1

Konu: 5 - Organik Olmayan Varlıkların Dünyası

Rüya görme konusunda herhangi bir yorumda bulunması için don Juan'ı bekleyeceğime ilişkin anlaşmama sadık kalarak, sadece gerekli durumlarda ondan öğüt istiyordum. Ama genellikle buna değinmekte isteksiz görünmekle kalmıyor, ayrıca bu konuda nedense bana kırgın duruyordu. Benim fikrime göre, ne zaman rüya görme uygulamalarımla ilgili konuşsak, başarmış olduğum şeyleri önemsememesi hoşnutsuzluğunun kanıtıydı.
O zamanlar benim için rüya görme uygulamalarımın can alıcı yönü, organik olmayan varlıkların devinimli canlılıklarıydı. Onlarla rüyalarımda karşılaştıktan ve özellikle çölde, don Juan'ın evinin çevresinde mücadele ettikten sonra, varlıklarını ciddi bir mesele olarak almaya daha hazır olmam gerekiyordu. Ama bütün bu olayların üzerimde bıraktığı etki, tam tersiydi. Boyun eğmez olmuş ve onların var olma olasılıklarını inatla yadsır hale gelmiştim.
Derken duygularım değişti ve onlar hakkında nesnel bir araştırma yapmaya karar verdim. Bu soruşturmanın yöntemi, önce rüyalarımda meydana çıkan her şeyin kaydını tutmak ve sonra bu kaydı bir kalıp olarak kullanarak rüyalarımın bu varlıkları kanıtlayıp kanıtlamadığını ayırt etmekti. Yüzlerce sayfa dolusu titizlikle yapılmış ama anlamsız ayrıntı listeleri çıkardım, oysa daha araştırmaya başlar başlamaz kanıtların yığıldığını açıkça görmem gerekirdi.
Don Juan'ın rasgele bir önerisi sandığım şeyin—fikir yürütmeyi bırakıp organik varlıkların bana gelmesine izin vermenin— aslında eski çağ büyücüleri tarafından onları cezbetmek için kullanılan bir yöntem olduğunu keşfetmem sadece birkaç seans aldı. Beni kendi kendime anlamam için bırakırken, don Juan sadece kendi büyücülük eğitiminin kurallarını uyguluyordu. Uygulamalar bizzat yapılmadan, benliğin kalelerinden vazgeçmesinin çok zor olduğunu defalarca belirtmişti. Aslında benliğin en güçlü savunma hatlarından biri ussallığımızdır, ve iş büyücülük eylemlerine ve açıklamalarına geldiğinde, o yalnız en dayanıklı savunma hattımız olmakla kalmaz, en fazla tehdide uğrayan da odur, diyordu. Don Juan, organik olmayan varlıkların mevcudiyetinin ussallığımıza yapılan saldırıların en başta gelenlerinden biri olduğuna inanıyordu.
Rüya görme uygulamalarımda her gün hiç sapma olmadan izlediğim bir sıra kurmuştum. Önce rüyalarımdaki düşünülebilecek her nesneyi dikkatle incelemeyi, sonra da rüyalarımı değiştirmeyi hedefliyordum. İçtenlikle söyleyebilirim ki, sayısız rüyalar boyunca dünyalar kadar ayrıntıyı inceledim. Haliyle rüya görme dikkatim bir noktada zayıflamaya başlıyor, ve rüya görme seansım ya içinde bunun hiç bulunmadığı normal rüyalar gördüğüm bir uykuyla sona eriyor, ya da bir daha uyuyamamak üzere uyanmamla sonuçlanıyordu.
Yalnız zaman zaman, don Juan'ın tanımıyla bir yabancı erke akımı, onun verdiği isimle bir öncü, rüyalarıma sokuluyordu. Haberli olmak, rüya görme dikkatimi ayarlamama ve tetikte durmama yardımcı olmuştu. Yabancı erkeyi ilk fark ettiğim sefer, rüyamda bir büyük mağazada alışveriş yapmaktaydım. Bir tezgâhtan öbürüne dolaşarak antika parçalar arıyordum. En sonunda bir tane buldum. Bir alışveriş merkezinde antika aramanın yersizliğine kendi kendime gülmüştüm, ama bir tane bulduğum için bu anlamsızlığa boş verdim. Antika parça, bir baston sapıydı. Tezgâhtar parçanın iridyumdan yapıldığını söyledi, dediğine göre bu dünyadaki en sert maddelerden biriydi. Oyma bir parçaydı bu: bir maymun başı ve omuzları. Ben yeşim taşına benzetmiştim. Yeşim olabileceğini ima ettiğimde tezgâhtar bozuldu ve söylediğini kanıtlamak için parçayı bütün gücüyle beton zemine çarptı. Kırılmamıştı, ama bir top gibi zıplayarak uzağa uçtu; bir Frizbi gibi dönüyordu. Onu izledim. Birtakım ağaçların arkasında gözden yitti. Aramak için koştum, ve buldum onu, toprağa saplanmış olarak. Olağanüstü güzel, koyu yeşil ve siyah renkli, tam boy bir bastona dönüşmüştü.
Ona göz dikmiştim. Elimi attım ve kimse gelmeden onu topraktan çıkarmak için çabalamaya başladım. Ama çok uğraştıysam da kımıldatamadım. Öne arkaya sallayarak yerinden oynatmaya kalkışırsam onu kıracağımdan korkuyordum. Bu yüzden ellerimle çevresini kazmaya başladım. Ben kazdıkça o da erimeye başlamıştı; sonunda yerinde yeşil bir su birikintisi kaldı. Gözümü suya diktim, ansızın su sanki patladı. Beyaz bir kabarcığa dönüştü, sonra yitip gitti. Rüyam başka imgeler ve ayrıntılarla sürdü, ama kristal berraklığında olmalarına karşın çarpıcı değildi bu imgeler.

Cvp: 5 - Organik Olmayan Varlıkların Dünyası

Don Juan'a rüyamı anlattığımda, "Bi öncü ayrıklamışsın," dedi. "Sıradan, normal rüyalarımızda öncüler sayıca daha çoktur. Rüya görücülerin rüyaları garip biçimde öncülerden yoksundur. Ortaya çıktıklarında, onları çevreleyen gariplik ve uygunsuzluktan tanınabilirler."
"Ne anlamda uygunsuzluk, don Juan?"
"Varlıkları anlam ifade etmez."
"Bir rüyada çok az şey anlam ifade eder, zaten."
"Sadece sıradan rüyalarda anlamsız şeyler bulunur. Bunun nedeni onlara daha çok öncünün sokulmasıdır, diyebilirim; çünkü sıradan insanlar bilinmeyenden daha büyük bi set ile ayrılmışlardır."
"Bunun neden olduğunu biliyor musun, don Juan?"
"Benim fikrime göre, burada bi güçler dengesi söz konusu. Sıradan insanlar, kendilerini o hamlelerden korumak için şaşılacak güçte engeller oluştururlar. Kendileri için kaygılanma türünden engeller. Engel ne denli sağlamsa, saldırı da o denli büyük olur.
"Buna karşılık rüya görücülerin daha az engeli, ve rüyalarında daha az öncüsü vardır. Görünürde rüya görücülerin rüyalarından anlamsız şeyler kaybolmuştur, belki de öncülerin varlığını yakalamalarını sağlamak için."
Don Juan çok dikkatli olmamı, ve rüyalarımdaki her bir ayrıntıyı aklımda tutmamı öğütledi. Ona anlattıklarımı bile tekrar ettirdi.
"Beni şaşırtıyorsun," dedim. Rüya görmem hakkında hiçbir şey duymak istemiyordun, oysa şimdi de tersini yapıyorsun. Ret ve kabullerinin belli bir düzeni var mı?"
"Bütün bunların ardında düzen olduğuna bahse girebilirsin," dedi. "Olasılıkla, bi gün sen de aynısını başka bi rüya görücüye yapacaksın. Bazı öğeler anahtar önemi taşır, çünkü tinle bağlantılıdırlar. Öbürleri tamamıyla önemsizdir; çünkü kişiliğimizdeki düşkünlüklerle bağlantılıdır.
"Ayrıkladığın ilk gözcü her zaman varolacak; herhangi bi yapıda olabilir; iridyum bile. Bu arada, iridyum nedir?"
"Gerçekten bilmiyorum," dedim, bütün içtenliğimle.
"İşte gördün mü! Dünyadaki en sert maddelerden biri olduğu ortaya çıkarsa ne diyeceksin bakalım?"
Don Juan'ın gözleri keyifle parladı, bense sonradan gerçek olduğunu öğrendiğim bu saçma olasılığa sinirli sinirli gülmekle yetindim.
O günden sonra rüyalarımdaki uygunsuz öğeleri fark etmeye başladım. Don Juan’ın rüyalardaki yabancı erke sınıflandırmasını bir kez kabul edince, uygunsuz öğelerin rüyalarımdaki yabancı istilacılar olduğu fikrine de tümüyle hak vermiştim. Onları ayakladığımda, rüya görme dikkatim başka hiçbir koşulda oluşmayan bir yoğunlukla daima üzerlerinde odaklanıyordu.
Fark ettiğim başka bir şey de, yabancı erke rüyama her girdiğinde, rüya görme dikkatimin onu bilinen bir nesneye dönüştürmek için çok fazla uğraşması gerektiğiydi. Böyle bir dönüşümü tam başaramaması rüya görme dikkatimin yetersizliğindendi, sonuç tam tanıyamadığım, alışılmışın dışında bir nesne oluyordu. Yabancı erke bundan sonra kolayca dağılıyor, bu alışılmadık nesne bir ışık damlacığına dönüşüp rüyalarımın daha baskın ayrıntıları tarafından çabucak emilerek yok oluyordu.
Neler olduğu hakkında yorumunu istediğimde, don Juan şöyle dedi, "Rüya görmende geldiğin bu noktada, öncüler, organik olmayan âlem tarafından gönderilen kâşiflerdir. Çok hızlıdırlar, bunu çok fazla kalmazlar, anlamında söylüyorum."
"Onlara neden kâşifler diyorsun, don Juan?"
"Potansiyel bilinçlilik aramaya geliyorlar. Bilinçlilikleri ve amaçları var, belki ağaçların bilinçlilik ve amaçları ile kıyaslanabilir düzeyde, bu zihnimize anlaşılabilir gelmesede. Ağaçların ve organik olmayan varlıkların iç hızları bizim için idrak dışıdır; çünkü bizimkinden sonsuz derecede daha yavaştır."
"Yani nasıl, don Juan?"
"Ağaçlar da, organik olmayan varlıklar da bizden daha uzun yaşar. Devinimsiz yaratılmışlardır. Kımıldamazlar; ama çevrelerindeki her şeyi devindirirler."
"Söylemek istediğin, don Juan, organik olmayan varlıkların ağaçlar gibi durağan oldukları mı?"
"Kesinlikle. Rüyanda parlak ya da karanlık değnekler olarak gördüğün şeyler, onların yansımalarıdır. Rüya elçisinin sesi olarak duyduğun şey de aynı şekilde onların yansımasıdır. Öncüleri de. "
Anlaşılmaz bir nedenden ötürü, bütün bu açıklamalar beni bunaltmıştı. Birdenbire kaygıyla dolmuştum. Don Juan'a ağaçların da böyle yansımaları olup olmadığını sordum.
"Vardır," dedi. "Yalnız onların yansımaları, bize karşı, organik olmayan varlıkların yansımalarından bile daha az dostanedir. Rüya görücüler onları hiç aramazlar, ağaçlarla derin bi uyum içinde değillerse eğer, ki bu da ulaşılması çok zor bi durum. Bu yeryüzünde hiç dostumuz yok, biliyor musun?" Kıkırdadı ve ekledi, "Nedeni çok açık."
"Senin için çok açık olabilir, don Juan, ama benim için kesinlikle öyle değil."
"Yıkıcıyız. Bu yeryüzündeki her şeyi aleyhimize çevirdik.
Onun için hiç dostumuz yok."

Cvp: 5 - Organik Olmayan Varlıkların Dünyası

Kendimi öyle huzursuz hissettim ki konuşmayı tümüyle kesmek istedim. Fakat içimden gelen bir dürtü beni organik olmayan varlıklar konusuna döndürdü. "Öncüleri izlemek için ne yapmam gerekir, dersin?" diye sordum.
"Ne demeye onları izlemek isteyesin ki?"
"Organik olmayan varlıklar hakkında nesnel bir araştırma yürütüyorum."
"Benimle dalga geçiyorsun, değil mi? Onların var olmadığı konusundaki inadından vazgeçmediğini sanıyordum."
Alaycı ses tonu ve kih kih gülmesi bana nesnel araştırmam hakkındaki düşünce ve duygularının neler olduğunu anlatıyordu.
"Fikrimi değiştirdim, don Juan. Artık bütün o olasılıkları araştırmak istiyorum."
"Organik olmayan varlıklar âleminin eski büyücülerin alanı olduğunu hatırından çıkarma. Oraya varmak için, rüya görme dikkatlerini rüyalarındaki nesneler üzerinde titizlikle odaklarlardı. Bu yolla öncüleri ayrıklamayı başardılar. Ve öncüleri odakladıklarında, onları izleme niyetlerini bağırarak dile getirdiler. Bu niyeti seslendirdikleri anda, yabancı erke tarafından çekilerek uçup gittiler."
"Bu denli kolay mı, don Juan?"
Yanıtlamadı. Sadece güldü, yap da gör, der gibi.
Eve dönüşte, don Juan'ın sözlerinin gerçek anlamlarını
bulmaya çalışmaktan yorgun düştüm. Onun gerçek bir yöntemi tanımladığını hesaba katmayı kesinlikle istemiyordum. Fikirlerim de, sabrım da tükendiğinde, kalkanımı indiriverdim bir gün. Görmekte olduğum rüyada, yanında yürüdüğüm bir gölcükten ansızın dışarı fırlayan bir balık, beni şaşırttı. Balık ayaklarımın dibinde biraz çırpındıktan sonra, renkli bir kuş gibi havalanıp bir dala kondu, ama hâlâ bir balıktı. Görüntü öyle olağanüstüydü ki ikinci dikkatim harekete geçti. O anda onun bir öncü olduğunu anladım. Bir saniye sonra, balık-kuş bir ışık noktacığına dönüştüğünde, onu izleme niyetimi bağırdım, ve aynen don Juan'ın söylemiş olduğu gibi, bir başka dünyaya geçiverdim.
Ağırlığı olmayan bir uçan böcek gibi, karanlık görünen bir tünelin içinde uçuyordum. Sonra tünel duyumu bir anda kesiliverdi. Aynen bir tüpten dışarı fışkırtılmış, ve itme gücü tarafından kocaman bir maddesel kütleye şaplatılmış gibiydim; adeta dokunabiliyordum ona. Baktığım hiçbir yönde bitimini seçemiyordum. Her şey bana öylesine bilimkurgu filmlerini anım satıyordu ki, aynı rüya kurar gibi, bu kütlenin görüntüsünü kendim kurduğuma tümüyle inanmıştım. Niye olmasındı ki? Bildiğim, zaten uykuda ve rüyada olduğumdu.
Rüyamdaki ayrıntıları incelemeye giriştim. Gördüğüm şey dev boyutlarda bir süngere benziyordu. Gözenekliydi ve sanki mağaralarla dolu gibiydi. Dokusunu hissedemiyordum; ama pürüzlü ve lifli görünüyordu. Rengi koyu kahverengimsiydi. Sonra bir anlık bir kuşku sarsıntısı geçirdim; o kütlenin sadece bir rüya olmayabileceğine ilişkin. Karşımdaki şey şekil değiştirmiyordu. Devinmiyordu da. Ona bakışımı sabitlediğimde, tüm izlenimim gerçek fakat durağan bir şeye aitti; sanki bir yere yerleştirilmiş gibiydi ve öyle güçlü bir çekimi vardı ki, rüya görme dikkatimi kendim dahil başka hiçbir şeyin üzerine çeviremiyordum. Daha önceki rüyalarımda hiç karşılaşmadığım bir garip güç beni kendine perçinlemişti.
Daha sonra kütlenin rüya görme dikkatimi salıverdiğini açıkça duyumsadım; bütün bilinçliliğim beni oraya götürmüş olan öncü üzerinde odaklanmıştı. Karanlığın içinde yanı başımdaydı, bir ateşböceği gibi tepemde, havada asılı duruyordu. Kendi âleminde, bir saf erke damlacığıydı. Erkesel cızırdamasını görebiliyordum. Benim varlığımın bilincindeymiş gibi görünüyordu. Ansızın üzerime doğru silkindi ve beni çekeledi, ya da dürttü. Dokunuşunu hissetmiyordum, ama yine de bana dokunduğunu biliyordum. Bu duyum korkutucu ve yeniydi; orada bulunmayan bir parçam o dokunuşla elektriklenmiş gibiydi sanki; içinden birbiri ardına erke dalgacıkları geçiyordu.
O andan sonra, rüyamdaki her şey çok daha sahici oldu. Bir rüyada olduğum fikrini koruyabilmekte büyük zorluk çekiyordum. Bu zorluğa ek olarak, bir de öncünün dokunuşları yoluyla benimle erkesel bağlantı kurduğu kanısı vardı. Beni çekelediği ya da itelediği anda, ne yapmamı istediğini anlıyordum.
İlk yaptığı şey, beni karşımdaki maddesel kütlenin içine
uzanan bir büyük mağara ya da açıklığa doğru itmek oldu. Kütlenin içine girdiğimde, içerisinin de dışı gibi bütünüyle gözenekli olduğunu fark ettim; ama sanki pürüzleri zımparalanmış gibi, daha düzgün görünümlüydü. Karşımdaki şey, bir arı kovanının büyütülmüş resmine benzeyen bir yapıydı. Sayısız geometrik biçimli tüneller her yöne doğru uzanıyordu. Bazıları yukarıya ya da aşağıya, bazıları sağıma ya da soluma doğru gidiyorlardı; birbirleriyle açılar oluşturuyor, dik ya da hafif eğimli inişler, çıkışlar yapıyorlardı.
Işık çok loştu, ama yine de her şey mükemmel bir şekilde görülebiliyordu. Tüneller canlı ve bilinçli gibiydiler, cızırdıyorlardı. Onlara bakakaldım, ve görmekte olduğumu fark ederek sarsıldım. Bunlar erke tünelleriydi. Bunu kavradığım anda, rüya elçisinin sesi kulaklarımın içinde kükredi; ses öyle yüksekti ki ne söylediğini anlayamadım.
"Sesini alçalt," diye olağandışı bir sabırsızlıkla bağırdım, ve konuştuğum anda tünellerin görüntüsünü bloke ettiğimi ve sadece duyabildiğim bir hava boşluğuna girdiğimi fark ettim.
Elçi sesini ayarladı ve şöyle dedi, "Organik olmayan bir varlığın içindesin. Bir tünel seçersin ve onun içinde yaşayabilirsin bile." Ses bir an sustu, sonra ekledi, "Tabii bunu yapmak istiyorsan."
Hiçbir şey söylemeye kalkışamıyordum. Söylediğim herhangi bir şey tersine yorumlanabilir diye korku içindeydim.
"Senin için sayısız avantajlar var," diye elçinin sesi devam etti. "Dilediğin kadar çok tünelde yaşayabilirsin. Ve her biri sana farklı bir şey öğretir. Eski çağ büyücüleri böyle yaşadılar ve harika şeyler öğrendiler."
Bir şey hissetmeksizin, öncünün beni arkadan ittiğini duyumsadım. İleriye doğru ilerlememi ister gibi görünüyordu. Tam sağımdaki tünele yöneldim. İçine girdiğim anda, bir şey bana tünelin içinde yürümediğimi fark ettirdi; havada süzülüyordum, uçuyordum. Öncüden hiç farklı olmayan bir erke damlacığıydım.
Elçinin sesi yine kulaklarımın içinde yankılandı. "Evet, sadece bir erke damlacığısın," dedi. Bu gereksiz sözleri bana büyük bir rahatlık vermişti. "Ve organik olmayan bir varlığın içinde uçuyorsun," diye devam etti. "Öncü, bu dünyada senin bu şekilde devinmeni istiyor. Sana dokunduğu zaman, seni sonsuza dek değiştirdi. Artık nerdeyse bizden birisin. Burada kalmak istersen, sadece niyetini seslendir." Elçi konuşmasını kesti, ve tünelin görüntüsü geri geldi. Fakat yeniden konuştuğunda, bir şey ayar edilmişti sanki; o dünyanın görüntüsünü yitirmemiştim, ve hâlâ elçinin sesini duyabiliyordum. "Eski çağ büyücüleri bildikleri her şeyi burada bizim aramızda kalarak öğrendiler," dedi.
Bütün bildiklerini sadece o tünellerde yaşayarak mı öğrendiklerini sormaya hazırlanıyordum ki, sorumu seslendiremeden elçi onu yanıtladı.
"Evet, her şeyi sadece organik olmayan varlıkların içinde yaşayarak öğrendiler," dedi.
"Onların içinde yaşamak için eski büyücülerin bütün yapması gereken, bunu istediklerini söylemekti, aynen senin buraya gelmen için tek yaptığının yüksek sesle ve açık biçimde niyetini seslendirmek olduğu gibi."
Öncü ilerlememi işaret etmek için beni karşıya doğru iteledi. Durakladım, o zaman öyle bir güçle beni itti ki, sayısız tünellerin içinden bir kurşun hızıyla geçmeye başladım. En sonunda durdum, çünkü öncü durmuştu. Bir an havada süzülerek duraladık, sonra dikey bir tünelin içine düştük. Bu etkin yön değişikliğini hissetmemiştim. Algılamam açısından, ben hâlâ yere paralel devinir gibiydim.

Cvp: 5 - Organik Olmayan Varlıkların Dünyası

Bir çok kez yön değiştirdik ve üzerimdeki algısal etkisi hep aynı oldu. Yukarı ya da aşağı doğru devindiğimi hissetme yetimin olmadığı yolunda bir düşünce geliştirmeye başlamıştım ki, elçinin sesini duydum. "Sanırım uçmak yerine emeklersen daha rahat olacaksın," diyordu. "Bir örümcek ya da bir sinek gibi de devinebilirsin, doğru yukarıya, aşağıya, ya da baş aşağı."
Anında, aşağı indim. Sanki tüy gibiyken birden beni aşağı çeken bir ağırlık kazanmıştım. Tünelin duvarlarını hissedemiyordum ama elçi benim emekleyince daha rahat edeceğimi söylemekte haklıydı.
"Bu dünyada yerçekimi yüzünden yere bağlı olmak zorunda değilsin," dedi. Elbette, bunu kendim de anlayabiliyordum, zaten. "Soluk almak zorunda da değilsin," diye ses devam etti. "Ve, sadece kendi rahatlığın için görme duyunu koruyabilir ve kendi dünyandaki gibi görebilirsin." Elçi başka bir şey ekleyip eklememe konusunda karar verir gibiydi. Tıpkı, boğazını temizleyen bir adam gibi öksürdü, ve şöyle dedi, "Görme duyusu hiçbir zaman bozulmaz; bu yüzden, bir rüya görücü daima rüyaları hakkında gördüklerine dayanarak konuşur."
Öncü beni sağımdaki bir tünelin içine itti. Bu tünel her nasılsa öbürlerinden biraz daha karanlıktı. Akıl almaz bir biçimde öbürlerinden daha rahat ve sıcak göründü bana, daha dostane ve hatta tanıdık geliyordu. Aklımdan, benim o tünel gibi olduğum, ya da o tünelin benim gibi olduğuna ilişkin bir düşünce geçti.
"ikiniz daha önce karşılaşmıştınız," dedi, elçinin sesi.
"Özür dilerim, anlayamadım," dedim. Dediğini anlamıştım aslında, ama bu akıl almaz bir şeydi.
"İkiniz güreştiniz, ve bundan dolayı şimdi ikiniz de birbirinizin erkesini taşıyorsunuz." Elçinin sesinin bir muziplik, hatta alaycılık tonu taşıdığını düşündüm.
"Hayır, alaycılık değil," dedi, elçi, "Burada bizim aramızda hısımların olduğuna memnunuz."
"Hısımlar derken ne demek istiyorsun?" diye sordum.
"Paylaşılmış erke hısımlık doğurur," diye yanıtladı. "Erke, kan gibidir."
Başka bir şey söyleyebilmekten âcizdim. Açıkça korku spazmları geçiriyordum.
"Korku, bu dünyada olmayan bir şeydir," dedi elçi. Ve doğru olmayan tek sözü de buydu.
Rüyam orada sona erdi. Her şeyin canlılığından, elçinin sözlerinin etkileyici açıklığından ve sürekliliğinden öyle şoka uğramıştım ki, don Juan'a anlatmak için sabredemedim. Öykümü duymak istememesi beni şaşırttı ve rahatsız etti. Bunu söylememişti; ama hepsinin zayıf kişiliğimin ürünü olduğuna inandığı izlenimine kapılmıştım.
"Bana neden böyle davranıyorsun?" diye sordum. "Canını mı sıkıyorum?"
"Hayır, canımı sıkmıyorsun," dedi. "Sorun şu ki, rüya görmenin bu yanı hakkında konuşamazsın. Bu olayda tamamıyla kendi başınasın. Sana organik olmayan varlıkların gerçek olduğunu söylemiştim. Nasıl olduklarını keşfediyorsun. Fakat bu keşifle ne yapacağın sana kalmış, sadece sana. Bi gün uzak durmamın nedenini anlayacaksın."
"Ama o rüya hakkında bana anlatabileceğin hiçbir şey yok mu?" diye ısrar ettim.
"Söyleyebileceğim, bi rüya olmadığı. Bilinmeyen bi yolculuktur o. Gerekli bi yolculuk, diye ekleyebilirim, ve son derece de kişisel."
Sonra konuyu değiştirdi ve eğitiminin öbür cephelerinden söz etmeye başladı.
O günden sonra, korkuma ve don Juan'ın bana akıl verme konusundaki gönülsüzlüğüne karşın, o süngersi dünyaya düzenli bir rüya gezgini oldum. Hemen keşfettiğim bir şey vardı; rüyalarımdaki ayrıntıları inceleme yeteneğim arttıkça, öncüleri ayrıklama becerim de gelişiyordu. Öncüleri yabancı erke olarak kabullenmeyi seçersem, benim algı alanımda bir süre kalıyorlardı. Yarı bilinen nesneler olarak almayı seçersem daha da uzun kalıyorlar, ve düzensiz biçimde şekil değiştiriyorlardı. Ama onlarla gitme niyetimi yüksek sesle açıklayarak onları izlersem, rüya görme dikkatimi gerçekten normalde hayal edebileceğimin ötesinde bir dünyaya taşıyorlardı.
Don Juan, organik olmayan varlıkların her zaman öğretmeye hazır olduklarını söylemişti. Ama öğretmeye hazır oldukları şeyin rüya görme olduğunu söylememişti. Rüya elçisinin, bir ses olmasından ötürü, o dünya ile bizimki arasında mükemmel bir köprü olduğunu belirtmişti. Elçinin bir öğretmenin sesi olmakla kalmayıp, en kurnazından bir tezgâhtar olduğunu da keşfettim. Her uygun zamanda ve fırsatta, dünyasının avantajlarını hiç durmadan sayıp döküyordu. Ancak bana rüya görme hakkında değersiz şeyler de öğretiyordu. Söylediklerini dinlerken, eski büyücülerin somut uygulamaları yeğleme nedenlerini daha iyi anlıyordum.
"Mükemmel rüya görme için yapman gereken ilk şey içsel söyleşini kesmektir," dedi bana bir keresinde. "Onu kesme konusunda en iyi sonuç şöyle alınır; parmaklarının arasına beş altı santim uzunluğunda kuartz kristalleri, ya da birkaç tane düzgün, ince ırmak çakıl taşı koy. Parmaklarını hafifçe kapatarak kristalleri ya da çakıl taşlarını sık."
Elçiye göre metal iğneler de, enleri ve boyları kişinin parmakları ile aynı olmak kaydıyla, aynı derecede etkiliydi. Yöntem, her iki elin parmakları arasında en az üç tane ince nesneyi sıkarak nerdeyse acı veren bir basınç yaratmaktan oluşuyordu. Bu basınç içsel söyleşiyi kesmek gibi garip bir özelliğe sahipti. Elçinin tercihi kuartz kristallerinden yanaydı; onların en iyi sonuçları verdiğini söylüyordu, ama başka herhangi bir şeyle çalışma yapmak da uygundu.
"Tam bir sessizlik anında uykuya dalmak, rüya görmeye mükemmel bir girişi garantiler," dedi elçinin sesi, "aynı zamanda kişinin rüya görme dikkatinin değerinin artmasını da garantiler."
"Rüya görücüler bir altın yüzük takmalı," dedi bir başka sefer de, "tercihen biraz sıkı olanından."
Elçinin açıklamasına göre böyle bir yüzük, rüya görmeyi bırakıp gündelik dünyamızda yüzeye çıkmak için, ya da gündelik bilincimizden çıkıp organik olmayan varlıkların âlemine gömülmek için bir köprü görevini yapıyordu.
"Bu köprü nasıl çalışıyor?" diye sordum. Ne olduğunu tam anlamamıştım.
"Parmakların yüzüğe teması bir köprü oluşturur," dedi, elçi." Bir rüya görücü benim dünyama yüzük takmış olarak girerse, yüzük dünyamın erkesini çeker ve onu tutar; ve gereksinim olduğu zaman, yüzük o erkeyi rüya görücünün parmaklarına bırakır ve erke onu bu dünyaya geri getirir.
"Yüzüğün parmağı sıkması, rüya görücünün kendi dünyasına dönmesini sağlamada da aynı derecede etkindir. Ona parmağı üzerinde sürekli ve bildik bir duyum verir."
Başka bir rüya görme seansında, elçi, gündelik dünyamızın konumundan organik olmayan varlıkların konumuna erke dalgaları aktarmak ya da bunu ters yönde yapmak için derimizin mükemmel bir organ olduğunu söyledi. Derimi serin, ve boya ya da yağlardan uzak tutmamı önerdi. Ayrıca bir basınç noktası oluşturup, erke alışverişinde bir deri merkezi işlevi görmesi amacıyla, rüya görücülerin dar bir kemer ya da saç bandı ya da bilezik takmalarını salık verdi. Elçi derinin kendiliğinden erkeyi üzerinde yansıttığını açıkladı, ve onu sadece yansıtmakla bırakmayıp, erkeyi bir konumdan öbürüne değiştirebilmesini sağlamak için bize gereken şeyin, rüyamızda bu niyetimizi yüksek sesle belirtmek olduğunu söyledi.
Bir gün, elçinin sesi bana harika bir sürpriz armağan sundu. Söylediğine göre, rüya görme dikkatimizin keskinliğini ve doğruluğunu garanti etmek için, onu her insanda çok büyük bir dikkat haznesinin bulunduğu yerden, damaktan çıkartmalıydık. Elçinin kendine özgü yönergeleri, dilin ucunu damağa bastırmak için gerekli disiplin ve denetimi rüya görürken uygulama ve öğrenme yönündeydi. Bu zor ve tüketici bir iştir, dedi, elçi; tıpkı rüyada insanın ellerini bulması gibi. Fakat, bir kez başarıldı mı, bu iş rüya görme dikkatini denetleme konusunda en şaşırtıcı sonuçları verir.
Akla gelebilecek her konuda bir yönerge bolluğuna uğramıştım, sayısız kereler tekrar edilmezlerse hemen unuttuğum yönergelerdi bunlar. Bu unutma sorununu nasıl halledeceğim konusunda don Juan'dan öğüt istedim.
Yanıtı beklediğim kadar kısaydı. "Elçinin sadece rüya görme hakkında anlattıklarına odaklan," dedi.
Elçinin yeterince tekrarladığı ne varsa, çok büyük bir ilgi ve hararetle kapıyordum. Don Juan'ın önerisine sadık kalarak, elçinin kılavuzluğunu sadece rüya görme hakkında olduğu zaman izledim ve yönergelerinin değerini kişisel olarak doğruladım. Benim için en yaşamsal parça, rüya görme dikkatinin damağın arkasından gelmesi idi. Rüya görürken, dilimin ucunu damağıma bastırdığımı hissetmek, kendi adıma çok büyük çaba gerektirdi. Bunu bir kez başardığımda, rüya görme dikkatim kendine ait bir yaşam edindi, ve diyebilirim ki, gündelik dünyadaki normal dikkatimden daha keskin hale geldi.

Cvp: 5 - Organik Olmayan Varlıkların Dünyası

Büyücülerin organik olmayan varlıklarla ilişkilerinin ne denli derin olduğunu kavramam fazla sürmedi. Böyle bir ilişkinin tehlikesi hakkında don Juan'ın yorumları ve uyarıları her zamankinden önemli hale geldi. Hiç düşkünlüğe kapılmadan, onun öz-sorgulama konusundaki standartlarına ulaşmak için elimden geleni yaptım. Böylece, elçinin sesi ve söyledikleri benim için büyük bir meydan okumaya dönüştü. Ne pahasına olursa olsun, elçinin bilgi vaatlerinin baştan çıkarıcılığına yenilmekten sakınmam gerekiyordu; ve don Juan açıklamalarımı dinlemeyi reddettiğine göre, bunu kendi başıma yapmak zorundaydım.
"Ne yapmam gerektiğini hiç değilse azıcık çıtlatmalısın," diye ısrar ettim bir keresinde, ona soracak cesareti bulduğumda.
"Yapamam," dedi, kesinlikle, "ve bi daha da sorma. Sana söylemiştim; rüya görücüler bu olayda yalnız bırakılmalıdır."
"Ama sana ne soracağımı bile bilmiyorsun, daha."
"Ah evet biliyorum. Senin o tünellerden birinin içinde yaşamanı onaylamamı istiyorsun, başka hiçbi nedenle olmasa bile, salt elçinin sesinin neden bahsettiğini öğrenmek için."
Benim açmazımın tam da bu olduğunu itiraf ettim. Başka hiçbir şey olmasa bile, insanın o tünellerin içinde yaşayabileceği söylendiğinde ne kastedildiğini bilmek istiyordum.
"O keşmekeşten kendim de geçtim," diye, don Juan devam etti, "ve bana hiç kimse yardım edemedi, çünkü bu son derece kişisel ve nihai bi karar; o dünyada yaşama arzunu dile getirdiğin anda verilen bi nihai karar. Bu arzuyu dile getirmeni sağlamak için, organik olmayan varlıklar en gizli dileklerini bile yerine getirecekler."
"Bu gerçekten şeytanca, don Juan."
"Ha şunu hileydin. Ama sadece senin düşündüğün nedenden ötürü değil. Senin için şeytanca yanı, teslim olmak için ayartılmak; özellikle de bu denli büyük ödüllerle. Benim için ise, organik olmayan varlıklar âleminin şeytansı doğası, rüya görücülerin düşman bi evrende bulabileceği belki de tek sığınak olmasından geliyor."
"Orası rüya görücüler için gerçekten bir sığınak mı, don Juan?"
"Bazı rüya görücüler için kesinlikle öyle. Benim için değil. Benim payandalara ve parmaklıklara gereksinmem yok. Ben ne olduğumu biliyorum. Ben düşman bi evrende tek başınayım ve, Ne olursa olsun! demesini öğrendim."
Konuşmamız burada son buldu. Duymak istediklerimi söylememişti, ancak biliyordum ki, bir tünelde yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek, nerdeyse, o yaşam biçimini seçmiş olmak anlamına geliyordu. Böyle bir şeye meraklı değildim. Hemen oracıkta, başka şeyler karıştırmadan rüya görme uygulamalarıma devam kararı aldım. Bunu da hemen don Juan'a söyledim.
"Hiçbi şey söyleme," diye öğütledi. "Ama anla ki, eğer kalmayı seçersen, kararın kesindir. Orada sonsuza dek kalırsın."
O dünyayı rüyamda gördüğüm sayısız kereler neler olduğu hakkında nesnel bir yargıya varmak benim için olanaksız. Söyleyebileceğim, o dünyanın bir rüya ne denli gerçek olabilirse o denli gerçek olduğudur. Ya da gündelik dünyamız kadar gerçek görünüyordu, diyebilirim. O dünya hakkında rüya görürken, don Juan'ın bana birçok kez söylediği şeyin farkına vardım: rüya görmenin etkisi altında, gerçek acılı bir başkalaşım geçiriyordu. Don Juan'ın bütün rüya görücülerin karşı karşıya kaldığını söylediği iki seçenekle yüz yüze bulmuştum kendimi; bize yüklenmiş olan duyusal yorum sistemini ya dikkatlice yenileyecek, ya da tümüyle kaldırıp atacaktık.
Don Juan için, yorumlama sistemimizi yenilemek onu onarmaya niyetlenmek anlamına geliyordu. Kişinin telaşsız ve dikkatle yetilerini geliştirmeye girişmesi demekti. Rüya görücüler büyücülerin yolu ile uyum içinde yaşayarak, yargılarını askıya alıp, böylece istenilen yenilemeyi kolaylaştırmak için gerekli erkeyi koruyor ve depoluyorlardı. Anlattığına göre, yorumlama sistemimizi onarmayı seçtiğimizde gerçek akışkan hale geliyor, ve gerçek olabileceklerin alanı gerçeğin bütünlüğünü tehlikeye atmadan genişleyebiliyordu. O zaman, rüya görme, gerçek olanın öbür cephelerine kapıyı sahiden açıyordu.
Sistemimizi gözden çıkarmaya karar verirsek, yorum yapmadan algılanabileceklerin alanı aşırı genişliyordu. Algılamamızın açılıp yayılması öyle dev boyutlardaydı ki, elimizde duyusal yorumlama için çok az araçla ve böylece gerçekdışı gibi görünen sonsuz bir gerçeklikle, ya da pekâlâ gerçek de olabilecekken olmayan bir sonsuz gerçekdışılık ile baş başa kalakalıyorduk.
Benim için tek kabul edilebilir seçenek, yorumlama sistemimi yenilemek ve genişletmekti. Rüyalarımda organik olmayan varlıkların âlemindeyken, rüyadan rüyaya, öncüleri ayıklamaktan rüya elçisinin sesini dinlemeye ya da tünelleri dolaşmaya kadar, bu dünyanın tutarlılığıyla karşı karşıya idim. O tünellerden hiçbir şey hissetmeden, ama uzay ve zamanın sürekliliğini bilerek geçiyordum, bu süreklilik normal koşullarda ussallık yoluyla fark edilemeyecek türden olsa da. Bununla birlikte, her tünelin içindeki farklılık ya da ayrıntı yokluğu ya da bolluğundan, ya da tüneller arasındaki mesafe duyumunu hissederek, ya da içinde dolaştığım her tünelin belirgin uzunluk ve genişliğini fark etme yoluyla, nesnel bir gözleme varmıştım.
Yorumlama sistemimdeki bu yenileme içinde, üzerimde en dramatik etkiyi yapan alan, organik olmayan varlıkların dünyasıyla aramdaki ilişkiye ait bilgiydi. Benim için gerçek olan bu dünyada, ben bir erke damlacığıydım. Böylece, yıldırım hızıyla devinen bir ışık gibi tünellerde vınlayarak dolaşıyor, ya da bir böcek gibi duvarlarına tırmanabiliyordum. Eğer uçuyorsam, bir ses bana rüya görme dikkatimi odakladığım duvarların ayrıntıları hakkında, keyfi değil, kapsamlı şekilde bilgi veriyordu. Bu ayrıntılar girift çıkıntılardan oluşuyordu, Braille yazı sistemi gibi. Duvarlarda emeklediğimde aynı ayrıntıları daha net görebiliyor ve sesin bana anlattığı daha karmaşık tanımlamaları dinliyordum.
Benim için kaçınılmaz olan sonuç, ikili bir durumun gelişmesiydi. Bir yandan bir rüya görmekte olduğumu biliyordum; öte yandan, dünyadaki herhangi bir yolculuk kadar gerçek olan pragmatik bir yolculuk içinde olduğumun farkındaydım. Bu gerçek bölünme, don Juan'ın söylediklerini doğruluyordu: organik olmayan varlıkların mevcudiyeti ussallığımıza yapılan saldırıların en başta geleniydi.
Ancak uslamlamamı gerçekten askıya aldıktan sonra biraz rahata kavuştum. Bir zaman gelip de, inanılmaz konumumun gerilimi—sadece bir rüya gördüğüme ciddi olarak inanırken, organik olmayan varlıkların kanıtlanabilir varlığına da ciddi biçimde inanmak— beni mahvetmek üzereyken, tutumumda birden etkin bir değişiklik oldu; ama bunda benim hiç payım yoktu.
Don Juan'ın iddiasına göre düzenli şekilde gelişen erke düzeyim bir gün öyle bir eşiğe ulaşmıştı ki, insanın doğası, gerçekliği, algılaması hakkındaki varsayımlarıma ve önyargılarıma artık önem vermememi olanaklı kılmıştı. O gün, mantıksal ve işlevsel değerden bağımsız, ve hepsinden önemlisi, kişisel uygunluktan bağımsız bilgi tarafından büyülenmiştim.
Organik olmayan varlıklar konusundaki nesnel araştırmam benim için önemini yitirince, benim o dünyaya yaptığım rüya yolculukları konusunu don Juan kendisi gündeme getirdi. "Organik olmayan varlıklarla olan buluşmalarının düzenliliğinin farkında değilsin, sanırım," dedi.
Haklıydı. Hiç merak edip bunun üzerinde düşünmemiştim. Dikkatsizliğimin garipliği ile ilgili yorumlar yaptım.
"Bu dikkatsizlik değil," dedi. "Bu, o âlemin gizliliği teşvik etme özelliğidir. Organik olmayan varlıklar kendilerini gizemin, karanlığın ardında gizlerler. Dünyalarını düşün: durağan, bizi bi ışığa ya da bi ateşe yol alan pervaneler gibi çekmek üzere düzenlenmiş bi dünya.
"Rüya elçisinin sana şimdiye dek söylemeye cesaret edemediği bi şey var: organik olmayan varlıklar, bizim ya da ağlarına düşen herhangi bi varlığın bilinçliliğinin peşindedirler. Bize bilgi verecek, fakat karşılığını da çekip alacaklardır: tüm varlığımızı."
"Yani, don Juan, organik olmayan varlıkların balıkçılar gibi olduklarını mı söylüyorsun?"
"Tamamıyla. Bi an gelecek, elçi sana orada yakalanmış olan insanları, ya da insan olmayan, ama oraya takılmış olan öbür varlıkları gösterecektir. "
Buna tepkim, ani bir şaşkınlık ve korku sarsıntısı oldu. Don Juan'ın açımlamaları beni derinden etkilemişti, ama bastırılamayan bir merak duygusu anlamında. Adeta soluğum kesilmişti.
"Organik olmayan varlıklar, kimseyi kendileriyle kalmaya zorlayamazlar," diye, don Juan devam etti. Onların dünyasında yaşamak, gönüllü bi ilişkidir. Bununla birlikte, arzularımıza hizmet ederek, şımartıp her istediğimizi yaparak bizi tutsak etme yetisine sahiptirler. Devinimsiz olan bilinçlilikten sakın. Böyle bi bilinçlilik devinim aranmak zorundadır, ve bunu da sana söylediğim gibi yansıtmalar gerçekleştirerek, hatta bazen hayalet görüntüler yaratarak yapar."

Cvp: 5 - Organik Olmayan Varlıkların Dünyası

Don Juan'dan "hayalet görüntüler"in ne demek olduğunu anlatmasını istedim. Organik olmayan varlıkların rüya görücülerin en derin duygularına kanca attıklarını ve onlarla acımasız biçimde oynadıklarını söyledi. Onları memnun etmek, ya da korkutmak için hayaletler yaratıyorlardı. Benim o hayaletlerden biriyle güreşmiş olduğumu anımsattı. Organik olmayan varlıkların üstün yansıtmacılar olduklarını, kendilerini duvardaki resimler gibi yansıtmaktan zevk aldıklarını açıkladı.
"Eski büyücüler bu yansıtmalara duydukları budalaca güven yüzünden yenik düştüler," diye devam etti. "Onlar dostlarının erk sahibi olduklarına inanıyorlardı. Dostlarının, sanki bi evrensel sinemadaymış gibi, dünyaların içinden yansıtılan yüzeysel erke oldukları gerçeğini göz ardı ettiler."
"Kendinle çelişkiye düşüyorsun, don Juan. Organik olmayan varlıkların gerçek olduğunu sen kendin söyledin. Şimdi bana onların yalnızca resimler olduğunu anlatıyorsun."
"Benim demek istediğim, organik olmayan varlıkların bizim dünyamızda perdeye yansıtılmış devinimli resimler gibi olduklarıdır; hatta şunu da ekleyebilirim ki, onlar iki dünyanın sınırları içinden yansıtılan devinimli, yoğunluğu az erke resimleridir."
"Peki ya kendi dünyalarındaki organik olmayan varlıklar? Onlar da devinimli resimler midir?"
"Hiç de değil. O dünya bizimki kadar gerçektir. Eski büyücüler, organik olmayan varlıkların dünyasını karanlık bi alanda yüzen bi mağaralar ve gözenekler kabarcığı olarak tanımladılar. Ve organik olmayan varlıkları da, tıpkı vücudumuzun hücreleri gibi birbirlerine bağlı olan, içleri boş değnekler olarak betimlediler. Eski büyücüler, bu uçsuz bucaksız demete alacakaranlık labirenti adını verdiler."
"O zaman her rüya görücü o dünyayı aynı şekilde görüyor, öyle mi?"
"Elbette. Her rüya görücü onu olduğu gibi görür. Sen kendini, o dünyayı olduğu gibi gören tek insan mı sanıyorsun?"
O dünyada bir şeyin baştan beri bana eşsiz olduğum duyumunu verdiğini itiraf ettim. Bu çok hoş ve net olan özellik duygusunu yaratan rüya elçisinin sesi değildi, bilinçli olarak düşünebildiğim başka herhangi bir şey de değildi.
"İşte eski büyücüleri yere yıkan da tam buydu," dedi, don Juan. "Organik olmayan varlıklar onlara şimdi sana yaptıklarının aynısını yaptılar; onlarda eşsiz, özel oldukları duyumunu yarattılar; üstelik en mahvedici bi başkasını da: erk sahibi olma duyumunu. Erk ve eşsizlik, bozguncu güçler kadar yenilmezdir. Dikkatli ol!"
"Bu tehlikeyi sen nasıl savuşturdun, don Juan?"
"Ben o dünyaya bi iki kez gittikten sonra bi daha asla dönmedim oraya."
Don Juan, eski büyücülere göre evrenin yırtıcı olduğunu, ve herkesten çok onların bunu günlük büyücülük etkinliklerinde hesaba katmaları gerektiğini düşündüklerini anlattı. Onun fikri, bilinçliliğin doğal olarak gelişmek zorunda olduğu; ve gelişebilmesi için de tek yolun mücadelelerden, ölüm kalım savaşlarından geçtiği yönündeydi.
"Büyücülerin bilinçliliği rüya gördükleri zaman gelişir," diye devam etti. "Ve geliştiği anda, orada, dışarda bi şey bunun doğruluğunu kabul eder, onaylar, ve onun için bi teklif verir. Organik olmayan varlıklar, bu yeni, zenginleşmiş bilinçlilik için pey sürenlerdir. Rüya görücülerin sonsuza dek ayakları üzerinde durmaları şarttır. O yırtıcı evrene çıkmaya cüret ettikleri anda, bi avdır artık onlar."
"Güvende olmam için ne yapmamı önerirsin, don Juan?"
"Her saniye ayaklarını sıkı bas! Hiçbi şeyin ya da hiç kimsenin senin için karar almasına izin verme. Organik olmayan varlıkların dünyasına sadece sen istediğin zaman git."
"Gerçekten, don Juan, bunu nasıl yapacağımı bilemiyorum. Bir öncüyü ayrıkladığım anda, gitmem için üzerimde çok büyük bir güç kullanıyor. Vazgeçmek için zerre kadar şansım yok."
"Hadi! Kimi kandırdığını sanıyorsun sen? Kesinlikle durdurabilirsin onu. Daha önce denememişsin, hepsi bu."
Benim için durmanın olanaksız olduğu konusunda ısrar ettim. Konuyu daha fazla sürdürmedi, bunun için ona teşekkür borçluydum. Rahatsız edici bir suçluluk duygusu beni kemirmeye başlamıştı. Bilinmeyen bir nedenden ötürü, öncülerin çekimini bilinçli olarak durdurma fikri hiç aklıma gelmemişti.
Her zamanki gibi, don Juan haklıydı. Niyetlenme yoluyla rüya görmemin akışını değiştirebileceğimi keşfettim. Unutmamalı ki, öncülerin beni kendi dünyalarına taşımaları için niyetlenmiştim. Bilerek bunun tersine niyetlenirsem, rüya görmemin de aksi yönü izlemesi olasıydı.
Uygulama yoluyla, organik olmayan varlıkların âlemine yolculuklarım için niyetlenme yeteneğim olağanüstü keskinleşti. Gelişmiş bir niyetlenme yeteneği, rüya görme dikkatim üzerinde gelişmiş bir denetim getirdi. Bu ilave denetim, beni daha cüretkâr yapmıştı. Dokunulmazlığa sahip olarak yolculuk yapabileceğimi hissediyordum, çünkü yolculuğumu ne zaman istersem durdurabilecektim.
"Güvenin çok ürkütücü," yorumunu yaptı, isteği üzerine rüya görme dikkati denetimimin yeni durumunu don Juan'a anlattığımda.
"Niye ürkütücü olsun?" diye sordum. Keşfetmiş olduğum şeyin işlevsel değerinden kesinlikle emindim.
"Çünkü seninki bi ahmağın güveni," dedi. "Sana tam duruma uygun bi büyücü öyküsü anlatacağım. Kendim tanık olmadım; ama öğretmenimin öğretmeni, nagual Elias, olmuş."
Don Juan'ın anlattığına göre nagual Elias ve hayatının aşkı, Amalia isimli bir kadın büyücü, gençlik yıllarında organik olmayan varlıkların dünyasında kaybolmuşlardı.
Don Juan'ın büyücülerden söz ederken birisinin hayatının aşkı olma türünden bir tanım yaptığına hiç tanık olmamıştım. Cümlesi beni irkiltti. Ona bu aykırılığı sordum.
"Aykırılık değil. Sadece baştan beri sana büyücülerin sevgisiyle ilgili öyküler anlatmaktan kaçındım," dedi. "Tüm yaşantın boyunca aşka öyle doymuşsun ki, ben sana bi ara verdirtmek istemiştim.
"Neyse, nagual Elias ve hayatının aşkı, cadı Amalia, organik olmayan varlıkların dünyasında kayboldular," diye, don Juan devam etti. "Oraya rüya görürken değil, fiziksel bedenlerinin içinde gittiler."
"Bu nasıl oldu, don Juan?"
"Öğretmenleri, nagual Rosendo, yaradılış olarak ve uygulamalar açısından eski büyücülere çok yakındı. Elias ve Amalia'ya yardım etmeye niyetlenmişti, ama bunun yerine onları bitakım ölümcül sınırların ötesine itti. Nagual Rosendo bunu aklından bile geçirmiyordu. Yapmak istediği iki öğrencisini ikinci dikkate sokmaktı; ama sonuçta eline geçen onların yitimi oldu."
Don Juan bu uzun ve karmaşık öykünün ayrıntılarına girmeyeceğini söyledi. Bana sadece onların o dünyada nasıl kaybolduklarını anlatacaktı. Nagual Rosendo'nun yanlış hesabının, organik olmayan varlıkların kadınlarla zerre kadar ilgilenmediklerini varsayışı olduğunu söyledi. Uslamlaması doğruydu ve bu şuradan geliyordu; büyücülerin bilgisinin kılavuzluğuna göre, evrenin dişi olduğu açıktı; ve dişiliğin bir filizi olan erkeklik ise ender bulunuyor, bu yüzden de açgözlülükle peşine düşülüyordu.
Don Juan konudan ayrıldı ve erkeklerin gezegenimizdeki haksız egemenliğinin, olasılıkla erkeklerin azlığının bir sonucu olduğu yorumunu yaptı. Ben bu konuyu sürdürmek istiyordum, ama o öyküsüne devam etti. Nagual Rosendo'nun planı, Elias ve Amalia'ya özel olarak ikinci dikkatte yönerge vermekti. Ve bu hususta eski büyücülerin salık verdiği tekniği izledi. Rüya içinde bir öncü tuttu, ve ona öğrencilerinin birleşim noktalarını uygun konuma getirerek onları ikinci dikkate taşımasını emretti.
Kuramsal olarak, güçlü bir öncü hiç çaba harcamadan onların birleşim noktalarını uygun konuma getirebilirdi. Nagual Rosendo'nun göz önüne almadığı şey, organik olmayan varlıkların hileciliğiydi. Öncü, öğrencilerin birleşim noktalarının yerini değiştirdi değiştirmesine; ama onları bedensel olarak organik olmayan varlıkların âlemine kolayca taşıyacak bir konuma.
"Bu mümkün mü, bedensel olarak taşınmak?" diye sordum.
"Mümkün," diye güvence verdi. "Biz, birleşim noktasının bi yerde sabitlenmesi ile belirli bi biçim ve konumda tutulan erkeyiz. O yer değiştirilirse, erkenin biçim ve konumu da buna uygun olarak değişir. Organik olmayan varlıkların bütün yapması gereken, birleşim noktamızı doğru yere koymaktır; ve uçar gideriz; kurşun gibi, pabuçlar, şapka, ne varsa."
"Bu hepimizin başına gelebilir mi, don Juan?"
"Hiç kuşkusuz. Özellikle erkemizin toplam miktarı uygunsa. Besbelli, Elias ve Amalia'nın birleşik erkelerinin toplam miktarı organik olmayan varlıkların gözden kaçıramayacakları bi şeydi. Organik olmayan varlıklara güvenmek çok saçmadır. Onların kendi uyumları var, ve bu insani değil."
Don Juan'a nagual Rosendo'nun öğrencilerini o dünyaya göndermek için tam olarak ne yaptığını sordum. Sormamın aptalca olduğunu biliyordum, nasıl olsa sorumu duymazdan gelecekti. Anlatmaya başladığında gerçekten şaşırdım.
"Adımlar, sadeliğin ta kendisidir," dedi. "Öğrencilerini çok küçük, kapalı bi yere koydu, dolap gibi bir şeyin içine. Sonra rüya görmeye geçti, niyetini seslendirerek organik olmayan varlıkların âleminden bir öncü çağırdı, sonra da öğrencilerini öncüye teklif etme niyetini seslendirdi.
"Öncü, doğal olarak armağanı kabul etti ve savunmasız bi anlarında, dolabın içinde sevişirlerken onları alıp götürdü. Nagual dolabı açtığında, artık orada değildiler."
Don Juan'ın anlattığına göre, öğrencilerini organik olmayan varlıklara armağan olarak sunmak, tamamıyla eski büyücülerin yaptıkları bir şeydi. Nagual Rosendo bunu yapmak istemiyordu aslında; ama organik olmayan varlıkları denetimi altında tuttuğu gibi saçma bir inancın etkisi altındaydı.
"Büyücülerin manevraları ölümcüldür," diye, don Juan devam etti."Sana yalvarırım olağanüstü uyanık ol. Ahmakça bi özgüven edinmeye kalkışma."
"Sonunda Elias ve Amalia'ya ne oldu?" diye sordum.
"Nagual Rosendo bedensel olarak o dünyaya gidip onları aramak zorunda kaldı," diye yanıtladı.
"Buldu mu onları?"
"Buldu, anlatılmaz mücadelelerden sonra. Yine de onları tümüyle dışarı çıkaramadı. Böylece bu iki genç insan daima o âlemin yarı-tutsakları olarak kaldılar."
"Onları tanıdın mı, don Juan?"
"Elbette tanıdım, ve seni temin ederim, çok gariptiler."