamalar hepsi içinde en tehlikeli olanlarıydı. Organik yaşamı olmayan varlıklarla ilgiliydi. Şu anda dünyada olan ve nüfusu oluşturan tüm organik varlıklarla yaşayan canlı yaratıklar.”<br />“Hiç şüphesiz, eski görücülerin özellikle onlar için en yararlı bulgularından biri, organik yaşamın bu topraklar üzerindeki tek yaşam türü olmadığını keşfetmeleri oldu.”<br />Söylediğini tam olarak anlayamadım. Konuyu açıklamasını bekledim.<br />“Organik varlıklar yaşayan tek yaratıklar değiller,” dedi ve yine açıklamalarını düşünmem için bana süre tanırmış gibi ara verdi.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 11:29:24 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/195/6-inorganik-varliklar/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[5 İlk Dikkat]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/194/5-ilk-dikkat/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>Ertesi gün güneş doğarken kahvaltımızı ettik, sonra don Juan farkındalığımı değiştirmemi sağladı.&nbsp; “Bugün, orijinal bi yere gidelim,” dedi don Juan Genaro’ya.&nbsp; “Nasıl istersen,” dedi Genaro kaba bir sesle. Bana bir bakıp duymamı istemezmiş gibi alçak bir sesle de ekledi, “Gitmek zorunda mı?.. belki de fazla olur...”&nbsp; Birkaç saniye içinde dehşet ve şüphem katlanılmaz bir boyuta vardı. Terliyordum, nefesim kesiliyordu. Don Juan yanıma gelip denetleyemediği keyifli bir ifadeyle Genaro’nun benimle dalga geçerek eğlendiğini ve ilk görücülerin binlerce yıl önce yaşadığı yerlere gideceğimizi söyledi.&nbsp; Don Juan benimle konuşurken Genaro’ya baktım. Yavaşça kafasını bir yandan öbür yana sallıyordu. Neredeyse fark edilemez bir hareketle don Juan’ın bana doğruyu söylemediğini ima ediyordu. Histeriye yakın, sinirli bir çılgınlık durumuna girdim -ve ancak Genaro bir gülme krizine girince kendime geldim.&nbsp; Duygusal dengemin bu kadar kolay bozulmasına, bir başa çıkılamaz boyutlara tırmanıp, bir ortadan kalkmasına, şaştım.&nbsp; Don Juan, Genaro ve ben, Genaro’nun evinden sabah erkenden ayrıldık ve yakın çevredeki çorak tepelere doğru yollandık. Hafif meyilli, yeni biçilmişe benzeyen bir mısır tarlasındaki kocaman yassı bir kayanın üstüne oturduk.&nbsp; “İşte burası orijinal yer,” dedi don Juan bana. “Açıklamalarım sırasında buraya birkaç defa daha geleceğiz.”&nbsp; “Geceleri çok garip şeyler olur burada,” dedi Genaro. “Nagual Julian burada bir dost yakalamıştı. Hatta daha da doğrusu, dost...”&nbsp; Don Juan, kaşlarıyla fark edilir bir hareket yapınca Genaro cümlesini yarım bıraktı. Bana gülümsedi.&nbsp; “Korkutucu hikayeler için daha çok erken,” dedi Genaro. “Karanlığı bekleyelim.”&nbsp; Ayağa kalkıp, omurgası geriye doğru bükülü, parmak uçları üstünde yürüyüp sürünerek kayanın her tarafını dolanmaya başladı.&nbsp; “Velinimetinizin burada bulduğu dost hakkında ne anlatıyordu?” diye don Juan’a sordum.&nbsp; Hemen yanıtlamadı. Genaro’nun maskaralıklarını izlemek onu kendinden geçirmişti.&nbsp; “Farkındalığın gelişmiş bi kullanımına değiniyordu,” dedi sonunda, gözlerini Genaro’dan ayıramadan.&nbsp; Genaro, kayanın etrafında bir tur tamamladı ve geri gelip yanıma oturdu. Zorlukla, hırıltıyla soluyordu, nefes nefese kalmıştı.&nbsp; Don Juan, Genaro’nun yaptığına hayran olmuş görünüyordu. Yine beni makaraya alarak eğleniyorlar, hakkında hiçbir şey bilmediğim bir şeyler tasarlıyorlar hissine kapıldım.&nbsp; Birden, don Juan açıklamalarına başladı. Sesi beni yatışındı. Kayda değer birçok zahmetten sonra, görücüler erişkin insanların bilinçliliğinin, büyüme sürecinde olgunlaştığını, daha yoğun ve karmaşık bir şeye dönüştüğünü bunun için de artık farkındalık olarak adlandırılamayacağı sonucuna varmışlar ve bunu, dikkat olarak adlandırmışlar. “Görücüler, insanın farkındalığının geliştirilip büyüdüğünü nasıl bilirler?” diye sordum.&nbsp; İnsanın büyümesi sırasında belirli bir zamanda, kozasının içindeki yayılımlar bandı çok aydınlanır; insanlar deneyim kazandıkça parıldamaya başlarmış. Bazı anlarda, bu yayılımlar bandının parıltısı o kadar artarmış ki dışarıdaki yayılımlarla birbirine kaynaşırmış. Bu tür bir gelişmeyi gören görücüler, farkındalığın hammadde ve dikkatin de olgunlaşmanın sonucu olduğunu çıkarsamışlar.&nbsp; “Görücüler dikkati nasıl betimler?” diye sordum.&nbsp; “Dikkatin, canlı olma süreci içinde farkındalığın geliştirilmesi ve çalıştırılması olduğunu söylerler,” diye yanıtladı.&nbsp; Tanımların tehlikesinin, meseleleri anlaşılır kılmak için basitleştirmesi olduğunu söyledi; bu durumda, dikkatin tanımlanmasıyla insan, sihirli, mucizevi bir başarıyı sıradan bir şeye dönüştürme riski taşıyormuş. Dikkat, insanın en büyük, tek başarısıymış. Ham, hayvansal farkındalıktan tüm insani seçenekleri kapsayana dek gelişiyormuş. Görücüler, insani olanakların tümünü genişletip onu daha da mükemmelleştirmişler.&nbsp; Görücülerin görüşüne göre seçenek ve olanakların özel bir önemi olup olmadığını öğrenmek istedim.&nbsp; Don Juan, insan seçeneklerinin kişi olarak bizim seçebileceğimiz her şey olduğunu, söyledi. Bunlar günlük alan derecemizle; bilinenle ilgiliymiş ve esasında bu sebeple sayı ve saha olarak oldukça sınırlıymış. İnsanın olanakları, bilinmeyene aitmiş. Onlar bizim seçebileceğimiz değil bizim ulaşabileceklerimizmiş. İnsanın seçeneklerine bir örneğin de, insan vücudunun maddeler arasında bir madde olduğuna inanmamız olduğunu söyledi. İnsan olanaklarına örnek ise, görücülerin insanı parıldayan yumurtaya benzeyen varlıklar olarak görebilme başarısıymış. İnsan, vücudu bir madde olarak, bilineni; parlak bir yumurta olarak da bilinmeyeni zapt edermiş; insan olanakları o nedenle tükenmez bir sahaya sahipmiş.&nbsp; “Görücüler, üç tip dikkat olduğunu söylerler,” diye sürdürdü don Juan. “Bunu söylediklerinde tüm hisseden varlıkları değil sadece insanı kastederler. Fakat bunlar yalnızca dikkat tipleri değil, daha çok dikkat dereceleridir. Bunlar ilk, ikinci ve üçüncü dikkattir, her biri kendi içinde bütün, bağımsız alanlardır.”&nbsp; İnsandaki ilk dikkatin hayvansal dikkat olduğunu, deneyim süreci sayesinde gündelik hayatın sayısız yönünü gerçekten halleden karmaşık, detaylı ve son derece hassas bir yetenek olarak geliştiğini açıkladı. Diğer bir deyişle, insanın düşünebileceği her şey ilk dikkatin parçasıymış.&nbsp; “İlk dikkat, sıradan bi insan olarak her şeyimizdir,” diye devam etti. “Hayatımızı bu kadar kesin yöneten bi tesirin altında ilk dikkat, sıradan bi insanın sahip olabileceği en değerli varlıktır. Belki bizim tek değerli varlığımızdır.”&nbsp; “Yeni görücüler gerçek değerini göz önüne alarak, görme yoluyla ilk dikkati yoğun bi şekilde incelemeye başladılar. Bulguları, hem kendilerinin hem de, çoğu onların ne gördüğünü tam anlamasa da, takipçilerinin ilk tam görüşlerini oluşturdu.”&nbsp; Yeni görücülerin yoğun incelemelerinin neticelerinin akıl ve mantıkla çok az alakası olduğunu da vurgulayarak uyardı beni, çünkü ilk dikkati inceleyip açıklamak için insanın onu görmesi gerekirmiş. Bunu ancak görücüler yapabilirmiş. Ancak görücülerin ilk dikkatte gördüklerini incelemek şartmış. İlk dikkatin nasıl işlediğini anlamak için tek olanakmış bu.&nbsp; “Görücülerin gördüklerine göre, ilk dikkat farkındalık parıltısının çok yüksek bi parlaklığa ulaşmış halidir,” diye devam etti. “Ama bu kozanın üstüne sabitlenmiş bi parıltıdır denebilir. Bu bilineni örten parıltıdır.”&nbsp; “İkinci dikkat ise, farkındalık parıltısının daha karışık ve uzmanlık gerektiren bi durumudur. Bilinmeyenle ilgilidir. İnsanın kozası içindeki kullanılmayan yayılımlar değerlendirilirse oluşur.”&nbsp; “İkinci dikkat, uzmanlık gerektirir dememin sebebi bu kullanılmayan yayılımları değerlendirmek için bi insanın alışılmadık, ayrıntılı taktikleri üstün bi düzence ve yoğunlaşmayla uygulamasını gerektirdiğindendir.”&nbsp; Bana daha evvel, rüya görme sanatını öğretirken söylediği gibi, insanın rüya görürken, rüya gördüğünün ayırdına varacak yoğunluğa ulaşması ikinci dikkatin önkoşuluymuş. Bu yoğunlaşma şekli, günlük hayatla uğraşırken sahip olduğumuz bilinçlilik gibi bir bilinçlilik türü değilmiş.&nbsp; İkinci dikkat ayrıca sol yan farkındalığı olarak da adlandırılıyormuş; insanın imgeleyebileceği en geniş alanmış hatta öyle genişmiş ki sınırsız sayılabilirmiş.&nbsp; “Hayatta orada avareliğe kalkışmazdım,” diye devam etti. “O kadar karışık ve tuhaf bi bataktır ki aklı başında görücüler bile yalnızca çok sıkı kurallar altında oraya girerler.”&nbsp; “Büyük zorluk, ikinci dikkate girişin acayip kolay ve cazibesinin neredeyse karşı konulmaz olmasıdır.”&nbsp; Farkındalığın ustası olan eski görücülerin, uzmanlıklarını kendi farkındalık parıltılarına uygulayıp onu akıl almaz boyutlara genişlettiğini söyledi. Esasında kozaları içindeki yayılımların her seferde tek bandını aydınlatmayı amaçlamışlar. Başarmışlar da, fakat gariptir her seferinde bir bant aydınlatma başarıları ikinci dikkatin batağına hapsolmalarına neden olmuş.&nbsp; “Yeni görücüler bu hatayı düzelttiler,” diye devam etti “ve farkındalık ustalığının doğal sonuna ulaşmasını, yani tek bi vuruşta farkındalık parıltısının genişleyerek saydam kozanın sınırları dışına erişmesini sağladılar.” “Üçüncü dikkate, farkındalık parıltısı içten gelen ateşe dönüştüğünde ulaşılır: bu tek bi bandı değil insanın kozası içindeki bütün Kartal yayılımlarını alevlendiren bi parıltıdır.”&nbsp; Don Juan, yeni görücülerin hayattayken ve kimliklerinin bilincindeyken üçüncü dikkate ulaşmak için gösterdikleri çabayı saygılı bir korkuyla ifade etti.&nbsp; Ayrıksı insanların ve diğer hisseden varlıkların bilinmeyen ve bilinemeyene farkında olmadan girişlerini bahse değer bulmuyordu; bunlardan Kartal’ın armağanı olarak söz etti. Yeni görücüler için üçüncü dikkate girmek de bir armağanmış ama anlamı farklıymış. Bu, ulaştıkları nokta için bir ödülmüş.&nbsp; Ölüm anında, tüm insanlar bilinemeyene girer, fakat bazıları çok kısa bir an için ve sadece Kartal’ın besinini arıtmak için üçüncü dikkate ulaşırmış. “İnsanın en üstün başarısı,” dedi, “bu dikkat derecesine, yaşam gücüne sahipken, titrek bi ışık gibi Kartal’ın gagasına doğru yuvarlanan bedensiz bi farkındalığa dönüşmeden, ulaşmaktır.”&nbsp; Don Juan’ın açıklamalarını dinlerken etrafımdaki her şeyin görüntüsünü tamamıyla gözden kaybettim. Görünüşe göre Genaro kalkmış ve çıkıp gitmişti, ortada yoktu. Gariptir, kendimi kayanın üstüne sinmiş, yanımda don Juan’ı beni nazikçe omuzlarımdan kavrayıp tutmuş buldum. Kayanın üstüne uzanıp gözlerimi kapadım. Batıdan esen yumuşak bir esinti vardı.&nbsp; “Uyuma,” dedi don Juan. “Hiçbi sebeple bu kayada uyuyakalma sakın.”&nbsp; Oturdum.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Tue, 12 May 2020 11:27:51 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/194/5-ilk-dikkat/new/posts/</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
