<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
	<channel>
		<title><![CDATA[Sessiz Bilgi — Sonsuzluğun Etkin Yanı]]></title>
		<link>https://www.sessizbilgi.com/</link>
		<atom:link href="https://www.sessizbilgi.com/feed/rss/forum/24/" rel="self" type="application/rss+xml" />
		<description><![CDATA[Sessiz Bilgi sayfasındaki en son konular.]]></description>
		<lastBuildDate>Thu, 14 May 2020 00:32:04 +0000</lastBuildDate>
		<generator>PunBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[17 - Dönüş Yolculuğu]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/259/17-donus-yolculugu/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>BELLİ BELİRSİZ FARKINDA olduğum bir gürültü vardı; durduğu yerde tam gaz çalışan bir motorun çıkardığı sese benziyordu. Büro-evimin bulunduğu binanın arkasındaki park yerinde bir arabayı onarıyorlar diye düşündüm. Gürültü öyle yoğunlaştı ki en sonunda beni uyandırdı. Yatak odamın penceresinin tam altında araba tamir ettikleri için park yerindeki çalışan çocuklara içimden sövdüm. Sıcaktan bunalmış, terli ve yorgundum. Kalkıp yatağımın kenarına oturmamla birlikte baldırlarımda çok ağrılı kramplar başladı. Biraz ovdum. Öyle kötü kasılmışlardı ki berbat bereler oluşacağından korktum. Bir merhem aramak için kalkıp banyonun yolunu tuttum. Yürüyemiyordum. Başım dönüyordu. Yere düştüm, ilk kez başıma geliyordu böyle bir şey. Kontrolümü biraz kazanınca, baldırlarımdaki krampların beni hiç endişelendirmediğini fark ettim. Oysa her zaman bir hastalık hastası olmuşumdur. Baldırlarımda böylesi olağandışı bir ağrının içimi kaygılarla doldurması gerekirdi.</p><p>Sonra pencereyi kapamaya gittim, gerçi gürültü de duyulmaz olmuştu. Pencerenin kapalı olduğunu, ve dışardaki karanlığı fark ettim. Geceydi! Oda çok havasızdı. Pencereleri açtım. Onları niye kapadığımı anlayamamıştım. Gece havası serin ve temizdi. Park yeri boştu. Park yeriyle oturduğum binanın arasındaki meydanda çalıştırılan bir arabadan gelmiş olmalıydı o ses. Artık üzerinde düşünmeyi bıraktım ve uykuma devam etmek üzere yatağıma geri döndüm. Yanlamasına uzanıp ayaklarımı yere sarkıttım. Çok kötü ağrıyan baldırlarımdaki dolaşıma yardımcı olmak için bu pozisyonda uyumayı istiyordum, ama onları aşağıya sarkıtmak mı yoksa bir yastıkla yukarı kaldırmak mı gerektiğinden emin değildim.</p><p>Rahatça yerleşip uykuya geçmeye başlarken, bir düşünce öyle bir şiddetle zihnime hücum etti ki, tek bir refleksle sıçrayıp kalkıverdim. Meksika&#039;da bir uçuruma atlamıştım ben! Bir sonraki düşüncem, sözde-mantıklı bir çıkarsamaydı: bilerek, ölmek için bir uçuruma atlamış olduğuma göre, artık bir hortlak olmuşum demekti. Ne garip, diye düşündüm, öldükten sonra bir hortlak olarak Los Angeles&#039;a, Westwood&#039;la Wilshire&#039;ın kesiştiği köşedeki büro/evime dönmüştüm. Ama eğer bir hortlaksam, diye mantık yürüttüm; temiz havanın yüzüme çarpmasını, ya da baldırlarımdaki acıyı nasıl hissedebilirdim ki?</p><p>Yatağımın çarşaflarına dokundum, bana gerçek gibi geldiler. Madeni somya da öyleydi. Banyoya gittim. Aynada kendime baktım. Görünüşüme bakılırsa, kolaylıkla bir hortlak olabilirdim. Korkunç görünüyordum. Gözlerim çukura kaçmıştı, altlarında kocaman siyah halkalar vardı. Ya susuz kalmıştım, ya da ölüydüm. Otomatik bir refleksle musluğa ağzımı dayayıp su içtim. Suyu yutabildiğimi fark ettim. Günlerdir içmemişim gibi, ardı ardına yudumluyordum suyu. Derin soluklarımı hissettim. Hayattaydım! Tanrım, hayattaydım! Hiç kuşkusuz anlamıştım bunu, ama gerektiği gibi neşelendirmedi bu beni.</p><p>Son derece olağandışı bir düşünce geçti o zaman aklımdan: daha önce de ölmüş ve dirilmiştim ben. Alışıktım buna, benim için hiçbir şey değildi. Ancak düşüncenin berraklığı onu bir sözde-anıya dönüştürdü. Yaşamımın tehlikeye girdiği durumlardan kaynaklanmıyordu bu sözde-anı. Hiç olmamış, ve düşüncelerimde yer alması için hiçbir neden olmayan bir şeyin belirsiz bilgisi gibiydi, daha çok.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:32:04 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/259/17-donus-yolculugu/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[16 - Uçuruma Atlayış]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/258/16-ucuruma-atlayis/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>YASSI DORUĞA GİDEN tek bir yol vardı yalnızca. Üzerine çıktığımızda, burasının uzaktan göründüğü kadar geniş olmadığını anladım. Bitki örtüsünün de aşağıdakinden farkı yoktu: kalın dallı, belli belirsiz ağaçları andıran soluk yeşil çalılıklar.</p><p>İlk başta kanyonu görmemiştim. Don Juan beni oraya götürdüğünde fark ettim ki yassı doruk bir uçurumla sonlanıyordu; burası aslında bir masa dağ değil, hatırı sayılır büyüklükte bir dağın doruğundaki düzlüktü. Dağın şekli yuvarlaktı ve doğu ile güney yüzü aşınmıştı, ancak batı ve kuzey tarafları adeta bıçakla kesilmiş gibiydiler. Uçurumun kenarından vadinin belki iki yüz metre derinlikteki tabanını görebiliyordum. Orası da her tarafta büyüyen o kalın çalılarla kaplıydı.</p><p>Bu dağ tepesinin güneyine ve kuzeyine düşen bütün küçük dağ silsilelerinin artık var olmayan bir nehir tarafından oyulmuş, milyonlarca yıllık devasa bir kanyonun parçaları olduğu açıkça belliydi. Erozyon kanyonun kenarlarını yok etmişti. Bazı noktalarda yerle bir hizaya kadar inmişlerdi. Bozulmamış tek bölümü üzerinde durduğum yerdi.</p><p>&quot;Yekpare bi kaya,&quot; dedi don Juan, düşüncelerimi okumuş gibi. Çenesiyle vadinin dibini imledi. &quot;Bi şey burdan aşağı düşse, ordaki kayalığın üzerinde paramparça olur.&quot;</p><p>O gün, o dağın tepesinde don Juan&#039;la aramdaki ilk konuşma buydu. Oraya gitmeden önce, bana yeryüzündeki zamanının sonuna geldiğini anlatmıştı. Nihai yolculuğuna çıkmak üzereydi. Söyledikleri dayanılmaz şeylerdi benim için. Denetimimi tümüyle yitirmiş, bir çeşit esrik bölünmüşlük haline girmiştim; bu biraz sinir krizi geçiren insanların yaşadıkları türden bir şeyi andırıyordu. Benliğimin bileşik halde kalan tek bölümü çekirdek parçamdı: çocukluğumdaki ben. Gerisi belirsizliklerden, kuşkulardan ibaretti. O denli uzun süre böyle parçalara bölünmüş vaziyette yaşamıştım ki, bir kez daha bölünmek bu dayanılmaz durumdan çıkmam için tek çare oluyordu.</p><p>Bunun ardından değişik farkındalık düzeylerim arasında son derece garip bir etkileşim gerçekleşti. Don Juan, yoldaşı don Genaro, iki çömezi Pablito ile Nestor ve ben o dağın tepesine tırmanmıştık. Pablito, Nestor ve ben çömezler olarak son görevimizi yerine getirecektik: bir uçuruma atlamaktı bu; don Juan&#039;ın bana çeşitli farkındalık düzeylerinde açıkladığı, ancak bugüne kadar benim için bir muamma halinde kalmış olan son derece akıl ermez bir olay.</p><p>Don Juan not defterimi çıkarıp birlikte geçireceğimiz son dakikalar hakkında not tutmaya başlamamı söyleyerek dalga geçti benimle. Göğsümü hafifçe dürtüp gülmesini gizlemeye uğraşarak, savaşçı-gezginin yoluna da not tutarak girmiş olduğum için en uygununun bu olduğu konusunda güvence verdi.</p><p>Don Genaro araya girip, bizden önceki savaşçı-gezginlerin de bilinmeyene yolculukları öncesinde aynı düz dağ doruğunda durduklarını söyledi. Don Juan bana döndü ve yumuşak bir sesle, çok yakında kendi kişisel erkimin gücüyle sonsuzluğa gireceğimi, ve don Genaro&#039;yla kendisinin sadece bana elveda demek için orada olduklarını belirtti. Don Genaro gene araya girip, benim de onlara aynı şeyi yapmak üzere orada bulunduğumu söyledi.</p><p>&quot;Bi kez sonsuzluğa girdiğinde,&quot; dedi don Juan, &quot;seni geri getirmemiz için bize bel bağlayamazsın. Artık senin kararın gereklidir. Dönüp dönmemeye yalnızca sen karar verebilirsin. Aynı zamanda seni uyarmalıyım ki savaşçı-gezginlerin pek azı sonsuzlukla bu türden bi karşılaşma sonunda hayatta kalmıştır. Sonsuzluk inanılmaz ölçüde baştan çıkarıcıdır. Bir savaşçı-gezgine bu karışık, zorlayıcı, gürültücü ve acı dolu dünyaya dönmek hiç de cazip gelmez. Kalma ya da dönme konusundaki kararının mantıklı bi seçim yapma meselesi değil, bi niyetlenme meselesi olduğunu bilmelisin.</p><p>&quot;Dönmemeyi seçersen,&quot; diye devam etti, &quot;yeryüzü seni yutmuşçasına gözden kaybolacaksın. Ama geri gelmeyi seçersen eğer, o zaman dişini sıkıp görevin her ne ise başarı ya da başarısızlıkla sonuçlanana dek gerçek bir savaşçı-gezgin gibi beklemen gerek.&quot;</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:29:47 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/258/16-ucuruma-atlayis/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[15 - Çamur Gölgeler]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/257/15-camur-golgeler/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>DON JUAN&#039;LA SESSİZLİK içinde oturmak en sevdiğim şeylerden biriydi. Orta Meksika&#039;da, dağlardaki evinin arka tarafında, koltuklara rahatça yerleşmiş oturmaktaydık. Akşam üstüydü. Hoş bir meltem esiyordu. Güneş evin arkasında, sırtımızdaydı— solmaya başlayan ışıkları arka bahçedeki büyük ağaçlar üzerinde yeşilin harika tonlarını yaratıyordu. Don Juan&#039;ın evinin dört bir yanı büyük ağaçlarla çevriliydi; bunlar yaşadığı kentin görüntüsünü gözlerden gizlemekteydiler. Bu bana hep ıssız bir yerde olduğum izlenimini verirdi; buranın ıssızlığı çıplak Sonora çölündekinden farklı olsa da, ıssızdı gene de.</p><p>&quot;Bugün, büyücülüğün en ciddi konularından birini tartışacağız,&quot; dedi don Juan birdenbire, &quot;ve buna enerji bedenini konuşarak başlayacağız.&quot;</p><p>Bana enerji bedenini sayısız kereler tanımlamış, onun bir enerji alanları kümeleşmesi—evrende akıp duran enerji olarak görüldüğünde fiziksel bedeni meydana getiren enerji alanları kümeleşmelerinin ayna görüntüsü— olduğunu söylemişti. Ayrıca, onun, fiziksel bedenin ışıltılı küresinden daha küçük, daha yoğun, ve daha ağır bir görünümde olduğunu da anlatmıştı.</p><p>Don Juan&#039;ın açıklamasına göre, beden ile enerji bedeni, birbirine acayip bir yapıştırıcı güçle bitiştirilmiş iki enerji alanı kümeleşmesi idiler. Don Juan, o grup enerji alanlarını birbirine bağlayan gücün, eski çağ Meksika büyücülerine göre, evrenin en akıl almaz gücü sayıldığını da özellikle vurgulamıştı. Kişisel fikrine göre bu güç tüm evrenin özü, var olan her şeyin nihai bir toplamıydı.</p><p>Onun iddiasına göre fiziksel beden ile enerji bedeni, biz insanoğullarının âleminde birbirlerini dengeleyen yegâne enerji biçimlenmesiydi. Bu yüzden bu ikisinin dışında hiçbir ikiciliği kabul etmiyordu. Beden ile zihin, ruh ile ten ikiciliğin enerji bağlamında hiçbir dayanağı bulunmayan, sadece zihin kaynaklı sıralamalar olduğunu düşünüyordu.</p><p>Don Juan, herkesin disiplin yoluyla enerji bedenini fiziksel bedenine yaklaştırmasının mümkün olduğunu söylemişti. Normalde ikisinin arasındaki mesafe muazzamdı. Enerji bedeni belli bir alana girdi mi—ki bu her birey için farklıydı— herkes disiplinle onu fiziksel bedeninin tam bir kopyasına, yani üç boyutlu, katı bir varlık haline dönüştürebilirdi. Büyücülerin öteki, ya da çift kavramı buydu işte. Aynı şekilde, ve aynı disiplin süreciyle herkes üç boyutlu, katı fiziksel bedenini enerji bedeninin tam bir kopyası haline; yani enerjinin tümü gibi insan gözüne görünmeyen, eterik bir enerji akımı haline dönüştürebilirdi.</p><p>Don Juan bana bütün bunları anlattığında, efsanevi bir önermeyi mi tanımlamakta olduğunu sordum. Yanıtı, büyücülere ilişkin hiçbir şeyin efsanevi olmadığıydı. Büyücüler pratik varlıklardı, ve betimlediklerinin hepsi daima gayet aklı başında ve uygulanabilir türden şeylerdi. Don Juan&#039;a göre büyücülerin yaptıklarını anlamanın zorluğu, onların farklı bir bilişsel sistemden yola çıkmalarından kaynaklanmaktaydı.</p><p>O gün orta Meksika&#039;daki evinin arkasında otururken, don Juan hayatımda olup bitenlerle ilgili olarak en önemli kilit önemi taşıyan şeyin enerji bedeni olduğunu söyledi. Enerji bedenimin normalde olacağı gibi benden uzaklaşmak yerine, bana doğru büyük bir hızla yaklaştığını bir enerji gerçeği olarak görmüştü.</p><p>&quot;Bana doğru mu yaklaşıyor, bu ne anlama geliyor, don Juan?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Bi şeyin aklını başından alacağı anlamına geliyor,&quot; dedi gülümseyerek. &quot;Muazzam ölçüde bi kontrol girecek yaşamına; ama senin kontrolün değil bu; enerji bedeninin kontrolü.&quot;</p><p>&quot;Bir dış gücün beni kontrolüne alacağını mı söylemek istiyorsun, don Juan?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Şu anda seni kontrol eden yığınlarla dış güç var,&quot; diye yanıtladı don Juan. &quot;Benim sözünü ettiğim kontrol, dilin etkinlik alanının dışında. O hem senin kontrolün, hem değil. Sınıflandırılmaz, ama kesinlikle yaşanabilir. Ve hepsinden öte, kesinlikle manipüle edilebilir. Bunu unutma: manipüle edilebilir; tümüyle senin yararına elbette; ve gene söz konusu olan senin yararın değil, enerji bedeninin yararıdır. Bununla beraber enerji bedenin de sen olduğuna göre, bunu tanımlamakla uğraşırken kuyruğunu kovalayan köpek gibi sonsuza dek dönüp durabiliriz. Bütün bu deneyimler sözdiziminin ötesindedir.&quot;</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:27:45 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/257/15-camur-golgeler/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[14 - Berrak Görünüm]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/256/14-berrak-gorunum/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>HAYATIMDA İLK KEZ, dünyada nasıl davranacağım konusunda tam bir açmazda bulmuştum kendimi. Çevremdeki dünyanın değiştiği yoktu. Bu durum kesinlikle benim içimdeki bir bozukluktan kaynaklanıyordu. Don Juan&#039;ın üzerimdeki etkisi, ve beni çok yoğun biçimde içine soktuğu uygulamalardaki bütün o eylemler bana bedelini ödetmeye başlamıştı, arkadaşlarımla geçinmekte ciddi güçlükler çekiyordum. Sorunumu gözden geçirdim ve hatamın herkesi değerlendirmek için don Juan&#039;ı ölçüt olarak kullanma saplantım olduğu sonucuna vardım.</p><p>Benim fikrime göre don Juan yaşamını her anlamda profesyonelce sürdüren bir varlıktı; yani en önemsizine kadar tüm eylemleri bir anlam taşımaktaydı. Bense, hiç ölmeyeceklerini düşünen, her adımlarında kendileriyle çelişen, hiçbir edimlerinin hesabını veremeyecek insanlarla çevriliydim. Adil bir oyun değildi bu, bütün kartlar karşımdaki insanların aleyhineydi. Ben don Juan&#039;ın istikrarlı davranışlarına, kibirden tamamen yoksun oluşuna, zekâsının erişilmez derinliğine alışıktım; bu nitelikleri barındıran farklı bir davranış modeli var olduğundan tanıdığım insanların ancak birkaçı haberdardı. Çoğunun tek bildiği özün-yansıtılması modelinden ibaretti, ve bu da insanı zayıflatıyor ve bozuyordu.</p><p>Bütün bunların sonucunda okuldaki çalışmalarımda da çok büyük güçlükler çekmeye başlamıştım. İpin ucunu kaçırmak üzereydim. Akademik çabalarımı mazur gösterecek bir gerekçe bulmaya umutsuzca çabalıyordum. Bu konuda bana destek verecek ve okulla aramda bir bağ kuracak tek fikir pek sudan bir şeydi; don Juan&#039;ın bir zamanlar bana vermiş olduğu bir öğüttü bu; savaşçı-gezginlerin bilgiyle—sunulan ne tür bilgi olursa olsun—aşk serüveni yaşamaları gerektiğini söylemişti.</p><p>Savaşçı-gezgin kavramını, savaşçı olan ve farkındalığın karanlık denizinde yolculuk eden büyücüler olarak tanımlıyordu. İnsanoğullarının bir zamanlar farkındalığın karanlık denizinin gezginleri olduklarını, bu dünyanın yolculuklarının duraklarından sadece biri olduğunu eklemiş, ve o sırada ifşa etmek istemediği dış nedenler yüzünden gezginlerin yolculuklarını kestiklerini söylemişti. İnsanoğullarının bir tür burgaca, dairesel bir akıma yakalandıklarını, ve aslında durağan oldukları halde bunun onlarda devinme izlenimi yarattığını anlatmıştı. İnsanoğullarını tutsak eden bu güç her ne ise, karşısında sadece büyücülerin durabildiğini ileri sürüyor, onların disiplinleri ile bu gücün pençesinden kurtulup farkındalık yolculuklarını sürdürdüklerini söylüyordu.</p><p>Benim için zerre kadar anlam ifade etmeyen antropolojik sorunlar üzerine ilgimi odaklamaktaki yetersizliğim, okul hayatımdaki son karmaşık buhranımı körüklemekteydi; ilgisizliğim bu konuların cazibeden yoksun olmalarından kaynaklanmıyordu, sözcüklerin ve kavramların tıpkı bir yasal belgedeki gibi teamül oluşturmak üzere değiştirilmiş olmasıydı bunun nedeni. Tüm insan bilgisinin bu yöntemle oluşturulduğu, ve her bireyin çabasının, bir bilgi sisteminin inşasında bir yapı taşı olduğu savunuluyordu. Önüme konan örnek, içinde yaşadığımız ve bizim için paha biçilmez bir önem taşıyan hukuk sistemiydi. Ancak o zamanlar sahip olduğum romantik kavramlar kendimi antropolojinin avukatlığını yapar durumda düşünmekten alıkoyuyordu. Her şeyiyle benimsemiş olduğum kavram, antropolojinin tüm insani çabaların, ya da insanlığın ölçütleri için matris oluşturması gerekliliğiydi.</p><p>Mükemmel bir pragmatist, bilinmeyenin gerçek bir gezgin-savaşçısı olan don Juan, bana budalalık ettiğimi söyledi. Bana sunulan antropolojik konuların sözler ve kavramlar manevraları biçiminde olmaları dert değildi ona göre; önemli olan şey disiplin alıştırması yapmaktı.</p><p>&quot;Hiç fark etmez,&quot; dedi bir keresinde, &quot;istediğin kadar iyi bi okuyucu ol, kaç tane harika kitap devirmiş olursan ol. Asıl önemli olan, okumak istemediklerini okuma disiplinin olmasıdır. Büyücülerin okula gitme disiplinlerindeki can alıcı nokta, reddettiklerinde yatar; kabul ettiklerinde değil.&quot;</p><p>Çalışmalarıma biraz ara vermeye karar verdim ve çıkartma imal eden bir firmanın resim bölümünde çalışmaya başladım. Tüm gayretimi, tüm zihnimi vakfetmem gereken bir işti bu. Bana verilen işleri en mükemmel ve hızlı şekilde başarmam gerekiyordu. Serigrafi yöntemiyle çıkartmalara dönüştürülecek figürleri taşıyan plastik sayfaları hazırlamak, hiçbir yeniliğe yer bırakmayan son derece standart bir işlemdi; ve çalışanın verimlilik ölçütü hatasızlığı ve süratiydi. Tam bir iş-kolik olmuştum, yaptığım işe bayılıyordum.</p><p>Resim bölümünün müdürü ile hemen dost olduk. Beni nerdeyse kanadının altına almıştı. Adı Ernest Lipton&#039;du. Ona hayranlık ve büyük bir saygı besliyordum. İyi bir ressam ve mükemmel bir sanatkârdı. Tek kusuru yumuşaklığıydı; başkalarının istek ve duygularına karşı pasiflik sınırlarına varan inanılmaz bir anlayış gösteriyordu.</p><p>Örneğin, bir gün öğle yemeği yediğimiz lokantanın park yerinden arabasıyla çıkıyorduk. Gayet kibarca durup bir başka arabanın park ettiği yerden çıkmasını bekledi. Arabanın sürücüsü besbelli bizi görmemişti, geriye doğru hızla üzerimize geliyordu. Ernest Lipton pekâlâ korna çalıp adamı uyarabilirdi. Bunun yerine, geri zekâlı gibi sırıtarak, adam bizim arabaya toslayana kadar oturup bekledi. Sonra dönüp benden özür diledi.</p><p>&quot;Vay anasını, kornaya basabilirdim aslında,&quot; dedi, &quot;ama siktirici şey öyle bir bangırdıyor ki mahçup oluyorum.&quot;</p><p>Ernest&#039;in arabasına bindiren adam küplere binmişti, onu yatıştırmak zorunda kaldık.</p><p>&quot;Kaygılanmayın,&quot; dedi Ernest, &quot;Arabanızda hasar yok. Benim de sadece farlarım kırıldı; ben onları değiştirecektim zaten.&quot;</p><p>Başka bir gün, aynı lokantada öğle yemeğinde Ernest&#039;in konukları olan, çıkartma firmasının müşterilerinden birkaç Japon&#039;la hararetli bir sohbete dalmıştık.Yemekleri getiren garson masadaki salata tabaklarından birkaçını kaldırıp, elindeki kocaman sıcak antre tabakları için dar masada yer açmaya çalışıyordu. Japon müşterilerden biri de kendi önünü boşaltmak istedi. Tabağını öne iterken Ernest&#039;inkine çarptı, ve tabak masanın kenarına doğru kaymaya başladı. Ernest adamı uyarabilirdi, ama yapmadı. Tabak kucağına düşene kadar öylece oturup sırıttı.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:25:34 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/256/14-berrak-gorunum/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[13 - Organik Olmayan Farkındalık]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/255/13-organik-olmayan-farkindalik/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>ÇÖMEZLİĞİMİN BELİRLİ BİR noktasında, don Juan bana yaşamındaki karmaşık bir durumu ifşa etti. Meksika&#039;nın Sonora eyaletindeki bu salaş kulübede yaşamasının nedeninin, buranın benim farkındalık durumumu betimlemesi olduğunu ileri sürerek bende düş kırıklığı ve karamsarlık yaratmıştı. Aslında bu denli yetersiz olduğumu ima etmek istediğine pek inanmadığım gibi, iddia ettiği gibi başka yerlerde oturduğuna da inanmamıştım.</p><p>Her iki konuda da haklı olduğu ortaya çıktı. Benim farkındalık durumum çok yetersizdi, ve o da yaşayabileceği başka yerlere, kendisini ilk bulduğum kulübeden sınırsız ölçüde daha konforlu yerlere sahipti. Üstelik de zannettiğim gibi münzevi bir büyücü değil, on kadın ve beş erkekten oluşan on beş kişilik bir savaşçı-gezgin topluluğunun lideriydi. Yoldaşı büyücülerle birlikte yaşadığı orta Meksika&#039;daki evine beni götürdüğünde şaşkınlığım müthiş oldu.</p><p>&quot;Sadece benim yüzümden mi Sonora&#039;da yaşıyordun, don Juan?&quot; diye sordum ona; içimi suçluluk, vicdan azabı ve bir değersizlik duygusuyla dolduran bu sorumluluğa dayanmam mümkün değildi.</p><p>&quot;Eh, pek orda yaşıyordum sayılmaz,&quot; dedi gülerek. &quot;Yalnızca seninle orda buluşuyordum.&quot;</p><p>&quot;Ama-ama-ama seni görmeye ne zaman geleceğimi bilmiyordun ki, don Juan,&quot; dedim. &quot;Sana haber verme imkânım yoktu!&quot;</p><p>&quot;Öyle de, eğer düşünürsen ne kadar çok kez beni bulamadığını da hatırlarsın,&quot; dedi. &quot;Oturup sabırla beklemen gerekirdi beni, bazen günlerce.&quot;</p><p>&quot;Burdan Guaymas&#039;a mı uçuyordun, don Juan?&quot; diye sordum, bütün içtenliğimle. En kısa yolculuğun uçakla olacağını düşünmekteydim.</p><p>&quot;Hayır, Guaymas&#039;a uçmuyordum,&quot; dedi, kocaman bir tebessümle. &quot;Beklemekte olduğun kulübeye uçuyordum, doğrudan doğruya.&quot;</p><p>Bunu kasten yaptığını biliyordum, benim tek yönlü zihnimin ne anlayabileceği ne de kabul edebileceği, kafamı alabildiğine karıştıracak bir şey atıyordu ortaya. O günlerde kendime hiç durmadan aynı ölümcül soruyu sorduğum bir farkındalık düzeyinde yaşamaktaydım: Ya don Juan&#039;ın tüm söyledikleri doğruysa?</p><p>Ona başka bir şey sormak istemedim, çünkü düşüncelerimizle eylemlerimiz arasında bir köprü kurmaya çalışırken yolumu umutsuzca kaybetmiştim.</p><p>Bu yeni çevresinde don Juan bana bilgisinin daha karmaşık bir cephesini itinayla öğretmeye başladı; tüm dikkatimi gerektiren bir cepheydi bu; sadece muhakememi askıya almam yeterli değildi. Bilgisinin derinliklerine tepe üstü dalma zamanıydı benim için. Nesnel olmayı bırakmalıydım; aynı zamanda öznel olmaktan da vazgeçmem gerekiyordu.</p><p>Bir gün evinin arkasında don Juan&#039;ın bambu kamışları temizlemesine yardım etmekteydim. İş eldivenleri giymemi istemişti: bambu kıymıklarının çok keskin olduğunu ve kolayca mikrop kapabileceğimi söylüyordu. Bambuları temizlemek için bıçağı nasıl kullanacağımı göstermişti. Kendimi işe kaptırmıştım. Don Juan benimle konuştuğu zaman dikkatimi verebilmek için çalışmayı bırakmak zorunda kalıyordum. Yeterince çalışmış olduğumu, artık eve girmemiz gerektiğini söyledi.</p><p>Geniş, ferah ve nerdeyse boş oturma odasında beni çok rahat bir koltuğa oturttu. İçine düzenli bir şekilde fındık fıstık, kuru kayısı ve peynir dilimleri yerleştirilmiş bir tabağı elime tutuşturdu. Bambuları temizleme işini bitirmek istediğimi söyleyip itiraz ettim. Yemek istemiyordum. Ama bana aldırmadı. Anlatacaklarını uyanık ve dikkatli biçimde dinleyebilmem için sürekli bir şeyler yemeye ihtiyacım olduğunu söyleyerek ağır ağır ve özenle çiğnememi salık verdi.</p><p>&quot;Zaten bildiğin gibi,&quot; diye lafa girdi, &quot;evrende eski çağ Meksika&#039;sı büyücülerinin farkındalığın karanlık denizi diye adlandırdıkları sürekli bi güç vardır. Onlar algılama erklerinin doruğundayken öyle bi şey gördüler ki, pantolonlarının içinde tir tir titrediler, pantolonları vardıysa tabii. Farkındalığın karanlık denizinin sadece organizmaların farkındalığından değil, aynı zamanda organizması olmayan varlıkların farkındalığından da sorumlu olduğunu gördüler.&quot;</p><p>&quot;Bu da ne böyle don Juan, farkındalığı olan, organizması olmayan varlıklar filan?&quot; diye sordum; şaşkındım, çünkü böyle bir şeyden ilk kez söz ediyordu.</p><p>&quot;Eski şamanlar, tüm evrenin ikiz güçlerden oluştuğunu keşfetmişlerdi,&quot; diye başladı, &quot;aynı zamanda hem birbirlerine zıt, hem de birbirlerini tamamlayıcı güçlerdir bunlar. Bizim dünyamızın ikiz bi dünya olduğu kaçınılmaz bi gerçektir. Onun zıddı ve tamamlayanı olan dünyanın nüfusunu oluşturanlar, farkındalığı olan, ama organizması olmayan varlıklardır. Bu nedenle eski şamanlar onlara organik olmayan varlıklar diyordu.&quot;</p><p>&quot;Peki bu dünya nerde, don Juan?&quot; diye sordum, bir kuru kayısıyı bilinçsizce çiğnerken.</p><p>&quot;Burda, seninle benim olduğumuz yerde,&quot; diye yanıtladı ciddi bir ifadeyle, ama bu kadar sinirli oluşuma da gülerek. &quot;Onun ikiz dünyamız olduğunu söyledim sana, bu yüzden bizimle iç içeler. Eski çağ Meksika&#039;sı büyücüleri zaman ve mekân konusunda senin gibi düşünmüyorlardı. Onlar her şeyi yalnız farkındalık açısından ele alırdı. İki tür farkındalık bir birini asla etkilemeden bi arada var olabilir; çünkü her biri ötekinden tümüyle farklıdır. Eski şamanlar bu birlikte var olma sorunuyla karşılaştıklarında zaman ve mekânı kendilerine dert etmediler. Organik varlıklar ile organik olmayan varlıkların farkındalık ölçüleri arasındaki ayrımın, birbirlerine en ufak bi müdahalede bulunmadan bi arada var olmalarına olanak verecek kadar büyük olduğu fikrine vardılar.&quot;</p><p>&quot;Bu organik olmayan varlıkları algılayabilir miyiz, don Juan?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Elbette algılayabiliriz,&quot; diye yanıtladı. &quot;Büyücüler bunu istençli olarak yapar. Sıradan insanlar da yapar, ama yaptıklarının ayırdına varmazlar, çünkü ikiz bi dünyanın bilincinde değildirler. Bi ikiz dünya düşündükleri zaman bin çeşit zihinsel mastürbasyona girişirler, ama hiç akıllarına gelmez ki fantezilerinin kökeninde hepimizin sahip olduğu o bilinçaltı bilgi yatmaktadır: yalnız olmadığımız duygusu.&quot;</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:24:14 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/255/13-organik-olmayan-farkindalik/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[12 - Farkındalığın Karanlık Denizinde Yolculuklar]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/254/12-farkindaligin-karanlik-denizinde-yolculuklar/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>&quot;ARTIK İÇSEL SESSİZLİK hakkında biraz daha açık konuşabiliriz,&quot; dedi don Juan.</p><p>Bunu öyle durup dururken söylemişti ki irkildim. Tüm öğle sonrasını yirmili yıllardaki büyük Yaqui savaşları ertesinde hayalleri altüst olan Yaqui Kızılderililerinin çektikleri acıları, Meksika&#039;nın kuzeyindeki Sonora eyaletinde bulunan anayurtlarından Meksika hükümeti tarafından sürülüp orta ve güney Meksika&#039;daki büyük şekerkamışı çiftliklerinde çalışmaya yollanmalarını konuşarak geçirmiştik. Meksika hükümeti yıllardır Yaqui Kızılderilileri ile yapılan bölgesel savaşlar yüzünden sorunlar yaşıyordu. Don Juan bana politik entrikalar ve ihanetle, yokluk ve acıyla dolu şaşırtıcı, dokunaklı Yaqui öyküleri anlatmıştı.</p><p>Don Juan&#039;ın beni bir şey için hazırladığı duygusuna kapıldım, çünkü bu tür öykülerin benim için biçilmiş kaftan olduğunu biliyordu. O zamanlar abartılı bir sosyal adalet ve hakça mücadele anlayışına sahiptim.</p><p>&quot;Çevrendeki koşullar daha fazla enerji toplamana olanak verdi,&quot; diye devam etti. &quot;Hayatını özetlemeye başladın; dostlarını ilk kez sanki bi teşhir salonundalar imişçesine gözlemledin; gereksinimlerinin itkisiyle kendi başına kırılma noktana eriştin; işini tasfiye ettin; ve hepsinden önemlisi içsel sessizliğini yeterince arttırdın. Bütün bunlar farkındalığın karanlık denizinde bi yolculuk yapmanı mümkün kıldı.</p><p>&quot;Kendi seçimimiz olan o kasabada benimle buluşmak için yaptığın işte bu yolculuktu,&quot; diye sözlerini sürdürdü. &quot;Can alıcı bi sorunun zihninde nerdeyse yüzeye çıktığını, ve bi an için benim gerçekten evine gelip gelmediğimi merak ettiğini biliyorum. Seni görmeye gelişim bi rüya değildi. Gerçektim, değil mi?&quot; </p><p>&quot;Daha gerçek olamazdın,&quot; dedim.</p><p>Olanları nerdeyse unutmuştum, ama oturduğum daireyi bulabilmesinin bana çok garip geldiğini hatırlıyordum. Yeni adresimi birine sormuş olabileceği gibi basit bir varsayımla şaşkınlığımı silip atmıştım kafamdan, oysa üzerinde dursaydım yaşadığım yeri bilen hiç kimseyi bulup çıkaramayacaktım.</p><p>&quot;Hadi bu noktayı açıklığa kavuşturalım,&quot; diye don Juan devam etti. &quot;Benim açımdan—ki bu eski çağ Meksika&#039;sı büyücülerinin açısıdır-—daha gerçek olamazdım; ve aslında içsel sessizliğimden yolculuk ederek sana sonsuzluğun talebini bildirip zamanının tükenmek üzere olduğu konusunda seni uyarmak için evine gelmiştim. Ve karşılığında sen de sonsuzluğun talebini başarıyla yerine getirdiğini bana anlatmak için seçtiğimiz o kasabaya içsel sessizliğini kullanarak gerçekten gittin.</p><p>&quot;Senin açından—ki bu sıradan insanın açısıdır—her iki olay da birer rüya-hayaldi. Önce benim adresini bile bilmediğim evine geldiğime dair bi rüya-hayal, ardından da kendinin beni görmeye geldiğine dair bi rüya-hayal gördün. Bi büyücü olarak benim söyleyebileceğim, senin o kasabada benimle buluşmana ilişkin rüya-hayalinin, ikimizin bugün burda yaptığımız sohbet kadar gerçek olduğudur.&quot;</p><p>Bütün bu olayları batılı insana uygun bir düşünce çerçevesine yerleştirmemin mümkün olmadığını don Juan&#039;a itiraf ettim. Bunları bir rüya-hayal biçiminde ele almanın da sıkı bir irdelemeye karşı duramayacak hatalı bir sınıflandırma yaratmak olacağını söyledim, bu durumda yapılabilecek tek sözde-açıklama, öğretisinin başka bir cephesine ilişkindi: rüya görme.</p><p>&quot;Hayır, bu rüya görme değil,&quot; dedi, üzerine basarak. &quot;Bu daha dolaysız, daha esrarengiz bi şey. Bu arada, bugün senin yapına daha uygun bi rüya görme tanımlaması yapacağım. Rüya görme, farkındalığın karanlık denizi ile bağlantı noktanı değiştirme edimidir. Ona bu açıdan bakarsan, çok basit bi kavram ve çok basit bi manevra haline gelir. Anlaman için tek başına bu yeterli olur; imkânsız bi şey değildir, öyle gizemlilik bulutlarıyla filan sarılı da değildir.</p><p>&quot;Rüya görme terimi her zaman felaket sinirime dokunmuştur,&quot; diye devam etti, &quot;çünkü erk dolu bi edimi zayıf gösterir. Ona bi keyfilik anlamı katar; bi hayal izlenimi verir ki olmadığı tek şey de budur. Bu terimi kendim değiştirmeye çalıştım, ama öyle kökleşmiş ki. Belki bi gün bunu sen yaparsın; ama korkarım büyücülükteki başka her şey gibi, gerçekten yapabilecek duruma geldiğinde bu umurunda bile olmayacak, çünkü o zaman ona ne dendiği artık senin için hiç fark etmeyecek.&quot;</p><p>Kendisini tanıdım tanıyalı, don Juan bana rüya görmenin eski çağ Meksika&#039;sı büyücüleri tarafından keşfedilmiş bir sanat olduğunu, farklı algı dünyalarına gerçek anlamda girişler için sıradan rüyaların dönüştürülme yöntemi anlamına geldiğini defalarca ayrıntılı biçimde açıklamıştı. Rüya dikkati diye adlandırdığı bir şeyin belirişini bulabildiği her yolla savunmuştu; sıradan bir rüyanın öğeleri üzerinde özel bir tür dikkat, ya da özel bir tür farkındalık kullanma edimiydi bu.</p><p>Tüm önerilerine titizlikle uymuş ve farkındalığımı bir rüyanın öğeleri üzerine odaklayacak biçimde yönetmeyi başarmıştım. Don Juan&#039;ın önermesi, arzu edilen bir rüyayı bilerek kurmak değil, rüyanın sunduğu öğelerden herhangi birine dikkatin sabitlenmesiydi.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:14:44 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/254/12-farkindaligin-karanlik-denizinde-yolculuklar/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[11 - Ufuktaki Enerji Etkileşimi]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/253/11-ufuktaki-enerji-etkilesimi/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>MÜJDECİNİN BERRAKLIĞI, ÖZETLEMEME yeni bir itici güç getirmişti. Eski ruh halimin yerini bir yenisi aldı. O günden sonra, yaşamımdaki olayları çıldırtıcı bir berraklıkla anımsamaya başladım. Sanki içimde yetersiz ve bulanık anılara takılıp kalmama sebep olan gerçek bir engel vardı da müjdeci bunu yerle bir etmişti. Bu olaya kadar belleksel melekelerimin benim için anlamı, yaşanmış olan, fakat çoğu zaman unutmak istediğim şeylere belli belirsiz bir başvurudan ibaretti. Esasında hayatımla ilgili hiçbir şeyi hatırlamaya meraklı değildim. Bu yüzden dürüst olmak gerekirse don Juan&#039;ın zorla üzerime yüklediği bu beyhude özetleme alıştırması bana hiç de anlamlı gelmiyordu. Beni anında yorgun düşüren ve konsantre olmaktaki yeteneksizliğimi yüzüme vurmaktan başka işe yaramayan zevksiz bir işti bu.</p><p>Gene de görevimi yapıp, gelişigüzel bir çaba göstererek kendileriyle etkileşimlerimi şöyle böyle hatırladığım insanların listelerini çıkartmıştım. Onlara berrak biçimde odaklanmaktaki yetersizliğim beni caydırmamıştı. Aslında ne hissettiğime aldırmadan, vazife addettiğim bir şeyi yapmaktaydım. Alıştırma yaptıkça anımsayışımdaki berraklığın arttığını düşünmeye başladım. Artık birtakım seçme olayların içine hemen ürkütücü ve ödüllendirici olan hatırı sayılır bir keskinlikle inebiliyor; deyim yerindeyse içlerine dalabiliyordum. Ancak don Juan bana müjdeci fikrini tanıttıktan sonra anımsama gücüm öyle bir hale geldi ki bunu tanımlamam imkânsız.</p><p>Yaptığım insanlar listesini izlemek özetlememi son derece kurallı ve zorlayıcı bir hale sokuyordu, ve don Juan&#039;ın istediği de buydu. Fakat ara sıra içimde bir şey iplerini koparıyor ve listemle ilgisi olmayan olaylara odaklanmaya zorluyordu beni; bunlar öyle çıldırtıcı berraklıkta olaylardı ki, kendimi kaptırıp, belki de yaşandıkları andakinden daha bile yoğun bir biçimde içlerine çekiliyordum. Bu türden bir özetleme yaptığım her sefer, gerçekten o olayların içinde çırpındığım zamanlarda gözden kaçırmış olduğum şeyleri görebilmemi sağlayan bir yansızlığa da sahiptim.</p><p>Bir olayı anımsamanın beni iliklerime kadar sarsışı ilk kez Oregon&#039;da bir üniversitede verdiğim konferans sonrasında başıma geldi. Konferansı düzenleyen öğrenciler beni ve yanımdaki antropolog arkadaşımı geceyi geçirmemiz için bir eve götürdüler. Bir motele gitmeyi düşünüyordum, ama bizim rahatımız için bu evde ısrar etmişlerdi. Ev kırdaydı, telefonu bile yoktu, dış dünyadan tamamen kopuk, dünyanın en gürültüsüz, en sakin köşesindeydi, dediklerine göre. Bütün aptallığımla, onlarla gitmeyi kabul etmiştim. Don Juan beni her zaman tek başıma hareket etmem konusunda uyarmakla kalmaz, bu konuda dayatırdı; ben de çoğu zaman isteğine uyardım, ama bazen içimdeki dost canlısı yaratık ipleri eline geçiriyordu işte.</p><p>Komite bizi Portland&#039;ın epey dışındaki eve götürdü; burası üniversite üyelerinin araştırma yapmaları için yedi yılda bir aldıkları bir yıllık ücretli izni kullanan bir profesöre aitti. Bir tepenin üzerinde kurulmuş olan evin dört bir yanına spotlar yerleştirilmişti; gelir gelmez bunların hepsini ve evin içindeki ışıkların tümünü açtılar. Spotların aydınlığında ev beş mil öteden bile görünüyor olmalıydı.</p><p>Bunun ardından komite büyük bir aceleyle evden ayrıldı, buna şaşırmıştım çünkü onların bizimle kalıp konuşacaklarını sanıyordum. Küçük, ama çok sağlam yapılmış, dik çatılı ahşap bir evdi burası. Çok büyük bir salonu ve onun üzerinde yatak odası olarak kullanılan bir asmakatı vardı. Tam tepeden, dik çatının en yüksek noktasından gerçek boyutlarda bir İsa&#039;lı çarmıh sarkıyordu; figürün başına çivilenmiş garip bir döner menteşe ile tavana asılıydı. Duvardaki spotların ışığı çarmıhın üzerine odaklanmıştı. Oldukça etkileyici bir görüntü veriyordu; hele de yağsız kalmış menteşesi gıcırdayarak dönerken.</p><p>Evin banyosu başka bir âlemdi. Tavan, duvarlar ve zemin aynalı fayanslarla kaplıydı ve ortalık kırmızımsı bir ışıkla aydınlatılmıştı. Kendini düşünülebilecek her açıdan görmeden tuvalete gitmek mümkün değildi. Evin etkileyici bulduğum özellikleri beni eğlendirmişti.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:12:12 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/253/11-ufuktaki-enerji-etkilesimi/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[10 - Müjdeci]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/252/10-mujdeci/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>DON JUAN BENİ uyandırdığında, onun Sonora&#039;daki evinde, derin uykudaydım. Nerdeyse bütün gece oturmuş ve bana açıkladığı kavramlar üzerinde kafa yormuştum.</p><p>&quot;Yeterince dinlendin,&quot; dedi, sertçe, hatta nerdeyse hoyratça omuzlarımı sarsarken. &quot;Bitkinim diye düşkünlük gösterme. Seninkisi bitkinlikten fazla bi şey; rahatsız edilmeme arzusu. İçinde bi şey, rahatsız edildiğinde çok içerliyor. Ama direnci kırılana kadar bu yanının üzerine gitmen çok önemli. Hadi bi yürüyüşe çıkalım.&quot;</p><p>Don Juan haklıydı. Rahatsız edildiğinde çok öfkelenen bir yanım vardı. Günler boyu uyumak ve don Juan&#039;ın büyücülük kavramları üzerinde artık düşünmemek istiyordum. Hiç istemeyerek kalktım ve onu izledim. Don Juan yemek hazırlamıştı, günlerce yememişim gibi hepsini silip süpürdüm, sonra evden çıkıp doğuya, dağlara doğru yöneldik. Öyle uyku sersemiydim ki doğudaki dağ silsilelerinin hemen üzerindeki güneşi görene dek sabahın ilk saatleri olduğunun farkına varmadım. Don Juan&#039;a bütün gece hiç kıpırdamadan uyuduğumu söylemek istedim ama beni susturdu. Bazı bitkiler toplamak üzere dağlara bir araştırma seferine gittiğimizi söyledi.</p><p>&quot;Toplayacağın bitkileri ne yapacaksın, don Juan?&quot; diye sordum, yola çıkar çıkmaz.</p><p>&quot;Kendime toplamıyorum,&quot; dedi sırıtarak. &quot;Botanikçi ve eczacı olan bi dostum için onlar. İlaç yapıyor onlarla.&quot;</p><p>&quot;O da bir Yaqui mi don Juan? Burda Sonora&#039;da mı yaşıyor?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Hayır, o Yaqui değil, ve Sonora’da oturmuyor. Bi gün onunla tanışırsın.&quot;</p><p>&quot;O bir büyücü mü, don Juan?&quot;<br />&quot;Evet, öyle,&quot; diye yanıtladı, soğuk bir tavırla.<br />UCLA&#039;daki Botanik Bahçesi&#039;nde tanımlanmaları için bitkilerden birazını alıp alamayacağımı sordum.</p><p>&quot;Tabii ki, tabii ki,&quot; dedi.<br />&quot;Tabii ki&quot; dediği zaman aslında bunu demek istemediğini keşfedeli çok olmuştu. Bana tanımlanması için örnek filan vermeye hiç niyeti olmadığı besbelliydi. Büyücü arkadaşını çok merak etmiştim; onun hakkında daha fazla bilgi vermesini, biraz tarif etmesini, nerde yaşadığını ve nasıl tanıştıklarını anlatmasını istedim.</p><p>&quot;Çüş, çüş, çüş, çüş!&quot; dedi don Juan, sanki bir at imişim gibi. &quot;Ağır ol, ağır ol! Kimsin sen? Profesör Lorca mı? Onun bilişsel sistemini mi belleyeceksin?&quot;</p><p>Çorak dağ eteklerinin içlerine kadar girdik. Don Juan saatlerce düzenli biçimde yürüdü. Günün işinin sadece yürümekten ibaret olduğunu düşünmeye başlamıştım. Sonunda durdu ve yamaçların gölgelik tarafına oturduk.</p><p>&quot;Büyücülüğün en büyük projelerinden birine başlamanın zamanıdır,&quot; dedi.</p><p>&quot;Ne projesinden bahsediyorsun, don Juan?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Ona özetleme denir,&quot; dedi. &quot;Eski büyücüler ona yaşamının olaylarını yeniden anlatma derlerdi; yaptıklarını ve çömezlerine anlattıkları şeyleri hatırlamalarına yardım edecek bi araç niteliğinde basit bi teknik olarak başlamıştı. Çömezleri için de bu teknik aynı değeri taşırdı; öğretmenlerinin onlara neler söylediğini ve yaptığını anımsamalarına yardımcı olurdu. Eski büyücüler tekniklerinin ne denli uzak-menzilli etkileri olduğunu anlayıncaya kadar biçok kez istilalar, mağlubiyetler gibi korkunç toplumsal kıyametler yaşadılar.&quot;</p><p>&quot;İspanyol fethini mi kastediyorsun, don Juan?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Hayır,&quot; dedi. &quot;O sadece işin en fazla bilinen kısmı. Ondan önce çok daha yakıp yıkıcı başka kıyametler de yaşandı. İspanyollar buraya geldiğinde eski büyücüler artık yaşamıyordu. Öbür kıyametleri atlatabilenlerin çömezleri artık gayet ihtiyatlıydılar. Kendilerini korumayı öğrenmişlerdi. Eski büyücülerin tekniğini özetleme olarak yeniden adlandıranlar da bu yeni büyücüler topluluğudur.</p><p>&quot;Zaman çok büyük değer taşıyor,&quot; diye devam etti. Genelde tüm büyücüler için zaman her şeyin temelidir. Benim yüz yüze olduğum sınav, çok sıkışık bi zaman birimi içinde büyücülük hakkında bildiğim her şeyi soyut bi önerme olarak sana tıkıştırmak zorunda oluşum, ama bunu yapmak için senin içinde gerekli alanı oluşturmalıyım.&quot;</p><p>&quot;Ne alanı? Neden söz ediyorsun sen, don Juan?</p><p>&quot;Büyücülerin öncülü, bi şeyi içeri almak için, onu koyacak bi alan bulunması gerektiğidir,&quot; dedi. &quot;Günlük yaşamın ayrıntıları ile tepeden tırnağa doluysan, yeni hiçbi şey için yer yoktur. O yer oluşturulmalı. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Eski çağların büyücüleri, yaşamını özetlemenin o alanı oluşturduğuna inanırlardı. Özetleme bunu gerçekten yapıyor, ve çok daha fazlasını da, elbette.</p><p>&quot;Büyücülerin özetleme yapmaları çok kurallıdır,&quot; diye devam etti. &quot;İçinde bulundukları zamandan yaşamlarının ilk anına kadar geri giderek tanıdıkları herkesin bi listesini yaparlar. Bu listeyi tamamladıklarında, ordaki ilk kişiyi alır ve onun hakkında becerebildikleri ölçüde her şeyi anımsarlar. Gerçekten her şeyi; en ufak ayrıntıyı bile. Günümüzden geçmişe doğru özetleme yapmak daha iyidir, çünkü günümüzün anıları tazedir, böylece anımsama yeteneği bilenmiş olur. Uygulayıcıların yaptığı, hatırlamak ve solumaktan ibarettir. Yavaş ve dikkatli bi şekilde soluk alırken başlarını sağdan sola doğru belli belirsiz fark edilecek şekilde ağır ağır çevirir, ve sonra aynı yöntemle soluk verirler.&quot;</p><p>Don Juan soluk alıp vermelerin doğal olması gerektiğini de söyledi; eğer çok süratli yapılırsa insan yorucu soluklar adı verilen bir duruma giriyor ve kaslarını gevşetebilmek için sonradan daha yavaş soluklar almak zorunda kalıyordu.</p><p>&quot;Peki benim bütün bunlarla ne yapmamı istiyorsun, don Juan?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Bugün listeni yapmaya başlıyorsun,&quot; dedi. &quot;Yıllar itibariyle bölümlere ayır, ya da meslekler açısından yap bunu; dilediğin biçimde düzenle, ama sırayla yap, en son insanı en başa al, ve annen babanla bitir. Ve sonra onlara ilişkin her şeyi anımsa. Hiç telaş etme. Denedikçe, yapmakta olduğun şeyin ayırdına varacaksın.&quot;</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:08:07 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/252/10-mujdeci/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[9 - Teşekkür Etmek]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/251/9-tesekkur-etmek/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>&quot;SAVAŞÇI-GEZGİNLER ÖDENMEMİŞ hiçbi borç bırakmazlar,&quot; dedi don Juan.</p><p>&quot;Sen neden söz ediyorsun, don Juan?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Yaşamın boyunca yaptığın bazı gönül borçlarını temizlemenin zamanı geldi artık,&quot; dedi. &quot;Asla tümüyle ödeşemezsin, bundan emin ol, ama bi jest yapman gerek. Simgesel bi ödemede bulunmalısın; gönül almak için, sonsuzluğu tatmin etmek için yapmalısın bunu. Senin için onca anlam taşıyan iki arkadaşından, Patricia Turner ve Sandra Flanagandan söz etmiştin bana. Gidip onları bulmanın ve sahip olduğun her şeyi harcayarak ikisine de birer armağan almanın zamanıdır. Jest, işte bu.&quot;</p><p>&quot;Nerede olduklarını bile bilmiyorum, don Juan,&quot; dedim, itiraz eder gibi.</p><p>&quot;Onları bulmak, senin için bi meydan okuma anlamına gelecek. Onları ararken kaldırmadık tek bi taş bırakmayacaksın. Yapmaya niyet edeceğin şey son derece basit, ancak nerdeyse olanaksız da. Yoluna devam etmek için, kişisel minnettarlık eşiğini geçmek ve tek bi hareketle özgür kalmak istiyorsun. Eğer bu eşiği aşamazsan, benimle bu işi sürdürmeye çalışmanın hiç anlamı olmayacak.&quot;</p><p>&quot;İyi de bana bu görevi vermek nerden aklına geldi?&quot; diye sordum. &quot;Bunun bana uygun olacağını düşündüğün için kendin mi icat ettin?&quot;</p><p>&quot;Ben hiçbi şey icat etmem,&quot; dedi gerçekçi bir tavırla. &quot;Bu görevi sonsuzluğun kendisinden aldım. Bütün bunları sana söylemek benim için kolay değil. Çektiklerinin bana zevk verdiğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Senin görevinde başarılı olman bana senin için olduğundan daha fazla anlam ifade ediyor. Başaramazsan, yitireceğin çok az şey var. Ne? Bana yaptığın ziyaretler. Aman ne önemli. Ama ben seni yitiririm; ve bu benim için ya silsilemin sürekliliğini, ya da senin onu bi altın anahtarla kapatma olasılığını yitirme anlamına gelir.&quot;</p><p>Don Juan sustu. Zihnimin ne zaman düşüncelerin hummasına kapıldığını hep iyi bilirdi.</p><p>&quot;Sana defalarca anlattığım gibi, savaşçı-gezginler yararcıdırlar,&quot; diye devam etti sonra. &quot;Duygusallık, melankoli, nostalji gibi şeylerle ilgilenmezler. Savaşçı-gezginler için yalnızca mücadele vardır; ve sonu olmayan bi mücadeledir bu. Eğer buraya huzur bulmak için geldiğini, ya da bunun yaşamında bi dinlenme arası olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun. Bu borçlarını ödeme işi senin bildiğin duygularca yönlendirilmiyor. Son derece saf bi duygu inceliği kılavuzluk ediyor ona; sonsuzluğa dalmak üzere olan, ve bunu yapmadan hemen önce, kendisine iyiliği dokunmuş olanlara teşekkür etmek için arkasını dönen savaşçı-gezginin duygu inceliği bu.</p><p>&quot;Bu işi hak ettiği ciddiyetle karşılanmalısın,&quot; diye devam etti. &quot;Bu, sonsuzluk seni yutmadan önceki son durağın. Aslında bi savaşçı-gezgin yüce bi varlık haline gelmeden sonsuzluk onun yanına bile uğramaz. O yüzden kendini sakınma, hiçbi çabadan kaçınma. Amansızca, ama zarafetle sonuna kadar götür.&quot;</p><p>Don Juan&#039;ın sözünü ettiği kişiler, üniversite eğitimimin ilk iki yılında benim için çok büyük anlamı olan iki arkadaşımdı. Patricia Turner&#039;ın ailesine ait evde, garajın üstündeki dairede kalıyordum. Yiyecek ve yatacak yer karşılığında havuzu temizlemek, dökülen yaprakları süpürmek, çöpü çıkarmak ve Patricia ile ikimize kahvaltı hazırlamak gibi işler bana aitti. Evdeki ufak tefek işlerimin yanı sıra ailenin şoförüydüm; Bayan Turner&#039;ı alışverişe götürüp getirmek, Bay Turner için içki alıp gizlice eve sokarak çalışma odasına taşımak da işlerim arasındaydı.</p><p>Bay Turner tek başına içmeyi seven bir sigorta müdürüydü. Çok fazla içtiği için çıkan bir aile kavgası sonrasında bir daha şişelere asla el sürmeyeceğine dair söz vermişti ailesine. İçkiyi çok fazla azalttığını, ama arada sırada birkaç yudum yuvarlamaya ihtiyaç duyduğunu bana itiraf etmişti. Çalışma odasına elbette benden başka kimsenin girmesine izin yoktu. Orayı temizlemekle görevliydim; ama aslında yaptığım, tavandaki bir kemeri desteklemek için konmuş gibi göründüğü halde gerçekte içi boş olan bir direğin içine Bay Turner&#039;ın şişelerini saklamaktan ibaretti. Şişeleri gizlice içeri sokuyor, boşları da gizlice evden çıkarıp çarşıda çöpe atıyordum.</p><p>Patricia üniversitede tiyatro ve müzik okuyor ve mükemmel şarkı söylüyordu. Amacı Broadway müzikallerinde şarkı söylemekti. Patricia&#039;ya sırılsıklam âşık olduğumu söylemeye gerek yok. İnce, atletik bir vücudu, köşeli hatları olan bir esmerdi, ve benden nerdeyse bir baş daha uzundu ki bu da benim bir kadına tapmam için başlıca nedendi. </p><p>Sanki ondaki derin bir ihtiyacı giderir gibiydim; özellikle babasının bana sonsuz güveni olduğunu anladıktan sonra ortaya koyduğu, birisine kol kanat germe ihtiyacıydı bu. Benim küçük annem olmuştu. Onun izni olmadan ağzımı bile açamıyordum. Bir atmaca gibi gözleri üstümdeydi. Dönem tezlerimi yazıp ders kitaplarımı okuyor ve benim için özetliyordu bile. Hepsi de hoşuma gidiyordu, ama gözetilmeyi istediğimden değil; çünkü böyle bir gereksinmenin asla bilişselliğimin bir parçası olduğunu sanmıyorum. O yaptığı için hoşlanıyordum bunlardan. Onunla olmayı seviyordum.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:06:02 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/251/9-tesekkur-etmek/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[8 - Bilişselliğin Ölçüleri]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/250/8-bilisselligin-olculeri/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>DON JUAN&#039;A GÖRE &quot;bir dönemin sonu&quot;, şamanların bildikleri dünya yapısını ortadan kaldırarak bunun yerine çevrelerindeki dünya için yeni bir anlayış yerleştirmek üzere izledikleri işlemin tam bir tanımıydı. İlk karşılaştığımız andan itibaren don Juan bir öğretmen olarak bana eski çağ Meksika&#039;sı şamanlarının bilişsel dünyasını tanıtmaya uğraşmıştı. &quot;Bilişsellik&quot; terimi ilk zamanlar benim için büyük bir anlaşmazlık nedeniydi. Onu çevremizdeki dünyayı tanıma işlemi diye anlıyordum. Bazı şeyler bu işlemin alanına girdikleri için tarafımızdan kolayca tanınıyordu. Bazı şeyler ise bu alana girmiyor, ve bu yüzden birtakım gariplikler, yeterince idrak edemediğimiz şeyler olarak kalıyordu.</p><p>İlişkimizin başından beri don Juan&#039;ın savunduğu, eski çağ Meksika&#039;sı şamanlarının dünyasının bizimkinden farklı olduğuydu, yüzeysel bir ayrım değildi bu; bilişsellik işleminin düzenlenmesiyle ilgili bir farklılıktı. Don Juan&#039;a göre bizim bilişsel dünyamızda duyusal verilerin yorumu gerekliydi. Işıltı lifler halinde evrende serbestçe dolaşan sonsuz sayıda enerji alanlarının evreni oluşturduğunu söylüyordu. Bu ışıltı lifler bir organizma olan insan üzerinde eylemde bulunmaktaydılar. Organizma ise bu enerji alanlarını duyusal verilere dönüştürerek karşılık veriyordu. Ardından bu duyusal veriler yorumlanmakta, ve bu yorumlama bizim bilişsel sistemimizi oluşturmaktaydı. Benim bilişsellik kavramım, bunun tıpkı dil gibi evrensel bir işlem olduğuna inanmaya itmişti beni. Her dil için ayrı bir sözdizimi olduğu gibi, dünyadaki her yorumlama sistemi için de birbirinden sadece biraz farklı bir düzenleme olmalıydı.</p><p>Ancak don Juan&#039;ın eski çağ Meksika&#039;sı şamanlarına ait farklı bir bilişsel sistemi olduğu iddiası, onlar dille hiç ilgisi olmayan bir yöntemle iletişimde bulunurlardı demeye geliyordu benim için. Don Juan’dan umutsuzca beklediğim, onların değişik bilişsel sisteminin farklı olmakla birlikte gene de sonuçta bir dil sayılabileceğini söylemesiydi. Don Juan için &quot;bir dönemin sonu&quot;, yabancı bir bilişselliğe ait birimlerin yönetimi ele almaya başlaması demekti. Normal bilişselliğimin birimleri ise, benim için ne denli hoş ve memnuniyet verici olsalar da silinip yok olmaya başlamışlardı. İnsanın yaşamında çok vahim bir andı bu!</p><p>Benim için üniversite eğitimimden daha değerli bir şey olmadığı söylenebilirdi. Ona yapılan bir tehdit doğrudan doğruya öz varlığıma yöneltilmiş demekti, özellikle de saldırı gizlice, fark ettirmeden yapılırsa. Böyle bir olayı kendisine sonsuz güven duyduğum Profesör Lorca ile yaşadım.</p><p>Bana onun yaşayan en parlak akademisyenlerden biri olduğu söylendiği için Profesör Lorca&#039;nın bilişsellik dersine yazılmıştım. Profesör Lorca yandan ayırıp düzenli biçimde taradığı sarı saçlarıyla oldukça yakışıklı bir adamdı. Düzgün, hiç kırışıksız alnı ona hayatında hiçbir şey için kaygılanmamış bir insan görünümü veriyordu. Son derece iyi dikilmiş giysiler giyerdi. Kravat kullanmazdı ve bu da ona bir delikanlı havası verirdi. Sadece önemli kişilerle karşılaşacağı zaman kravat takardı.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Thu, 14 May 2020 00:00:53 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/250/8-bilisselligin-olculeri/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[7 - Kırılma Noktası]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/249/7-kirilma-noktasi/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>DON JUAN İÇSEL sessizliği düşüncelerin devreden çıktığı, ve kişinin işlevselliğini gündelik farkındalıktan ayrı bir düzeyde yürüttüğü özel bir durum diye tanımlıyordu, içsel sessizliğin, içsel söyleşiyi—düşüncelerin sürekli eşliğini—durdurma anlamına geldiğini ve bu yüzden derin bir sükûnet durumu olduğunu vurguluyordu.</p><p>&quot;Eski büyücüler,&quot; dedi, &quot;ona içsel sessizlik adını verdiler; çünkü bu, algılamanın duyulara dayanmadığı bi durumdur.</p><p>içsel sessizlikte insanın başka bi yetisi devreye girer, onu sihirli bi varlık yapan melekedir bu, insanın kendisinin değil de dıştan gelen bi etkinin sınırladığı melekesinin ta kendisi.&quot;</p><p>&quot;İnsanın sihirli yetisini sınırlayan bu dış etki nedir?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Bu konu gelecekte yapılacak bi açıklamaya giriyor,&quot; diye yanıtladı don Juan, &quot;şu andaki söyleşimizin konusu bu değil, eski çağ Meksika&#039;sı şamanlarının büyücülüğündeki en ciddi özellik gerçekten bu olsa da. </p><p>&quot;İçsel sessizlik&quot;, diye devam etti, &quot;büyücülüktüki her şeyin doğduğu yerdir. Başka bi deyişle, yaptıklarımızın hepsi buna götürür bizi; ve bu da—büyücülerin dünyasındaki her şey gibi—devasa bi şey bizi sarsmadıkça göstermez kendini.&quot;</p><p>Don Juan eski çağ Meksika&#039;sı şamanlarının peşinde oldukları bu içsel sessizlik haline ulaşmak için kendilerini ya da büyücü çömezlerini iliklerine kadar sarsacak sayısız yollar bulduklarını söyledi. Buna erişebilmek için kilit noktalar olarak en akla gelmeyecek edimleri kullanmışlardı; çağlayanlara atlamak ya da bir ağacın en üst dalına baş aşağı asılı vaziyette geceler geçirmek gibi, içsel sessizliği yakalamakla hepten ilgisiz görünen hareketlerdi bunlar.</p><p>Don Juan eski çağ Meksika&#039;sı şamanlarının mantığını izleyerek, içsel sessizliğin çoğalıp biriktiğini belirtti. Benim de bir içsel sessizlik nüvesi geliştirmem ve ardından her alıştırma yapışımda ona saniye üstüne saniye ilave etmem için kılavuzluk etmeye uğraşıyordu. Açıklamasına göre eski çağ Meksika&#039;sı şamanları her bireyin zaman açısından farklı bir içsel sessizlik eşiği olduğunu keşfetmişlerdi; bu da içsel sessizliğin işlevsel olabilmesi için her birimizin kendi özel eşiğimize ulaşabileceğimiz uzunlukta bir süre boyunca onu sürdürmemiz gerektiği anlamına geliyordu.</p><p>&quot;O büyücüler için içsel sessizliğin işlevsel olduğunu gösteren işaret neydi, don Juan?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;içsel sessizlik onu gerçekleştirmeye başladığın andan itibaren işlevseldir,&quot; diye yanıtladı. &quot;Eski büyücülerin peşine düştüğü şey, sessizliğin o bireysel eşiğine erişmenin son, dramatik, nihai sonucuydu. Çok yetenekli bazı uygulamacılara peşinde oldukları bu amaca ulaşmak için sadece birkaç dakika yetiyordu. Daha az yetenekli olanlarının arzulanan sonuca varmak için uzun sessizlik sürelerine ihtiyacı vardı; belki bi saatten fazla süren mutlak sükûnet gibi. Arzulanan sonuç, eski büyücülerin dünyayı durdurmak diye adlandırdıkları bi şeydir; çevremizde ne varsa tümünün daima oldukları şey olmaktan çıktığı andır bu.</p><p>&quot;Büyücülerin insanın gerçek doğasına döndükleri an işte budur,&quot; diye don Juan devam etti. &quot;Eski büyücüler buna mutlak özgürlük adını verdiler. Bu, köle insanoğlunun, sınırlı imgelemimize meydan okuyan algılama hünerleri göstermeye yetenekli, özgür varlığa dönüştüğü andır.&quot;</p><p>Don Juan içsel sessizliğin yargıda gerçek bir duraklamaya götüren yol olduğuna beni temin etti; evrenden denetimsiz olarak yayılan duyusal verilerin duyular tarafından yorumlanmasının sona erdiği andı bu dediğine göre; bilişselliğin kullanım ve yinelenme yoluyla dünyanın doğasına karar veren güç olmaktan çıktığı andı.</p><p>&quot;Büyücüler, içsel sessizliğin işlevlerinin başlaması için bi kırılma noktasına gereksinme duyarlar,&quot; dedi don Juan. &quot;Kırılma noktası, duvarcının tuğlalar arasına yerleştirdiği harç gibidir. Başlangıçta birbirine bağlı olmayan tuğlalar ancak harç katılaştığında bi yapı oluşturur.&quot;</p><p>Don Juan ilişkimizin en başından beri içsel sessizliğin değerini, gerekliliğini kafama sokmaya çalışıyordu. Önerilerini elimden geldiğince izleyerek içsel sessizliğimi saniye saniye arttırıyordum. Bu artışın etkisini ölçebilecek bir araca sahip değildim, herhangi bir eşiğe ulaşıp ulaşmadığımı gösterecek bir ölçütüm de yoktu. İnatla onu arttırmayı hedefliyordum sadece, ve yalnız don Juan&#039;ı memnun etmek için değil, arttırma edimi kendi başına bir meydan okuma haline gelmiş olduğundan yapıyordum bunu.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Wed, 13 May 2020 23:58:34 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/249/7-kirilma-noktasi/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[6 - Kaçınılmaz Randevu]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/248/6-kacinilmaz-randevu/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>ZİHNİMİN GERİSİNDE BANA hiç rahat vermeyen bir şey vardı: aldığım bir mektuba cevap yazmalıydım, ne pahasına olursa olsun yapmalıydım bunu. Üşengeçliğimle memnun etme arzum karışıyor ve beni yazmaktan alıkoyuyordu. Don Juan Matus’la tanışmama sebep olan antropolog arkadaşım birkaç ay önce bana bir mektup yazmıştı. Antropoloji çalışmalarımın nasıl gittiğini soruyor ve beni ısrarla davet ediyordu. Üç uzun mektup kaleme aldım. Tekrar okuduğumda hepsini öyle basmakalıp ve dalkavukça buldum ki üçünü de yırtıp attım. Ona duyduğum gönül borcunun derinliğini, kendisi için hissettiklerimi yeterince ifade edememiştim. Yazmakta gecikmemi mazur göstermek için, daha samimi bir çözüm olarak gidip onu görmeye ve don Juan Matus’la neler yaptığımı bizzat anlatmaya karar verdim, ancak bunu da erteleyip duruyordum, çünkü don Juan&#039;la ne yapmakta olduğumdan pek emin değildim. Arkadaşıma bir gün gerçek sonuçlar göstermeyi istiyordum. Şimdiki halde sadece olasılıkların belirsiz taslakları vardı elimde, ve bunlar onun sorgulayan bakışları önünde hiç de antropolojik alan çalışması gibi durmayacaktı.</p><p>Bir gün onun ölmüş olduğunu öğrendim. Onun ölümü bende o tehlikeli, sessiz depresyonlardan birini başlattı. Duygularımı ifade etme imkânım yoktu, çünkü ne hissettiğimi zihnimde biçimlendiremiyordum. Mektubunu cevaplandırmadığım için, onu görmeye gitmediğim için, keder, moral çöküntüsü, kendime karşı nefret gibi duyguların bir karışımıydı.</p><p>Hemen ardından don Juan Matus&#039;u ziyarete gittim. Evine varır varmaz, çardağındaki sandıklardan birine oturup arkadaşımın ölümünden duyduğum kederi ifade etmek için sıradan durmayacak sözcükler aramaya başladım. Anlayamadığım bir şekilde, don Juan içimdeki sıkıntıyı ve ona gitmemin açık nedenini biliyordu.</p><p>&quot;Evet,&quot; dedi, ifadesiz bir sesle. &quot;Arkadaşının, benimle tanışman için sana kılavuzluk eden antropologun öldüğünü biliyorum. Bitakım nedenlerden dolayı, öldüğü anı biliyorum. Bunu gördüm.&quot;</p><p>Söyledikleri iliklerime kadar sarsmıştı beni.</p><p>&quot;Ben bunun gelmekte olduğunu uzun zaman önce görmüştüm. Hatta sana anlattım bile bunu, ama sen söylediklerimi göz ardı ettin. Eminim hatırlamıyorsundur bile.&quot;</p><p>Söylediği her sözcüğü hatırlıyordum, ama bunlar o zaman hiçbir anlam ifade etmemişti bana. Don Juan, kendisinin antropolog arkadaşımı ölmekte olan bir adam olarak gördüğünü ve bu gerçeğin, bizim buluşmamızın bir parçası olmayan, ama bununla derinden ilişkili bir olay olduğunu söylemişti. &quot;Ölümü, arkadaşını çoktan açmaya başlamış olan bi dış güç olarak gördüm,&quot; demişti bana. &quot;Her birimizde bu enerji yarığı vardır; göbeğin altında bulunan bi enerji çatlağı. Büyücülerin gedik diye adlandırdığı bu çatlak, insan gençken kapalıdır.&quot;</p><p>Dediğine göre büyücünün gözünün tüm ayırt edebileceği, ışıltılı kürenin beyazımsı parlaklığının içinde ince uzun bir renksizlik bölgesiydi. Ama bir insan ölümüne yaklaştığında gedik epeyce belirginleşiyordu. Arkadaşımın gediğinin tamamen açık olduğunu söylemişti bana.</p><p>&quot;Bütün bunların anlamı ne, don Juan?&quot; diye sormuştum, laf olsun diye.</p><p>&quot;Ölümcül bi anlamı var,&quot; diye yanıtlamıştı. &quot;Tin bana bi şeyin son bulmakta olduğunu işaret ediyordu. Bitmekte olanın ömrüm olduğunu düşündüm, ve elimden geldiğince zarafetle kabullendim bunu. Sonra, çok sonra, sona ermekte olanın ömrüm değil, tüm silsilem olduğunu anladım.&quot;</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Wed, 13 May 2020 23:57:07 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/248/6-kacinilmaz-randevu/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[5 - Dayanamadığım Görüntü]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/247/5-dayanamadigim-goruntu/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>LOS ANGELES HER zaman benim yuvam olmuştu. İstencimi kullanarak yaptığım bir seçim değildi, bu. Benim için Los Angeles&#039;ta yaşamak orda doğmuş olmakla eş anlamlıydı, hatta belki bundan da fazlaydı. Ona mutlak bir duygusal bağım olmuştu her zaman. Los Angeles&#039;a duyduğum aşk öyle yoğun, öyle bana ait bir şeydi ki, onu dile getirmem asla gerekmemişti. Asla bunu gözden geçirmeye ya da tazelemeye gerek duymamıştım, asla.</p><p>Los Angeles&#039;ta arkadaşlarımdan oluşan bir ailem vardı. Benim için onlar en yakın toplumsal çevremdi; bu onları tümüyle kabullendiğim anlamına geliyordu, tıpkı kenti kabullendiğim gibi. Bir arkadaşım, şakayla karışık, hepimizin birbirimizden karşılıklı olarak şiddetle nefret ettiğimizi söylemişti, bir keresinde. Onlar bu türden duyguları kaldırabilirlerdi kuşkusuz, çünkü ellerinde başka duygusal bağlantılar vardı, ana-babalar, karılar ve kocalar gibi. Benimse Los Angeles&#039;ta tek sahip olduğum dostlarımdı.</p><p>Her nedense, herkesin dert ortağıydım. Her biri sorunlarını, yaşamlarındaki iniş çıkışları üzerime boca ediyordu. Dostlarım bana öyle yakındılar ki, dertlerini, sıkıntılarını her zaman normal addediyordum. Psikiyatrın yanındayken ve onun ses bantlarını dinlerken beni dehşete düşürmüş olanların tıpkısı konularda onlarla saatlerce sohbet edebiliyordum.</p><p>Ayrıca arkadaşlarımın o psikiyatra ve o antropoloji profesörüne hayret edilecek kadar benzediğini asla fark etmemiştim. Dostlarımın ne denli gergin olduğuna hiç dikkat etmemiştim. Hepsi sigara tiryakisiydiler, tıpkı psikiyatr gibi, ama bunun da hiç farkında değildim; çünkü kendim de onlar kadar çok sigara içiyordum ve ben de onlar kadar gergindim. Konuşmalarındaki özenti de hiç gözüme çarpmayan bir şeydi, hep var olduğu halde. Hep yapmacıklı bir şekilde, Birleşik Amerika&#039;nın batısına özgü biçimde genizden konuşuyorlardı, ve yaptıklarının gayet iyi farkındaydılar. Sadece zihinlerinde canlandırabildikleri, hissetmeyi beceremedikleri bir duyarlığı sezindirmeye çalışan imalarının da farkına varmıyordum.</p><p>Kendimle gerçek yüzleşmem, arkadaşım Pete&#039;in ikilemiyle karşılaştığımda başladı. Beni görmeye gelmişti; darmadağın bir haldeydi. Dudakları patlamış, yumruk yediği besbelli olan sol gözü de kızarıp şişmiş ve mavimsi bir renk almaya başlamıştı bile. Ben başına ne geldiğini sormaya fırsat bulamadan, karısı Patricia&#039;nım, işiyle ilgili olarak hafta sonunda emlak komisyoncuları kongresine gittiğini ve orada başına korkunç bir şey geldiğini anlatmaya başladı. Pete&#039;in haline bakarak herhalde Patricia bir kaza geçirip yaralanmış, hatta ölmüş olmalı diye düşündüm.</p><p>&quot;O iyi mi?&quot; diye sordum, içten bir kaygıyla.<br />&quot;Elbette iyi,&quot; diye hırladı. &quot;O bir sürtük ve bir orospu, ve sürtük-orospulara hiçbir şey olmaz, sadece düzülürler ve buna bayılırlar!&quot;</p><p>Pete kudurmuştu. Titriyor, hatta kasılıyordu. Fırça gibi, kıvırcık saçları dimdik havadaydı. Genellikle onları dikkatle tarar ve doğal buklelerini düzeltirdi. Şimdi ise bir Tasmanya canavarı kadar vahşi görünüyordu.</p><p>&quot;Bugüne kadar her şey normaldi,&quot; diye anlatmaya devam etti. &quot;Sonra bu sabah, duştan çıktığımda çıplak kıçıma bir havlu şaplattı, işte öyle anladım bokluğunu! O anda anlayıverdim başka birini düzdüğünü.&quot;</p><p>Bu mantık zinciri beni şaşırtmıştı. Biraz ayrıntı istedim. Bir havluyu şaplatmanın insana bu türden bir şeyi nasıl gösterdiğini sordum ona.</p><p>&quot;Ahmaklara bir şey göstermez tabii,&quot; dedi sesi zehir saçarak, &quot;Ama ben Patricia&#039;yı tanırım, ve Perşembe günü, yani komisyoncular kongresine gitmeden önce, bir havluyu şaplatamazdı! Aslında evlendiğimizden beri bir havluyu asla şaplatamamıştır. Birisi bunu yapmayı ona öğretmiş olmalı, ikisi çıplakken! Bu yüzden gırtlağına yapıştım ve gerçeği kusturdum ona! Evet! Patronuyla düzüşüyor!&quot;</p><p>Dediğine göre Pete bu işi karısının patronuyla halletmek üzere Patricia&#039;nın ofisine gitmişti, ama adamın bir sürü koruması vardı. Onu dışarı, park yerine atmışlardı. Ofisin pencerelerini taşlayıp camları indirmek istemiş, ama korumalar bunu yaparsa kendini kodeste bulacağını, hatta daha da beteri, beynine bir kurşun yiyeceğini söylemişlerdi ona.</p><p>&quot;Seni onlar mı dövdü, Pete?&quot; diye sordum.</p><p>&quot;Hayır,&quot; dedi, bezgin bir halde. &quot;Sokaktan aşağı yürüdüm ve kullanılmış araba satan bir galeriye daldım. Benimle konuşmaya gelen ilk satış elemanına yumruğu çaktım! Adam şok geçirdi, ama öfkelenmedi. &quot;Sakin olun beyefendi, sakin olun! Konuşarak halledebiliriz,&quot; diyordu. Ağzına ikinci yumruğu yapıştırdığım zaman çok kızdı. İri bir herifti, bir tane çeneme, bir tane de gözüme vurdu ve nakavt etti beni. Kendime geldiğimde,” diye devam etti Pete, &quot;bürolarındaki divanda yatıyordum. Yaklaşan bir ambulansın sesini duydum. Benim için geldiklerini anladım, o yüzden kalkıp ordan kaçtım. Sonra sana geldim işte.&quot;</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Wed, 13 May 2020 23:55:56 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/247/5-dayanamadigim-goruntu/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[4 - Günlük Yaşamın Derin Kaygıları]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/246/4-gunluk-yasamin-derin-kaygilari/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>SONORA&#039;YA, DON JUAN&#039;I görmeye gittim. Hayatımdaki en ciddi olayı yaşadığım o anları tartışmak zorundaydım. Öğüdüne ihtiyacım vardı. Evine vardığımda, selamlaşma gibi formalitelere bile zor dayanabildim. Oturdum ve telaşla anlatmaya giriştim.</p><p>&quot;Sakin ol, sakin ol,&quot; dedi don Juan. &quot;Hiçbi şey o kadar kötü olamaz.&quot;</p><p>&quot;Bana ne oluyor, don Juan?&quot; diye sordum. Yanıt almak için değil de etkileyici olmak için sormuştum bunu.</p><p>&quot;Sonsuzluğun işleyişi,&quot; diye cevap verdi. &quot;Benimle karşılaştığın gün algılama biçimine bi şey oldu. Sinirliliğin zamanının dolduğunu bilinçaltı düzeyde anlamış olmandan kaynaklanıyor. Bunun farkındasın, ama düşünsel düzeyde bilincinde değilsin. Zamanının olmadığını hissediyorsun ve bu seni sabırsızlaştırıyor. Belirli bi anda, benim ya da onların yaşamında tüm bi devir kapanmıştı. Şimdi sıra sende. Zamanın bitti, hepsi bu.&quot;</p><p>Ardından, bana olanların tümünü anlatmamı istedi. Tam bir anlatı olmalı, dedi, hiçbir ayrıntı atlanmamalı. Baştan savma tanımlamalar peşinde değildi. Beni rahatsız eden şeyin tüm etkisini dile getirmemi istiyordu.</p><p>&quot;Bu konuşmayı senin dünyanda dedikleri gibi, kitabına göre yapalım,&quot; dedi. &quot;Resmi konuşmaların âlemine girelim.&quot;</p><p>Don Juan eski çağ Meksika&#039;sı şamanlarının teklifsiz konuşmalara karşı resmi konuşmalar fikrini geliştirdiklerini ve her ikisini de çömezlerini eğitme ve yönlendirmede araç olarak kullandıklarını açıkladı. Onlar için resmi konuşmalar, çömezlerine öğrettikleri ya da söyledikleri her şeyin zaman zaman özetlenmesi içindi. Teklifsiz konuşmalar ise, irdelenen olayın dışında hiçbir şeye gönderme yapmaksızın açıklamalarda bulunulan gündelik aydınlatmalardı.</p><p>&quot;Büyücüler hiçbi şeyi kendilerine saklamazlar,&quot; diye devam etti. &quot;İçlerini bu şekilde boşaltmak, büyücülerin bi manevrasıdır. Onları benliğin kalelerini terk etmeye yöneltir.&quot;</p><p>Yaşantımdaki koşulların iç gözlemci olmama asla fırsat vermediğini söyleyerek öyküme başladım. Anımsayabildiğim ilk günlerimden bu yana gündelik yaşamım hep ivedi çözümler gerektiren pratik sorunlarla ağzına kadar doluydu. En sevdiğim amcamın, noel ya da doğum günlerim için hiç armağan almamış olduğumu öğrendiğinde nasıl dehşete düştüğünü anlattığını hatırlıyordum. Bunu söylediğinde, ben babamın ailesinin evine yerleşeli fazla olmamıştı. Durumumun adaletsizliğine üzüldüğünü söylüyordu. Özür bile dilemişti, kendisinin bununla hiç ilgisi olmadığı halde.</p><p>&quot;Bu berbat bir şey, oğlum,&quot; demişti, allak bullak olmuş bir halde. &quot;Yapılan haksızlıkların düzeltilme zamanı geldiğinde yüzde yüz arkanda olduğumu bilmelisin.&quot;</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Wed, 13 May 2020 23:51:31 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/246/4-gunluk-yasamin-derin-kaygilari/new/posts/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[3 - Don Juan Kimdi Aslında?]]></title>
			<link>https://www.sessizbilgi.com/topic/245/3-don-juan-kimdi-aslinda/new/posts/</link>
			<description><![CDATA[<p>DON JUAN&#039;LA KARŞILAŞMAMIZIN kendisinin duymak istemediği kısmı, evine adım attığım o kader günündeki duygularıma ve izlenimlerime ilişkindi: beklentilerimle durumun gerçekliği arasındaki çelişki, ve hayatımda işittiğim en çılgın düşünceler demetinin içimde yarattığı etkiydi bunlar.</p><p>&quot;Olayları anlatmaktan çok itirafta bulunuyor gibisin,&quot; demişti bir keresinde, bütün bunları ona anlatmak istediğimde.</p><p>&quot;Daha fazla yanılamazsın, don Juan,&quot; diye başlamıştım, ama hemen sustum. Bana bakışında bir şey vardı; haklı olduğunu anlayıvermiştim. Ne söylesem yalnızca laf kalabalığı ve dalkavukluk gibi duracaktı. Ancak ilk gerçek buluşmamızda olanlar benim için deneyüstü bir önem taşıyordu; nihai sonuçlar doğurmuş bir olaydı bu.</p><p>Nogales, Arizona&#039;daki otobüs terminalinde don Juan’la ilk karşılaşmam sırasında bana olağandışı bir şey olmuştu, ama kendimi gösterme kaygım yüzünden etkisi hafifleyerek gelmişti üzerime. Don Juan&#039;ı etkilemek istiyordum, ve buna uğraşırken bütün dikkatim deyim yerindeyse kendimi satma üzerine odaklanmıştı. Unutulmuş olayların garip tortusu belirmeye başladığında aradan aylar geçmişti.</p><p>Bir gün durup dururken, hiç düşünüp taşınmadan, don Juan&#039;la ilk karşılaşmama ilişkin atladığım bir şeyi olağanüstü bir açıklıkla hatırlayıverdim. Adımı söylemek üzereyken beni durdurduğunda gözlerimin içine bakmış ve bakışıyla beni uyuşturmuştu. Ona kendim hakkında anlatabileceğim bitmez tükenmez şeyler vardı daha. Bakışı beni tümüyle engellemişti, yoksa bilgim ve değerim hakkında saatlerce izahat verebilirdim.</p><p>Bu yeni aymanın ışığında, orada başımdan geçenlerin tümünü yeniden gözden geçirdim. Vardığım kaçınılmaz sonuca göre, yaşadığım şey, beni var eden gizemli bir tür akımın kesilmesiydi, daha önce hiç kesilmemiş olan bir akımdı bu, en azından don Juan&#039;ın yaptığı biçimde kesilmemişti. Yaşadığım fiziksel deneyimi arkadaşlarıma tanımlamaya çalıştığımda garip bir ter tüm bedenimi kaplamaya başlıyordu, don Juan&#039;ın bana o şekilde baktığında da aynı ter basmıştı bana, ve o anda yalnızca tek kelime etmekten değil, herhangi bir şey düşünebilmekten bile âciz kalmıştım.</p><p>Bundan sonra bir süre bu kesilmenin fiziksel duyumu üzerinde kafa yordum, ama hiçbir mantıklı açıklama bulamadım. Don Juan beni hipnotize etmiş olmalı diye düşündüm bir süre, ama belleğim bana hiçbir hipnotik buyruk vermediğini, dikkatimi tuzağa düşürebilecek hiçbir harekette de bulunmadığını söylüyordu. Aslında bana sadece bir bakış atmıştı. Bana gözlerini uzun bir süre üzerime dikmiş gibi gelmesinin nedeni, o bakışın yoğunluğuydu. Zihnime saplanmış, fiziksel olarak derinden altüst etmişti beni.</p>]]></description>
			<author><![CDATA[null@example.com (sonsuz)]]></author>
			<pubDate>Wed, 13 May 2020 23:49:30 +0000</pubDate>
			<guid>https://www.sessizbilgi.com/topic/245/3-don-juan-kimdi-aslinda/new/posts/</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
