1

Konu: Önsöz - Sunuş

Son yirmi yıldır, Meksikalı Yaqui Kızılderilisi büyücü don Juan Matus'un yanındaki çömezliğimle ilgili bir dizi kitap yazdım. Bu kitaplarda bana büyücülük öğrettiğini anlatmıştım; ancak bu gündelik yaşantımız bağlamında anladığımız büyücülük değildi: doğaüstü güçlerin başkalarının üzerinde kullanılması, ya da doğaüstü etkiler yaratmak amacıyla tılsımlar, büyüler ya da ayinlerle ruh çağırmayı kapsamıyordu. Don Juan için büyücülük, çevremizdeki evreni biçimlendirmede algının doğası ve rolü hakkında kimi uzmanlaşmış kuramsal ve uygulamaya dönük öncülleri düzenleme edimiydi.
Don Juan'ın önerisine uyarak, onun bilgisini sınırlandırmak amacıyla, insanbilime özgü bir ulam olan şamanizmi kullanmaktan kaçındım. Baştan beri ben de onun yaptığı adlandırmayı kullandım: büyücülük. Ancak inceleyince, buna büyücülük demenin, bana sunduğu öğretilerdeki zaten belirsiz olan olguları daha da belirsizleştirdiğini anladım.
İnsanbilim çalışmalarında şamanizm, belirli yerli Kuzey Amerika Kızılderili kabileleri arasında da hüküm süren, kimi Kuzey Asya yerli halklarının bir inanç dizgesi olarak tanımlanır. Bu inanç dizgesi, atalarımızın iyi ya da kötü tinsel güçlerinin görünmeyen dünyasının çevremizi kuşatmış olduğunu, ve bu tinsel güçlerin, doğa ve doğaüstü âlemlerin arasındaki aracılar olan uygulamacıların edimleri ile çağrılabildiklerini ve denetlenebildiklerini öne sürer.
Don Juan, gerçekten, gündelik yaşamın doğal dünyası ile, doğaüstü değil de ikinci dikkat olarak adlandırdığı görünmez bir dünya arasında bir aracıydı. Bir öğretmen olarak rolü, bu biçimlenmeyi benim için erişilebilir kılmaktı. Önceki çalışmalarımda, en önemlisi rüya görme sanatı olarak adlandırılan, bana uygulatmış olduğu büyücülük sanatlarının yanı sıra öğretme yöntemlerini de bu nedenle anlattım.
Don Juan, bizim benzersiz ve mutlak olduğuna inandığımız dünyamızın, bir soğanın katmanları gibi düzenlenmiş ardışık dünyalar demeti içinden yalnızca bir tanesi olduğunu iddia ediyordu. Bizim sadece kendi dünyamızı algılamak üzere erkesel olarak koşullanmış olmamıza karşın, hâlâ kendimizin ki kadar gerçek, benzersiz, mutlak ve içine çeken bu başka âlemlere girebilme yetimizin bulunduğunu öne sürüyordu.
Don Juan bana, bu başka âlemleri algılamak için, sadece bunlara göz dikmek değil, aynı zamanda bunları yakalamak için yeterli erkeye sahip olmak gerektiğini açıklamıştı. Bunların varlığı sürekli ve bizim farkındalığımızdan bağımsızdır diyordu; ancak erişilmezlikleri tamamen bizim erkesel koşullanmamızın bir sonucudur. Başka bir deyişle, açıkça ve sadece bu koşullanmadan ötürü, gündelik yaşamımızdaki dünyanın tek olası dünya olduğunu sanmak zorunda kalırız.
Erkesel koşullanmamızın düzeltilebilir olduğuna inanarak, don Juan, eski zamanların büyücülerinin erkesel algılama yetilerimizi yeniden koşullamak üzere tasarlanmış bir dizi uygulama geliştirdiklerini belirtti. Bu uygulamalar dizinine, rüya görme sanatı diyorlardı.
Zamanın sağladığı bakış açısıyla, şimdi don Juan'ın rüya görme konusunda yapmış olduğu en uygun nitelemenin, bunu "sonsuzluğa açılan kapı" olarak adlandırmak olduğunu fark ediyorum. Bunu dediği zaman, bu metaforun benim için anlam ifade etmediğini söylemiştim.
"O zaman metaforları bi yana bırakalım," dedi. "Diyelim ki, rüya görmek, büyücülerin sıradan rüyaları işe yarar hale getirmelerinin uygulamalı yoludur. "
"Ama sıradan rüyalar nasıl işe yarar hale gelir ki?" diye sordum.
"Sözcükler bizi her zaman aldatır," dedi. Kendi durumumda, öğretmenim bana rüya görmeyi, büyücülerin dünyaya iyi geceler dileme yolu olduğunu söyleyerek betimlemeye çalıştı. Elbette tanımını benim zihnime uyacak şekle sokmaya çalışıyordu. Ben de sana aynısını yapıyorum."
Bir başka seferinde don Juan bana şöyle dedi: "Rüya görme yalnızca deneyimle öğrenilebilir. Rüya görmek sadece hayalleri olmak değildir; ne de dalmak, dilekte bulunmak, ya da imgelemektir. Rüya görme yoluyla, kesinlikle betimleyebildiğimiz başka dünyaları algılayabiliriz, ancak bunları algılamamızı sağlayan şeyi tanımlayamayız. Yine de rüya görmenin bu başka âlemleri açıverdiğini hissedebiliriz. Rüya görme, bi duyuma, bedenlerimizdeki bi süreç ve zihinlerimizdeki bi farkındalığa benzer."
Genel öğretilerinin akışı içinde, don Juan rüya görme sanatının ilkelerini, mantığını ve uygulamalarını bana kapsamlıca açıkladı. Eğitimi iki bölüme ayrılmıştı. Biri rüya görme yöntemleri ile, öteki ise bu yöntemlerin tamamen soyut açıklamaları ile ilgiliydi. Öğretme yöntemi, rüya görmenin soyut ilkelerini kullanarak benim entelektüel merakımı kamçılamak ve bunun uygulamalarında izlenecek yolu bulmam için beni yönlendirmek arasında bir etkileşimdi.
Şimdiden bunu yapabildiğim kadar ayrıntılı olarak anlattım. Ve don Juan'ın sanatını öğretmek için beni içine soktuğu büyücülerin toplumsal çevresini de açıkladım. O çevreyle etkileşimim yalnızca ikinci dikkatte gerçekleştiği için benim özel ilgimi çekiyordu. Orada, don Juan'ın büyücü yoldaşları olan on kadın ve beş adam ile, çömezleri olan dört genç adam ve dört genç kadın ile etkileşimde bulundum.
Don Juan, dünyasına girmemin hemen ardından onları bir araya getirdi. Onların geleneksel bir büyücüler topluluğu oluşturduklarını—kendi topluluğunun bir kopyası—ve onların liderliğini yapmamın beklendiğini bana açıkça belirtti. Ancak benimle çalışırken umduğundan farklı olduğumu anlamıştı. Bu farkı, sadece büyücüler tarafından görülen bir erke biçimlenmesi olarak açıkladı: kendisi gibi dört erke bölmesine sahip olmak yerine, yalnızca üç tane taşıyordum. Yanılarak, düzeltilebilir bir kusur olduğunu umduğu böyle bir biçimlenme, beni bu sekiz çömezle etkileşimde bulunmak ya da onları yönlendirmek için öyle kesin şekilde uygunsuz kılıyordu ki, benim erkesel yapıma daha yakın başka bir grup insanı bir araya getirmek don Juan için zorunlu hale geldi.
Bu olaylar hakkında kapsamlı biçimde yazmış bulunuyorum. Ancak ikinci grup çömezlerden hiç söz etmedim; don Juan bunu yapmama izin vermemişti. Onların yalnızca benim alanımda olduklarını, ve onunla olan anlaşmamın benimki değil, onun alanı hakkında yazmak üzerine yapıldığını savunuyordu.
İkinci çömezler grubu son derece az ve özdü. Sadece üç üyesi vardı: bir rüya görücü olan Florinda Grau; bir iz sürücü olan Taisha Abelar; ve bir nagual kadını olan Carol Tiggs.
Birbirimizle yalnızca ikinci dikkatte etkileşimde bulunduk. Gündelik yaşamın dünyasında, birbirimizle ilgili belli belirsiz bir düşünceye bile sahip değildik. Don Juan'la olan ilişkimiz açısından ise hiçbir belirsizlik yoktu; o hepimizi eşit ölçü de eğitmek için çok büyük bir çaba harcıyordu. Yine de sonlara doğru, don Juan'la geçirdiğimiz dönem bitmek üzereyken, ayrılmasının psikolojik baskısı ikinci dikkatin eğilmez sınırlarını yıkmaya başladı. Sonuç, etkileşimimizin günlük olayların dünyasına kaymaya başlaması oldu, ve karşılaştık, görünüşte ilk kez olarak.
Hiçbirimiz ikinci dikkatteki derin ve zahmetli etkileşimimizin bilincinde değildik. Hepimiz akademik çalışmalarla uğraştığımızdan, daha önce karşılaşmış olduğumuzu öğrendiğimizde şoktan daha fazlasına uğradık. Bu anlıksal açıdan bizim için kabul edilemezdi elbette, ve hâlâ da öyledir, ancak baştan başa deneyimimiz içindeydi. Böylece insan ruhunun, günlük ya da akademik mantığımızın bizi inanmaya yönelttiğinden sınırsızca daha karmaşık olduğuna ilişkin rahatsız edici bir bilgi ile yüz yüze gelmiştik.
Bir keresinde hep birlikte, don Juan'dan içinden çıkılmaz durumumuza ışık tutmasını istemiştik. Bize iki farklı açıklama seçeneğinin bulunduğunu söyledi. Bunlardan biri, ikinci dikkatin gökyüzünde uçan filler kadar aldatıcı bir bilinç durumu olduğunu, ve bizim bu durumda yaşadığımızı sandığımız her şeyin sadece hipnotik telkinlerin bir ürünü olduğunu söyleyerek, yaralanmış ussallığımızı beslemek ve onarmaktı. Öbür seçenek ise bunu rüya görücü büyücülerin anladığı gibi açıklamaktı: bilinçliliğin erkesel bir biçimlenmesi olarak.
Rüya görme görevlerimin yerine getirilmesi sırasında ikinci dikkatin engelleri yine de yerlerini korudu. Rüya görmeye her başlayışımda aynı zamanda ikinci dikkate de giriyordum ve rüyadan uyanmam mutlaka ikinci dikkatten çıktığım anlamına gelmeyebiliyordu. Yıllarca, rüya görme deneyimlerimden yalnızca ufak telek şeyler anımsayabildim. Yapmakta olduğum şeyin ölçülerini kavrayacak erkesel yeterliliğim yoktu. Her şeyi belleğimde sırasıyla yeniden düzenlemeye yetecek erkeyi biriktirmem için 1973 ile 1988 yılları arasındaki on beş yıl kesintisiz çalışmam gerekti. Bu süre boyunca rüya görme olaylarını birbiri ardına anımsayarak, nihayet bellek kaymasına benzeyen bazı boşluklarımı doldurabildim. Bu şekilde, don
Juan'ın rüya görme sanatı derslerinin kendine özgü sürekliliğini. gündelik yaşam bilinci ile ikinci dikkatin bilinçliliği arasında bana mekik dokuttuğu için yitirmiş olduğum sürekliliği yakaladım. Bu çalışma, o yeniden düzenlemenin sonucudur.
Tüm bunlar beni sözlerimin son bölümüne getiriyor: bu kitabı yazmamın nedenine. Don Juan'ın rüya görme sanatı konusundaki derslerinin en büyük bölümü elimde olduğundan, gelecekteki bir çalışmada son dört öğrencisinin—Florinda Grau, Taisha Abelar, Carol Tiggs ve benim—şu anki konumlarımızı ve ilgi alanlarımızı anlatmak istiyorum. Ancak don Juan'ın rehberliğinin ve üzerimizdeki etkisinin sonuçlarını tanımlayıp açıklamadan önce, şimdi bildiklerimin ışığında, don Juan'ın rüya görme derslerinin daha önce erişemediğim bölümlerini yeniden ele almalıyım.
Aslında bu çalışmanın gerçek nedenini en iyi Carol Tiggs tanımlamıştı. Onun inancına göre, don Juan'ın bize miras bıraktığı dünyayı anlatmak, ona olan gönül borcumuzun ve arayışına duyduğumuz bağlılığın temel ifadesidir.