1

Konu: 2 - Birinci Rüya Görme Kapısı

Rüya görmeye ilişkin ilk dersinin önsözü olarak, don Juan ikinci dikkatten bir dizge olarak söz etmişti: bize gerçek bir olasılıktan çok bir tuhaflık gibi gelen bir fikir olarak başlıyor; bir duygu gibi sadece hissedilen bir şeye dönüşüyor ve nihayet önümüze en çılgın fantezilerimizin ötesinde dünyalar açan bir var oluş durumu ya da bir uygulamalar âlemi, ya da üstün bir güç olarak gelişiyordu.
Büyücülüğü açıklamak için büyücülerin iki seçeneği vardır. Biri, mecazi terimlerle konuşmak ve bir sihirli boyutlar dünyasından söz etmektir. Öbürü ise işlerini büyücülüğe uygun terimlerle açıklamaktır. Bir batılının ussal zihnini bu iki seçenekten hiçbiri tatmin etmese de, ben hep ikincisini yeğledim.
Don Juan ikinci dikkati mecazi anlamda bir dizge olarak tanımlarken şunu anlatmak istediğini söyledi; birleşim noktasının yer değiştirmesinin bir yan ürünü olan ikinci dikkat, kendiliğinden ortaya çıkmıyordu: bu niyete sadece bir fikir olarak başlanıyor; ve birleşim noktasının yer değiştirmesine ilişkin sabit ve denetimli bir bilinçlilik olarak sona erdiriliyordu.
"Sana erke giden ilk adımı öğreteceğim," dedi, don Juan, rüya görme sanatı üzerindeki eğitimine başlarken. "Sana rüya kurmayı öğreteceğim."
"Rüya kurmak da ne demek?"
"Rüya kurmak, bir rüyanın genel durumu üzerinde kesin ve fiili bi hakimiyet sağlamak demektir. Örneğin, rüyanda sınıfında olduğunu görebilirsin. Rüya kurmak, bi rüyanın başka bir şeye kaymasına izin vermemen demektir. Sınıftan dağlara sıçramazsım, örneğin. Başka bi deyişle, sınıfın görüntüsünü denetlersin, ve sen istediğin sürece bu görüntüyü bırakmazsın.
"Fakat bunu yapmak mümkün mü?"
"Elbette mümkün. Bu denetim, gündelik yaşamımızdaki herhangi bi durum üzerinde kurduğumuz denetimden farklı değil. Büyücüler buna alışıktır, ve istedikleri ya da gereksinim duydukları her zaman bu denetimi ele geçirirler. Senin de buna alışkanlık kazanman için, çok basit bi şey yapmakla başlaman gerekiyor. Bu gece, rüyalarında ellerine bakmalısın."
Gündelik dünyamızın bilinçliliğinde bu konuda daha fazla bir şey söylenmemişti. Ne var ki, ikinci dikkatteki deneyimlerimi anımsarken, bu konuda daha kapsamlı konuşmuş olduğumuzu fark ettim. Örneğin ben bu işin saçmalığı hakkındaki duygularımı ifade etmiştim, don Juan da buna ciddi ve sağlıksız bi şey olarak değil de, eğlenceli bir anıştırma gibi bakmamı salık vermişti.
"Rüya görme hakkında istediğin kadar büyük laflar et. Açıklamalar derin düşünce ister her zaman. Ama gerçekten rüya görürken, bi tüy kadar hafif ol. Rüya görmek, doğruluk ve ciddiyetle, fakat gülerek ve dünyada hiçbi endişesi olmayan birinin güveniyle yapılmalıdır. Ancak bu koşullar altında rüyalarımız gerçek rüya görmeye dönüşebilir."
Don Juan, rüyalarımda arayacağım bir şey olarak ellerimi rasgele seçtiğini ve başka bir şeyi aramanın da aynı ölçüde geçerli olduğunu belirtti. Bu uygulamanın amacı belirli bir şeyi bulmak değil, rüya görme dikkatimi işe koyultmaktı.
Don Juan, rüya görme dikkatini, rüyalar esnasında yer değiştiren birleşme noktasını yeni pozisyonunda sabitleyen kişinin, rüyaları üzerinde elde ettiği denetim olarak tanımlıyordu. Daha genel bir deyişle, rüya görme dikkatini, bizim onu ayartıp ona bir amaç vereceğimiz anı bekleyerek kendi başına var olan bilinçliliğin akıl almaz bir yönü olarak adlandırıyordu; bu hepimizin yedekte sahip olduğumuz, fakat gündelik yaşamda kullanma fırsatını hiç bulamadığımız saklı bir meleke idi.
Rüyalarımda ellerimi aramak için yaptığım ilk denemeler tam bir fiyaskoydu. Aylar süren başarısız çabalardan sonra pes ettim ve don Juan'a yine böyle bir görevin saçmalığından yakındım.
"Yedi kapı vardır," dedi, yanıt olarak, "ve rüya görücüler birer birer bunların yedisini de açmalıdır. Sen, eğer rüya göreceksen, açılması gereken ilk kapının karşısındasın henüz."
"Bunu daha önce neden söylemedin bana?"
"Sen kafanı ilk kapıya toslamadan, rüya görme kapılarından söz etmenin yararı olmazdı. Artık bunun bi engel olduğunu ve onu aşman gerektiğini biliyorsun."
Don Juan, evrenin erke akışında girişler, çıkışlar olduğunu ve rüya görmenin kendine özgü durumunda büyücülerin rüya görmenin yedi kapısı olarak adlandırdığı; engel imiş gibi algılanan yedi giriş bulunduğunu açıkladı.
"İlk kapı, derin uykuya dalmadan önce, özel bi duygunun farkına vararak geçmemiz gereken bi eşiktir," dedi. "Gözlerimizi açmamıza izin vermeyen hoş bi ağırlığı andıran bi duygudur bu. Karanlık ve ağırlık içinde asılı bi şekilde uykuya dalmakta olduğumuzun farkına vardığımız an, bu kapıya ulaşırız."
"Uykuya daldığımın nasıl farkına varırım ki? Bunun için izlenecek adımlar var mı?"
"Hayır, izlenecek hiçbi adım yok. İnsan sadece uykuya
daldığının farkına varmaya niyet eder."
"Ama bunun farkında olmaya nasıl niyetlenilir ki?"
"Niyet ve niyet etme, hakkında konuşulması çok güç bi
şey. Ben ya da başka biri, bunu açıklamaya kalkışsak budala durumuna düşeriz. Bunu aklında tut; şimdi söyleyeceğimi dinlerken: büyücüler niyet etmek istedikleri herhangi bi şeye, sadece niyetlenerek niyet ederler."
"Bunun hiçbir anlamı yok, don Juan."
"Çok dikkat et. Bi gün açıklama sırası sana gelecek. O ifade sana anlamsız geliyor; çünkü uygun çerçeveye yerleştirmiyorsun. Her ussal insan gibi, anlayışın yalnızca mantığımızın, zihnimizin alanı olduğunu düşünüyorsun.
"Büyücüler için, sözünü etmiş olduğum ifade niyet ve niyetlenmeye ait olduğundan, onu anlayış da erke alanına aittir. Büyücüler inanırlar ki, erke bedeni için niyetlenilirse, erke bedeni bunu zihninkinden tümüyle farklı bi bağlamda anlar. Hüner, erke bedenine ulaşmakta. Bunun için de erkeye gereksinimin var."
"Erke bedeni bu ifadeyi hangi bağlamda anlar, don Juan?"
"Tanımlanması zor olan, bedensel bi duygu bağlamında. Ne demek istediğimi anlaman için, bunu deneyimlemen gerekecek."

Cvp: 2 - Birinci Rüya Görme Kapısı

Daha net bir açıklama istedim, ama don Juan sırtıma vurdu ve beni ikinci dikkate soktu. O sırada, bu yaptığı hâlâ son kerte gizemli bir şeydi benim için. Dokunuşunun beni hipnotize ettiğine yemin edebilirdim. Beni bir anda uyutuverdiğine, ve rüyamda bilinmeyen bir kentte, iki yanında ağaçlar sıralı olan geniş bir caddede kendimi onunla birlikte yürür buluverdiğime inanıyordum. Bu öylesine canlı bir rüyaydı ve her şeyin öylesine farkındaydım ki, hemen levhaları okuyup insanlara bakarak yerimi belirlemeye çalıştım. Kesinlikle İngilizce—ya da İspanyolca—konuşulan bir kent değildi, ama bir batı kentiydi. İnsanlar kuzey Avrupalılara benziyorlardı, belki Litvanyalıydılar. Reklam panolarını ve sokak levhalarını okumaya kaptırmıştım kendimi.
Don Juan beni hafifçe dürttü. "Buna kafanı takma," dedi. "Tanıyabileceğin bi yerde değiliz. Sadece erke bedenine ulaşman için sana kendi erkemi ödünç verdim ve sen de bununla başka bi dünyaya geçiş yaptın. Bu uzun sürmeyecek, onun için zamanını akıllıca kullan.
"Her şeyi izle, ama kendini belli etme. Kimsenin dikkatini çekme. "
Sessizlik içinde yürüdük. Bir blok boyunca süren bir yürüyüştü bu, ve üzerimde olağanüstü bir etki yapmıştı. Yürümeyi sürdürdükçe bağırsaklarımdaki rahatsızlık duygusu artıyordu. Zihnim merak içindeydi, ama bedenim alarma geçmişti. Bu dünyada olmadığımı en açık şekilde anlamıştım. Bir kavşağa gelip durduğumuzda, yoldaki ağaçların dikkatle budanmış olduğunu gördüm. Boyları kısaydı, sert görünüşlü, kıvrık yaprakları vardı. Her ağaç büyük, kare biçiminde bir sulama alanı içindeydi. Kentlerdeki ağaç diplerinde görülen yabani otlar ve çöpler hiç yoktu burada; sadece kömür karası, yumuşak bir toprak vardı.
Karşıya geçmek için adımımı atmadan önce kaldırıma gözlerimi odakladığımda, ortalıkta hiç araba olmadığını fark ettim. Huzursuzluğumu açıklayacak bir şeyler keşfetmek amacıyla, çevremizde kaynaşan insanları umutsuzca izlemeye çalıştım. Gözlerimi dikip onlara baktıkça, onlar da bana gözlerini diktiler. Bir anda çevremizde sert mavi ve kahverengi gözlerden bir çember oluşmuştu.
Bir kesinlik duygusuyla yumruk yemiş gibi oldum: bu hiç de bir rüya değildi; bildiğim gerçekliğin ötesinde bir gerçeklikte idik. Don Juan'a bakmak için döndüm. Bu insanlarda neyin farklı olduğunu anlamak üzereydim ki, dosdoğru sinüslerime giren tuhaf, kuru bir rüzgâr vurdu yüzüme, görüntümü bulandırdı ve don Juan'a söylemek istediğimi unutturdu. Bir an sonra, başladığım yerdeydim; don Juan'ın evinde. Bir yanıma kıvrılmış, hasır bir yaygının üstünde yatıyordum.
"Sana kendi erkemi ödünç verdim; sen de erke bedenine ulaştın," dedi, durumu açıklayarak.
Onun konuştuğunu duyuyordum, fakat uyuşmuştum. Karın boşluğumda, kısa ve zahmetli soluklar almama neden olan olağandışı bir gidişme vardı. Rüya görme hakkında ve görmüş olduğum insanlarla ilgili doğaüstü bir şey bulmanın eşiğinde olduğumu biliyordum; fakat bildiğim her neyse, dikkatimi üzerinde toplayamıyordum.
"Neredeydik, don Juan?" diye sordum. "Hepsi bir düş müydü? Hipnotik bir durum muydu bu?"
"Bi düş değildi," dedi. "Rüya görme idi, bu. İkinci dikkate girmene yardım ettim; böylece niyetlenmenin aklın ile değil, erke bedeninle ilgili bir mesele olduğunu anlayabilecektin.
"Bu noktada bütün bunların önemini henüz idrak edemiyorsun; çünkü yeterli erkeye sahip olmamanın yanı sıra, hiçbi şey için niyetlenmiş de değilsin. Bunun aksi olsaydı, bu işin tek yolunun niyetlenmek istediğin şey ne ise onun üzerine niyetini odaklamak olduğunu hemen kavrardın. Bu sefer ben senin için onu erke bedenine ulaşmana odakladım."
"Rüya görmenin amacı erke bedenin için niyetlenmek mi?" diye sordum, aniden tuhaf bir uslamlamaya kapılarak.
"Böyle de söylenebilir, elbette," dedi. "Şu durumda, rüya görmenin ilk kapısından söz ettiğimiz için, rüya görmenin amacı, erke bedeninin uykuya daldığının farkında olması için niyetlenmektir. Uykuya daldığının farkında olmak için kendini zorlamaya çalışma. Bırak bunu erke bedenin yapsın. Niyetlenmek, dilemeden dilemek; yapmadan yapmaktır."
"Niyetlenmenin meydan okuyuşunu kabul et," diye devam etti. Sessiz azmini, başka hiçbi şey düşünmeksizin, erke bedenine ulaştığına ve bi rüya görücü olduğuna kendini inandırmaya yönelt. Bunu yapmak otomatik olarak seni uykuya daldığının farkında olacak hale getirecektir."
"Rüya görücü olmadığım halde, olduğuma kendimi nasıl inandırabilirim ki?"
"İkna olman gerektiğini duyunca kendiliğinden daha ussal oluyorsun. Rüya görücü olmadığını bildiğin halde kendini öyle olduğuna nasıl inandırabilirsin? Niyetlenmek şunların ikisini de kapsar: daha önce rüya görmemiş olmana karşın kendini rüya görücü olduğuna inandırma edimi, ve buna inanmış olma edimi."
"Yani kendi kendime bir rüya görücü olduğumu söyleyip, buna inanmak için elimden geleni yapmaya mı çalışmalıyım? Böyle mi olmalı?"
"Hayır, öyle değil. Niyetlenmek hem çok daha basit, hem de sonsuz kerte daha karmaşıktır. İmgelem, disiplin ve amaç gerektirir. Konumuz bağlamında niyetlenmek, bi rüya görücü olduğuna ilişkin kuşku götürmez bi bedensel bilgi elde etmen demektir. Bedeninin tüm hücreleri ile bi rüya görücü olduğunu hissedersin."
Don Juan şakacı bir ses tonuyla, niyetlenmek için bana tekrar ödünç vermeye yetecek kadar erkesi kalmadığını, ve yapılacak şeyin benim erke bedenime kendi başıma ulaşmam olduğunu sözlerine ekledi. İlk rüya görme kapısı için niyetlenmenin, ikinci dikkate ve erke bedenine ulaşma konusunda eski çağ büyücülerinin keşfettikleri yollardan biri olduğunu belirtti.
Bana bunları söyledikten sonra, ilk rüya görme kapısı için niyetlenene dek gelmememi emredip, beni nerdeyse evinden dışarı attı.

Cvp: 2 - Birinci Rüya Görme Kapısı

Eve döndüm, ve aylar boyunca her gece tüm gücümle uykuya daldığımın farkında olmak ve rüyamda ellerimi görmek için niyetlenerek uyudum. Görevin öteki kısmı—kendimi bir rüya görücü olduğuma ve erke bedenime ulaştığıma inandırmak—benim için tümüyle olanaksızdı.
Sonra, bir öğle sonrası kestirirken, rüyamda ellerime baktığımı gördüm. Bunun şoku beni uyandırmaya yetmişti. Bir daha tekrarlanamayacak, emsalsiz bir rüya idi bu. Haftalar geçiyordu, ve ben ne uykuya daldığımın farkına varabiliyor, ne de rüyalarımda ellerimi bulabiliyordum. Ne var ki, rüyalarımda belli belirsiz bir duyguya kapıldığımı fark etmeye başlamıştım; yapmam gereken bir şey olduğu, ve bunu bir türlü anımsayamadığıma ilişkin bir duyguydu bu. Bu duygu öyle güçlendi ki, geceleri her saat başı beni uyandırmaya başladı. İlk rüya görme kapısını geçmek için yaptığım sonuçsuz denemeleri don Juan'a anlattığımda, bana bazı yönergeler verdi. "Bi rüya görücüden rüyalarında belirli bi öğeyi bulmasını istemek bi kurnazlıktır," dedi. "Esas mesele, kişinin uykuya daldığının farkına varmasıdır. Ve garip görünse de, insanın uykuya daldığının farkında olması için kendi kendisine komut vermesiyle olmaz bu; rüyasında baktığı şeyin görüntüsünü tutabilmesiyle olur." Rüya görücülerin, rüyalarında mevcut olan her şeye kısa, dikkatli bakışlar attığını anlattı. Eğer rüya görme dikkatlerini belirli bir şeyin üzerine odaklarlarsa, bu sadece bir hareket noktası oluşturması içindi. Buradan çıkarak, ve bu noktaya mümkün olduğunca çok kez dönerek, rüyalarının içindeki öbür öğelere bakmak üzere ilerliyorlardı.
Büyük bir çabadan sonra, rüyalarımda gerçekten de eller
buldum; ama bunlar asla benimkiler değildi. Yalnızca bana aitmiş gibi görünen, biçim değiştiren, bazen iyice kâbusumsu bir hal alan ellerdi. Ancak rüyalarımın geri kalan kısmı mutluluk verici ölçüde düzene girmişti. Dikkatimi odakladığım hemen her şeyin görüntüsünü sürdürebiliyordum.
Bu durum aylarca devam etti; ta ki bir gün rüya görme yeteneğim görünüşe göre kendiliğinden değişene dek. Uykuya daldığımın farkında olmak ve ellerimi bulmak için gösterdiğim sürekli ve ciddi kararlılık dışında, özel hiçbir şey yapmamıştım.
Rüyamda memleketimi ziyaret ettiğimi görüyordum. Gördüğüm kentin memleketime benzediği filan yoktu aslında, ama nedense buranın doğduğum yer olduğu inancındaydım. Alışılmış türden, ama çok canlı bir rüya olarak başladı her şey. Bir yerden sonra rüyadaki ışık değişti. İmgeler keskinleşti. Yürüdüğüm sokak, bir an öncesine oranla, dikkat çekici biçimde daha gerçek olmaya başladı. Ayaklarım ağrımaya başlamıştı. Her şeyin anlamsız derecede çetin olduğunu hissedebiliyordum. Örneğin, bir kapıya çarptığımda, sadece vurduğum dizimde acı duymakla kalmıyor, sakarlığıma duyduğum öfkeyle de çileden çıkıyordum.
Tümüyle bitap düşene dek o kentte yürüdüm. Bir kentin sokaklarında yürüyen bir turistin görebileceği her şeyi gördüm. Bu rüya yürüyüşü ile, ilk kez ziyaret ettiğim bir kentin yollarında gerçekten yaptığım yürüyüşler arasında hiçbir fark yoktu.
"Sanırım biraz fazla ileri gittin," dedi, don Juan, anlattıklarımı dinledikten sonra "Senden bütün istenen uykuya daldığının farkında olmandı. Senin yaptığın, bi sivrisineği ezmek için üstünde durduğu duvarı yıkmak gibi bi şey."
"Çuvalladım mı demek istiyorsun?"
"Hayır. Ama besbelli daha önce de yaptığın bi şeyi tekrarlamaya çalışıyorsun. Ben senin birleşim noktanın yerini değiştirdiğimde, ve kendimizi o gizemli şehirde bulduğumuzda, uykuda değildin sen. Rüya görüyordun; ama uykuda değildin ki bu da birleşim noktanın bu pozisyona ulaşmasının normal bi rüya yoluyla olmadığı anlamına geliyor. Onu yer değiştirmesi için ben zorlamıştım.
"Rüya görme yoluyla da bu pozisyona ulaşabilirsin kesinlikle; ama şu aşamada bunu yapmanı önermem."
"Tehlikeli mi olur?"
"Hem de nasıl! Rüya görme çok ölçülü bi iş olmalıdır. Hiçbi yanlış hareketi kaldırmaz. Rüya görme bi tetikte olma, denetim kazanma sürecidir. Rüya görme dikkatimizin dizgesel olarak çalıştırılması gerekir; çünkü o ikinci dikkate açılan kapıdır."
"Rüya görme dikkati ile ikinci dikkat arasında ne fark var?"
"İkinci dikkat bi okyanus gibidir, rüya görme dikkati ise onu besleyen bi ırmak gibi. İkinci dikkat, tam olan dünyaların bilincinde olma durumudur, tıpkı bizim dünyamız gibi tam olan dünyaların; oysa rüya görme dikkati, rüyalarımızdaki öğelerin farkında olma halidir."
Rüya görme dikkatinin, büyücülerin dünyasındaki her devinimin anahtarı olduğunu kuvvetle vurguladı. Rüyalarımızda ki öğe kalabalığı arasında, dışardan yabancı bir güç tarafından rüyalarımıza konulan, erke sahibi gerçek parazitler bulunduğunu söyledi. Onları bulabilmek ve peşlerine düşmek, büyücülüktü.
Bu söylediklerini öyle belirgin şekilde vurgulamıştı ki, ondan açıklamasını istemek zorunda kaldım. Yanıtlamadan önce bir an duraksadı.
"Rüyalar, eğer bi kapı değilse, başka dünyalara açılan bi ara bölmedir," diye başladı. "Bu anlamda, rüyalar çift yönlü bi caddedir. Bilincimiz bu bölmenin içinden başka âlemlere geçer, ve bu âlemler de rüyalarımıza öncüler gönderirler."
"Nedir bu öncüler?"
"Normal rüyalarımızın öğeleri ile karışan erke yükleridir. Bunlar rüyalarımıza giren yabancı erke boşalmalarıdır, ve bunları bize bildik gelen ya da gelmeyen öğeler olarak yorumlarız."
"Üzgünüm, don Juan, ama açıklamalarından hiçbir şey anlayamıyorum."
"Anlayamıyorsun, çünkü rüyalar hakkında bildiğin terimlerle düşünmekte ısrar ediyorsun: uyku esnasında meydana gelenler. Ve ben de sana başka bi yorum getirmekte ısrarlıyım: başka algı âlemlerine açılan bir ara bölme. Bu bölmeden içeriye tanımadığımız erke akımları sızar. Sonra da zihin, ya da beyin, ya da her neyse o, bu erke akımlarını alır ve bunları rüyalarımızın parçaları haline dönüştürür."
Besbelli söylediklerini hazmedebilmem için zihnime zaman vermek üzere durakladı. "Büyücüler bu yabancı erke akımlarının bilincindedirler," diye sürdürdü sözlerini. Bunları fark eder ve rüyalarındaki normal öğelerden ayrıklamaya uğraşırlar."
"Bunları neden ayrıklarlar, don Juan?"
"Çünkü onlar başka âlemlerden gelmişlerdir. Eğer bunları kaynaklarına dek izlersek, bize rehberlik ederek öylesine gizem alanlarına götürürler ki, büyücüler salt böyle bi olasılıktan söz edilmesi karşısında bile titrerler."
"Büyücüler bunları rüyalarındaki normal öğelerden nasıl ayrıklıyorlar?"
"Rüya görme dikkatlerini çalıştırıp denetleyerek. Bir an gelir, rüya görme dikkatimiz rüyanın öğeleri arasında bunları keşfeder ve bunlara odaklanır, sonra tüm rüya dağılır ve yalnızca yabancı erke kalır."

Cvp: 2 - Birinci Rüya Görme Kapısı

Don Juan bu konuyu daha fazla açıklamayı reddetti. Benim rüya görme deneyimim hakkındaki tartışmamıza geri döndü, ve bunu tümüyle rüya görme konusundaki ilk gerçek girişimim olarak alması gerektiğini, bunun da benim rüya görme kapısına ulaşmakta başarılı olduğum anlamına geldiğini söyledi.
Başka bir zamanda, farklı bir konu tartışırken birdenbire bu konuyu tekrar açtı. "İlk rüya görme kapısını geçmen için rüyalarında ne yapman gerektiğini tekrarlayacağım," dedi. "İlk olarak sabit bakışını bi başlangıç noktası olarak seçmiş olduğun herhangi bi şey üzerine odaklamalısın. Sonra bakışını başka öğelere kaydır ve bunlara kısa nazarlar at. Olabildiğince çok şey üzerine odakla bakışlarını. Unutma, sadece kısa bakışlar atarsan imgeler değişmez. Sonra ilk baktığın öğeye geri dön."
"İlk rüya görme kapısını geçmek ne anlama geliyor?"
"İlk rüya görme kapısına ya uykuya daldığımızın farkında olarak, ya da senin yaptığın gibi, son derece gerçek bi rüya görerek ulaşırız. Kapıya bi kez ulaşınca da, rüyalarımızdaki her hangi bi öğenin görüntüsünü sürdürmeyi becerip bu kapıyı geçmeliyiz."
"Rüyalarımdaki öğelere nerdeyse sabit bir şekilde bakabiliyorum; fakat çok çabuk dağılıyorlar."
"Ben de sana kesinlikle bunu anlatmaya çalışıyorum. Rüyaların bu çabuk gözden kaybolma özelliğine karşı durabilmek için büyücüler başlangıç noktası öğesini kullanmayı icat ettiler. Bu öğeyi ayrıklayıp ona her bakışında bi erke dalgası alırsın onun için başlangıçta rüyalarında çok fazla şeye bakma. Dört öğe yeterli olur. Sonraları, istediğin bütün öğeleri kapsayacak biçimde alanını genişletebilirsin; ama imgeler değişmeye, sen de denetimini yitirdiğini hissetmeye başlar başlamaz başlangıç noktası öğesine geri dön, ve tekrar en başından başla."
"Gerçekten ilk rüya görme kapısına ulaştığıma inanıyor musun, don Juan?"
"Ulaştın, ve bu da büyük başarı. Devam ettikçe, rüya görmenin artık ne denli kolay olduğunu göreceksin. "
Don Juan'ın abarttığını, ya da beni yüreklendirmeye çalıştığını düşünüyordum. Ama o samimi olduğu konusunda güvence verdi.
"Rüya görücülerin başına gelen en hayret verici şey şudur," dedi, "ilk kapıya ulaştıklarında, erke bedenine de ulaşırlar."
"Erke bedeni tam olarak nedir?"
"Fiziksel bedenin karşılığıdır. Saf erkeden oluşan hayaletimsi bi yapıdır."
"Fakat fiziksel beden de erkeden oluşmuyor mu?" "Elbette, fakat aralarındaki fark şu: erke bedeninin yalnızca görüntüsü vardır; ama kütlesi yoktur. Saf erke olduğu için, fiziksel bedenin olanaklarının ötesinde edimler gerçekleştirebilir. "
"Örneğin ne gibi, don Juan?"
"Kendisini bi an içinde evrenin en uç noktalarına taşımak gibi. Ve rüya görme; erke bedenini kıvama getirme, onu kademe kademe çalıştırarak esnek ve ahenkli kılma sanatıdır.
"Rüya görme yoluyla, erke bedenini algılama yetisi olan bi birim haline gelinceye dek yoğunlaştırırız. Erke bedenin algısı bağımsız bi algıdır; gündelik dünyayı algılama şeklimizden etkilense de. Onun kendi alanı vardır."
"Bu alan nedir, don Juan?"
"Erke. Erke bedeni, erke ile kendi bağlamında ilgilenir. Rüya görme içinde erkeyi üç şekilde ele alır: erkeyi akışı içinde algılar, ya da erkeyi kendisini beklenmedik bölgelere bi roket gibi fırlatması için kullanır, ya da bizim dünyayı algıladığımız kadar sıradan biçimde algılar."
"Erkeyi akışı içinde algılamak ne demek?"
"Bu, görmek demek. Erke bedeni, erkeyi doğrudan bir ışık biçiminde, ya da titreşen çeşitli akımlar şeklinde, ya da bir rahatsızlık duygusu olarak görür. Ya da onu doğrudan bi sarsılma, ve hatta bi acı duygusu olarak bile hissedebilir."
"Sözünü ettiğin öbür yol nedir peki, don Juan? Erkeyi fırlatıcı olarak kullanan erke bedeni?"
"Erke onun alanı olduğuna göre, kendisini ileri doğru itmek üzere evrende var olan erke akımlarını kullanmak onun için sorun değil. Bütün yapması gereken onları ayrıklamaktır; ve sonra onlarla çekip gider."
Konuşmayı kesti ve kararsız kalmış gibi durakladı, sanki bir şey söylemek istiyor da bundan emin olamıyor gibiydi. Bana gülümsedi, ve ben tam bir soruya başlarken açıklamasına devam etti.
"Büyücülerin rüyalarında başka âlemlerden gelen öncüleri ayrıkladığından sana söz etmiştim," dedi. "Bunu onların erke bedenleri yapar. Erkeyi tanır ve peşine düşerler. Fakat rüya görücülerin öncüleri aramaya düşkünlük göstermeleri arzulanan bi şey değildir. Sana bunu anlatmaya gönülsüzdüm, çünkü insanın bu araştırma sırasında denetim altına girmesi çok kolay olur."
Don Juan sonra hemen başka bir konuya geçti. Bütün bir uygulama serisinin ana hatlarını benim için dikkatle sıraladı. O zaman keşfettim ki, benim için bütün bunlar bir düzeyde tümüyle idrak dışı iken, başka bir düzeyde tamamıyla akla uygun ve anlaşılabilir görünüyordu. Dikkatli ve telaşsız bir denetimle ilk rüya görme kapısına ulaşmanın, erke bedenine varmak için bir yol olduğunu bir kez daha tekrarladı. Fakat bu kazanımı korumak sadece erkeye dayanıyordu. Büyücüler bu erkeyi, sahip oldukları ve gündelik dünyayı algılamak için kullandıkları erkeyi akıllıca bir yöntemle yeniden düzenleyerek elde ediyorlardı.
Don Juan'ı daha açık anlatması için zorladığımda, hepimizin belirli bir miktar basit erkeye sahip olduğumuzu ekledi. Bu miktar elimizdeki erkenin tümü idi, ve bunu bizi çevreleyen dünyamızı algılarken ve onunla uğraşırken kullanıyorduk. Bizim için başka hiçbir yerde erke olmadığını; mevcut erkemiz de zaten kullanılmakta olduğundan, örneğin rüya görme gibi olağanüstü bir algılama için içimizde bir gıdım erke bile kalmamış olacağını belirtti, söylediklerinin önemini vurgulamak için birkaç kez tekrarlayarak.
"Bize ne yapmak kalıyor, bu durumda?" diye sordum.
"Bize kalan, kendimiz için erke tırtıklamak, nerede bulabilirsek," diye yanıtladı.
Don Juan, büyücülerin bir tırtıklama yöntemi olduğunu açıkladı. Yaşamlarında gereksiz olduğunu düşündükleri her şeyi kesip atarak erkelerini akıllıca yeniden düzenliyorlardı. Bu yönteme büyücülerin yolu deniyordu. Aslında büyücülerin yolu, don Juan'ın deyişiyle, dünya ile ilgili bir davranış tercihleri zinciriydi; bizden önceki kuşakların bize öğretmiş olduklarından çok daha akıllı tercihlerdi söz konusu olan. Büyücülerin bu tercihleri, yaşam ile ilgili basit tepkilerimizi değiştirerek yaşantılarımızı yenilemek üzere çizilmişti.
"Nedir bu basit tepkiler?" diye sordum.
"Yaşamla yüzleşmenin iki yolu var," dedi. "Biri ona teslim olmaktır; ya taleplerine boyun eğerek, ya da onlarla savaşarak teslim olmak. Öteki ise, yaşamdaki özel konumumuza, kendi biçimlenmemize uyacak şekli vermektir."
"Yaşamdaki konumumuzu gerçekten şekillendirebilir miyiz, don Juan?"
"İnsanın yaşamındaki özel konumu, kişinin planlarına uyacak biçimde şekillendirilebilir," diye ısrarla yineledi, don Juan. "Rüya görücüler yapar bunu. Çılgın bi hayal mi? Aslında değil; kendimiz hakkında ne denli az şey bildiğimizi hesaba katarsan."
Bir öğretmen olarak ilgi alanının, beni yaşam ve canlı olma gibi sorunlara iyice daldırmak olduğunu söyledi; burada sözünü ettiği, biyolojik güçlerin sonucu olarak yaşam ile, bir algılama sorunu olarak yaşam arasındaki farklılık gibi konulardı.
"Birinin yaşamdaki konumunu şekillendirmekten söz ettikleri zaman, büyücülerin anlatmak istediği canlı olma bilincinin şekillendirilmesidir," diye açıkladı. "Bu bilinci şekillendirme yoluyla erke bedenimize ulaşıp, onu tutabilecek kadar erke kazanırız, ve bununla da yaşamımızın tüm yön ve sonuçlarına kesinlikle şekil verebiliriz."
Don Juan, rüya görme hakkındaki konuşmamıza son verirken, bana anlattıklarını sadece düşünmekle kalmamamı; aksine, devamlı yineleme yoluyla fikirlerini bir yaşam biçimi haline getirmemi öğütledi. Yaşantımızda yeni olan her şeyin, örneğin bana öğretmekte olduğu büyücülerin kavramlarının, biz bu bilgiye kendimizi açana kadar, bitkin düşürene dek yinelenmesi gerektiğini iddia ediyordu. Bize gündelik dünyamızda işlev görmeyi öğreten atalarımızın toplumsallaşmayı öğretirken kullandıkları yöntemin de yineleme olduğuna işaret etmişti.
Rüya görme uygulamalarımı sürdürdükçe, hem uykuya dalmanın tam bilincine varma yetisini, hem de bir rüyada kendi arzumla durup, o rüyanın içeriğinden herhangi bir şeyi inceleme yetisini kazandım. Bu deneyimler, benim için mucizeye eşti. Don Juan, rüyalarımız üzerindeki denetimimizi sıklaştırdıkça, rüya görme dikkatimiz üzerindeki etkinliğimizi de arttırmış olacağımızı belirtmişti. Rüya görme dikkatinin, çağrıldığı zaman, kendisine bir amaç verildiğinde sahnede belirdiğini söylemekte haklıydı. Onun sahneye çıkışı bildiğimiz anlamda gerçek bir süreç değildi: nihai bir sonuç getiren sürekli bir işlemler dizgesi, ya da bir eylemler ve işlevler serisiydi. Daha çok, bir uyanıştı bu. Uyuyan bir şey, aniden işlevsel olmaktaydı.