1

Konu: 4 - Birleşim Noktasının Sabitlenmesi

Rüya görmeyi yalnızca don Juan gerekli gördüğünde tartışacağımıza ilişkin anlaşmamızdan dolayı, bu konuda ona çok ender olarak soru soruyor ve sorularımı sürdürme ısrarımda asla belirli bir noktayı aşmıyordum. Bu yüzden de o ne zaman konuyu açmaya karar verse, onu dinlemeye son derece hevesliydim. Rüya görme ile ilgili yorumları ve tartışmaları her zaman öğretilerinin başka konuları içinde gizlenmiş oluyor, ve hep aniden ve apansız ortaya konuyordu.
Bir keresinde onun evinde ilgisiz bir konuda konuşmaya
dalmışken, apansız lafa girdi ve eski büyücülerin, organik olmayan varlıklarla rüyalarındaki ilişkileri sayesinde, birleşim noktalarını ustaca yönetmekle ilgili o uçsuz bucaksız ve uğursuz konuda büyük ustalık kazandıklarını söyledi.
Bu fırsatı hemen yakaladım ve don Juan'a eski büyücülerin yaşamış olabilecekleri yaklaşık tarihi sordum. Daha önceleri de farklı zamanlarda aynı soruyu sormuş, ama tatmin edici bir yanıt alamamıştım. Ama bu kez beni yanıtlamaya daha istekli olacağına inanıyordum; belki de lafı kendisi açmış olduğundan.
"Bu konu kabak tadı verdi," dedi. Söyleyiş biçimi, sorumu yanıtlamayacağını düşündürmüştü bana. Konuşmayı sürdürdüğünde oldukça şaşırdım. "Organik olmayan varlıklarla ilgili konuda olduğu kadar zorlayacağım ussallığını. Bu arada, hâlâ onları düşünüyor musun?"
"Düşüncelerimi dinlenmeye bıraktım," dedim. "Öyle ya da böyle, düşünmeye gücüm yetmiyor zaten."
Yanıtım onu keyiflendirmişti. Güldü ve bana organik olmayan varlıklara karşı kendi duyduğu korkular ve tiksintilerle ilgili yorumlar yaptı.
"Hiç hoşlanmamışımdır onlardan," dedi. "Tabii bunun temel nedeni onlardan duyduğum korkuydu. Gereken zamanda korkumu yenemedim; sonra da saplantı halini aldı."
"Hâlâ korkuyor musun onlardan, don Juan?"
"Pek korku değil de, itilme diyelim. Onların hiçbi şeyini istemiyorum."
"Bu itilmenin belirli bir nedeni var mı?"
"Dünyadaki en iyi neden: taban tabana zıtız. Onlar köleliği seviyor, ben özgürlüğü. Onlar almayı seviyor, ama bende verecek göz yok."
Açıklanamayacak bir şekilde hırslanmıştım; ona kaba bir şekilde, bu konunun benim için ciddiye alınamayacak kadar zorlama olduğunu söyledim.

Cvp: 4 - Birleşim Noktasının Sabitlenmesi

Bana gülümseyerek baktı ve şöyle dedi, "Organik olmayan varlıklarla yapılacak en iyi şey, senin yaptığındır: onların varlığını yadsı, ama onları sık sık ziyaret et; ve rüyada olduğun, rüyada da her şeyin mümkün olduğu fikrini koru. Bu yolla kendini zorunluluk altında bırakmazsın."
Kendimi tuhaf biçimde suçlu hissediyordum, ama nedenini anlayamamıştım. "Neden bahsediyorsun, don Juan?" diye sormaktan kendimi alamadım.
"Organik olmayan varlıklara yaptığın ziyaretlerden," dedi, alayla.
"Dalga mı geçiyorsun? Ne ziyareti?"
"Seninle bunu tartışmak istemiyordum, ama sanırım söylemenin zamanıdır; sana rüya görme dikkatini rüyalarındaki nesnelerin üzerinde odaklamanı anımsatan o dırdırcı ses, organik olmayan bi varlığın sesiydi."
Don Juan'ın tümüyle kaçık olduğunu düşündüm. Öyle sinirlendim ki, ona bağırdım bile. Bana güldü ve alıştıklarımın dışında olan rüya görme seanslarımı kendisine anlatmamı istedi. Bu istek beni şaşırtmıştı. Hiç kimseye sözünü etmemiştim; sık sık bir rüyadan dışarıya belirli bir nesnenin çekimiyle zumlanıyor, ama yapmam gerektiği gibi rüyamı değiştiremiyordum; bunun yerine rüyamın tüm alanı değişiyor ve ben kendimi bilmediğim bir boyutta buluyordum. Beni fırıldak gibi çevirip duran görünmez bir rehber tarafından yönetiliyor; süzülerek uçuyordum. Bu rüyalardan her zaman hâlâ dönerek uyanıyor ve tamamıyla açılmadan önce uzun bir süre öteberiye çarparak dönüp duruyordum.
"Bunlar organik olmayan dostlarınla yaptığın gerçek görüşmeler," dedi, don Juan.
Onunla tartışmaya niyetim yoktu, ama hak vermek de istemiyordum. Sessiz kaldım. Eski büyücülerle ilgili sorumu unutmuştum, ama don Juan konuyu yeniden açtı.
"Benim anladığıma göre eski büyücüler yaklaşık on bin yıl kadar önce yaşamışlar," dedi, gülerek ve tepkimi gözleyerek.
Göçebe Asya kabilelerinin Amerika'ya göçleri ile ilgili geçerli arkeolojik verilere dayanarak, verdiği tarihin yanlış olduğuna inandığımı söyledim. On bin yıl, fazla eski bir tarihti.
"Senin bilgin sana, benimki bana," dedi. "Benim bilgime göre eski büyücüler dört bin yıl hüküm sürdüler; yedi bin yıl önceden üç bin yıl önceye kadar. Üç bin yıl önce hiçliğe karıştılar. Ve o zamandan bu yana, büyücüler yeniden gruplaşarak eskilerden kalanı tekrar yapılandırıyorlar."
"Tarihler hakkında nasıl bu denli eminsin?" diye sordum.
"Sen, seninkiler hakkında nasıl bu denli eminsin?" diye cevabı yapıştırdı.
Ona arkeologların geçmiş uygarlıkların tarihlerini saptamak için çok basit yöntemleri olduğunu söyledim. O da bana büyücülerin kendilerine ait çok basit yöntemleri olduğu karşılığını verdi.
"Zıt gitmeye ya da tartışmayı kazanmaya çalışmıyorum," diye devam etti, "ama yakında bi gün bunu kesin olarak bilen birine sorma şansın olacak."
"Bunu kesin olarak hiç kimse bilemez, don Juan."
"Bu da inanılması imkânsız olan şeylerden biri; bütün bunların doğruluğunu kanıtlayabilecek biri var. Bi gün o insanla karşılaşacaksın."
"Hadi, don Juan, şaka yapıyor olmalısın. Yedi bin yıl önce olanların doğruluğunu kim kanıtlayabilir ki?"
"Çok basit, sözünü ettiğim eski büyücülerden biri. Benim karşılaşmış olduğum kişi. Bana eski büyücülerle ilgili her şeyi anlatan, o. Sana bu özel adamla ilgili anlattıklarımı umarım anımsarsın. Çabalarımızın çoğunun anahtarı ondadır; senin de tanışman gereken, o."

Cvp: 4 - Birleşim Noktasının Sabitlenmesi

Don Juan'a her sözcüğünü can kulağıyla dinlediğimi söyledim; dediklerinden hiçbir şey anlamasam da. Beni onunla eğlenmekle, ve eski büyücüler hakkındaki hiçbir şeye inanmamakla suçladı. İtiraf edeyim ki, gündelik yaşamımın bilinçliliğinde bu zorlama öykülere elbette inanmıyordum. Ama ikinci dikkatte de inanmamıştım; oysa orada daha farklı bir tepki vermem gerekirdi.
"Yalnızca söylediklerim üzerinde kafa yorduğunda zorlama öyküler haline geliyorlar," dedi. "Sağduyunu işe karıştırmazsan, tümüyle bi erke meselesi olarak kalır."
"Neden o eski büyücülerden biriyle karşılaşacağımı söyledin, don Juan?"
"Çünkü öyle olacak. Bi gün ikinizin karşılaşması, yaşamsal önem taşıyor. Ama şimdilik, sana yeni bi zorlama öykü anlatmama izin ver, benim hattımın naguallarından biri, nagual Sebastian hakkında."
Don Juan, nagual Sebastian'ın on sekizinci yüzyılın başlarında, Meksika'nın güneyinde bir kilisenin zangoçu olduğunu anlattı. Geçmişte ya da günümüzde, büyücülerin, örneğin kilise gibi resmi kurumlarda sığınak arayıp bulduklarını da kendi adına vurguladı. Onun kanısına göre, üstün disiplinlerinden ötürü büyücüler güvene layık işçilerdi ve böyle insanlara her zaman pek fazla gereksinimi olan kurumlar, onları çalıştırmaya can atıyorlardı. Don Juan, kimse büyücülerin edimlerinin farkında olmadığı sürece, ideolojik yakınlıklardan yoksun oluşlarından dolayı onların örnek çalışanlar olarak göründüklerini söyledi.
Don Juan öyküsünü sürdürdü; bir gün Sebastian zangoçluk görevlerini yerine getirirken, tuhaf bir adam gelmişti kiliseye; hasta görünen ihtiyar bir Kızılderili idi bu. Zayıf bir sesle Sebastian'a yardıma ihtiyacı olduğunu anlattı. Nagual, Kızılderili'nin mahalle papazını görmek istediğini düşünmüştü; ama adam, büyük bir çaba sarf ederek, naguala hitap diyordu. Sert ve buyurgan bir tonla, Sebastian'ın sadece bir büyücü değil, bir nagual olduğunu bildiğini söyledi.
Sebastian, olayların bu ani dönüşümünden oldukça paniklemiş bir şekilde Kızılderili'yi kenara çekti ve özür dilemesini istedi. Adam oraya özür dilemek için değil, özel bir yardım almak üzere gelmiş olduğunu söylüyordu. Dediğine göre, yaşamını sürdürebilmek için nagualın erkesine gereksinimi vardı; ve Sebastian'ı temin ediyordu ki, binlerce yıldır süren yaşamı o sıralarda sona ermek üzereydi.
Çok akıllı bir adam olan Sebastian, bu saçmalıkla ilgilenmeye hevesli olmadığından, Kızılderili'ye zevzekliği bırakmasını söyledi. İhtiyar adam öfkelendi ve isteğine boyun eğmezse, Sebastian ile grubunu kilise yetkililerine ihbar etmekle tehdit etti.
Don Juan, o dönemlerde kilise yetkililerinin, Yeni Dünya Kızılderililerinin resmi doktrine karşı olan uygulamaları üzerinde vahşice ve dizgesel bir yok etme eylemi sürdürdüklerini anımsattı. Adamın tehdidi hafife alınacak bir şey değildi; nagual ve grubu gerçekten ölümcül bir tehlike içindeydi. Sebastian Kızılderiliye kendisine nasıl erke verebileceğini sordu. Adam, nagualların disiplinleri sayesinde özel bir erke kazandıklarını ve bunu bedenlerinde depoladıklarını, bunu Sebastian'ın göbek çukurundaki erke merkezinden acısız biçimde alacağını söyledi. Karşılığında, Sebastian yalnızca edimlerini kazasız belasız sürdürmekle kalmayacak, aynı zamanda da bir erk armağanı alacaktı.
İhtiyar Kızılderili tarafından kullanılmakta olduğu düşüncesi nagualın hiç içine sinmiyordu, ama adam son derece kararlıydı ve kendisine boyun eğmekten başka seçenek bırakmamıştı.
Don Juan, ihtiyar Kızılderili'nin iddialarında hiç de abartılı olmadığı konusunda bana güvence verdi. Adamın eski çağ büyücülerinden, ölüme meydan okuyanlar olarak bilinenlerden biri olduğu ortaya çıkmıştı. Besbelli sadece kendisinin bildiği yollarla birleşim noktasını ustaca kullanarak o günlere dek hayatta kalmıştı.
Don Juan, Sebastian ile o adam arasında geçenlerin, sonradan Sebastian'ı izleyen altı nagualın hepsini bağlayan bir anlaşmaya temel oluşturduğunu söyledi. Ölüme meydan okuyan, sözünü tuttu; o adamların hepsiyle yaptığı erke alışverişi karşılığında, her vericiye bir bağışta bulundu; bir erk armağanıydı bu. Sebastian bu armağanı kabul etmek zorunda kalmıştı ve isteksizce yaptı bunu; çünkü köşeye sıkıştırılmıştı ve başka seçeneği yoktu. Fakat onu izleyen naguallar armağanlarını memnuniyetle ve gururla kabul ettiler.
Don Juan, hikâyesini, ölüme meydan okuyanların zamanla kiracı diye anıldıklarını söyleyerek noktaladı. İki yüzyıldan fazla bir süredir, don Juan'ın çizgisindeki naguallar, o bağlayıcı anlaşmaya uyagelmişler, kendilerinden sonra gelen nagualların çığırını ve nihai amacını değiştiren ortakyaşamsal bir ilişki yaratmışlardır.
Don Juan öyküyü daha fazla açıklamakla uğraşmamıştı, ve ben tuhaf bir gerçeklik duygusu ile kalakalmıştım; bu duygu hayal edebileceğimden çok daha rahatsız ediciydi.
"O denli uzun yaşamayı nasıl başarmış?" diye sordum.
"Kimse bilemez," diye yanıtladı, don Juan. "Bütün bildiğimiz, kuşaklar boyunca onun bize anlattıklarından ibaret. Ben eski büyücüleri ölüme meydan okuyana sormuştum; bana onların doruklarına üç bin yıl önce ulaşmış olduklarını söyledi."
"Doğruyu söylediğini nereden biliyorsun?" diye sordum.
Don Juan hayretle—eğer tiksinti değilse—başını salladı. "O dışardaki hayal edilemeyecek bilinmezle yüz yüze geldiğin zaman," dedi, dört bir yanını göstererek, "ufak tefek yalanlarla boşa zaman harcamazsın. Küçük yalanlar, sadece orada bizi bekleyene hiç tanık olmamış insanlar içindir."
"Orada bizi ne bekliyor, don Juan?"
Yanıtı, görünüşte zararsız olan sözcükler, tanımlayabileceği en korkunç şeyden daha dehşet vericiydi benim için.
"Düpedüz insani olmayan bi şey," dedi.
Dağıttığımı fark etmiş olmalıydı. Korkumu yok etmek için bilinçlilik düzeyimi değiştirdi.
Birkaç ay sonra, rüya görme uygulamalarım garip biçimde yön değiştirdi. Don Juan'a sormayı planladığım soruların yanıtlarını rüyalarımda almaya başlamıştım. Bu tuhaflığın en etkileyici yanı da, bunun hemen uyanık saatlerime de kaymasıydı. Ve bir gün çalışma masamda otururken, organik olmayan varlıkların gerçekliği hakkında seslendirilmemiş bir soruya yanıt aldım. Rüyalarımda bu varlıkları o denli çok görmüştüm ki, onların gerçek olduklarını düşünmeye başlamıştım. Anımsadığıma göre bir tanesine dokunmuştum bile; Sonora çölünde, yarı normal bir bilinçlilik durumunda. Ve rüyalarım, benim zihnimin ürünü olabileceklerinden ciddi kuşkular duyduğum birtakım dünyaların görüntülerine belirli aralıklarla sapmalar yapmaya başlamıştı. Kısa ve açık seçik bir soru bağlamında, don Juan'a en iyi atışımı yapmayı tasarlıyordum; onun için kafamda bir soru şekillendirmiştim: organik olmayan varlıkları insanlar kadar gerçek olarak kabul edeceksek, evrenin fizikselliği içinde, var oldukları âlem nerededir?
Soruyu kendi kendime açık seçik ifade ettikten sonra, acayip bir gülme duydum, aynı organik olmayan varlıkla güreştiğim o gün olduğu gibi. Sonra bir insan sesi bana yanıt verdi. "O âlem birleşim noktasının özel bir konumunda var olur," dedi. "Aynen senin dünyanın, birleşim noktasının alışılmış konumunda var olduğu gibi."
En son istediğim şey, bedensiz bir ses ile tartışmaya girişmekti; onun için kalktım ve evimden dışarı kaçtım. Aklımı yitirmekte olduğumu düşünüyordum. Kaygı koleksiyonuma katılacak yeni bir kaygı daha.
Öyle net ve buyurgan bir sesti ki, sadece meraka kapılmakla kalmamış, dehşete düşmüştüm. Büyük bir heyecanla sesten gelecek salvoları bekledim, fakat olay hiç tekrarlanmadı. Bulduğum ilk fırsatta, don Juan'a danıştım.
Zerre kadar etkilenmemişti. "İlk ve son olarak, anlamalısın ki bir büyücünün yaşamında bunun gibi şeyler çok normaldir," dedi. "Delirmiyorsun; sadece rüya elçisinin sesini duyuyorsun. Birinci ya da ikinci rüya görme kapısı geçildiğinde, rüya görücüler bi erke eşiğine ulaşırlar ve bazı şeyler görmeye, sesler duymaya başlarlar. Aslında sesler değil; bi tek ses. Büyücüler buna rüya elçisi der."
"Nedir rüya elçisi?"
"Veciz olan yabancı erke. Rüya görücülere bazı şeyler anlatarak destek veren yabancı erke. Rüya elçisi ile ilgili bi sorun var, yalnız: o da ancak büyücünün zaten bildiği ya da bilmesi gereken şeyleri— tabii doğru dürüst bi büyücüyse— anlatabilmesi."
"Bunu bilinçliliği olan yabancı erke diye tanımlamanın bana hiçbir yararı dokunmuyor, don Juan. Nasıl bir erke bu; iyi, kötü, doğru, yanlış, nasıl?"
"Ne söyledimse o; yabancı erke. İnsani olmayan bi güç; ama biz onu alabildiğine insanileştiririz, çünkü bi sesi var. Bazı büyücüler ona çok güvenir. Onu görürler bile. Ya da, senin yaptığın gibi, onu sadece bir erkek ya da kadın sesi olarak duyarlar. Ve bu ses onlara her şeyin durumu hakkında bilgi verir; onlar da bunu çoğunlukla kutsal bi öğüt olarak kabul ederler. "
"Neden bazılarımız onu ses olarak duyar?"
"Görür ve duyar, çünkü birleşim noktalarımızı belirli bi yeni konumda sabit tutarız; bu sabitleme ne denli güçlü olursa, elçi ile olan deneyimimiz de o denli güçlü olur. Dikkatli ol! Onu çıplak bi kadın olarak görüp hissedebilirsin."
Don Juan kendi sözüne kendi güldü; ben şakalaşamayacak
kadar korkmuştum.
"Bu gücün kendini cisimlendirebilme yetisi var mı?" "Elbette," diye yanıtladı. Hepsi birleşim noktalarının ne
denli sabitlendiğine bağlıdır. Ama rahat ol; bağımsızlığını bi derece koruma yetin varsa, hiçbi şey olmaz. Elçi ne ise öyle kalır: birleşim noktamızın sabitlenmesi yüzünden üzerimizde edimleri olan bi elçi olarak."
"Akıl verdiği söylenemez. Sadece neyin ne olduğunu söyler bize, sonra yargılara biz kendimiz varırız."
Sesin bana ne dediğini don Juan'a anlattım.
"Tam benim söylediğim gibi," dedi. Elçi sana yeni hiçbi şey söylemedi. Sözleri doğruydu, ama sana ifşaatta bulunuyormuş gibi durması görünüşteydi sadece. Elçinin yaptığı yalnızca zaten bildiğin şeyleri sana yinelemekti."
"Korkarım onların tümünü bildiğimi iddia edemem, don Juan."
"Evet, edebilirsin. Ussallığınla tahmin edebildiğinden sonsuz ölçüde fazlasını biliyorsun, evrenin gizemi hakkında. Ama bizim beşeri illetimiz bu; evrenin gizemi hakkında sandığımızdan çok daha fazlasını biliyor olmamız."
Bu inanılmaz olayı tamamen kendi başıma, don Juan'ın gözetimi olmadan deneyimlemem beni coşturmuştu. Elçi hakkında daha fazla bilgi istedim. Don Juan'a onun da elçinin sesini duyup duymadığını sormaya hazırlandım.
Sözümü kesti ve kocaman bir gülümsemeyle "Evet, evet," dedi. "Elçi benimle de konuşur. Gençliğimde onu siyah kukuletalı bi manastır rahibi olarak görürdüm. Her seferinde korkudan aklımı kaçırtan, durmadan konuşan bi rahip. Sonraları, korkum daha denetlenebilir hale geldiğinde bedensiz bi sese dönüştü; bugüne kadar da hep bi şeyler anlatmıştır bana."
"Ne gibi şeyler, don Juan?"
"Niyetimi odakladığım ne varsa; kendim izlemeye üşendiğim şeyler. Örneğin, çömezlerimin davranışlarının ayrıntıları gibi. Ben ortalıkta yokken yaptıkları şeyler. Bana senin hakkında bi şeyler anlatır, özel olarak. Elçi bana yaptığın her şeyi anlatır."
O noktada konuşmamızın aldığı yön pek umurumda değildi. Aklımı başka sorular için çılgınca kurcalarken, o kahkahadan kırılıyordu.
"Rüya elçisi organik olmayan bir varlık mı?" diye sordum.
"Şöyle söyleyelim, rüya elçisi organik olmayan varlıkların âleminden gelen bi güçtür. Bu yüzden rüya görücüler onunla mutlaka karşılaşırlar."
"Demek istediğin, don Juan, her rüya görücünün elçiyi duyduğu ya da gördüğü mü?"
"Hepsi elçiyi duyar, çok azı onu görür ya da hisseder." "Bunun için bir açıklaman var mı?"
"Hayır. Ayrıca elçi pek de umurumda değil, aslında. Yaşamımın bi yerinde bi karara varmak zorunda kalmıştım: ya organik olmayan varlıklar üzerinde yoğunlaşacak ve eski büyücülerin izinden gidecektim, ya da tümünü birden reddedecektim. Öğretmenim, nagual Julian, reddetme kararına varmamda bana yardımcı oldu. O karardan asla pişman olmadım."
"Ben de organik olmayan varlıkları reddetmeli miyim dersin, don Juan?"

Cvp: 4 - Birleşim Noktasının Sabitlenmesi

Beni yanıtlamadı; onun yerine, organik olmayan varlıkların tüm âleminin daima öğretmeye hazır olduğunu anlattı. Belki bizden daha derin bir bilinçliliğe sahip olduklarından, organik olmayan varlıklar bizi kanatlarının altına almaya kendilerini mecbur hissediyorlardı.
"Ben onların öğrencisi olmakta bi yarar görmedim," diye ekledi. "Bedeli çok yüksek."
"Nedir bedeli?"
"Yaşamımız, erkemiz, onlara bağımlılığımız. Başka bi deyişle, özgürlüğümüz."
"Ama ne öğretiyorlar ki?"
"Dünyalarına ait şeyler. Eğer yetimiz olsaydı, bizim onlara kendi dünyamızı öğretebileceğimiz biçimde yapıyorlar bunu. Yalnız onların yöntemi, temel benliğimizi neye gereksinim duyduğumuzun ölçütü olarak almak; ve ona göre bizi eğitmek. Son derece tehlikeli bi ilişki!"
"Neden tehlikeli olabileceğini anlamıyorum."
"Eğer birisi senin temel benliğini ölçüt olarak alsaydı, bütün korkuların, tamahkârlığın, hasedin, vesaire, vesairenle birlikte, ve bu korkunç var oluş durumunu neyin tamamlayacağını öğretseydi, sonuç ne olurdu, dersin?"
Hiçbir karşılığım yoktu. Reddedişinin nedenlerini çok iyi anladığımı düşündüm.
"Eski büyücülerin sorunu şuydu; harika şeyler öğrendiler, ama bunu saflığı bozulmamış alt benliklerinin temeli üzerinde yaptılar," diye, don Juan devam etti. "Organik olmayan varlıklar onların dostları oldular, ve dikkatle planlanmış örnekler yoluyla onlara mucizeler öğrettiler. Dostları mucizeleri gerçekleştirdiler, ve eski büyücülere bu mucizeleri kopya etmeleri için adım adım rehberlik ettiler; temel doğalarındaki hiçbi şeyi değiştirmeksizin."
"Organik olmayan varlıklarla bu ilişkiler bugün de sürüyor mu?"
"Buna gerçekçi bi yanıt veremem. Bütün söyleyebileceğim, böyle bi ilişki kurmayı benim düşünemediğimdir. Bu türden ilişkilere karışmak var olan erkemizin tümünü tüketip, özgürlük arayışımızı sınırlandırır. Dostlarının örneğini gerçekten izleyebilmek için, eski büyücüler yaşamlarını organik olmayan varlıkların âleminde geçirmek zorunda kaldılar. Böyle sürekli bi yolculuğun üstesinden gelmek için gereken erke miktarı hayret vericidir."
"Yani, don Juan, eski büyücülerin o âlemlerde bizim buradaki varlığımız gibi var olduklarını mı söylemek istiyorsun?"
"Tam bizim buradaki var oluşumuz gibi değil; ama kesinlikle yaşadılar, bilinçliliklerini sürdürdüler, bireyselliklerini de. Rüya elçisi, o büyücüler için en yaşamsal varlık oldu. Bi büyücü organik olmayan varlıkların âleminde yaşamayı arzu ederse, elçi mükemmel bi köprüdür; konuşur, ve eğilimi öğretmek, rehberlik etmektir."
"Sen hiç o âlemde bulundun mu, don Juan?"
"Sayısız kereler. Ve sen de bulundun. Ama şimdi bunu konuşmanın bi yararı yok. Rüya görme dikkatinden tüm döküntüleri temizlemedin henüz. O âlemi bi gün konuşuruz."
"Elçiyi onaylamadığın, ya da ondan hoşlanmadığın sonucunu mu çıkarmalıyım, don Juan?"
"Ne onu onaylıyorum, ne de ondan hoşlanıyorum. O başka bi ruhsal duruma ait; eski büyücülerin ruhsal durumuna. Üstelik, öğretilerinin ve rehberliğinin bizim dünyamızda hiçbi anlamı yok. Ve bütün o saçmalık karşılığında elçinin bizden istediği erke miktarı korkunç. Bi gün bana hak vereceksin. Görürsün."
Don Juan'ın sözlerinin tonunda, elçi hakkında ona katılmadığım inancında olduğuna ilişkin gizli bir ima yakaladım. Tam karşı çıkmaya hazırlanıyordum ki, kulaklarımın içinde elçinin sesini işittim. Ses, "O haklı," dedi. "Benden hoşlanıyorsun, çünkü sence tüm olasılıkları keşfetmenin yanlış bir yanı yok. Sen bilgi istiyorsun, bilgi ise erktir. Gündelik dünyanın alışılmış düzen ve inançları içinde emniyette kalmak istemiyorsun."
Elçi bunların hepsini İngilizce söylemişti, belirgin bir Pasifik Kıyısı lehçesi ile. Sonra İspanyolca'ya geçti. Hafif bir Arjantin aksanı hissettim. Daha önce elçinin böyle konuştuğunu hiç duymamıştım. Bu beni büyüledi. Elçi bana bütünlenmekten, bilgiden bahsetti, doğum yerimden ne denli uzakta olduğumdan, yeni şeyler, yeni ufuklar hakkındaki saplantımdan söz etti. Benimle Portekizce bile konuştu, güney pampalarının tonunu belirgin biçimde taşıyan bir sesle.
O sesin yağdırdığı bütün o övgüleri işitmek beni yalnız korkutmakla kalmamış, midemi de altüst etmişti. Hemen orada, don Juan'a rüya görme uygulamalarımı bırakmam gerektiğini söyledim. Başını kaldırıp hayretle bana baktı. Fakat işittiklerimi ona tekrarlayınca, durmam gerektiğine katıldı, yalnız bunu sadece beni yatıştırmak için söylediğini hissetmiştim.
Birkaç hafta sonra, tepkimi biraz isterikçe, geri çekilme kararımı da sağlıksız bulmaya başladım. Rüya görme uygulamalarıma geri döndüm. Don Juan'ın geri çekilmekten vazgeçtiğimin farkında olduğundan emindim.
Onu ziyaretlerimden birinde, oldukça ani bir şekilde, rüyalarımın konusunu açtı. "Bize rüyalara gerçek bi keşif alanı olarak önem verilmesinin öğretilmemiş olması, onların öyle olmadığı anlamına gelmez," diye başladı. "Rüyalar anlamlarına göre incelenir, ya da işaretler olarak yorumlanır, ama hiçbi zaman gerçek olayların âlemi olarak ele alınmaz.
"Benim bilgime göre, eski büyücüler bunu yaptı," diyerek, don Juan devam etti, "ama sonunda çuvalladılar.

Cvp: 4 - Birleşim Noktasının Sabitlenmesi

Açgözlü oldular, ve can alıcı dönüm noktasına geldiklerinde, yanlış yolu tuttular. Bütün yumurtalarını aynı sepete koymuşlardı: birleşim noktasını alabileceği binlerce konumda sabitlemekti, bu."
Don Juan, o binlerce konumu keşfeden eski büyücülerin öğrendikleri bütün harika şeylerden geriye, sadece rüya görme ve iz sürme sanatlarının kalmış olmasına şaşkınlığını ifade etti. Rüya görme sanatının, birleşim noktasının yerini değiştirmekle ilgili olduğunu tekrarladı. Sonra, iz sürmeyi birleşim noktasının değiştirildiği konumda sabit tutulması ile ilgili sanat olarak tanımladı.
"Birleşim noktasını herhangi yeni bi noktada sabitlemek, bileşiklik elde etmek demektir," dedi. "Sen de rüya görme uygulamalarında işte tam bunu yapıyordun."
"Ben erke bedenimi mükemmelleştirdiğimi sanıyordum," dedim, sözlerine biraz şaşırmış olarak.
"Onu, ve çok daha fazlasını yapıyorsun; bileşiklik kazanmayı öğreniyorsun. Rüya görme, rüya görücüleri birleşim noktalarını sabitlemeye zorlayarak bunu yapar. Rüya görme dikkati, erke bedeni, ikinci dikkat, organik olmayan varlıklarla ilişki, rüya elçisi bileşiklik kazanmanın yan ürünleridir; başka bi deyişle, hepsi birleşim noktasını biçok rüya görme konumunda sabitlemenin yan ürünleridir."
"Rüya görme konumu nedir, don Juan?"
"Birleşim noktasının uyku sırasında yerini değiştirdiği herhangi yeni bir konum."
"Birleşme noktasını bir rüya görme konumunda nasıl sabitleriz?"
"Rüyalarındaki herhangi bi nesnenin görüntüsünü tutarak, ya da kendi arzunla rüyalarını değiştirerek. Rüya görme uygulamalarınla, aslında bileşiklik kapasiten üzerinde çalışıyorsun; bu da şu demek; birleşim noktanı görmekte olduğun herhangi bi rüyanın konumunda sabit tutarak, yeni bi erke biçimini sürdürme kapasiteni geliştiriyorsun."
"Gerçekten yeni bir erke biçimi edinebildim mi?"
"Tam sayılmaz, ama yapamadığından değil; birleşim noktanı devindirmek yerine kaydırdığın için. Birleşim noktasının kaymaları nerdeyse fark edilemeyecek kadar küçük değişiklikler yaratırlar. Bu kaymaların getirdiği zorluk şudur; bunlar öyle küçük ve sayıca öyle çokturlar ki, hepsinde birden bileşikliği sürdürebilmek bi zafer sayılır."
"Bileşiklik elde etmekte olduğumuzu nasıl anlarız?"
"Algımızın netliği ile anlarız. Rüyalarımızdaki görüntüler ne denli net ise, bileşikliğimiz de o denli iyidir."
Ondan sonra, rüyalarımda öğrendiklerimin bir uygulamasını yapmamın zamanının geldiğini söyledi. Bana hiçbir şey sorma şansı tanımadan, sanki rüyadaymışım gibi, dikkatimi odaklamaya zorladı beni, bunun için yakınlardaki bir çöl ağacının yapraklarını göstermişti; bir keçiboynuzu ağacıydı bu.
"Ona sadece gözümü dikmemi mi istiyorsun?" diye sordum.
"Sadece gözünü dikmeni istemiyorum; o yeşillikle çok özel bi şey yapmanı istiyorum," dedi. Şunu anımsa, rüyalarında herhangi bi nesnenin görüntüsünü tutmayı başardığın zaman, aslında birleşim noktanı rüya görme konumunda tutmuş oluyorsun. Şimdi, bi rüyada imişsin gibi, o yapraklardan gözünü ayırma, yalnız küçük ama son derece anlamlı bi farklılıkla: rüya görme dikkatini keçiboynuzu ağacının yapraklarında gündelik dünyamızın bilinçliliği içinde tutacaksın."
Sinirliliğim, düşüncesini izlememi olanaksızlaştırıyordu. Yapraklara uzun süre baktığımda, birleşim noktamda küçük bir yer değiştirme gerçekleştirmiş olacağımı sabırla açıkladı. Sonra, yaprakları tek tek süzerek rüya görme dikkatimi toplayıp, o küçük yer değiştirmeyi gerçekten sabitleyecektim, ve bileşikliğini ikinci dikkatte algılama yapmamı sağlayacaktı. Kıkırdayarak eklediğine göre, bu yöntem öyle basitti ki, adeta gülünçtü.
Don Juan haklıydı. Bütün gereken, bakışımı yapraklarda odaklamam ve bunu tutmamdı; bir anda girdaba benzeyen bir duygunun içine çekildim, rüyalarımdaki girdaplara son derece benziyordu bu. Keçiboynuzu ağacının yaprakları bir duyusal veriler evreni haline gelmişti. Sanki yeşillik tarafından yutulmuş gibiydim, yalnız görüşümle ilgili bir şey değildi bu; yapraklara dokunduğumda onları gerçekten hissedebiliyordum. Rüya görme dikkati her zaman rüyalarımda olduğu gibi yalnızca görme duyusu ile ilgili değildi, çok-duyusaldı, bu kez—yani birden çok sayıda duyuyla ilgiliydi.
Bir keçiboynuzu ağacının yapraklarına bakarak başlayan şey, bir rüyaya dönüşmüştü. Bir rüya ağacının içinde olduğuma inanıyordum, rüyalarımda sayısız kereler ağaçların içinde olduğum gibi. Ve doğal olarak, bu ağacın içinde de, rüyalarımdaki ağaçların içinde öğrenmiş olduğum şekilde davranıyor dum; çok-duyusal rüya görme dikkatimi ağacın neresine odaklarsam orada oluşan bir girdabın gücüyle çekilerek, bir nesneden öbürüne deviniyordum. Girdaplar sadece baktığım yerde değil, bedenimin herhangi bir yeriyle dokunduğum her şey üzerinde de oluşuyordu.
Bu hayal ya da rüyanın orta yerinde, ussal kuşkuların saldırısına uğradım. Yarı bilinçsiz bir anımda ağaca sahiden tırmanmış olamaz mıyım, diye düşünmeye başladım; ne yapacağımı bilmeden yeşilliğin içinde kaybolmuş ve sahiden yapraklara sarılıyor olamaz mıydım. Ya da belki de uyuyakalmıştım; olasılıkla yaprakların rüzgârdaki çırpıntısı ile kendimden geçerek bir rüya görüyordum. Ama aynı rüyalarımda olduğu gibi, uzun süre kafa yormama yetecek erkeye sahip değildim. Düşüncelerim hızlı hızlı geçmeye başlamıştı. Bir an dayanıyorlar; sonra doğrudan deneyimlemenin gücü onları tümüyle örtüp yok ediyordu.
Çevremdeki ani bir devinim her şeyi sarstı ve beni yaprak kümesinden nerdeyse çıkardı; sanki ağacın manyetik çekiminden kurtulmuş gibiydim. Sonra yüksek bir yerde, engin bir ufukla karşı karşıya buldum kendimi. Çevrem koyu renkli dağlar ve yeşil bitki örtüsüyle sarılıydı. Başka bir erke sarsılmasıyla nerdeyse kemiklerim dışarı fırladı; hemen sonra bir başka yerdeydim. Her tarafta kocaman ağaçlar ortaya çıkmıştı. Oregon ve Washington eyaletlerindeki Douglas köknarlarından bile büyüktüler. Hiç böyle bir orman görmemiştim. Manzara Sonora çölünün çoraklığıyla öyle bir tezat oluşturuyordu ki, rüyada olduğum konusunda hiç kuşkum kalmadı.
Olağanüstü görüntüyü sıkı sıkı tuttum, bırakmaya korkuyordum, çünkü bunun gerçekten bir rüya olduğunu, ve rüya görme dikkatinden çıktığım anda kaybolacağını biliyordum. Ama imgeler bozulmadı, rüya görme dikkatinden çıkmış olmam gerektiğini düşündüğümde bile. O zaman dehşet verici bir düşünce geçti zihnimden: ya bu ne bir rüya, ne de gündelik dünya değilse?
Korku içinde, aynı bir hayvanın yapacağı gibi, çıkmış olduğum yaprak kümesine geri çekildim. Geriye doğru hareketimin hızı, beni ağacın yapraklarından ve sert dallarının içinden öteye geçirdi. Beni ağaçtan uzağa çekti, ve bir anda kendimi don Juan'ın yanında durur buldum; Sonora çölünde, evinin kapısındaydık.
Birden anladım ki yine o tutarlı şekilde düşünebildiğim, ama konuşamadığım hale girmiştim. Don Juan kaygılanmamamı söyledi. Konuşma melekemizin son derece dayanıksız olduğunu, ve normal algılamanın sınırları dışına çıkmaya cüret eden büyücüler arasındaki dilsizlik nöbetlerinin yaygınlığını anlattı.
Don Juan'ın bana acıdığını ve konuşarak beni cesaretlendirme kararına vardığını sezinliyordum. Fakat o anda çok net bir şekilde duyduğum rüya elçisinin sesi, birkaç saat ve biraz dinlenmeden sonra tamamıyla iyi olacağımı söyledi.
Uyandığımda, don Juan'ın isteği üzerine görmüş ve yapmış olduğum şeylerin tam bir tanımını yaptım. Deneyimimi anlamak için ussallığıma güvenmemin mümkün olmadığı konusunda beni uyardı; ussallığım bir şekilde bozulduğu için değil, olanlar ussallığın parametrelerinin dışında olduğu için.
Doğal olarak ben de, hiçbir şeyin ussallığın sınırları dışında olamayacağını; olguların çapraşık olabileceğini, ama eninde sonunda ussallığın her şeyi aydınlatmak için bir yol bulacağını söyleyerek itiraz ettim. Ve buna gerçekten inanıyordum.
Don Juan, büyük bir sabırla, ussallığın sadece birleşim noktasının sürekli konumunun bir yan ürünü olduğuna işaret etti; bu yüzden ne olup bittiğini bilmek, sağduyu sahibi olmak, ayakları yere basmak—büyük gurur kaynaklarımız ve değerimizin doğal göstergesi olarak kabul edilenler— ancak birleşim noktasını her zamanki yerinde sabitlemenin sonuçlarıydı. O ne denli katı ve sabitse, özgüvenimiz de o denli büyüktü; dünyayı bildiğimiz, her şeyi önceden kestirebileceğimiz duygusu da.

Cvp: 4 - Birleşim Noktasının Sabitlenmesi

Rüya görmenin bize sağladığı şeyin, bu dünyayı bildiğimiz duygusunu yok ederek, başka dünyalara girmemiz için bize gereken akışkanlığı vermek olduğunu da ekledi. Rüya görmeye, hayal edilemeyecek boyutların yolculuğu diyordu; bu öyle bir yolculuktu ki, insan olarak algılayabileceğimiz her şeyi algıladıktan sonra, birleşim noktasını insan âleminin dışına fırlatıyor ve kavranamaz olanı algılıyordu.
"Tekrar aynı yere geldik, büyücülerin dünyasının en önemli konusu üzerinde konuşmaya," diye devam etti, "birleşim noktasının konumu. Eski büyücülerin laneti, ve de insanoğlunun baş belası."
"Neden böyle söylüyorsun, don Juan?"
"Çünkü her ikisi de; genel anlamda insanoğlu da, eski büyücüler de birleşim noktasının konumuna yem oldular: İnsanoğlu, birleşim noktasının varlığını bilmediği için onun daimi konumunun yan ürününü nihai ve tartışılmaz bir şey olarak almaya mecbur kaldı. Ve eski büyücüler, birleşim noktası hakkında her şeyi bildikleri halde, onu ustalıkla kullanmanın kolaylığına vuruldular.
"Bu tuzaklara düşmekten kaçınmalısın," diye devam etti. "Gerçekten iğrenç olurdu, eğer insanoğlunun tarafını tutsaydın; sanki birleşim noktasının varlığı hakkında bilgin yokmuş gibi. Ama eski büyücülerin tarafını tutup da birleşim noktasını çıkar için kullanmaya kalksaydın, bu ondan bile haince olurdu."
"Hâlâ anlamıyorum. Bütün bunların dün yaşadığım deneyimle ilgisi ne?"
"Dün, farklı bi dünyadaydın sen. Ama o dünyanın nerede olduğunu bana sorarsan, ben sana birleşim noktasının bir konumunda olduğunu söylerim, yanıtım da sana hiçbi şey ifade etmez."
Don Juan'ın savı, iki seçeneğim olduğu idi. Biri insanoğlunun ussallığını izleyip bir açmazla yüzleşmekti: deneyimim başka dünyaların var olduğunu söyleyecek, ama mantığım böyle dünyaların var olmadığını ve olamayacağını iddia edecekti. Öbür seçenek ise eski büyücülerin ussallığını izlemekti; bu durumda başka dünyaların varlığını kendiliğimden kabul edecektim, ve yalnızca açgözlülüğüm yüzünden birleşim noktamı sürekli o dünyaları yaratan konumda tutacaktım. Sonuç, başka tür bir açmaz olacaktı: erk ve çıkar beklentilerine kapılmış olarak, hayal gibi görünen âlemlere fiziksel olarak taşınma zorunluluğu.
İddialarını izleyemeyecek kadar uyuşmuştum, ama sonra fark ettim ki izlemem gereksizdi, çünkü zaten ona katılıyordum; neye katıldığımı tam olarak tanımlayamasam da. Ona hak vermek daha çok uzaklardan gelen bir duygu durumu gibiydi; yitirmiş olduğum, ama artık yavaş yavaş bana geri dönen bir kesinlik duygusuydu bu.
Yeniden rüya görme uygulamalarıma dönmek bu sıkıntıları yok etmiş, ama yenilerini yaratmıştı. Örneğin, aylar boyu dinledikten sonra, rüya elçisinin sesi sıkıntı ve hayret verici olmaktan çıktı. Benim için işin doğal sürecinin bir parçasıydı artık. Ve onun dediklerinden etkilenerek öyle çok yanlış yaptım ki, don Juan'ın onu ciddiye almaktaki gönülsüzlüğünü anlamaya başladım. Bir psikanalist, elçiyi yorumlamak için benim bütün içsel dinamiklerimi değiştirme sıralamamı izleyerek alan çalışması yapabilirdi.
Don Juan bu konudaki değişmez görüşünü sürdürdü: elçi, organik olmayan varlıkların âleminden insani olmayan fakat sürekli bir güçtü, böylece bütün rüya görücüler onu aşağı yukarı aynı biçimde deneyimlerdi. Ve onun sözlerini öğüt olarak almak için şifa bulmaz bir ahmak olmak gerekirdi.
Ben kesinlikle o ahmaklardan biriydim. Bu denli olağanüstü bir olguyla doğrudan temasta olmak, kayıtsız kalmama olanak bırakmıyordu: kimin ya da neyin üzerinde dikkatimi odaklasam, hemen ona ait gizli şeyleri üç ayrı dilde açık seçik anlatan bir sesti bu. Benim için hiç önem taşımayan tek eksikliği, eşzamanlı olmamasıydı. Bana anlattığı şeyler, ilgilendiğimi gerçekten unuttuğum kişiler ve olaylar hakkındaydı.
Don Juan'a bu garipliği sorduğumda, bunun birleşim noktamın katılığı ile ilgili olduğunu söyledi. Yaşlı yetişkinler tarafından yetiştirildiğimi, onların bana yaşlı insanların görüşlerini aşılamış olduklarını, bu yüzden tehlikeli biçimde iyi ahlaklı olduğumu açıkladı. Bana sanrılandırıcı bitki dozları vermekteki ısrarı da, dediğine göre, birleşim noktamı sarsmak ve ona çok az da olsa bir akışkanlık payı kazandırmak için bir çabaydı.
"Eğer bu payı edinemezsen," diye devam etti, "ya daha ahlakçı olursun, ya da isterik bi büyücü olup çıkarsın. Sana eski büyücüleri anlatma merakım onları kötülemek için değil, seni onlarla boy ölçüştürmek için. Er geç birleşim noktan daha akışkan olacak; ama onlar gibi hem ahlakçı hem isterik olmak için ustalığını dengelemeye yetecek kadar da akışkan olmayacak."
"Bütün bunlardan nasıl kaçınabilirim, don Juan?"
"Bi yolu var. Büyücüler bunu saf anlayış olarak adlandırır. Ben, bilgi ile serüven diyorum. Büyücülerin bildikleri, keşfetmiş oldukları, onları hayrete düşüren bi şeydi bu."
Don Juan konuyu değiştirdi ve birleşim noktasının sabitlenmesini açıklamaya devam etti. Eski büyücüler, çocukların birleşim noktalarının titremelerle devinir gibi sürekli dalgalandığını, yerini kolaylıkla değiştirdiğini gördüklerinde, birleşim noktasının sürekli yerinin doğuştan değil, alışkanlıklarla edinildiği sonucuna varmışlardı. Sadece yetişkinlerde bir noktada sabit olduğunu da gördüklerinde, birleşim noktasının her bir konumunun, belirli bir algılama biçimini geliştirdiği kanısını edindiler. Kullanma yoluyla, bu belirli algılama biçimi, bir duyusal veriler dizgesi haline gelmekteydi.
Don Juan şuna işaret etti: içine doğduğumuzdan dolayı bu dizgeye mecbur edildiğimizden, yaşantımız boyunca üzerimizde hüküm süren bu dizgeye ve onun taleplerine uydurabilmek için algılamamızı ayarlamaya uğraşıyorduk; ister istemez. Bu nedenle, eski büyücüler buna tümüyle karşı çıkıp erkeyi doğrudan algılamanın bir insanı büyücüye dönüştürdüğüne inanmakta tamamıyla haklıydılar.
Don Juan, çocuk yetiştirmemizle ilgili en büyük başarımız olarak adlandırdığı şeyden duyduğu büyük şaşkınlığı dile getirdi: birleşim noktamızı sürekli konumuna kilitlemekti bu. Çünkü bir kez orada devinimsiz kılındı mı, algımız yönetilebilir ve ne algıladığımız konusunda ona kılavuzluk edilebilir. Başka bir deyişle, duyularımıza dayanarak algılamaktan çok, sisteme dayanarak algılama konusunda yönlendirilebilirdik. İnsan algısının dünya çapında türdeş olduğu konusunda güvence veriyordu, çünkü tüm insan ırkının birleşim noktaları aynı yerde sabitlenmişti.
Birleşim noktamız belirli bir eşiğin ötesine yer değiştirdiğinde, ve yeni evrensel erke lifleri algılanmaya başlandığında, algıladıklarımıza hiç anlam verilemediğini gören büyücülerin yukardaki savı kendilerine kanıtladığını söyleyerek, don Juan sözlerine devam etti. Bunun temel nedeni, yeni duyusal verilerin sistemimizi etkisiz kılması, ve artık algıladıklarımızı yorumlamak için onu kullanmamızın olanaksız hale gelmesiydi.
"Sistemimiz olmadan algılamak, elbette kaotiktir," diye konuşmasını sürdürdü. "Ama garip görünse de, iyice pusulayı şaşırdığımızda, eski sistemimiz toparlanır; imdadımıza koşar ve yeni idrak dışı algımızı anlaşılabilir yeni bi dünyaya dönüştürür. Aynı keçiboynuzu ağacının yapraklarına bakarken sana olduğu gibi."
"Bana tam olarak ne oldu, don Juan?"
"Algılaman bi süre kaotikti; her şey bi anda üstüne geldi, ve dünyayı yorumlama sistemin çalışmadı. Sonra kaos açıldı, ve işte yeni bi dünyanın önünde duruyordun."
"Yeniden, don Juan, aynı yere döndük. O dünya gerçekten var mı; yoksa benim zihnim mi uydurdu onu?"
"Kesinlikle aynı yere döndük; ve yanıt da hâlâ aynı. O, birleşim noktanın o anda durduğu belirli konumda var. Onu algılaman için, bıleşikliğe gereksinimin vardı; yani birleşim noktanı o konumda sabit bi şekilde tutman gerekiyordu, bunu da yaptın. Sonuçta bi süre için yeni bi dünyayı tümüyle algıladın."
"Ama başkaları da aynı dünyayı algılayabilir miydi?"
"Tekdüzelik ve bileşikliğe sahiplerse, algılayabilirlerdi. Tekdüzelik, birleşim noktasının aynı konumda, birlik içinde tutulabilmesi için gerekli. Eski büyücüler, normal dünyanın dışında tekdüzelik ve bileşiklik kazanmanın tüm edimine, iz sürme algılaması derlerdi.
"İz sürme sanatı," diye devam etti, "daha önce de söylediğim gibi, birleşim noktasının sabitlenmesi ile uğraşır. Eski büyücüler, deneyimler sonucu şunu keşfettiler; birleşim noktasının yerini değiştirmek önemli olmakla birlikte, onu yeni konumunda, bu yeni konum nerede olursa olsun, sabit tutmak daha da önemliydi."

Cvp: 4 - Birleşim Noktasının Sabitlenmesi

Eğer birleşim noktası durağan olmazsa, tutarlı biçimde algılamanın başka yolu olmadığını açıkladı. O zaman deneyimleyebileceğimiz, birbiriyle ilişkisiz bir imgeler kaleydoskopu olur. Bu yüzden eski büyücüler rüya görmeye de, iz sürmeye de aynı önemi verdiler. Bir sanat öbürleri olmadan var olamaz; özellikle eski büyücülerin uğraştıkları etkinlikler söz konusu olduğunda.
"Neydi o etkinlikler, don Juan?"
"Eski büyücüler, onları ikinci dikkatin karışık işleri; ya da bilinmeyenin büyük serüveni olarak adlandırıyorlardı. "
Don Juan, bu etkinliklerin birleşim noktasının yer değiştirmesinden doğduğunu söyledi. Eski büyücüler, birleşim noktalarının yerini erke kütlelerinin yüzeyindeki ya da içindeki binlerce konuma değiştirmeyi öğrenmekle kalmamışlar; aynı zamanda birleşim noktalarını bu konumlarda tutmayı ve bileşikliklerini süresiz olarak korumayı da öğrenmişlerdi.
"Bunun yararı neydi, don Juan?"
"Yararlardan söz edemeyiz. Nihai sonuçlardan söz edebiliriz yalnızca."
Açıkladığına göre, eski büyücülerin bileşiklikleri öyle bir düzeydeydi ki, algısal ve fiziksel açıdan birleşim noktalarının belirli konumlarının buyurduğu her şeye dönüşmelerine olanak veriyordu. Kendilerini belirli bir kayıttan geçirdikleri her şeye dönüştürebiliyorlardı. Bu kayıt, dediğine göre, oluşumun bütün algılama ayrıntılarını kapsıyordu; bu oluşum bir jaguar da olabilirdi, bir kuş da, bir böcek de, vb., vb.
"Bu dönüşümün mümkün olabileceğine inanmak benim için çok zor," dedim.
"Bu mümkün," diye bana garanti verdi. " Senin ve benim için o kadar değil, ama onlar için mümkün. Bu hiçbi şeydi, onlar için."
Eski büyücülerin mükemmel bir akışkanlıkları olduğunu söyledi. Bütün gereksindikleri, bileşim noktalarında çok hafif bir kayma, rüyalarından en önemsiz bir algısal işaret idi; hemen anında algılarının izini sürer, yeni algı durumlarına göre bileşikliklerini yeniden düzenler; ve bir hayvan, başka bir insan, bir kuş ya da herhangi bir şey olurlardı.
"Fakat bu akıl hastası insanların yaptığı bir şey değil mi? Yaşadıkça kendi gerçekliklerini oluşturmak?"
"Hayır, aynı şey değil. Deliler kendi gerçekliklerini imgelerler, çünkü önceden tasarlanmış hiçbir amaçları yoktur. Deliler, kaosa kaos katarlar. Büyücülerse, tam aksine, kaosa düzen getirir. Onların tasarlanmış, üstün hedefi, algılarını değiştirmektir. Büyücüler algıladıkları dünyayı uydurmazlar, erkeyi doğrudan algılarlar, ve o zaman algıladıklarının onları bütün yutabilecek, bilinmeyen yeni bi dünya olduğunu keşfederler; çünkü o da bildiğimiz her şey kadar gerçektir."
Don Juan, bundan sonra, keçiboynuzu ağacına baktığımda bana olanların yeni bir yorumunu yaptı. Önce ağacın erkesini algılamakla başladığımı söyledi. Oysa kendi adıma ben rüya görmekte olduğuma inanıyordum; çünkü erkeyi algılamak için rüya görme tekniklerini uygulamıştım. Gündelik yaşamda rüya görme tekniklerinin kullanılmasının eski büyücülerin en etkin hilelerinden biri olduğunu öne sürdü. Erke algılamayı tümüyle kaotik yapmak yerine, doğrudan rüyadaki gibi bir hale getiriyordu; bu durum, bir şey algıyı yeniden düzenleyene dek sürüyor ve o anda büyücü kendini yeni bir dünya ile yüz yüze buluyordu—bana olan da tam buydu.
Ona üzerinde düşünmeye bile cesaret edemediğim fikrimi anlattım: izlediğim görüntünün ne bir rüya, ne de gündelik dünyamız olmadığı fikrini.
"Değildi," dedi. Bunu sana tekrar tekrar söylüyorum, ve sede sadece kendimi yinelediğimi düşünüyorsun. Akıl dışı olasılıkların gerçekleştiğini zihne kabul ettirmenin ne denli zor olduğunu biliyorum. Ama yeni dünyalar var! Onlar birbirlerinin etrafına sarılmış durumda, bi soğanın katmanları gibi. Var olduğumuz dünya, o katmanların birinden başka bi şey değil."
"Söylemek istediğin, don Juan, öğretinin amacının beni o dünyalara gitmeye hazırlamak olduğu mu?"
"Hayır, onu demek istemiyorum. O dünyaların içine idman olsun diye gireriz. Bu yolculuklar, günümüz büyücülerinin geçmiş kayıtlarıdır. Eski büyücülerle aynı biçimde rüya görme uygularız, ama bi yerde yeni alanlara saparız. Eski büyücüler birleşim noktasının kaymalarını yeğliyorlardı; böylece her zaman, az çok bildikleri, kestirebildikleri alanlardaydılar. Biz birleşim noktasının devinimlerini yeğliyoruz. Eski büyücüler, insani bilinmeyenin peşindeydiler. Biz, insan ötesi bilinmeyenin peşindeyiz."
"Ben oraya daha gelmedim, değil mi?"
"Hayır. Sen daha yeni başlıyorsun. Ve başlangıçta herkesin eski büyücülerin adımlarını izlemesi gerekir. Unutmamalı ki, rüya görmeyi icat eden onlardı."
"Peki ben ne zaman yeni büyücülere özgü olan rüya görmeyi öğrenmeye başlayacağım?"
"Daha gidilecek dünya kadar yolun var. Yıllar sonra, belki. Üstelik, senin durumunda olağanüstü dikkatli olmam gerekiyor. Kişilik olarak kesinlikle eski büyücüler gibisin. Sana bunu daha önce de söylemiştim, ama her zaman benim gözlemlerimden kaçınmayı beceriyorsun. Bazen seni yabancı bi erkenin öğütlediğini bile düşünüyorum, ama sonra kovuyorum bu düşünceyi. Dalavereci değilsin sen."
"Sen neden söz ediyorsun, don Juan?"
"Farkında olmadan, kaygıdan aklımı başımdan alan iki şey yaptın. Erke bedeninle bu dünyanın dışına yolculuk yaptın; daha ilk kez rüya gördüğünde. Ve orada yürüdün. Sonra erke bedeninle bu dünyanın dışında bi başka yere yolculuk yaptın; ama gündelik dünyanın bilinçliliğinden yola çıkarak."
"Bu seni niye kaygılandırsın ki, don Juan?"
"Rüya görmek senin için fazla kolay. Ve bu bi lanettir; eğer dikkatli olmazsak. İnsanı bilinmeyene götürür. Oysa sana söylediğim gibi, modern çağ büyücüleri insan ötesi bilinmeyeni elde etmek için uğraşırlar."
"İnsan ötesi bilinmeyen ne olabilir?"
"İnsan olmaktan kurtulmuş olmaktır. İnsan topluluğunun dışında olan, ama yine de algılayabileceğimiz, inanılmaz dünyalardır. Çağdaş büyücülerin dolambaçlı yolu seçtikleri yer burasıdır. Onların tercihi, insan âleminin dışında olandır. Ve o âlemin dışındakiler, çok kapsamlı dünyalardır; sadece kuşlar âlemi değil, hayvanlar âlemi ya da insanlar âlemi değil, bilinmeyen bi insan türü olsa bile. Benim sözünü ettiğim, dünyalardır; aynı içinde yaşadığımız dünya gibi, sonsuz âlemleriyle tüm dünyalar."
"Nerede bu dünyalar, don Juan? Birleşim noktasının değişik konumlarında mı?"
"Doğru. Birleşim noktasının değişik konumlarında; ama devinimi ile büyücülerin ulaştıkları konumlarda; kayması ile değil. O dünyalara girmek, yalnız günümüz büyücülerinin yaptığı türden bi rüya görme. Eski büyücüler ondan uzak durdular; çünkü çok fazla bağımsızlık istiyor, ve kendini fazla önemsemekten kesinlikle kurtulmayı gerektiriyordu. Ödemeye güçlerinin yetmediği bi bedeldi bu.
"Günümüzde rüya görme uygulaması yapan büyücüler için rüya görmek, imgelemin ötesinde dünyalar algılamak için özgürlüktür."
"Ama, bütün bunları algılamaktaki amaç ne?"
"Bugün zaten bana bi kez sordun, aynı soruyu. Tam bi tüccar gibi konuşuyorsun. Riski ne? diye soruyorsun, yatırımın kazancı yüzde kaç? Bana kâr sağlayacak mı?
"Bunları yanıtlamanın yolu yok. Tüccar mantığı ticaret yapar. Ama özgürlük bi yatırım olamaz. Özgürlük, sözcüklerin ötesinde, düşüncelerin ve duyguların ötesinde bikaç dakikalık bişey için yaşamımızı ve daha fazlasını tehlikeye attığımız, sonu olmayan bi serüvendir."
"O soruyu bu anlamda sormadım, don Juan. Bilmek istediğim, benim gibi tembel bir dalgacıya tüm bunları yapacak azmi veren dürtü ne olabilir?"
"Özgürlük arayışı, bildiğim tek dürtü. Oradaki sonsuzluğun içine uçup gitme özgürlüğü. Çözülüp dağılma özgürlüğü; havalanma; bi mum alevi gibi olma özgürlüğü; o mum ki, milyarlarca yıldızın ışığının önünde durmasına karşın sapasağlam kalır; çünkü asla üstünlük taslamamıştır, ne ise odur, sadece bi mum."