1

Konu: 6 - Gölgelerin Dünyası

Son derece dikkatli olmalısın, çünkü organik olmayan varlıklara yem olmak üzeresin," dedi, don Juan, oldukça beklenmedik bir anda; rüya görmekle hiç ilgisi olmayan bir şey hakkında konuşmamızın sonrasında. Söylediği beni şaşırttı. Her zaman olduğu gibi, kendimi savunmaya yeltendim. "Beni uyarmana gerek yok. Ben çok dikkatliyim," diye güvence verdim.
"Organik olmayan varlıklar entrikacıdır," dedi. "Bunu hissederim, ve daha baştan tuzaklar kurduklarını ve bu yolla istenmeyen rüya görücülerin fiilen ve süresiz olarak elendiklerini söyleyerek kendimi avutamam."
Sesinin tonu öyle ısrarcıydı ki, hemen, hiçbir tuzağa düşmeyeceğim konusunda tekrar güvence vermek zorunda kaldım.
"Organik olmayan varlıkların hizmetinde hayret edilecek araçları bulunduğunu ciddi olarak göz önünde tutmalısın," diye devam etti. "Bilinçlilikleri mükemmeldir. Onlara kıyasla bizler çocuğuz; göz diktikleri çok erkeli çocuklar."
Soyut düzeyde onun fikirlerini ve kaygılarını anladığımı, ama somut düzeyde uyarısı için hiçbir neden göremediğimi, çünkü rüya görme uygulamalarımın denetimim altında olduğunu söylemek istedim.
Don Juan tekrar konuşmadan önce gergin bir sessizlik oldu. Konuyu değiştirdi, ve dikkatimi, rüya görme yönergelerinin çok önemli bir noktasına— şimdiye dek fark etmemiş olduğum bir şeye çekmek istediğini söyledi.
"Rüya görme kapılarının özgül engeller olduğunu zaten anladın," dedi, "fakat bi kapıya ulaşıp onu geçebilmek için sana verilen uygulama yöntemlerinin o kapı hakkındaki her şey demek olmadığını henüz anlamış değilsin."
"Bu bana hiç açık gelmiyor, don Juan."
"Demek istiyorum ki, örneğin bi rüya görücü bi başka rüyanın içinde uyanmayı ya da gündelik yaşamın dünyasında uyanmadan rüyalarını değiştirmeyi öğrendiğinde, ikinci kapıya ulaşıp onu geçtiğini söylemek gerçeği yansıtmaz."
"Neden yansıtmaz, don Juan?"
"Çünkü ikinci rüya görme kapısı, ancak bi rüya görücü yabancı erke öncülerini ayrıklayıp onları izlemeyi öğrendiğinde geçilir."
"Öyleyse neden rüyaları değiştirme fikri de ortaya atılıyor ki?"
"Başka bi rüyada uyanmak ya da rüyaları değiştirmek, bi rüya görücünün bi öncüyü ayrıklayıp izleme yeteneğini arttırma uygulaması için eski büyücüler tarafından düşünülüp bulunmuş bi yoldur."
Don Juan bir öncüyü izlemenin yüksek bir başarı olduğunu, ve rüya görücüler bunun üstesinden geldiklerinde ikinci kapının ardına dek açılıp, ardında varolan evrenin onlara ulaşılabilir kılındığını söyledi. Bu evrenin hep orada olduğunu, ama erkesel cesaretimiz olmadığı için oraya gidemediğimizi; ve aslında ikinci rüya görme kapısının organik olmayan varlıkların dünyasına açılan kapı, ve rüya görenin de o kapıyı açan anahtar olduğunu vurguladı.
"Bir rüya görücü, bir öncüyü doğrudan ayrıklayabilir mi, rüya değiştirme eğitiminden geçmek zorunda kalmadan?" diye sordum.
"Kesinlikle hayır," dedi. "Eğitim şarttır. Buradaki soru, varolan tek eğitimin bu olup olmadığı. Ya da rüya görücü başka bi eğitim izleyebilir mi?"
Don Juan bana şakacı bir ifadeyle baktı. Sorusunu gerçekten yanıtlamamı bekler gibi görünüyordu. "Eski büyücülerin buldukları kadar mükemmel bir eğitimle ortaya çıkmak çok zor," dedim, nedenini bilmeden, ama karşı çıkılamayacak bir yetkeyle.

Cvp: 6 - Gölgelerin Dünyası

Don Juan kesinlikle haklı olduğumu kabul etti ve eski büyücülerin, rüya görme kapılarından geçip, her kapının ardında varolan belirli dünyalara gitmek için bir seri mükemmel eğitim tasarladıklarını söyledi. Rüya görmenin eski büyücülerin icadı olmasından dolayı, onların kuralları ile oynanması gerektiğini tekrarladı. İkinci kapının kuralını, üç adımdan oluşan bir seri olarak tanımladı: bir, rüya değiştirme eğitimini uygulayarak, rüya görücüler öncüleri keşfederler; iki, öncüleri izleyerek bir başka gerçek evrene girerler; ve üç, orada, eylemleri aracılığıyla, o evrenin yönetim yasalarını ve kurallarını kendi kendilerine keşfederler.
Don Juan'ın dediğine göre, organik olmayan varlıklarla ilişkilerimde kurallara öyle iyi uymuştum ki, yıkıcı olasılıklardan korkmaya başlamıştı. Bu varlıklardan yana kaçınılmaz olan tepkinin beni dünyalarında alıkoymaya kalkışmaları olduğunu düşünüyordu.
"Abarttığını düşünmüyor musun, don Juan?" diye sordum. Ortada onun çizdiği kadar cesaret kırıcı bir tablo olduğuna inanamıyordum.
"Kesinlikle abartmıyorum," dedi, kuru, ciddi bir ses tonuyla. "Göreceksin. Organik olmayan varlıklar, kimseyi gerçek bi savaş olmaksızın salıvermezler. "
"Ama sana beni istediklerini düşündüren ne?"
"Sana şimdiden çok fazla şey gösterdiler. Gerçekten bunca eziyete eğlence olsun diye girdiklerini mi sanıyorsun?"
Don Juan kendi sözüne kendi güldü. Ben hiç de eğlenceli bulmamıştım. Garip bir korku, rüya görme uygulamalarıma ara vermem, hatta tümüyle bırakmam gerektiğini mi düşünüyor diye sormaya yöneltti beni.
"İkinci kapının ardındaki evrene gidene dek rüya görmeni sürdürmelisin," dedi. "Anlatmak istediğim, organik olmayan varlıkların çağrısını kabul ya da reddedecek olanın yalnız sen olduğundur. Bu yüzden kendimi uzak tutuyor ve rüya görme uygulamaların hakkında hemen hiç yorum yapmıyorum."
Bilgisinin öbür yönlerini açıklamakta bu denli cömertken, rüya görme konusundaki bu cimriliğinin beni şaşkınlığa düşürdüğünü itiraf ettim.
"Sana rüya görmeyi öğretmek zorunda bırakıldım," dedi. "Sadece eski büyücüler tarafından kurulan model bu şekilde olduğu için. Rüya görme yolu tuzaklarla doludur, ve bu tuzaklardan kaçınmak ya da içlerine düşmek her rüya görücünün kişisel ve bireysel meselesidir; ve ekleyebilirim ki, nihai bi meseledir."
"Bu tuzaklara düşmek pohpohlanmaya ve güç vaatlerine dayanamamanın sonucu mudur?" diye sordum.
"Sadece onlara değil, organik olmayan varlıkların sunduğu hiçbi şeye dayanamamanın sonucu. Belirli bi noktanın ötesinde, büyücülerin onlar tarafından sunulan herhangi bi şeyi almamasının hiç yolu yoktur."
"Peki bu belirli nokta nedir, don Juan?"
"O nokta biz bireylere bağlı. Her birimiz için mücadele, o dünyadan sadece gerekeni almak adınadır; daha fazlasını değil. Neyin gerektiğini bilmek, büyücülerin hüneridir; fakat sadece gerekeni almak, en büyük başarılarıdır. Bu basit kuralı anlayamamak, bi tuzağın içine tepesi üstü düşmenin en emin yolu. "
"Düşersen ne olur, don Juan?"
"Düşersen bedelini ödersin, ve bedel düşüşün koşullarına ve derinliğine göre değişir. Ama aslında bu tür bi sonuçlanmadan söz etmenin yolu yok, çünkü karşımızdaki bi cezalandırma sorunu değil. Erkesel akımlar pusuda burada; ölümden çok daha ürkütücü durumlar yaratabilecek erkesel akımlar. Bi büyücünün yolundaki her şey bi ölüm kalım sorunudur, ama rüya görme yolunda bu sorun yüze katlanıyor."
Don Juan'a rüya görme uygulamalarımı her zaman azami dikkatle yürüttüğüm ve son derece düşünceli ve titiz davrandığım konusunda güvence verdim.
"Böyle olduğunu biliyorum,” dedi. "Ama ben senin daha da düşünceli davranmanı, ve rüya görmeye ilişkin ele aldığın her şeye karşı çok daha temkinli olmanı istiyorum. Her şeyden önce, tetikte ol. Saldırının nereden geleceğini önceden bilemem."
"Bir görücü olarak, benim için yakınlarda bir tehlike mi görüyorsun, don Juan?"
"O gizemli kente ayak bastığın, sana erke bedenini toparlamanda yardım ettiğim o günden bu yana senin için yaklaşan bi tehlike gördüm.."
"Ama özel olarak neler yapmam ve nelerden kaçınmam gerektiğini biliyor musun?"
"Hayır, bilmiyorum. Tek bildiğim, ikinci kapının ardında ki evrenin bizimkine en yakın evren olduğu; ve bizim evrenimiz de epeyce düzenbaz ve zalim. Öyleyse ikisinin pek fazla farkı olamaz."
Beni neler beklediğini anlatması için inatla üsteledim. Ve o da ısrarla, bir büyücü olarak genel anlamda bir tehlike duyumsadığını, ama daha fazla ayrıntıya inemeyeceğini söyledi.
"Organik olmayan varlıkların evreni her an vurmaya hazırdır," diye devam etti. "Ama bizim kendi evrenimiz de öyledir. Onun için onların evrenine aynen bi savaş alanına dalıyormuşçasına girmelisin."
"Demek istediğin, don Juan, rüya görücülerin o dünyadan daima korkması gerektiği mi?"
"Hayır. Onu demek istemiyorum. Bi rüya görücü ikinci kapının ardındaki evrene geçtiğinde, ya da bi rüya görücü bunu geçerli bi seçenek olarak almayı reddettiğinde, bi daha başı ağrımaz."
Don Juan, rüya görücülerin ancak bu aşamadan sonra devam etmekte özgür olduklarını belirtti. Ne demek istediğinden emin değildim; şöyle açıkladı; ikinci kapının ardındaki evren öyle güçlü ve saldırgandı ki, doğal bir siper, ya da rüya görücülerin zayıflıklarının araştırıldığı bir deneme alanı görevi yapıyordu. Bu denemeleri atlatabilirlerse, bir sonraki kapıya doğru ilerleyebiliyorlar, atlatamazlarsa sonsuza dek o evrende tutsak kalıyorlardı.

Cvp: 6 - Gölgelerin Dünyası

Endişeyle tıkanıp kalmıştım, ama bütün dil dökmelerime karşın tüm söylediği bunlarla kaldı. Eve döndüğümde, organik olmayan varlıkların âlemine yolculuklarımı sürdürdüm, büyük dikkat sarf ederek. Özenim yalnızca bu yolculuklardan aldığım zevki arttırmış görünüyordu. Öyle bir noktaya gelmiştim ki, organik olmayan varlıkların dünyasını sadece düşünmek bile tanımlanması olanaksız bir coşku yaratmaya yetiyordu. Keyfimin er geç sona ereceğinden korkuyordum, ama böyle olmadı. Beklenmedik bir şey onu daha da yoğunlaştırdı.
Bir seferinde, bir öncü beni sayısız tünellerin içinde hızla dolaştırmaktaydı; sanki bir şey arıyormuş, ya da tüm erkemi harcatıp beni tüketmek istiyormuş gibi. En sonunda durduğunda, kendimi maraton koşmuş gibi hissettim. O dünyanın kenarındaymışım gibi görünüyordu. Başka tünel kalmamıştı, tüm çevremde yalnızca siyahlık egemendi. Sonra birdenbire tam önümdeki alan aydınlanıverdi, oraya dolaylı bir kaynaktan ışık yansıyordu. Her şeyi yaygın olarak gri ve kahverengimsi gösteren yumuşak bir ışıktı. Gözlerim alıştığında bazı koyu renkli, devinimli şekilleri belli belirsiz ayırt ettim. Bir süre sonra bana öyle gelmeye başladı ki, rüya görme dikkatimi bu devinen şekillerin üzerinde odaklamam onları şekillendiriyordu. Üç değişik tipte olduklarını fark ettim: bazıları top gibi yuvarlaktı, öbürleri çan biçimindeydi ve en sonuncular dalgalanan dev boyutlu mum alevlerine benziyorlardı. Hepsi temelde yuvarlak hatlı ve aynı boyutlardaydı. Yüzlerce, hatta belki binlerceydiler.
Garip, karmaşık bir görsüyle karşı karşıya olduğumu biliyordum; ancak şekiller öyle gerçektiler ki tepkim sahici bir mide bulantısı oldu. Bir yuva dolusu dev boyutlu, yuvarlak, gri ve kahverengimsi böceğin üzerindeymişim gibi tiksintiye kapıldım. Yalnız her nedense kendimi güvencede hissediyordum, onların üzerinde uçarak dolaşırken. Ama rüyam bir gerçek yaşam durumu imiş gibi kendimi güvencede ya da huzursuz hissetmemin budalaca olduğunu anladığım anda, bütün o düşünceleri kafamdan attım. Yine de, o böceksi şekillerin kıvranışlarını izlerken onların bana dokunmak üzere oldukları fikri beni çok rahatsız etti.
"Biz dünyamızın devingen birimiyiz," dedi rüya elçisinin sesi, ansızın. "Korkma. Biz erkeyiz, ve kesinlikle sana dokunmak niyetinde değiliz. Bu zaten olanaksız. Gerçek sınırlarla ayrılmış durumdayız."
Uzun bir aradan sonra, ses ekledi, "Bize katılmanı istiyoruz. Bizim bulunduğumuz yere in. Ve huzursuz olma. Öncüler ve ben tıpkı öbürleri gibiyiz. Ben çan biçimindeyim, ve öncüler mum alevleri gibi."
O son cümle erke bedenim için kesinlikle bir tür işaretti. Onu duyduğum anda, bulantım ve korkum yok oldu. Onların düzlemine indim, ve toplar, çanlar ve mum alevleri çevremi aldılar. Öyle yakınıma gelmişlerdi ki, eğer fiziksel bedenim olsaydı bana dokunacaklardı. Bunun yerine, birbirimizin içinden geçtik, kapsüllenmiş hava yumakçıkları gibi.
O noktada, inanılmaz bir duyum yaşadım. Erke bedenim ile ya da onun içinde hiçbir şey hissetmememe karşın, bir başka yerde, en olağanüstü gıdıklanma duygusunu hissediyor ve kaydediyordum; yumuşak, hava gibi şeyler kesinlikle içimden geçiyordu, ama tam orada olmuyordu bu. Duyum belirsiz ve hızlıydı, ve onu tümüyle yakalamak için bana zaman tanımadı. Onun üzerine rüya görme dikkatimi odaklamak yerine, tümüyle o iri erke böceklerini incelemeye daldım.
Bulunduğumuz düzeyde, bana öyle geliyordu ki, gölge varlıklarla benim aramda ortak bir yan vardı: boyutlar. Belki de onların erke bedenimle aynı boyutlarda oldukları yargısına vardığım için kendimi onlarla bu denli rahat ve sıcak hissetmiştim. Onları inceleyince, kendilerine hiç aldırmadığım sonucuna vardım. Kişiliksiz, soğuk, duygusuzdular, ve ben bundan çok hoşlanıyordum. Bir dakika onlardan hoşlanmayıp, bir dakika sonra onları sevmemin, rüya görmenin sonucu mu, yoksa o varlıkların üzerimde kullanmaya çabaladıkları bir tür erke etkisinin ürünü mü olduğunu bir an için merak ettim.
"Onlar çok sevimli,” dedim, elçiye, tam onlar için çok derin bir dostluk dalgasına, hatta sevgiye yenildiğim anda.
Aklımdakini söyler söylemez, karanlık şekiller iri kobaylar gibi telaşla kaçıştılar, beni yarı karanlıkta yalnız bırakarak. "Çok fazla duygu yansıttın ve onları korkutup kaçırdın,"
dedi, elçinin sesi. "Hissetmek onlar için fazla müşkül, benim için de." Elçi gerçekten utangaç bir şekilde güldü.
Rüya görme seansım orada bitti. Uyandığımda, ilk tepkim çantamı toplayıp Meksika'ya gitmek ve don Juan'ı görmek arzusuydu. Ne var ki özel yaşantımda beklenmedik bir gelişme, gitmek için kendimden geçmiş bir şekilde hazırlanmama karşın yola çıkmamı engelledi. Bu aksilikten doğan kaygılar rüya görme uygulamalarımın bütün düzenini bozdu. Bilinçli irademle onları durdurmuş değildim; o özel rüyayı farkında olmadan o denli önemsemiştim ki, tek bildiğim eğer don Juan'a ulaşamazsam rüya görmeyi sürdürmenin hiç anlamı olmadığıydı.
Altı aydan uzun süren bir kesintiden sonra, olanlar bana gittikçe daha gizemli gelmeye başladı. Tek başına duygularımın, rüya görme uygulamalarımı durdurabileceğini hiç düşünmemiştim. Arzulamanın da geri getirmeye yeterli olup olmayacağını merak ettim. Yeterliydi! Rüya görmeye yeniden girme düşüncesini ifade ettiğim anda, uygulamalarım sanki hiç durmamış gibi devam etti. Öncü beni kaldığımız yerden alıp doğruca geçen seansta karşılaştığım görsüye götürdü.
"Burası gölgelerin dünyasıdır," dedi, elçinin sesi, ben oraya varır varmaz. "Fakat, gölge olmamıza rağmen, ışık saçarız. Devingen olmamızın dışında, tünellerdeki ışık da biziz. Burada var olan başka bir organik olmayan varlık çeşidiyiz. Üç tür var: bir tanesi devinimsiz bir tünel gibidir, öteki ise devingen bir gölgeye benzer. Biz, devingen gölgeleriz. Tüneller bize erkelerini verir, biz de onların arzularını yerine getiririz."
Elçi konuşmayı kesti. Üçüncü tür organik olmayan varlığı sormam için bana meydan okuduğunu hissettim. Sormazsam, elçinin bana anlatmayacağını da hissediyordum.
"Üçüncü çeşit organik olmayan varlık nedir?" dedim.
Elçi öksürdü ve kıkırdadı. Sesi, soruyu almış olmaktan duyduğu zevki yansıtıyor gibi geldi bana. "Ah, o bizim en gizemli parçamız,” dedi. "Üçüncü tür, ziyaretçilerimize yalnız bizimle kalmaya karar verdiklerinde gösterilir."
"Neden öyle?" diye sordum.
"Çünkü onları görmek için çok fazla erke gereklidir," diye yanıtladı, elçi. "Ve bu erkeyi temin etmemiz gerekir."
Elçinin bana doğruyu söylediğini biliyordum. Aynı zamanda korkunç bir tehlikenin pusuda olduğunu da biliyordum. Yine de sınırsız bir merakla sürüklenmekteydim. Üçüncü türü görmek istiyordum.
Elçi ruh halimin farkında gibiydi. "Onları görmek ister miydin?" dedi kayıtsızca "Pek tabii," dedim.
"Bütün yapman gereken, burada bizimle kalmayı arzu ettiğini yüksek sesle söylemek," dedi, umursamaz bir ses tonuyla. "Ama bunu söylersem, kalmam gerekir, doğru değil mi?" diye sordum.
"Kuşkusuz," dedi, elçi, kesin bir inanç ifadesiyle. "Bu dünyada seslendirdiğin her şey temellidir. "
Düşünmeden edemedim; elçi beni kalmam için kandırmak
isteseydi, tüm yapması gereken bana yalan söylemekti. Aradaki farkı bilemezdim ki.
"Sana yalan söyleyemem, çünkü bir yalan mevcut değildir," dedi, elçi, düşüncelerimin içine sızarak. "Sana sadece var olanları anlatabilirim. Benim dünyamda, yalnızca niyet mevcuttur; bir yalanın ardında ise niyet yoktur; bundan dolayı da varlığı mevcut değildir."

Cvp: 6 - Gölgelerin Dünyası

Yalanların ardında bile niyet bulunduğunu söyleyerek tartışmak istedim, ama daha itirazımı seslendiremeden, elçi, yalanların ardında kasıt olduğunu, ama kastın niyet olmadığını söyledi.
Rüya görme dikkatimi elçinin ortaya attığı fikir üzerinde odaklayamıyordum. Tümü gölge varlıklara yönelmişti. Birden, onların garip, çocuksu hayvanlardan oluşan bir sürü görünümü aldıklarını fark ettim. Elçinin sesi beni coşkumu denetim altında tutmam için uyardı, çünkü duygusal patlamaların onları bir kuş sürüsü gibi dağıtma gücü vardı.
"Ne yapmamı istiyorsun?" diye sordum.
"Bizim yanımıza in, ve bizi itmeye ya da çekmeye çalış," diyordu elçinin sesi, ısrarla, "Bunu yapmayı ne denli çabuk öğrenirsen, kendi dünyanda nesneleri sadece onlara bakarak devindirmeyi de o denli çabuk başarırsın. "
Benim tüccar mantığım bu beklentiyle çılgına dönmüştü. Bir anda onların arasındaydım; deliler gibi itmeye veya çekmeye çalışıyordum. Bir süre sonra erkemi tümüyle tükettim. O zaman, bir evi dişlerimle kaldırmaya denk hayret verici bir iş için çabalıyormuşum izlenimine kapıldım.
Başka bir izlenimim de şuydu; ne denli gayret sarf edersem, gölgelerin sayısı da o denli artıyordu. Sanki her köşeden çıkıyor gibiydiler; beni izlemek için, ya da benden beslenmek için. Bu düşünce aklımdan geçtiği anda, gölgeler yine kaçıştılar.
"Biz senden beslenmiyoruz," dedi, elçi. "Hepimiz senin erkeni hissetmek için geliyoruz, senin soğuk bir günde güneş ışığı için yaptığına çok benzer bu."
Elçi kuşkulu düşüncelerimi bırakıp onlara açılmam için beni zorladı. Sesini duydum, ve söylediklerini dinlerken fark ettim ki tamamıyla gündelik dünyamdaki gibi işitiyor, hissediyor ve düşünüyordum. Çevremi görmek için yavaşça döndüm. Algımın netliğini bir ölçü olarak alınca, gerçek bir dünyada olduğum sonucuna vardım.
Elçinin sesini kulaklarımın içinde duydum. Benim kendi dünyamı algılamamla onların dünyasını algılamam arasındaki tek farkın, onlarınkini algılama bir göz açıp kapayıncaya dek başlayıp biterken, benimkini algılamanın böyle olmamasında bulunduğunu söylüyordu, çünkü benim bilinçliliğim—niyetleri ile benim dünyamı yerinde tutan, benim gibi sınırsız sayıdaki varlığın bilinçliliği ile birlikte—kendi dünyam üzerinde sabitlenmişti. Elçinin eklediğine göre, benim dünyamı algılamak da organik olmayan varlıklar için aynı şekilde, göz açıp kapayana dek başlayıp bitiyordu, ama kendi dünyalarını algılamaları böyle değildi; çünkü onlardan sınırsız sayıda varlık, dünyalarını niyetleri ile yerinde tutuyorlardı.
O anda görüntü dağılmaya başladı. Bir dalgıç gibiydim; ve o dünyadan uyanmak, yüzeye ulaşmak için yukarı yüzmeye benziyordu.
Bir sonraki seansta, elçi benimle konuşmasına devingen gölgelerle durağan tünellerin arasında tümüyle uyumlu ve birlikte işleyen bir ilişki olduğunu yineleyerek başladı. Sözlerini, "Birbirimiz olmadan var olamayız," diye bitirdi.
"Ne demek istediğini anlıyorum," dedim.
Elçi, bu şekilde bağlı olmanın ne olduğunu hiçbir şekilde anlayamayacağımı, bunun bağımlı olmaktan sonsuz ölçüde daha fazla olduğunu sitemle söylerken, sesinde bir küçümseme ifadesi sezdim. Ne demek istediğini sormaya niyetlenmiştim, ama bir an sonra kendimi ancak tünel dokusunun kendisi diye tanımlayabileceğim bir şeyin içinde buldum. Donuk bir ışık yayan, garip biçimde birbirine karışmış, beze gibi birtakım tümsekler görüyordum. Bunların bende Braille gibi oldukları izlenimini bırakan çıkıntılarla aynı olduklarını düşündüm. Yaklaşık bir metre çapında erke kabarcıkları olduğunu hesaplayınca, o tünellerin gerçek boyutlarını merak etmeye başlamıştım.
"Buradaki boyutlar, sizin dünyanızdaki boyutlar gibi değildir," dedi, elçi."Bu dünyanın erkesi farklı bir tür erkedir; onun nitelikleri sizin dünyanızdaki erkenin nitelikleri ile uyuşmaz, ancak bu dünya da sizinki kadar gerçektir."
Elçi, tünellerin duvarlarındaki çıkıntıları bana betimlediği ve açıkladığı zaman, gölge varlıklar hakkındaki her şeyi anlatmış olduğunu söyleyerek konuşmasını sürdürdü. Ben de karşılık olarak, açıklamalarını duyduğumu, ama rüya görme ile doğrudan ilgili olmadıklarını düşündüğüm için dikkatimi vermediğimi söyledim.
"Burada, bu âlemdeki her şey, doğrudan rüya görme ile ilgilidir," diye belirtti, elçi.
Yanlış yargımın nedenleri hakkında düşünmek istiyordum, ama zihnim boşalmıştı. Rüya görme dikkatim zayıflıyordu. Onu çevremdeki dünyaya odaklamakta güçlük çekiyordum. Uyanmak için kendimi sıktım. Elçi tekrar konuşmaya başladı, ve sesi bana destek oldu. Rüya görme dikkatim büyük ölçüde canlandı.
"Rüya görme, rüya görücüleri bu dünyaya getiren araçtır," dedi, elçi, "ve büyücülerin rüya görme hakkında bildikleri her şey onlara tarafımızdan öğretildi. Bizim dünyamız, sizin dünyanıza rüyalar diye adlandırılan bir kapıyla bağlanmıştır. Biz o kapıdan nasıl geçileceğini biliriz, ama insanoğlu bilmez. Öğrenmesi gerekir."
Elçinin sesi bana daha önce açıkladıklarını anlatmaya devam etti.
"Tünellerin duvarlarındaki çıkıntılar, gölge varlıklardır," dedi. "Ben de onlardan biriyim. Tünellerin içinde, duvarlarında dolaşırız, bizim erkemiz olan tünellerdeki erke ile kendimizi yükleyerek."
Amaçsız bir düşünce geçti zihnimden: tanıklık etmekte olduğum türden bir eşyaşamsal ilişkiyi kavrayacak yetim gerçekten yoktu.
"Eğer bizim aramızda kalacak olsaydın, bizim kadar bağlanmış olmanın nasıl bir duygu olduğunu kuşkusuz öğrenecektin," dedi, elçi.
Yanıtımı bekliyor gibiydi. Gerçekten istediği şeyin, kalmaya karar verdiğimi söylemem olduğunu hissediyordum.
"Tünellerin her birinde kaç gölge varlık var?" diye, havayı değiştirmek için sordum; ama anında pişman oldum, çünkü elçi her tünelin içindeki gölge varlıkların sayısı ve görevleri hakkında bana ayrıntılı bir hesap vermeye başlamıştı. Dediğine göre her tünelin belirli sayıda bağımlı varlığı mevcuttu ve bunlar destekleyici tünellerin gereksinim ve beklentileriyle ilgili belirli görevleri yerine getiriyorlardı.
Elçinin daha fazla ayrıntıya inmesini istemiyordum. Düşünceme göre, tünel ve gölge varlıklar hakkında ne denli az şey bilirsem o denli iyi durumda olacaktım. Bu düşünceyi açıkça ifade ettiğim anda, elçi durdu ve erke bedenim bir telle çekilmiş gibi şiddetle sarsıldı. Bir an sonra, tümüyle uyanık, yatağımdaydım.
O günden sonra, uygulamalarımı durdurabilecek başka korkularım olmadı. Başka bir fikir bana egemen olmaya başlamıştı; eşsiz bir heyecan bulmuş olduğum düşüncesi. Her gün, rüya görmeye başlamak ve öncü tarafından gölgelerin dünyasına götürülmek için zor sabrediyordum. İlave bir çekicilik de, gölgelerin dünyasına ait görsülerimin de öncekilerden daha gerçeğe yakın olmasıydı. Düzenli düşüncelerin, görsel ve işitsel açıdan yüklenen düzenli duyusal verilerin, düzenli tepkilerimin öznel ölçüleri ile yargıya varıldığında; deneyimlerim, devam ettikleri sürece, bizim gündelik dünyamızdaki herhangi bir durum kadar gerçektiler. Görsülerimle gündelik dünyamın tek farkının, görsülerimin sona erme süresinin hızı olduğu algısal deneyimlerim hiç olmamıştı, daha önce. Bir an bir garip, gerçek dünyadaydım, bir sonrakinde ise yatağımda.
Don Juan'ın yorumlarını ve açıklamalarını duymak için can atıyordum, ama hâlâ Los Angeles'da tek başınaydım. Durumumu düşündükçe endişem artıyordu; organik olmayan varlıkların âleminde bir şeyin yıldırım hızıyla düzenler kurduğunu bile duyumsamaya başlamıştım.
Endişem çoğaldıkça, çok derin bir korku durumuna girdim, gölgelerin dünyasını düşündükçe zihnimin coşkuyla kendinden geçmesine karşın. İşleri daha da karıştırmak için, rüya elçisinin sesi gündelik bilinçliliğime kaydı. Bir gün üniversite de derste iken, sesin, rüya görme uygulamalarımı kesmeye niyetlenmemin tüm hedeflerimin üzerinde beklenmedik zararlı etkileri olacağını üst üste tekrarladığını işittim. Savaşçıların mücadeleden çekinmediklerini, ve uygulamalarıma devam etmemem için hiçbir geçerli nedenimin bulunmadığını öne sürüyordu. Elçiye hak verdim. Hiçbir şeyi durdurmaya niyetim yoktu; ses sadece hissettiklerimi doğruluyordu.
Yalnızca elçi değişmemiş, bir de yeni öncü sahnede belirmişti. Bir seferinde, rüyamın öğelerini incelemeye başlamadan önce, bir öncü tam anlamıyla önüme atladı ve rüya görme dikkatimi saldırgan bir biçimde zaptetti. Bu öncünün kayda değer özelliği, herhangi bir erkesel başkalaşım geçirmeye gereksinimi olmamasıydı; o baştan beri bir erke damlacığıydı. Onunla gitme niyetimi seslendirmeme gerek kalmadan, göz açıp kapayana dek öncü beni organik olmayan varlıkların âleminde başka bir bölüme taşıdı: kılıç-dişli kaplanların dünyasına.
O görsülerden gözüme ilişenleri öbür çalışmalarımda anlatmıştım. Gözüme ilişenleri diyorum, çünkü o zamanlar algıladığım dünyaları tek yönlü zihnime kavrayabileceğim şekilde aktarmak için yeterli erkeye sahip değildim.
Kılıç-dişli kaplanlara ilişkin gecelik görsülerim uzun süre düzenli olarak devam etti, ta ki bir gece beni o âleme ilk kez götürmüş olan saldırgan öncü ansızın tekrar ortaya çıkana dek. İznimi beklemeden, beni alıp tünellere götürdü.
Elçinin sesini işittim. Hemen, o zamana dek duyduğum en uzun ve dokunaklı satıcı konuşmasına giriş yaptı. Bana organik olmayan varlıkların dünyasındaki olağanüstü avantajları anlattı. Zihni kesinlikle afallatacak bilgiler edinmekten, ve bunun için gereken en basit edimden; o harika tünellerde kalmaktan bahsetti. İnanılmaz devingenlikten, keşifler yapmak için sonsuz zamandan, ve hepsinden fazla, en önemsiz heveslerimi bile temin edecek evrensel hizmetkârlar tarafından şımartılmaktan söz etti.
"Evrenin en inanılmaz köşelerinden bilinçli varlıklar bizimle kalırlar,” dedi, elçi, konuşmasını bitirirken. "Ve bizimle kalmaya bayılırlar. Aslında, kimse ayrılmak istemez."
O anda zihnimden geçen düşünce, hizmetkârlığın bana kesinlikle çok ters geldiğiydi. Hizmetkârlarla ve hizmet edilirken kendimi hiç rahat hissetmemiştim.

Cvp: 6 - Gölgelerin Dünyası

Öncü yönetimi ele aldı ve beni sayısız tüneller boyunca süzülmeye götürdü. Öbürlerinden nedense daha büyük görünen bir tünelde durakladı. Rüya görme dikkatim o tünelin boyut ve oluşumuna perçinlenmişti, ve şayet arkama döndürülmeseydim, oraya yapışmış kalacaktı. Ondan sonra dikkatim gölge varlıklardan bir nebze daha büyük olan bir erke damlacığına odaklandı. Maviydi; bir mum alevinin ortasındaki mavilik gibi. Bu erke biçimlenmesinin bir gölge varlık olmadığını ve oraya ait olmadığını biliyordum.
Onu duyumsamaya daldım. Öncü bana ayrılmamı işaret etti, fakat nedense hareketleri beni etkilemiyordu. Huzursuz bir şekilde yerimde kaldım. Yalnız öncünün işareti konsantrasyonumu bozmuştu; mavi şekli gözden yitirdim.
Birdenbire, hatırı sayılır bir güç beni kendi çevremde fırıldak gibi çevirdi ve mavi şeklin tam önüne bıraktı. Ona gözümü dikince, bir insan figürüne dönüştü; çok küçük, ince, narin, nerdeyse saydamdı. Erkek mi kadın mı olduğunu algılayabilmek için ümitsizce çabaladım, ama ne denli uğraştıysam başaramadım.
Elçiyle konuşma uğraşım da başarısız oldu. Aceleyle uzağa uçmuştu; beni tanımadığım bir insanla karşı karşıya, tünelde asılı bırakarak. Onunla elçiyle konuştuğum gibi konuşmaya çalıştım. Hiç karşılık alamadım. Bizi ayıran engeli yıkamadığım için bir düş kırıklığı dalgasına kapıldım. Sonra da, düşman bile olabilecek birisiyle yalnız kalmanın korkusu sardı içimi.
O yabancının varlığının harekete geçirdiği bir tepkiler zinciri yaşadım. Sevinç bile duydum; çünkü öncü nihayet bana o dünyaya yakalanmış olan bir başka insanoğlunu göstermişti. Beni umutsuzluğa düşüren tek şey, hiç iletişim kuramamamız olasılığıydı; çünkü o yabancı benimkinden farklı bir zamana ait olan eski çağ büyücülerinden biri olabilirdi.
Sevincim ve merakım yoğunlaştıkça, ben de ağırlaşmaya başladım, sonunda öyle büyüdüğüm bir an geldi ki, bedenimin içine ve dünyaya geri döndüm. Los Angeles'da California Üniversitesi'nin yanındaki bir parkta buldum kendimi. Golf oynayan insanların arasında, çimenlerin üzerinde duruyordum. Önümdeki insan da benimle aynı hızda maddeleşmişti. Kısa bir an birbirimizle bakıştık. Bir kız çocuğuydu, yaklaşık altı veya yedi yaşlarında. Kendisini tanıdığımı düşündüm. Onu görünce sevincim ve merakım öyle ölçüsüz bir hale geldi ki, bu duygular bir geri dönüş başlattılar. Öylesine bir hızla kütlemi yitirdim ki bir an sonra tekrar organik olmayan varlıkların âleminde bir erke damlacığıydım. Öncü benim için geri döndü ve beni telaşla çekip uzaklaştırdı.
Bir korku sarsıntısıyla uyandım. Gündelik dünya düzeyine çıkma sürecinde, bir şey araya bir mesaj sıkıştırmıştı. Bildiğim veya bildiğimi sandığım şeyi toparlamak için zihnim çılgınca bir uğraşa girişti. Bana takılmış gizli bir duygu ya da bilgi yakalamak amacıyla kırk sekiz saatten fazla sürekli olarak uğraştım. Tek başardığım bir güç duyumsamak oldu—bunun zihnimin ya da bedenimin dışından geldiğini zannediyordum—ve bu güç bana artık rüyalarıma güvenmemem gerektiğini söylüyordu.
Birkaç gün sonra, karanlık ve gizemli bir kesinlik duygusu beni sarmaya başladı, gerçekliğinden hiç kuşkum kalmayana dek azar azar büyüyen bir duyguydu bu: mavi erke kabarcığının organik olmayan varlıkların âleminde bir tutsak olduğundan emindim.
Don Juan'ın öğütlerine her zamankinden daha umutsuzca gereksinim duyuyordum. Yılların çalışmasını kaldırıp atmış olacağımı bildiğim halde kendime engel olamadım; yaptıklarımı öylece bırakıp Meksika'ya koştum.
"Ne istiyorsun, gerçekten?" diye sordu, don Juan, çılgınca gevelediklerimi kesmek amacıyla.
Ona açıklayamadım; ne istediğimi kendim de bilmiyordum ki.
"Bana böyle koşman için sorunun çok ciddi olmalı," dedi, düşünceli bir ifadeyle.
"Öyle, sorunumun gerçekten ne olduğunu tam çıkartamasam da," dedim.
Rüya görme uygulamalarımı, bütün gerekli ayrıntılarıyla birlikte anlatmamı istedi. Küçük kıza ilişkin görsümü ve beni duygusal düzeyde nasıl etkilediğini ona anlattım. Bana hemen, olayı önemsemememi, bunu fantezilerime hizmet etmek için organik olmayan varlıkların utanmazca bir girişimi olarak almamı söyledi. Söylediğine göre, gereğinden fazla önem verildiği zaman, rüya görme eski büyücüler için ifade ettiği olguya dönüşüyordu: tükenmez bir zaaf kaynağına.
Açıklanamaz bir nedenden ötürü, don Juan'a gölge varlıkların âlemini anlatmaya isteksizdim. Yalnız küçük kıza ilişkin görsümü gereksiz sayıp göz ardı edince, kendimi o dünyaya yaptığım ziyaretleri ona anlatmaya mecbur hissettim kendimi. Uzun süre sessiz kaldı; çok etkilenmiş gibiydi.
Nihayet konuştuğunda şöyle dedi, "Düşündüğümden daha yalnızsın, çünkü rüya görme uygulamalarını seninle hiç tartışamam. Eski büyücülerle aynı durumdasın. Bütün yapabileceğim, toparlayabildiğin tüm özeninle hareket etmeni sana tekrar etmektir."
"Neden eski büyücülerle aynı durumda olduğumu söylüyorsun?"
"Daha önce de defalarca söylediğim gibi, ruh halin tehlikeli biçimde eski büyücülerinkine benziyor. Onlar yeti sahibi varlıklardı; kusurları ise, organik olmayan varlıkların âlemini, balığın denize kaçması gibi benimsemeleri oldu. Sen de aynı teknedesin. O âlem hakkında hiçbirimizin aklına bile getiremeyeceği şeyler biliyorsun. Örneğin ben gölgelerin dünyasını hiç tanımadım, nagual Julian da tanımıyordu, nagual Elias da; o dünyada çok uzun zaman geçirmiş olmasına karşın."
"Ama gölgelerin dünyasını tanımak neyi değiştirir ki?"
"Çok şeyi. Rüya görücüler oraya ancak organik olmayan varlıklar onların o dünyada kalacaklarından emin olduklarında götürülür. Bunu eski büyücülerin öykülerinden biliyoruz."
“Seni temin ederim, don Juan, orada kalmaya hiçbir şekilde niyetim yok. Sanki hizmet ya da erk vaatleri ile ökseye takılmak üzereymişim gibi konuşuyorsun, ikisiyle de ilgilenmiyorum, bu kesin."
"Bu düzeyde, artık o denli basit değil. Kolayca bırakabileceğin noktanın ötesine geçmişsin. Üstelik, sulu bi organik olmayan varlık tarafından seçilme talihsizliğine uğramışsın. Onunla nasıl boğuştuğunu anımsıyor musun? Ve nasıl hissettiğini? Sana o zaman söylemiştim, sulu organik olmayan varlıkların en rahatsız edicileri olduğunu. Bağımlı ve sahiplemecidirler, ve bi kez kancalarını taktılar mı asla bırakmazlar."
"Peki bu benim olayımda ne anlama geliyor, don Juan?"
"Gerçek bela anlamına geliyor. Gösteriyi yürüten, senin o ölümcül günde yakalamış olduğun organik olmayan varlık. Yıllar boyunca, seninle iyice samimi oldu. Seni çok yakından tanıyor."
Organik olmayan bir varlığın beni çok yakından tanıması düşüncesinin bile midemi bulandırdığını don Juan'a içtenlikle itiraf ettim.
"Rüya görücüler, organik olmayan varlıkların hiç merhamet sahibi olmadıklarını anladıklarında," dedi, "genellikle onlar için çok geçtir; çünkü o zamana dek varlıklar onları ele geçirmiştir bile."
İçimin derinliklerinde, onun soyut olarak konuştuğunu hissediyordum; teorik olarak var olabilecek, ama uygulamaya geçemeyecek tehlikelerden bahsediyordu. O tür bir tehlike olmadığından gizliden gizliye emindim.
"Organik olmayan varlıkların beni tuzağa düşürmesine hiçbir şekilde izin vermeyeceğim, eğer düşündüğün buysa," dedim.
"Seni oyuna getireceklerini düşünüyorum," dedi. "Nagual Rosendo'yu oyuna getirdikleri gibi. Seni öyle kuracaklar ki, tuzağı göremeyeceksin, kuşkulanmayacaksın bile. Onlar inandırıcı iş görürler. Şimdi de küçük bi kız icat ettiler."
"Ama o küçük kızın varlığından en ufak bir kuşku yok zihnimde," diye ısrar ettim.
"Küçük kız filan yok," diye tersledi. "O mavimsi erke damlacığı, bi öncü. Organik olmayan varlıkların âlemine tutsak düşmüş bir kâşif. Sana bu varlıkların balıkçılar gibi olduklarını söylemiştim; bilinçliliği cezbeder ve yakalarlar."

Cvp: 6 - Gölgelerin Dünyası

Don Juan, o mavimsi erke damlacığının bizimkinden tamamıyla farklı bir boyuttan olduğuna hiç kuşkusuz inandığını söyledi; zor durumda kalıp örümcek ağındaki sinek gibi yakalanan bir öncüydü bu.
Benzetmesinden hoşlanmamıştım. Beni fiziksel bir rahatsızlık duyacak kadar kaygılandırmıştı. Bunu don Juan'a söylediğimde o da bana tutsak öncü için duyduğum kaygının kendisini umutsuzluk noktasına getirmek üzere olduğunu söyledi.
"Bu seni niye rahatsız ediyor?" diye sordum.
"O lanet dünyada birisi bi tertip hazırlıyor," dedi. "Ve ne olduğunu çıkaramıyorum."
Don Juan ve yoldaşlarıyla kaldığım sürede, organik olmayan varlıkların dünyası ile ilgili hiç rüya görmedim. Her zamanki gibi, uygulamam rüya görme dikkatimi rüyalarımdaki nesneler üzerine odaklamak ve rüyaları değiştirmek ile ilgiliydi. Kaygılarımı gidermek için bir yol olmak üzere, don Juan bulutlara ve uzaklardaki dağların doruklarına sabit bakmamı söyledi. Sonuç, hemen bulutlarla aynı düzeye çıkma, ya da gerçekten uzak doruklarda olma duygusuydu.
"Çok memnun, ama çok da endişeliyim," dedi, don Juan, çabalarımla ilgili fikrini belirtirken. "Sana harikalar öğretiyorlar, ve sen fark etmiyorsun bile. Ve kastettiğim de benim öğretmenliğim değil. "
"Organik olmayan varlıkları kastediyorsun, doğru değil mi?"
"Evet, onları kastediyorum. Senin hiçbi şeye sabit bakmanı önermem; bu eski büyücülerin tekniğiydi. Sadece seçtikleri nesnelere sabit bakarak, göz açıp kapayana dek erke bedenlerine ulaşırlardı. Çok etkileyici bi teknik, ama çağdaş büyücüler için yararsız. Uyanıklığımızı, ya da özgürlük arayışı için yeteneğimizi arttırmıyor. Bütün yaptığı bizi somutluğa çivilemek; bu da hiç arzulanmayacak bi durum."
Don Juan şunu da ekledi; kendimi denetimde tutmadığım takdirde, günlük yaşamımın dikkati ile ikinci dikkati birleştirene dek, dayanılmaz bir adam olup çıkacaktım. Dediğine göre, ikinci dikkatteki devingenliğimle, gündelik dünya bilincimin sabitliğindeki ısrarım arasında tehlikeli bir boşluk vardı. Bu boşluk öyle büyüktü ki, söylediğine göre günlük konumda nerdeyse bir ahmak, ikinci dikkatte ise bir kaçıktım.
Eve dönmeden önce, gölgelerin dünyasındaki rüya görsülerimi Carol Tiggs ile görüşme cüretini gösterdim, don Juan'ın onları kimseyle tartışmamam hakkındaki öğütlerine karşın. Çok anlayışlı ve çok ilgiliydi, benim tam taydaşım olduğu için. Tasalarımı ona açmış olmamdan ötürü don Juan bana kesinlikle öfkelenmişti. Kendimi her zamankinden daha kötü hissediyordum. Kendime acıma duygusu beni esir almıştı; hep yanlış şeyi yapmaktan yakınmaya başlamıştım.
"Henüz hiçbi şey yapmadın," diyerek, don Juan beni tersledi. "Bu kadarını biliyorum."
Ne kadar haklıydı! Evde, bir sonraki rüya görme seansımda, felaketin ipleri koptu. Gölgelerin dünyasına ulaştım, sayısız kereler yaptığım gibi; farklılık mavi erke oluşumunun varlığıydı. Öbür gölge varlıkların arasındaydı. Kabarcık daha önce de orada olduğu halde onu fark etmemiş olmamın mümkün olabileceğini hissettim. Onu ayırt ettiğim anda, rüya görme dikkatim kaçınılmaz bir biçimde o erke damlacığına doğru çekildi. Bir kaç saniyede onun yanındaydım. Öbür gölgeler bana doğru geldiler, her zamanki gibi, ama onlara hiç aldırmadım. Birdenbire, o yuvarlak mavi şekil daha önce gördüğüm küçük kıza dönüştü. İnce, narin, uzun boynunu bir yana eğdi ve ancak duyulabilecek bir fısıltıyla şöyle dedi, "Bana yardım et!" Bunu ya söyledi, ya da ben söylediğini hayal ettim. Sonuç aynıydı: donmuş, kalakaldım, gerçek bir kaygıyla dolarak. Bir ürperti duydum, ama erkesel kütlemde değil. Başka bir yanımda bir ürperti hissettim. İlk kez olarak, duyusal hislerimden tamamıyla ayrı bir deneyim yaşadığımın farkındaydım. Gölgelerin dünyasını deneyimliyordum, normalde deneyimleme sayabileceğim bir şeyin bütün öğeleri ile: düşünebiliyor, değerlendirme yapabiliyor, kararlar alabiliyordum; ruhsal sürekliliğe sahiptim; başka bir deyişle, kendimdim. Tek eksik yanım, duyusal benliğimdi. Bedensel hiçbir duyumum yoktu. Bütün bilgi akımım görme ve işitme yoluyla geliyordu. Ussallığım o zaman garip bir çıkmaz fark etti: görme ve işitme fiziksel işlevler değil, görsülerimin nitelikleriydi.
"Gerçekten görüyor ve işitiyorsun," dedi elçinin sesi, düşüncelerimin içine dalarak. "Bu yerin güzelliği bu. Her şeyi görme ve işitme yoluyla deneyimleyebilirsin, soluk almak zorunda olmadan. Düşünsene! Soluk almak zorunda değilsin! Evrende her yere soluk almadan gidebilirsin."
İçimden çok rahatsız edici bir duygu dalgası geçti, ve yine orada, gölgelerin dünyasında hissetmedim onu. Başka bir yerde hissettim. Çok açık, ama aynı zamanda üstü örtülü bir gerçeği kavrayarak müthiş heyecanlandım; deneyimi yaşayan ben ile başka bir yerde bulunan bir erke kaynağı arasında canlı bir bağ vardı. Bu başka yerin, yatağımda uykuda olan gerçek fiziksel bedenim olduğunu düşündüm.
Bunu düşündüğüm anda gölge varlıklar kaçıştılar, ve küçük kız görüş alanımda tek başına kaldı. Onu seyrettim ve tanıdığımdan emin oldum. Bayılacakmış gibi sendeliyordu. Ona duyduğum sınırsız bir sevgi dalgası her yanımı sardı.
Onunla konuşmaya çalıştım, ama ses çıkarmaktan âcizdim. O zaman anladım ki elçiyle bütün konuşmalarımı sağlayan ve gerçekleştiren elçinin erkesiydi. Kendi aygıtlarıma kalınca, çaresizdim. Bundan sonra, küçük kıza düşüncelerimi yöneltmeyi denedim. Yararı yoktu. Birbirimizden delmeyi başaramadığım bir erke perdesiyle ayrılmıştık.
Küçük kız umutsuzluğumu anlamış gibiydi ve gerçekten benimle iletişim kurdu, doğrudan düşüncelerime girerek. Bana, aslında don Juan'ın zaten söylemiş olduğu şeyi anlattı: o dünyanın ağlarına takılmış bir öncü olduğunu. Sonra da şunu ekledi, küçük bir kız şeklini almıştı; çünkü bu şekil benim için de, onun için de bildik bir şekildi ve benim ona olduğu kadar onun da benim yardımıma gereksinimi vardı. Bunları bana erkesel bir duygu kümesi içinde söylemişti; bana hepsi bir arada gelen sözcükler gibiydiler.
Ne yapacağımı bilemedim. Kudretsizlik duyumumu ona iletmeye çalıştım. Beni anında anlamış gibi görünüyordu. Yakıcı bir bakışla bana sessizce yalvardı. Bağlarından kurtarılmayı bana bıraktığını anlatmak ister gibi, bana gülümsedi bile. Düşünce yoluyla, hiçbir kudretim olmadığı karşılığını yolladığımda, bana umutsuzlukla çabalayan isterik bir çocuk izlenimi verdi.
Onunla konuşmak için çılgınca çabaladım. Küçük kız gerçekten ağlıyordu, onun yaşında bir çocuğun ağlayabileceği gibi, umutsuzluk ve korkuyla. Buna dayanamıyordum. Ona doğru hamle yaptım, ama etkin bir sonuç alamadım. Erke kütlem onun içinden geçti. Düşüncem onu kaldırıp benimle götürmekti.
Aynı manevrayı gücüm tükenene dek tekrar tekrar denedim. Bir sonraki hareketime karar vermek için durdum. Rüya görme dikkatimin zayıflayacağından ve sonra onu gözden yitireceğimden korkuyordum. Organik olmayan varlıkların beni âlemlerinin tam bu bölgesine geri getireceklerinden kuşkuluydum. Bu onlara son ziyaretim olacakmış gibi geliyordu bana; son ve en önemli olanı.
Sonra düşünülemeyecek bir şey yaptım. Rüya görme dikkatim yok olmadan önce, kendi erkemi o tutsak öncünün erkesi ile birleştirip onu serbest bırakma niyetimi yüksek ve açık bir şekilde haykırdım.