1

Konu: 11 – Kiracı

Alışık olduğum rüya görme uygulamaları artık bitmişti benim için. Don Juan'ı bir sonraki görüşümde, beni grubundaki iki kadının kılavuzluğu altına soktu; en yakın yoldaşları Florinda ve Zuleica idi bu kadınlar. Yönergeleri rüya görme kapıları hakkında değil, erke bedenini değişik biçimlerde kullanma yolları ile ilgiliydi; ve etkili olacak kadar uzun sürmedi. Bana herhangi bir şey öğretmekten çok, beni denetlemekle ilgilendikleri izlenimine kapılmıştım.
"Benim sana rüya görmekle ilgili olarak öğretebileceğim başka bi şey yok," dedi don Juan, işlerin bu durumunu ona sorduğumda. "Benim dünyadaki zamanım doldu. Ama Florinda kalacak. Yönetecek olan odur; yalnız seni değil, bütün diğer çömezleri de."
"Rüya görme uygulamalarımı devam ettirecek mi?"
"Bunu bilemem, o da bilemez. Bu tümüyle tine bağlı. Asıl oyuncuya. Bizler oyuncu değiliz. Biz daha çok onun elindeki piyonlarız. Tinin buyruklarını izleyerek, sana rüya görmenin dördüncü kapısının ne olduğunu anlatmalıyım, sana bundan sonra kılavuzluk edemesem de."
"İştahımı kabartmanın ne anlamı var? Bilmemeyi yeğlerim."
"Tin bunu senin veya benim kararıma bırakmıyor. Sana dördüncü rüya görme kapısının ana hatlarını vermeliyim, hoşlansan da, hoşlanmasan da."
Don Juan'ın açıklamasına göre, dördüncü rüya görme kapısında erke bedeni belirli, somut yerlere yolculuk ederdi, ve dördüncü kapıyı kullanmanın üç yolu vardı: bir, bu dünyadaki somut yerlere yolculuk etmek; iki, bu dünyanın dışındaki somut yerlere yolculuk etmek; ve üç, yalnızca başkalarının niyetlerinde var olan yerlere yolculuk etmek. En sonuncusunun, üçünün en zoru ve tehlikelisi olduğunu, ve büyük bir farkla eski büyücülerin özel tutkusu olduğunu söyledi.
"Bu bilgiyle ne yapmamı istiyorsun?" diye sordum.
"Şimdilik hiçbi şey. Gereksinmen olana dek dosyalayıp kaldır."
"Dördüncü kapıyı tek başıma, yardımsız geçeceğimi mi söylemek istiyorsun?"
"Bunu yapıp yapamaman tine bağlı."
Konuyu birdenbire kapattı, ama bende dördüncü kapıya tek başıma ulaşıp onu geçmeye çalışmam gerektiği gibi bir duyum bırakmamıştı.
Don Juan sonra bana son bir randevu verdi, dediğine göre büyücülerin uğurlama töreni için: rüya görme uygulamalarımın sonuçlandırıcı darbesi. Bana büyücü yoldaşlarıyla birlikte yaşadığı küçük güney Meksika kasabasında kendisiyle buluşmamı söyledi.

Cvp: 11 – Kiracı

Oraya akşama doğru vardım. Don Juan ve ben, evinin iç avlusunda, tıka basa doldurulmuş büyük yastıkları olan rahatsız hasır koltuklarda oturduk. Don Juan güldü ve bana göz kırptı. Koltuklar, grubunun kadın üyelerinden birinin armağanıydı, ve hiç rahatsız değilmiş gibi oturmak zorundaydık; özellikle de o. Koltuklar onun için Phoenix, Arizona'da satın alınmış ve büyük zorluklarla Meksika'ya getirilmişti.
Don Juan benden Dylan Thomas'dan bir şiir okumamı istedi, zamanın içindeki o anda, benim için en uygun anlamı taşıyacak şiiri.
Hasretini çekmiştim uzaklaşmanın Tükenmiş yalanın ıslığından
Ve eski dehşetlerin bitmez çığlığından Daha da dehşetlenen, gün indikçe Tepenin üzerinden denizin derinliğine....
Hasretini çekmiştim uzaklaşmanın ama korkuyorum; Henüz tükenmemiş bir yaşam patlayabilir
Toprakta yanan eski yalanın içinden,
Ve, yükselirken çıtırdayarak, yarı-kör bırakabilir beni.
Don Juan kalktı ve kent merkezindeki meydanda bir yürüyüşe çıkacağını söyledi. Birlikte gelmemi istiyordu. Hemen şiirin onda olumsuz bir duygu uyandırdığını ve bunu dağıtmak istediğini düşündüm.
Tek söz etmeden kare biçimindeki meydana vardık. Çevresinde birkaç kez dolaştık; hâlâ hiç konuşmuyorduk. Ortalıkta epeyce insan vardı, parkın kuzey ve doğu yanlarına bakan sokaklardaki dükkânların etrafında dolanıp duruyorlardı. Meydanın çevresindeki bütün sokaklar kaldırım taşlarıyla kaplıydı. Evler büyük, tek katlı kerpiç yapılardı; kiremit kaplı çatıları, kireç badanalı duvarları ve mavi ya da kahverengi boyalı kapıları vardı. Meydandan bir blok ötedeki yan sokaklardan birinde, Mağribi camilerine benzeyen devasa sömürge kilisesinin yüksek duvarları, kasabadaki tek otelin damının üzerinden uğursuz bir karaltıyla yükseliyordu. Güney yakada, anlaşılmaz biçimde dip dibe kurulu, hemen hemen aynı menüyü aynı fiyatlarla sunarak iyi iş yapan iki lokanta vardı.
Sessizliği bozdum ve don Juan'ın kendisinin de iki lokantanın nerdeyse birbirinin aynı olmasını tuhaf bulup bulmadığını sordum.
"Bu kasabada nerdeyse her şey mümkün," diye cevap verdi.
Bunu söyleyiş biçimi beni tedirgin etmişti.
"Neden bu kadar sinirlisin?" diye sordu, ciddi bir ifadeyle. "Bana söylemediğin bi şey mi var?"
"Neden mi sinirliyim? Bu çok komik. Ben seninleyken her zaman sinirliyim, don Juan. Bazı zamanlar diğerlerinden daha da fazla."
Gülmemek için kendini zor tutar gibiydi. "Naguallar dünyadaki en arkadaş canlısı varlıklar değiller, gerçekten," dedi, özür dileyen bir tavırla. "Ben bunu zor yoldan öğrendim; öğretmenimle mücadele ederek, korkunç nagual Julian'la." Sadece varlığı bile korkudan aklımı başımdan alırdı. Ve dikkatini ne zaman benim üzerime çevirse, hayatımın beş kuruşluk değeri olmadığını düşünürdüm hep."
"Tartışılmaz şekilde, don Juan, sen de bende aynı etkiyi uyandırıyorsun."
Açık yürekle güldü. "Hayır, hayır. Kesinlikle abartıyorsun. Ben ona kıyasla bi meleğim."
"Ona kıyasla bir melek olabilirsin, don Juan; yalnız benim seninle kıyaslayacak bir nagual Julian'ım yok."
Biraz güldü, sonra tekrar ciddileşti.
"Neden bilmiyorum, ama kesinlikle korku içindeyim," dedim.
"Korkmak için bir nedenin olduğunu hissediyor musun?" diye sordu, ve beni süzmek için durdu.
Sesinin tonu ve kaldırdığı kaşları, ona açmak istemediğim bir şey bildiğimden kuşkulandığı izlenimini veriyordu bana. Benden bir açıklama beklediği belliydi.
"Israrın beni şaşırtıyor," dedim. "Bir şeyler saklayanın sen olmadığından emin misin?"
"Ben bi şey saklıyorum," diye kabul etti ve sırıttı. "Ama konu bu değil. Konumuz, kasabada seni bekleyen bi şeyin olması. Ve ne olduğunu tam olarak bilmiyorsun, ya da biliyorsun ama bana söylemeye cesaret edemiyorsun, ya da hiçbi şey bildiğin yok.
"Ne bekliyor beni burada?"
Beni yanıtlamak yerine, don Juan hızlı bir şekilde yürümeye tekrar başladı, ve tam bir sessizlik içinde meydanın çevresinde dolaşmaya devam ettik. Oturacak bir yer arayarak birkaç kez çevrede döndük. Sonra, bir grup genç kadın bir banktan kalkıp gitti.
Don Juan otururken, "Yıllardır, sana eski çağlardaki Meksika büyücülerinin sapkın uygulamalarını anlatıyorum," dedi ve bana yanına oturmam için işaret etti.
İlk defa anlatıyormuş gibi coşkuyla, bana defalarca söylemiş olduklarını yeniden nakletmeye girişti; o büyücüler, aşırı bencilce merakları tarafından yönlendirilerek, bütün gayretlerini kendilerini zihinsel denge ve kendine hakimiyetten gittikçe daha fazla uzaklaştıran uygulamaları mükemmelleştirmeye harcamışlar; ve sonunda inançları ve uygulamalarının karmaşık eğitimi kaldıramayacakları kadar ağırlaşınca yok olmuşlardı.
"Eski çağ büyücüleri, elbette, bu bölgede yaşadılar ve çoğaldılar," dedi, tepkimi gözleyerek. "Burada, bu kasabada. Bu kasaba onların kasabalarından birinin buluntuları üzerinde kuruldu aslında. Eski çağ büyücüleri bütün ilişkilerini burada, bu bölgede sürdürdüler."
"Bunu iyi biliyor musun, don Juan?"
"Biliyorum; ve sen de bileceksin, çok yakında."
Tırmanan huzursuzluğum, beni nefret ettiğim bir şeye zorluyordu; kendime odaklanmaya. Don Juan sinirliliğimi hissederek, beni büsbütün kışkırttı.
"Çok yakında, eski büyücülerden gerçekten hoşlanıyor musun, yoksa yenileri mi tercih ediyorsun, göreceğiz," dedi.
"Bütün bu garip ve netameli laflarla beni deli ediyorsun," diye isyan ettim.
Don Juan'la on üç yıl birlikte olmak, her şeyden önce, panik duygusunu her zaman her köşede salıverilmek üzere hazır bekleyen bir şey olarak hayal etmeye koşullandırmıştı beni.
Don Juan bocalıyor gibiydi. Kilise yönüne attığı kaçamak bakışları fark etmiştim. Aklı başka yerde gibiydi. Onunla konuştuğumda beni dinlemiyordu. Sorumu yinelemek zorunda kaldım. "Birini mi bekliyorsun?"
"Evet, bekliyorum," dedi. "Hem de kesinlikle bekliyorum. Yalnızca yöreyi duyumsuyordum. Erke bedenimle bölgeyi tarama ediminin içinde yakaladın beni."
"Ne duyumsadın, don Juan?"
"Erke bedenim her şeyin yerli yerinde olduğunu duyumsuyor. Bu gece, oyun var. Başrol oyuncusu sensin. Ben karakter aktörüyüm; küçük fakat anlamlı bi rolüm var. Birinci perdede sahneden çıkıyorum."
"Sen neden söz ediyorsun, Tanrı aşkına?"

Cvp: 11 – Kiracı

Bana cevap vermedi. Anlayışlı bir tavırla gülümsedi. "Zemini hazırlıyorum," dedi. "Deyim yerindeyse, seni ısıtıyorum; modern zaman büyücülerinin zor bi ders aldıkları düşüncesinin üzerinde durarak. Onlar, yalnızca tümüyle bağımsız kalırlarsa özgür olmak için gerekli erkeye sahip olabileceklerini anlamışlardır. Onlarınki özel bir tür bağımsızlıktır; korkudan ya da tembellikten değil, inançtan doğar"
Don Juan konuşmayı kesti ve kalkıp kollarını önüne, yanlarına ve sonra arkasına doğru gerdi. "Aynısını yap," diye öğütledi. "Vücudu gevşetiyor; senin de bu gece sana gelenle karşılaşmak için çok gevşek olmaya ihtiyacın var." Kocaman bir gülümseme yayıldı yüzüne. "Ya mutlak bağımsızlık, ya da tam bi düşkünlük geliyor bu akşam sana. Benim hattımdaki her nagualın yapması gereken bi seçim bu." Tekrar oturdu ve derin bir soluk aldı. Söylediği şey tüm erkesini tüketmiş gibiydi.
"Sanırım bağımsızlık ve düşkünlüğün anlamını kavrayabiliyorum," diye devam etti, "çünkü iki velinimeti tanıma ayrıcalığına eriştim: benim velinimetim nagual Julian, ve onun veli nimeti nagual Elias. İkisinin arasındaki farka tanık oldum. Nagual Elias öyle bağımsızdı ki, bi erk armağanını elinin tersiyle itebilirdi. Nagual Julian da bağımsızdı, ama böyle bi armağanı itecek kadar değil."
"Konuşmana bakılırsa," dedim, "bu gece benim üzerimde bir tür test uygulayacaksın. Doğru değil mi?"
"Senin üzerinde hiçbi test uygulamaya benim erkim yok; ama tinin var." Bunu sırıtarak söyledi, sonra ekledi, "Ben sadece onun temsilcisiyim."
"Tin bana ne yapacak, don Juan?"
"Bütün söyleyebileceğim, bu gece rüya görme konusunda bi ders alacak olman, rüya görme uygulamalarında olduğu gibi; ama bu dersi benden almayacaksın. Başka biri senin öğretmenin olacak, ve sana bu gece kılavuzluk edecek."
"Kim bu benim kılavuzum ve öğretmenim olacak kişi?"
"Bi ziyaretçi; bu sana dehşet verici bi sürpriz olabilir, ama hiç sürpriz olmayabilir de."
"Peki alacağım rüya görme dersi ne?"
"Dördüncü rüya görme kapısı ile ilgili bi ders. Ve iki bölümü var. Birinci bölümünü ben sana birazdan açıklayacağım, ikinci kısmını ise kimse açıklayamaz sana; çünkü bu sadece sana ait bi şey. Benim çizgimin tüm nagualları bu dersi aldılar, ama hiçbi ders bir başkasına benzemiyordu; o nagualların kişiliklerinin eğilimlerine uymak üzere biçilmişlerdi."
"Açıklaman bana hiç yardımcı olmuyor, don Juan. Ben gittikçe daha fazla sinirli oluyorum."
Uzun bir dakika boyunca sessiz kaldık. Karmakarışık olmuştum; kıpırdanıp duruyordum ve sızlanmanın dışında ne diyeceğimi bilmiyordum.
Don Juan, "Zaten bildiğin gibi, modern çağ büyücüleri için erkeyi algılamak doğrudan doğruya kişisel bi ustalık meselesidir," dedi. "Birleşim noktamızı öz disiplin yoluyla devindiririz. Eski büyücüler için, birleşim noktasının yer değiştirmesi başkalarını yönetimleri altına almalarının bi sonucuydu; öğretmenleri bu yer değiştirmeleri karanlık işlemlerle başarıyorlar, ve öğrencilerine bunları erk armağanları olarak veriyorlardı.
"Bizden daha fazla erkesi olan birinin bize her şeyi yaptırması mümkündür;" diye devam etti, "örneğin, nagual Julian beni dilediği her şeye çevirebilirdi; bi arkadaşa ya da bi azize. Ama o kusursuz bi nagualdı, ve kendim olmama izin verdi. Eski büyücüler kusursuz değildiler, ve başkaları üzerinde denetim kurma konusundaki biteviye çabaları yüzünden, öğretmenden öğrenciye aktarılan bi karanlık ve dehşet durumu yarattılar."
Ayağa kalktı ve sabit bakışıyla tüm çevremizi taradı. "Görebileceğin gibi, bu kasabada fazla bi şey yok," diye devam etti, "ama benim çizgimin savaşçıları için eşsiz bi büyüleyiciliğe sahip. Ne olduğumuzun ve ne olmak istemediğimizin kaynağı burada yatıyor.
"Zamanımın sonuna geldiğime göre, burada, bu kasabada sana belirli düşünceler aktarmalıyım, belirli öyküler anlatmalıyım, belirli varlıklarla ilişkiye sokmalıyım; tam olarak benim velinimetimin bana yaptığı gibi."
Don Juan bana zaten bildiğim bir şeyi tekrarladığını söyledi; ne ise, ve ne biliyorsa, öğretmeninden, nagual Julian'dan kendisine bir kalıttı. Sırasıyla o da her şeyini kendi öğretmeni nagual Elias'dan miras almıştı. Nagual Elias, nagual Rosendo'dan; o, nagual Lujan'dan; nagual Lujan nagual Santisteban'dan; ve nagual Santisteban da nagual Sebastian'dan.
Bana daha önce de bir çok kereler açıklamış olduğu bir şeyi, gayet resmi bir tonla bir daha anlattı; nagual Sebastian'dan önce sekiz nagual vardı, ama onlar epeyce farklıydılar. Büyücülüğe karşı farklı bir tutumları ve farklı bir kavramları vardı; onun büyücülük silsilesine doğrudan bağlı olmalarına karşın.
"Şimdi sana nagual Sebastian hakkında anlatmış olduğum her şeyi anımsayıp, bana tekrar etmen gerek," diye emretti.
İsteği bana garip göründü, ama bana kendisi ya da yoldaşları tarafından anlatılmış olan her şeyi ona tekrarladım; nagual Sebastian ve eski efsanevi büyücü, ölüme meydan okuyan, onlarca bilinen adıyla, kiracı hakkında.
Don Juan, "Bildiğin gibi, ölüme meydan okuyan, bize her kuşak erk armağanları verir," dedi. "Ve o erk armağanlarının belirli doğası bizim çizgimizin yolunu değiştiren şeydir."
Açıklamasına göre kiracı, eski okuldan bir büyücü olarak, birleşim noktasının yerini değiştirmenin bütün girift yöntemlerini öğretmenlerinden öğrenmişti. Belki binlerce yıllık garip bir yaşam ve bilinçlilik süresi olduğuna göre de—herhangi bir şeyi mükemmelleştirmek için gereğinden fazla zaman—birleşim noktasını binlerce değilse bile yüzlerce konuma ulaştırmayı ve orada tutmayı biliyordu. Armağanları, birleşim noktasını belirli noktalara kaydırmak için haritalar ve o konumlarda onu sabitleştirip böylece birleşiklik sağlama konusunda el kitapları gibiydi.
Don Juan meddahlığının doruğundaydı. Onun bundan daha dramatik olduğunu hiç görmemiştim. Onu çok iyi tanımasam, sesinde dalgınlık ve korkuyla kuşatılmış bir insanın derin, kaygılı ton değişmeleri olduğuna yemin edebilirdim. Vücut hareketleri, sinirliliği ve kaygıyı kusursuz biçimde oynayan çok iyi bir aktör izlenimi vermişti bana.
Don Juan beni süzdü, ve acı veren bir ifşaatta bulunan birinin ses tonu ve tavırlarıyla dedi ki; örneğin nagual Lujan kiracıdan elli konumluk bir armağan almıştı. Ağır ağır başını sallıyordu, sessizce bana bunu düşünüp taşınmamı söyler gibi. Sessiz kaldım.
"Elli konum!" diye haykırdı, hayranlıkla. "Armağan olarak tek, ya da en fazla iki konum yeterli olmalı."
Hayretler içinde omuzlarını silkti. "Bana kiracının nagual Lujan'ı çok fazla sevdiği anlatıldı," diye devam etti. "Öyle yakın bi dostluk kurmuşlar ki, nerdeyse birbirlerinden ayrılmaz olmuşlar. Nagul Lujan ve kiracının her sabah ilk ayin için şuradan ileriye, kiliseye doğru yürüdüklerini söylerlerdi."
"Burada, bu kentte mi?" diye sordum, tam bir şaşkınlıkla.
"Tam burada," diye yanıtladı. "Yüz yıldan fazla bi zaman önce, tam bu noktada bi başka bankta oturmuş olmaları mümkündür."
"Nagual Lujan ve kiracı gerçekten bu meydanda mı yürüdüler?" diye tekrar sordum; şaşkınlığımı yenemiyordum.
"Elbette!" diye bağırdı. "Seni bu gece buraya getirdim, çünkü bana okuduğun şiir kiracı ile karşılaşma zamanının geldiğini işaret ediyordu."
Panik yıldırım hızıyla sarıverdi beni. Ağzımı açarak solumak zorunda kaldım, bir süre.
Don Juan, "Eski çağ büyücülerinin garip başarılarını tartışıyorduk, seninle," diye devam etti. "Ama insanın yalnızca zihindeki izlenimlerle konuşması zordur, hiç birinci elden bilgisi olmadan. Benim için kristal berraklığında olan bi şeyi sana kıyamete kadar tekrarlayıp durabilirim, ve yine de anlaman ya da inanman mümkün olmaz; çünkü hiç uygulamalı bilgin yoktur bu konuda."

Cvp: 11 – Kiracı

Ayağı kalkıp sabit bakışıyla beni tepeden tırnağa süzdü. "Haydi kiliseye gidelim," dedi. "Kiracı kiliseyi ve yöresini sever. Oraya gitmenin zamanı olduğundan kuşkum yok."
Don Juan'la olan ilişkim süresince, böyle bir korkuya kapıldığım hemen hiç olmamıştı. Uyuşmuştum. Kalktığımda bütün vücudum titriyordu. Midem düğüm düğümdü, yine de kiliseye doğru yöneldiğinde tek kelime etmeden onu izledim, her adımda dizlerim elimde olmadan titreyip bükülerek. Meydandan kilisenin kemer altına kadar olan kısa mesafeyi yürüyüp bitirdiğimizde bayılmak üzereydim. Don Juan kolunu omuzlarıma dolayıp bana destek oldu.
"İşte kiracı," dedi, sanki eski bir arkadaşını fark etmiş gibi kayıtsızca.
İşaret ettiği yöne baktım ve kemer altının uzaktaki ucunda beş kadın ve üç erkekten oluşan bir grup gördüm. Hızlı ve panik dolu bakışım bu insanlarda olağandışı bir şey kaydetmemişti. Kiliseye giriyorlar mı, çıkıyorlar mı, onu bile anlayamamıştım. Yalnız tesadüfen bir araya geldiklerini fark ettim. Birlikte değildiler. Don Juan ve ben kilisenin büyük tahta kapılarının içine yapılmış olan küçük girişe geldiğimizde, üç kadın kiliseye girmişlerdi. Üç adam ve öbür iki kadın uzaklaşıyorlardı. Bir karışıklık anı yaşadım ve yönergeleri için don Juan'a baktım. Çenesinin bir hareketiyle vaftiz kurnasını işaret etti.
"Kuralları izleyip haç çıkarmamız gerek," diye fısıldadı. "Kiracı nerede?" diye sordum, aynı şekilde fısıldayarak. Don Juan çanağın içine parmak uçlarını batırıp çıkardı ve haç işareti yaptı. Bir çene hareketiyle benim de aynısını yapmamı imledi.
"Kiracı o çıkan üç adamdan biri miydi?" diye kulağına fısıldadım.
"Hayır," diye fısıltıyla cevap verdi. Kiracı, içerde kalan üç kadından biri. Arka sırada olan."
O anda, arka sıradaki kadın başını bana doğru çevirdi, gülümsedi, ve başıyla selam verdi.
Bir sıçrayışta kapıya vardım ve dışarı fırladım.
Don Juan arkamdan koştu. İnanılmaz bir çeviklikle arkamdan yetişti ve kolumu yakaladı.
"Nereye gidiyorsun?" dedi, yüzü ve vücudu gülmekten kasılarak.
Ben soluk almaya çalışırken kolumdan sıkıca tutuyordu. Boğulmak üzereydim. Art arda kahkahalar yayılıyordu bedeninden; okyanus dalgaları gibi. Kendimi sertçe kurtardım ve meydana doğru yürüdüm. Beni izledi.
"Bu denli kötü olacağını hiç düşünmemiştim," dedi, yeni kahkaha dalgaları vücudunu sarsarken.
"Neden kiracının bir kadın olduğunu bana söylemedin?"
"Oradaki büyücü, ölüme meydan okuyan," dedi, ciddileşerek. "Birleşim noktasını kaydırmakta bu denli usta bi büyücü için, bi erkek ya da bi kadın olmak, bi seçim ve elverişlilik sorunudur. Alacağını söylediğim dersin ilk bölümü bu. Ve ölüme meydan okuyan, sana bu ders boyunca kılavuzluk edecek olan gizemli ziyaretçi."
Gülmekten öksürürken yanlarını tutuyordu. Dilim tutulmuştu. Sonra ani bir hiddete kapıldım. Don Juan'a ya da kendime, ya da belirli birine değildi kızgınlığım. Soğuk bir öfkeydi bu; göğsüm ve boyun damarlarım patlayacakmış gibi şişmişti.
"Haydi kiliseye geri dönelim," diye bağırdım ve kendi sesimi tanıyamadım.
"Dur, dur," dedi, alçak sesle. "Ateşe atlaman gerekmiyor. Düşün taşın. Ölçüp tart. Yatıştır o zihnini. Yaşamında hiç böyle bi sınavdan geçmedin. Dinginliğe gereksinmen var şimdi.
"Ne yapacağını sana ben söyleyemem," diye devam etti. "Ben sadece, tüm öbür naguallar gibi, oldukça dolaylı terimlerle her şeyin uygun olduğunu söyledikten sonra, seni meydan okuyacağın şeyin önüne koyarım. Bu da nagualın bi başka manevrasıdır: her şeyi konuşmadan söylemek ya da sormadan istemek."
Bir an önce bitirip kurtulmak istiyordum. Fakat don Juan bir dakikalık bir duraklamanın özgüvenimden geri kalanları yeniden canlandıracağını söyledi. Dizlerim pes etmek üzereydi. Beni özenle kaldırımın kenarına oturttu. Kendi de yanıma ilişti. "Söz konusu rüya görme dersinin ilk bölümü, erkeklik ve dişiliğin nihai durumlar olmayıp, birleşim noktasının yerleştirilmesi ile ilgili belirli bi edimin sonucu olduğudur," dedi. Ve bu edim, doğal olarak, bi istenç ve eğitim meselesidir. Eski büyücülerin en çok ilgilendikleri konu bu olduğuna göre, ona ışık
tutacak olanlar da onlardır."
Belki de yapılacak tek ussal şey olduğundan, don Juan'la tartışmaya giriştim. "Senin söylediğini kabul edemem ve buna inanamam," dedim. Yüzümün yanmaya başladığını hissediyordum.
Don Juan, "Ama kadını gördün," diye cevabı yapıştırdı. "Bütün bunların bi oyun olduğunu mu düşünüyorsun?"
"Ne düşüneceğimi bilmiyorum."
"Kilisedeki o varlık, gerçek bi kadın," dedi ısrarla. "Bu senin için neden bu denli rahatsız edici olsun? O kadının bi erkek olarak doğmuş olduğu gerçeği, sadece eski büyücülere marifetlerin erkini kanıtlıyor. Bu seni şaşırtmamalı. Büyücülüğün bütün ilkelerini zaten somutlaştırmış birisin."
İç organlarım gerginlikten patlayacak gibiydi. Don Juan beni ağız dalaşı yapmakla suçladı. Zorunlu bir sabırla, ama gerçekte büyüklük taslayarak; erkeklik ve dişiliğin biyolojik temellerini açıkladım ona.
"Bütün bunları anlıyorum," dedi, "Ve söylediklerinde haklısın. Senin kusurun, değerlendirmelerini evrensel yapmaya çalışman."
"Bizim konuştuklarımız temel ilkeler," diye bağırdım. "Bunlar yalnız buradaki insana değil, evrendeki her yere uygundur."
"Doğru, doğru," dedi sakin bir sesle. "Söylediğin her şey doğru; birleşim noktası alışılmış konumunda kaldığı sürece. Ama o bitakım sınırların dışına çıkarıldığı ve bizim dünyamız artık işlevsel olmadığı zaman, senin çok değer verdiğin o ilkelerin hiçbi geçerliği kalmaz.
"Senin yanlışın, ölüme meydan okuyanın o sınırların ötesine binlerce kez geçmiş olduğunu unutman. Kiracının artık seni bağlayan güçlerle bağlı olmadığını anlamak için dahi olmak gerekmez."
Ona kavgamın, buna kavga denebilirse eğer, onunla değil, büyücülüğün eylemsel yanını kabul etmekle ilgili olduğunu anlattım; o ana dek zaten öylesine zorlama olmuştu ki benim için gerçek bir sorun yaratmamıştı. Bir rüya görücü olarak, rüya görmede her şeyin olası olduğuna tanıklık etmenin, kendi deneyimlerim içinde kaldığını tekrar tekrar vurguladım. Kendisinin de bu kanıyı, zihin sağlığının mutlak gerekliliğinin yanı sıra destekleyip geliştirdiğini anımsattım ona. Kiracının olayı olarak sunduğu şey akla uygun değildi. Temelden aykırı ve savunulacak bir yanı olmayan bir önerme olduğunu belirttim ona. "Bu şiddetli tepki neden?" diye sordu, gülümseyerek.
Sorusu hazırlıksız yakaladı beni. Utanmıştım. "Sanırım iliklerime kadar korkutuyor beni," diye itiraf ettim. Ve ciddiydim. Kilisedeki kadının aslında bir erkek olduğunu bilmek nedense midemi bulandırıyordu.
Bir fikir oynaşıyordu zihnimde: belki de kiracı bir travestidir. Bu olasılığı don Juan'a sordum, ciddiyetle. Öyle çok güldü ki nerdeyse fenalaşacaktı. "Bu çok dünyevi bi olasılık," dedi. "Belki senin eski dostların böyle bi şey yapardı. Yeni arkadaşların daha fazla marifetli ve daha az mastürbasyoncu. Tekrarlıyorum. Kilisedeki varlık bi kadın. O bi kadın. Ve bi dişiye ait tüm organları ve özellikleri yerli yerinde." Hınzırca gülümsedi. "Kadınlar seni her zaman cezbetmiştir, değil mi? Görünüşe bakılırsa bu durum senin için biçilmiş kaftan."
Neşesi öyle yoğun ve çocuksuydu ki bana da bulaştı. İkimiz de güldük. O kendini tam kapıp koyuvermiş bir şekilde gülüyordu, bense tam bir korku içinde.
O zaman bir karara vardım. Ayağa kalktım ve hiçbir biçim veya şekildeki kiracı ile uğraşmak için arzu duymadığımı yüksek sesle belirttim. Benim seçimim, bütün bu işi atlamak ve don Juan'ın evine geri dönmek, oradan da evime gitmekti.
Don Juan seçimimin kendisi için bir sakıncası olmadığını söyledi ve evinin yolunu tuttuk. Düşüncelerim çılgınca yarış halindeydiler. Doğru şeyi mi yapıyorum? Korkudan mı kaçıyorum? Tabii ki hemen kararımın doğru ve kaçınılmaz olduğu yolunda özürler buldum. Unutmamalı ki, diye kendimi inandırdım, kazançlarla ilgilenmiyordum; ve kiracının armağanları bir mal edinmek gibiydi. Sonra kuşku ve merak beni ele geçirdi. Ölüme meydan okuyana sorabileceğim o denli çok soru vardı ki. Kalbim öyle şiddetle çarpmaya başladı ki vuruşlarını midemde hissediyordum. Vuruşlar aniden elçinin sesine dönüştü. Bana karışmama konusundaki sözünü bozmuştu; inanılmaz bir gücün beni kiliseye döndürmek için kalp atışlarımı hızlandırdığını, don Juan'ın evine doğru yürümenin benim için ölümüme yürümek olduğunu söyledi.
Yürümeyi kestim ve telaşla don Juan'a elçinin sözlerini açıkladım. "Bu doğru mu?" diye sordum.
"Korkarım öyle," diye kabul etti, utangaç bir tavırla.
"Niye kendin söylemedin bana, don Juan? Bir ödlek olduğumu düşündüğün için ölmeme göz mü yumacaktın?" diye öfkeyle sordum.
"Öyle durup dururken ölüvermeyecektin. Erke bedeninin sayısız marifetleri var. Ve bi ödlek olduğun da hiç aklımdan geçmedi. Kararlarına saygı duyarım, ve onların nerden kaynaklandığına da metelik vermem.
"Sen de yolun sonundasın, benim gibi. Bu yüzden gerçek bi nagual ol. Ne olduğundan utanma. Ödlek olsaydın, sanırım yıllar önce korkudan ölmüş olurdun. Fakat eğer ölüme meydan okuyanla karşılaşmaktan çok korkuyorsan, o zaman onunla yüz yüze gelmektense öl, daha iyi. Bunda utanılacak bi şey yok."
"Haydi kiliseye geri dönelim," dedim, mümkün olduğu kadar sakin olmaya çalışarak.
Don Juan, "İşte şimdi meselenin can alıcı noktasına geliyoruz!" diye bağırdı. "Ama önce, parka gidip bi banka oturalım ve seçeneklerini gözden geçirelim. Buna zaman ayırabiliriz; zaten önümüzdeki iş için daha çok erken."
Yürüyerek parka döndük ve hemen boş bir bank bulup oturduk.
Don Juan, "Şunu anlamalısın; yalnızca sen, kendin, kiracı ile karşılaşıp karşılaşmamaya veya armağanını kabul ya da reddetmeye karar verebilirsin," dedi. "Yalnız kararın kilisedeki kadına söylenmeli, ikiniz baş başayken; aksi takdirde geçerli olmaz."
Don Juan kiracının armağanlarının olağanüstü olduğunu, ama bedellerinin de çok yüksek olduğunu belirtti. Ve kendisinin ne armağanları, ne de bedelini onaylamadığını söyledi.
"Gerçek kararını vermeden önce," diye devam etti, "bizim büyücüyle olan tüm görüşmelerimizin ayrıntılarını bilmek zorundasın."
"Bunun hakkında başka hiçbir şey duymamayı yeğlerim, don Juan," diye rica ettim.
"Bilmek senin görevin," dedi. "Başka türlü nasıl karar vereceksin?"
"Kiracı hakkında ne denli az bilirsem o denli iyi durumda olmaz mıyım sence?"
"Hayır. Tehlike geçene kadar saklanma meselesi değil bu. Bu, gerçek anı. Büyücülerin dünyasında yaptığın ve deneyimlediğin her şey seni bu noktaya yönlendirdi. Bunu söylemek istemedim; çünkü biliyordum ki erke bedenin sana söyleyecekti, ama bu randevudan kurtuluş yok. Ölsen bile. Anlıyor musun?" Omuzlarımdan tutup sarstı beni. "Anlıyor musun?"
O kadar iyi anlıyordum ki, korkumu ve rahatsızlığımı yatıştırmak için bilinçlilik düzeyimi değiştirmesinin mümkün olup olmadığını sordum ona. Hayır diye patlayarak beni nerdeyse yerimden sıçrattı.
"Kiracı ile sükunet içinde ve nihai bi kararlılıkla yüz yüze gelmelisin," diye devam etti. "Ve bunu başkasına yetki vererek yapamazsın."

Cvp: 11 – Kiracı

Don Juan ölüme meydan okuyan hakkında bana zaten anlatmış olduğu şeyleri sakin bir biçimde tekrarlamaya başladı. Onu dinlerken, kafamdaki karışıklığın bir kısmının onun sözcükleri kullanma biçiminden kaynaklandığını fark ettim. Ölüme meydan okuyanı İspanyolca el desafíente de la muerte, ve “kiracı”yı da el inquilino olarak adlandırıyordu, ve bunların ikisi de kendiliğinden bir erkeği ifade etmekteydi. Fakat kiracı ile kendi hattının nagualları arasındaki ilişkiyi betimlerken, don Juan İspanyolca dilinin erkek ve dişi cinsiyet belirteçlerini sürekli karıştırarak zihnimi karmakarışık etmişti.
Dediğine göre, kiracının bizim silsilemizin naguallarından aldığı erkenin karşılığını ödemesi gerekliydi; ama ne ile ödemişse, bu, o büyücüleri kuşaklar boyunca bağlı tutmuştu. O naguallardan aldığı erkenin karşılığı olarak, kilisedeki kadın, onlara birleşim noktalarının yerlerini kendisinin seçtiği belirli bi takım konumlara yerleştirmek için tam olarak ne yapacaklarını öğretmişti. Başka bi deyişle, o adamların hepsini, birleşim noktasının önceden seçilmiş belirli bi konumu ve onun tüm etkilerini kapsayan bi erk armağanıyla kendine bağlamıştı.
"Bu 'tüm etkileri' sözüyle ne demek istiyorsun, don Juan?"
"Bu armağanların olumsuz sonuçlarını söylemek istiyorum. Kilisedeki kadının yalnızca düşkünlük göstermekten haberi var. Hiç sadelik, ölçülülük yok o kadında. Örneğin nagual Julian'a birleşim noktasını, aynı kendisi gibi, bi kadın olmak üzere ayarlamayı öğretti. Benim şifa bulmaz bi şehvet düşkünü olan velinimetime bunu öğretmek, bi ayyaşa içki vermek gibi bi şeydi."
"Ama hepimiz kendi yaptıklarımızdan kendimiz sorumlu değil miyiz?"
"Evet, aslında öyle. Yalnız bazılarımız sorumluluk almakta diğerlerinden daha fazla zorlanır. Bu zorluğu bilerek arttırmak; o kadının yaptığı gibi, üzerimize çok fazla gereksiz baskı koymaktır."
"Kilisedeki kadının bunları bilerek yaptığını nerden biliyorsun?"
"Bunu benim çizgimin naguallarının tümüne yaptı. Eğer kendimize dürüstçe ve adilane bakarsak, ölüme meydan okuyanın, bizi armağanlarıyla çok düşkün, bağımlı bi büyücüler silsilesi haline getirmiş olduğunu kabul etmemiz gerekir."
Dili kullanışındaki tutarsızlığı daha fazla göz ardı edemedim ve yakındım. "Büyücü hakkında ya kadın, ya da erkek olarak konuşman gerek; ikisi birden olmaz," dedim, sertçe. "Zaten kaskatıyım; senin cinsiyet belirtecini keyfi kullanımın beni büsbütün tedirgin ediyor."
"Kendim de çok tedirginim," diye itiraf etti. "Ama gerçek şu ki, ölüme meydan okuyan, ikisi birden: erkek ve dişi. Ben o büyücünün değişimini hoş karşılamayı hiç beceremedim. Senin de böyle hissedeceğinden emindim, onu ilk kez erkek olarak görmüş olduğun için."
Don Juan bana yıllar öncesinden bir günü anımsattı, beni ölüme meydan okuyana götürmüştü, ve ben bir adamla; ne yaşlı, ne de genç olan, çok zayıf yapılı, garip bir Kızılderili ile tanışmıştım. Aklımda en fazla kalanlar, garip aksam ve güya görmüş olduğu şeyleri anlatırken kullandığı alışılmadık bir mecazdı. Mis ojos se pasearotı, diyordu; gözlerim üzerinde yürüdü. Örneğin, "Gözlerim İspanyol miğferlerinin üzerinde yürüdü," demişti.
Bu olay zihnimde öyle süreksizdi ki, ben hep buluşmamızın sadece birkaç dakika sürdüğünü düşünürdüm. Don Juan bana sonradan ölüme meydan okuyan ile birlikte tam bir gün boyunca gitmiş olduğumu söylemişti.
Don Juan, "Neler olup bittiğinin farkında mısın diye daha önce öğrenmeye çalışmamın nedeni," diye devam etti, "yıllar önce ölüme meydan okuyana bu randevuyu senin verdiğini düşünmemdi."
"Bana gereksiz paye veriyorsun, don Juan. Geliyor muyum, gidiyor muyum, onu bile bildiğim yok şu anda. Sana bildiğim fikrini ne verdi?"
"Ölüme meydan okuyan senden hoşlanmış gibiydi. Bu yüzden onun sana zaten bi erk armağanı vermiş olabileceğini düşünmüştüm; sen anımsayamasan da. Ya da senin kendisiyle randevunu ayarlamış olabilirdi; kadın olduğu zaman için. Sana kesin yönergeler vermiş olabileceğinden bile kuşkulanmıştım."
Don Juan, ölüme meydan okuyanın, kalıplaşmış alışkanlıkları olan bir yaratık olarak, onun hattının naguallarıyla daima nagual Sebastian ile yaptığı gibi ilk önce bir erkek olarak, bir sonraki sefer de bir kadın olarak buluştuğunu söyledi.
"Neden ölüme meydan okuyanın armağanlarına erk armağanları diyorsun? Ve bu gizem niye?" diye sordum. Sen kendin birleşim noktanı istediğin konuma çevirebiliyorsun, öyle değil mi?"
"Onlar erk armağanları olarak adlandırılıyor, çünkü eski çağ büyücülerinin özel bilgilerinin ürünleri," dedi. "Armağanların gizemi şurada; ölüme meydan okuyanın dışında, bu dünyada hiç kimse bu bilginin bi örneğini bize veremez. Ve elbette, ben birleşim noktamı istediğim yere çevirebilirim; insanın erke biçiminin içinde ve dışında. Ama benim yapamadığım, ve yalnız ölüme meydan okuyanın yapabildiği şey, bütün o konumların her birinde tam algılama, tam birleşiklik için erke bedenimle yapmam gerekenlerdir."
Sonra, modern çağ büyücülerinin birleşim noktasının binler ve binlerce olası konumunun ayrıntılarını bilmediklerini açıkladı.
"Ayrıntılarla neyi kastediyorsun?" diye sordum.
"Birleşim noktasının belirli konumlarda sabit tutulması için erke bedenini eğitmenin özel yolları," diye yanıtladı.
Kendini örnek verdi. Ölüme meydan okuyanın ona verdiği erk armağanının, birleşim noktasında bir karganın konumu, ve bir karganın tüm algılamasını elde edebilmek için erke bedenini kullanmanın düzeni olduğunu anlattı. Açıklamasına göre, tam algılama ve tam birleşiklik eski büyücülerin neye mal olursa olsun peşinde oldukları şeylerdi; ve kendi erk armağanı örneğinde, tam algılamaya, insanın karmaşık bir makineyi çalıştırmayı öğrenmesi gibi, titiz bir öğrenme sürecinden geçerek adım adım ulaşmıştı.
Don Juan açıklamalarını sürdürerek, günümüzün modern büyücülerinin çoğunun, ışıltılı yumurtanın içindeki insan bağları denen, veya evrenin erkesinin salt insansal cephesini oluşturan ince bir demet ışıltılı erke lifinin tarafında kalacak şekilde hafif kaymalar denediklerini söyledi. Bu bağın ötesinde, ama hâlâ ışıltılı yumurtanın içinde, büyük kaymaların âlemi yatar. Birleşim noktası o alandaki herhangi bir yere kayarsa, algılama hâlâ bizim için kavranabilir düzeydedir; ama algının tam olması için son derece ayrıntılı bir işlemler dizini gereklidir.
Don Juan, "Organik olmayan varlıklar seni ve Carol Tiggs'i son yolculuğunuzda bi büyük kayma içinde tam birleşiklik edinmenize yardım ederek oyuna getirdiler," dedi. "Birleşim noktalarınızı mümkün olan en uzak konuma getirdiler; sonra sanki gündelik dünyanızda imişsiniz gibi algılamanız için yardım ettiler. Nerdeyse olanaksız bi şey. Bu türden bi algılama yapması için bi büyücünün uygulama bilgisi, ya da etkili dostları olması gerekli.
Arkadaşlarınız sonunda size ihanet edip, seni ve Carol'u terk edecekler, sizi kendi başınızın çaresine bakıp o dünyada canlı kalabilmek için geçerli ölçüleri öğrenmek zorunda bırakacaklardı. En sonunda ağzına dek uygulama yöntemleriyle dolu bi halde kalakalacaktınız, aynı o çok bilgili eski büyücüler gibi.
"Her büyük kaymanın farklı iç işleme yöntemleri vardır," diye devam etti, "ve çağdaş büyücüler bunları ancak birleşim noktalarını herhangi bi büyük kayma konumunda yeterli süre sabitlemeyi biliyorlarsa öğrenebilirler. Bunu yapmak için gereken özel bilgiyi yalnız eski çağ büyücüleri biliyordu."
Don Juan, kaymalarla ilgili özel yöntemlerin nagual Sebastian'dan önce gelen sekiz nagual tarafından bilinmediğini, ve kiracının nagual Sebastian'a birleşim noktasının on yeni konumunda tam algılama elde etme yolunu gösterdiğini anlatarak devam etti. Nagual Santisteban'a yedi tane göstermişti; nagual Lujan elli, nagual Rosendo altı, nagual Elias dört, nagual Julian on altı ve kendisi de iki tane almışlardı; bu da birleşim noktasında kendi silsilesince bilinen toplam doksan beş konum yapıyordu. Bunu silsilesi için bir avantaj olarak mı gördüğünü soracak olursam, olumsuz yanıt vermek zorunda kalacağını söyledi; çünkü bu armağanların ağırlığı onları eski büyücülerin ruh haline yaklaştırmıştı.
"Şimdi kiracı ile buluşma sırası sende," diye devam etti. "Belki sana vereceği armağanlar tüm dengemizi değiştirecek, ve bizim silsilemiz de eski büyücülerin defterini düren o karanlığın içine dalacak."
"Bunun ciddiyeti öyle korkunç ki, hasta ediyor," dedim.
"Senin duygularını kesinlikle paylaşıyorum," dedi, ciddi bir ifadeyle. "Bunun her çağdaş nagualın en zorlu sınavı olduğunu söylememin sana avuntu olmayacağını da biliyorum. Kiracı kadar yaşlı ve gizemli bi şeyle yüz yüze gelmek yalnız huşu verici değil, tiksindirici de. En azından benim için öyleydi, hâlâ da öyle."
"Neden bunu sürdürmek zorunda olayım, don Juan?"
"Çünkü bilmeden, ölüme meydan okuyanın mücadele davetini kabul ettin. Öğrenim sürecin içinde, zamanı geldiğinde senden bi onay aldım, aynı benim öğretmenimin benden almış olduğu yöntemle, gizlice.
"Ben de aynı dehşetten geçtim, yalnız benimki biraz daha zalimce olmuştu." Kıkırdamaya başladı. "Nagual Julian tüyler ürpertici şakalar yapmaya meraklıydı. Bana çılgınca aşık olduğunu söylediği güzel ve ihtiraslı bi duldan bahsetmişti. Nagual beni sık sık kiliseye götürürdü, ve kadını bana bakarken görürdüm. Güzel bi kadın olduğunu düşünüyordum. Ben de abazan bi genç adamdım. Nagual kadının benden hoşlandığını söylediğinde, kendimi kaptırdım. Uyanışım çok epey tatsız oldu."
Don Juan'ın yitirilmiş masumiyeti anlatan hareketine gülmemek için kendimi zor tuttum. Sonra içine düştüğü durum komik değil, dehşet verici görünmeye başladı bana.
"Emin misin don Juan, o kadının kiracı olduğuna?" diye sordum; belki bunun bir yanlışlık, ya da kötü bir şaka olduğunu umut ederek.
"Çok, çok eminim," dedi. "Üstelik, kiracıyı unutacak kadar budala olsam bile, gördüğüm beni yanıltmaz."
"Şunu mu demek istiyorsun, don Juan; kiracı farklı bir tür erkeye mi sahip?"
"Hayır, farklı bi tür erke değil; ama normal bi insandan kesinlikle farklı erke nitelikleri var."
"Tamamıyla emin misin, don Juan, o kadının kiracı olduğuna?" diye üsteledim, garip bir nefret ve korkuya kapılarak.
Don Juan, "Kiracı, o kadın!" diye bağırdı, hiçbir kuşkuyu kabul etmeyen bir sesle.
Sessiz kaldık. Sözcüklerin ötesinde bir panik içinde, bir sonraki adımı bekledim.
Don Juan, "Sana doğal bi adam ya da doğal bi kadın olmanın, birleşim noktasının yerleştirilmesi meselesi olduğunu daha önce söylemiştim," dedi. Doğal sözcüğüyle, bi erkek ya da bi dişi olarak doğmuş birini kastediyorum. Bi görücüye, birleşim noktasının en parlak kısmı dişilerde dışarı doğru görünür, erkeklerde ise içeri doğru. Kiracının birleşim noktası aslında içeri bakıyordu, fakat onu kendi çevresinde döndürerek değiştirdi ve yumurta şeklindeki erke biçimini kendi etrafında kıvrılmış bi kabuk görünümüne soktu."