1

Konu: 8 - Üçüncü Rüya Görme Kapısı

Üçüncü rüya görme kapısına, rüyanın içinde kendini uyuyan bi başka insana bakarken bulduğunda ulaşılır. Ve o insan sensindir," dedi, don Juan.
Erke düzeyim o sıralar öyle yüksekti ki, bana daha fazla bilgi vermemesine karşın, hemen üçüncü görev üzerinde çalışmaya giriştim. Rüya görme uygulamalarında ilk fark ettiğim şey, bir erke dalgasının rüya görme dikkatimin odaklanmasını hemen yeniden düzenlemesiydi. Artık odak noktası rüya içinde uyanıp kendimi uyuyor görmek üzerindeydi; organik olmayan varlıkların âlemine yolculuk benim için mesele olmaktan çıkmıştı.
Çok az bir zaman sonra, bir rüyamda kendimi uyuyan bana bakarken buldum. Hemen don Juan'a haber verdim. Rüyayı onun evinde iken görmüştüm.
"Rüya görme kapılarının hepsi iki aşamalıdır," dedi. "Birincisi, bildiğin gibi, o kapıya ulaşmaktır; İkincisi ise onu geçmek. Rüyanda uyuyan kendini görmekle, üçüncü kapıya ulaştın. İkinci aşama, kendini uyur gördükten sonra, çevrede dolaşmak.
"Üçüncü rüya görme kapısında," diye devam etti, "rüya gerçekliğinle gündelik dünya gerçekliğini bilerek birleştirmeye başlarsın. Bu bi alıştırmadır, ve büyücüler bunu erke bedenini tamamlamak olarak adlandırırlar. İki gerçeklik arasında birleşim öyle mükemmel olmalıdır ki, her zamankinden daha fazla akışkan olmaya gereksinmen vardır. Üçüncü kapıdaki her şeyi büyük özen ve merakla incele."
Önerilerinin çok şifreli olduğundan ve bana anlamlı gelmediğinden yakındım. "Büyük özen ve merakla derken ne demek istiyorsun?" diye sordum.
"Üçüncü kapıdaki eğilimimiz, ayrıntılarda kaybolmaktır," diye yanıtladı. "Büyük özen ve merakla incelemek demek, nerdeyse dayanılmaz olan ayrıntıya dalma eğilimine karşı koymak demektir.
"Üçüncü kapıda verilen alıştırma, dediğim gibi, erke bedenini güçlendirmektir. Rüya görücüler, birinci ve ikinci kapılardaki alıştırmaları gerçekleştirerek erke bedenlerine şekil vermeye başlarlar. Üçüncü kapıya vardıklarında, erke bedeni dışarı çıkmaya hazırdır, ya da belki eyleme geçmeye hazırdır demek daha uygun olur. Ne yazık ki, bu aynı zamanda onun ayrıntılarla büyülenmesi anlamına gelir."
"Ayrıntıyla büyülenmek ne anlama geliyor?"
"Erke bedeni ömrünü tutsak olarak geçirmiş bi çocuk gibidir. Özgür kaldığı anda, her şeyi soğurur, bulabildiği her şeyi. Her türlü ilgisiz, ufacık ayrıntı erke bedenini içine çeker."
Sıkıntılı bir sessizlik oldu. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Onu gayet iyi anlamıştım, yalnızca deneyimlerim arasında tüm bunların gerçek anlamı hakkında bana fikir verecek hiçbir şey yoktu.
Don Juan, "En ahmak ayrıntı, erke bedeni için bi dünya haline gelir," diye açıkladı. "Rüya görücülerin erke bedenini yönetmek için harcamaları gereken çaba hayret vericidir. Sana her şeyi özen ve merakla gözlemlemeni söylememin garip göründüğünü biliyorum, ama yapman gerekeni betimlemenin en iyi yolu bu. Üçüncü kapıda, rüya görücüler nerdeyse dayanılmaz olan her şeyin içine atlama dürtüsünden sakınmak zorundadır, ve bunu da şöyle yaparlar; her şeyin içine girmek için öyle meraklı, öyle gözü dönmüş durumdadırlar ki, herhangi bi şeyin kendilerini tutsak almasına izin vermezler."
Don Juan, zihne saçma geldiğini bildiği önermelerinin doğrudan erke bedenimi hedeflediğini sözlerine ekledi. Erke bedenimin eyleme geçmesi için bütün kaynaklarını birleştirmesi gerektiğini tekrar tekrar vurguladı.
"Ama erke bedenim zaten hep eylemde değil miydi?" diye sordum.
"Bi bölümü eylemdeydi, aksi takdirde organik olmayan varlıkların âlemine yolculuk edemezdin," diye yanıtladı. "Şimdi erke bedeninin tümü üçüncü kapının alıştırmasını yürütmek için işe girişmek zorunda. Bu yüzden, erke bedenin için işleri kolaylaştırmak üzere, ussallığını denetim altına almalısın."
"Korkarım yanlış kapı çalıyorsun," dedim. "Yaşamıma getirdiğin bütün o deneyimlerden sonra bende öyle az ussallık kaldı ki."
"Hiçbi şey söyleme. Üçüncü kapıda, erke bedenlerimizin gereksiz ayrıntılara takılıp kalmasından ussallığımız sorumludur. O zaman, üçüncü kapıda ussal olmayan bi akışkanlık, o direnmeyi etkisiz hale getirebilmek için ussallık dışı bi kapıp koyuverme gereksiniriz."
Don Juan'ın her kapının bir engel olduğu hakkındaki ifadesi daha doğru olamazdı. Üçüncü kapının alıştırmalarını yürütmek için ilk ikisinin toplamından daha yoğun emek harcadım. Don Juan üzerimde müthiş bir baskı kurmuştu. Üstelik, yaşantıma bir şey daha eklenmişti: gerçek bir korku duygusu. Tüm yaşamım boyunca bazı şeylerden normal ölçüde veya haddinden fazla bile korktuğum olmuştu; ama deneyimlerimin içinde organik olmayan varlıklarla yaptığım dalaştan sonra duyduğum korku ile kıyaslanabilecek hiçbir şey yoktu. Ancak bütün bu deneyim zenginliği normal belleğimde ulaşılmaz durumdaydı. O anılar sadece don Juan yanımdayken bana açıktı.
Bu garip durumu ona bir keresinde Mexico City'deki Ulusal Antropoloji ve Tarih Müzesinde iken sormuştum. Beni sorumu sormaya sevk eden şey, o anda, don Juan'la olan ilişkim sürecinde bana olanların tümünü birden garip bir şekilde anımsama yeteneğini kazanmış olmamdı. Ve bu beni öyle özgür, öyle cüretli ve öyle hafif kılmıştı ki, nerdeyse ortalıkta dans ederek dolaşıyordum.
"Nasıl oluyorsa nagualın varlığı birleşim noktasında bi kaymaya neden oluyor," dedi.
Sonra beni müzenin sergi salonlarından birine götürdü ve sorumun bana anlatmayı planladıklarına çok uygun olduğunu söyledi.
"Niyetim sana birleşim noktasının konumunun büyücülerin kayıtlarını tuttukları bi mahzen gibi olduğunu açıklamaktı," dedi. "Erke bedenin niyetimi hissedip bana bunu sorunca mest oldum. Erke bedeni enginliklere vâkıf. Gel sana ne kadar çok bildiğini göstereyim."

Cvp: 8 - Üçüncü Rüya Görme Kapısı

Mutlak sessizlik içine girmemi söyledi. Zaten özel bir bilinçlilik durumunda olduğumu anımsattı; onun varlığı nedeniyle kaydırılmış olan birleşim noktamdan dolayı. Mutlak sessizliğe girmenin, odadaki heykellerin bana inanılmaz şeyler gösterip dinletmesine olanak vereceğini söyledi. Besbelli kafamı büsbütün karıştırmak için şunu da ekledi; odadaki arkeolojik parçaların bazılarının, kendi başlarına birleşim noktasında bir kayma yaratma güçleri vardı, ve eğer mutlak bir sessizlik durumuna ulaşırsam, gerçekten o parçaları yapan insanların yaşamlarına ait görünümlere tanık olacaktım.
Ondan sonra yaşamımdaki en garip müze turuna başladı. Odada dolaşıyor, her büyük parçanın şaşkınlık verici ayrıntıları hakkında betimlemelerde ve yorumlarda bulunuyordu. Ona göre odadaki her arkeolojik parça, eski çağ insanları tarafından belirli bir amaçla bırakılmış bir kayıttı; don Juan'ın bir büyücü olarak bana bir kitap okur gibi okuduğu bir kayıt.
"Buradaki her parça, birleşim noktasını kaydırmak üzere tasarlanmış," diye devam etti. "Sabit bakışını herhangi bi tanesinin üzerine dik, zihnini sustur, ve birleşim noktanın kaydırılıp kaydırılamayacağını keşfet."
"Kaydığını nasıl bilebilirim?"
"Çünkü normalde ulaşamayacağın şeyler görüp işitirsin." Heykellere sabit baktım ve nasıl anlatacağımı bilemediğim şeyler görüp işittim. Geçmişte bütün o parçaları antropolojik eğilimlerle, ve bu alandaki bilim adamlarının tanımlamalarını aklımdan çıkarmadan incelemiştim. O parçaların işlevleri hakkındaki, kökeni modern çağ insanının dünyayı kavrayış biçimine dayanan tanımlamaları, bana ilk kez, eğer ahmakça değilse, düpedüz önyargılı göründü. Don Juan'ın bana o parçalar hakkında söyledikleri, ve onlara sabit bakarak kendi görüp işittiklerim, onlar hakkında bunca zaman okuduklarımın en uzağında olan şeylerdi.
Rahatsızlığım öyle büyüktü ki, bu denli kolayca etki altında kaldığım için kendimi don Juan'a özür borçlu hissettim. Gülmedi ve benimle dalga geçmedi. Büyücülerin, birleşim noktasının konumlarında bulgularının kesin kayıtlarını bırakma yetisine sahip olduklarını sabırla açıkladı. İleri sürdüğüne göre, iş yazılı bir anlatımın özüne varmaya gelince, salt sayfada yazılı olanla kalmayıp onun ötesinde deneyimin kendisine varmak için, duyguları paylaşma ve özgün katılım duyumuzu kullanmak zorundaydık. Oysa büyücülerin dünyasında yazılı sayfalar olmadığına göre, tüm kayıtlar, okunmak yerine, yeniden yaşanmak üzere birleşim noktasının konumunda bırakılıyordu.
Savını örneklemek için, don Juan, büyücülerin ikinci dikkat öğretilerini anlattı. Bu öğretilerin öğrencinin birleşim noktası normalinden farklı bir yerde iken verildiğini söyledi. Birleşim noktasının konumu, böylece, dersin kaydı oluyordu. Dersin kaydını tekrar edebilmek için, öğrencinin birleşim noktasını dersin verildiği anda işgal ettiği konuma geri getirmesi gerekiyordu. Don Juan, birleşim noktasının dersler verilirken işgal ettiği tüm konumlara geri getirilmesinin başarıların en büyüğü olduğunu birkaç kez yineleyerek sözlerini tamamladı. Nerdeyse bir yıl boyunca, don Juan üçüncü rüya görme görevim hakkında hiçbir şey sormadı. Sonra bir gün, oldukça beklenmedik bir anda, benden tüm rüya görme uygulamalarımın bütün ayrıntılarını betimlememi istedi.
Sözünü ettiğim ilk şey şaşırtıcı bir yinelenmeydi. Aylar süren bir dönem boyunca, kendimi yatağımda uyuyan bana bakar bulduğum rüyalar görmüştüm. Garip olan bu rüyaların saat gibi düzenli oluşlarıydı; her dört günde bir görüyordum onları. Diğer üç gün boyunca, rüyalarım o zamana dek hep olduğu gibiydi: var olan her ayrıntıyı inceliyor, rüyalarımı değiştiriyor ve ara sıra, intihar eğilimli bir merakla güdülerek, yabancı erke öncülerini izliyordum; bunu yapmaktan son derece büyük bir suçluluk duysam da. Bunun gizli bir uyuşturucu bağımlılığı gibi olduğunu hayal ediyordum. O dünyanın gerçekliği benim için karşı konulmaz bir şeydi.
Gizliden gizliye, kendimi bu konuda sorumluluktan sıyrılmış hissediyordum, çünkü don Juan'ın kendisi bana aramızda takılıp kalmış olan mavi öncüyü nasıl serbest bırakabileceğimi rüya elçisine sormamı söylemişti. O, benim günlük uygulamalarımda soruyu yöneltmemi kastediyordu, fakat ben onun sözlerine, elçiye onun dünyasında iken sormam gerektiğini ima ediyormuş gibi bir anlam yakıştırmıştım. Aslında elçiye sormak istediğim, organik olmayan varlıkların bana bir tuzak kurup kurmadıklarıydı. Elçi bana don Juan'ın anlattıklarının tümünü doğrulamakla kalmamış; ayrıca Carol Tiggs ve benim öncüyü özgürlüğüne kavuşturmak için ne yapmamız gerektiği konusunda yönergeler de vermişti.
"Rüyalarındaki düzenlilik az çok beklediğim bi şeydi," dedi, don Juan, beni dinledikten sonra.
"Neden böyle bir şeyi bekliyordun, don Juan?"
"Senin organik olmayan varlıklarla olan ilişkinden dolayı."
"O bitti ve unutuldu, don Juan," diye yalan söyledim, konuyu daha fazla kurcalamayacağını umut ederek.
"Bunu benim için söylüyorsun, değil mi? Gerek yok, ben tüm öyküyü biliyorum. İnan bana, onlarla bi kez oynaşmaya başladın mı, bağımlı olursun. Daima peşinde olacaklar. Ya da, daha da kötüsü, sen daima onların peşinde olacaksın." Gözlerini dikip bana baktı; suçluluğum öyle apaçıktı ki, bu onu güldürdü.
"Böyle bi düzenlilik için tek açıklama, organik olmayan
varlıkların sana yine hizmete başlamış olması," dedi, don Juan, ciddi bir ses tonuyla.
Konuyu telaşla değiştirdim ve rüya görme uygulamalarımdaki sözünü etmeye değer bir başka farklılığın yatakta uyuyan görüntüme verdiğim tepki olduğunu söyledim. O görüntü her zaman öyle ürkütücüydü ki, ya rüyam değişene dek beni o noktaya çiviliyor, ya da çok derin bir korku duygusuyla avazım çıktığı kadar bağırarak uyanmama yol açıyordu. O rüyayı göreceğimi bildiğim günlerde uyumaya korktuğum bir noktaya gelmiştim.
"Rüya gerçekliğinle gündelik gerçekliğinin tam bi birleşimi için henüz hazır değilsin," diyerek kanısını belirtti. "Yaşamını daha büyük ölçüde özetlemelisin."
"Ama mümkün olan tüm özetlemeyi yapmıştım," diye isyan ettim. "Yıllardır özetleme yapıyorum. Yaşamım hakkında anımsayabileceğim başka bir şey kalmadı."
"Çok fazla olmalı, daha," dedi, kesin bir tavırla, "yoksa çığlık atarak uyanmazdın."
Tekrar özetleme fikrinden hoşlanmamıştım. Bunu yapmıştım, ve de öyle iyi yapmıştım ki artık hiçbir şekilde aynı konuya dönmeye gereksinmem olmadığına inanıyordum.
"Yaşantılarımızı özetlemenin sonu yoktur, daha önce ne denli iyi yapmış olursak olalım," dedi, don Juan. "Sıradan insanların rüyalarındaki istenç yoksunluğunun nedeni, hiç özetleme yapmamış olmaları ve yaşamlarının anılar, umutlar, korkular, vb., vb. gibi ağır çeken duygularla tıka basa dolu olmasıdır.
"Buna karşıt olarak, büyücüler özetlemeleri yüzünden ağır, bağlayıcı duygulardan çok daha fazla arınmıştır. Ve onları bi şey durdurursa eğer, şimdi seni durdurduğu gibi, hâlâ içlerinde tam aydınlatılamamış bi şey kaldığı varsayılır."
"Özetleme çok çetrefilli bir iş, don Juan. Belki onun yerine yapabileceğim başka bir şey vardır."
"Hayır, yok. Özetleme ve rüya görme el ele gider. Yaşamımızı geriye sardıkça, gitgide daha uçucu oluruz."
Don Juan bana özetleme hakkında çok ayrıntılı ve açık yönergeler vermişti. İşin içeriği, kişinin yaşam deneyimlerinin tümünü yeniden yaşanmasıydı; içlerindeki her ufacık ayrıntıyı anımsayarak. Özetlemeyi, bir rüya görücünün erkeyi yeniden belirleme ve yeniden düzenlemesinde ana etmen olarak görüyordu. "Özetleme, içimizde hapsolmuş erkeyi serbest bırakır; ve bu özgür kılınmış erke olmadan rüya görmek mümkün değildir." Açıklaması buydu.
Yıllar önce, yaşamımda tanıdığım her insanın, içinde bulunduğum zamandan başlayarak bir listesini yapmam için don Juan beni eğitmişti. Çalıştığım işler, gittiğim okullar gibi etkinlik alanlarına bölerek düzenli biçimde bir liste hazırlamam için bana yardımcı olmuştu. Ondan sonra, hiçbir sapma yapmadan, listemdeki ilk insandan sonuncusuna dek tümüyle olan etkileşimlerimi yeniden yaşamam için bana kılavuzluk etmişti.
Onun açıklamasına göre bir olayın özetlenmesi, kişinin zihninin özetlenecek şeye uygun olan ne varsa düzenlemesiyle başlıyordu. Düzenlemekten kastedilen, o çevrenin fiziksel ayrıntılarının anımsanmasıyla başlanıp, oradan etkileşimin paylaşıldığı insana gelinerek, ve sonra kendine geçilip benliğin duyguları incelenerek, bu olayı parça parça yeniden tanımlamaktı.
Don Juan bana özetlemenin doğal, ritmik bir soluk alıp verme ile birlikte yapıldığını öğretmişti. Baş yumuşak ve yavaş bir şekilde sağdan sola hareket ettirilirken uzun nefesler veriliyor; soldan sağa doğru geri döndürülürken de uzun nefesler alınıyordu. Başın bu iki yana devinmesine, "olayı körüklemek" diyordu. Beden, zihnin odaklandığı her şeyi durmaksızın körüklerken, zihin olayı başından sonuna inceliyordu.
Don Juan'ın dediğine göre, özetlemenin mucidi olan eski çağ büyücüleri soluk alıp vermeyi sihirli, yaşam veren bir edim olarak görmüşler ve böylece onu sihirli bir araç olarak kullanmışlardı; nefes vermek özetlenen etkileşim esnasında içlerinde kalan yabancı erkeyi dışarı atmak için, nefes almak da etkileşim sırasında kendi bıraktıkları erkeyi geri çekmek içindi.
Akademik öğrenimim yüzünden, özetlemeyi kişinin yaşamını çözümleme süreci olarak almıştım. Fakat don Juan bunun entelektüel psikanalizden çok daha karmaşık bir iş olduğunda ısrarlıydı. Özetlemeyi, birleşim noktasında ufak, fakat sağlam bir yer değiştirme için büyücünün bir manevrası olarak kabul ediyordu. Birleşim noktası, diyordu, geçmiş eylemleri ve duyguları yeniden incelemenin etkisi altında, o andaki yeri ile, özetlenen olayın yaşandığı an arasında gidip geliyor.
Don Juan'a göre eski büyücülerin özetleme yapma gerekçesi, evrende organizmalara bilinçlilik ödünç vererek onların yaşamasını sağlayan, düşünülemeyecek miktarda çözülmüş güç bulunduğuna inanmaları idi. O güç onları aynı zamanda öldürüyordu da; organizmaların yaşam deneyimleri yoluyla zenginleştirdiği aynı bilinçliliği söküp almak için. Don Juan eski büyücülerin uslamlamasını açıkladı. Onların inanışına göre, bu güç bizim yaşam deneyimimizin peşinde olduğuna göre, onun yaşam deneyimimizin tam bir kopyası ile, yani özetleme ile tatmin edilmesi çok büyük önem taşıyordu. Aradığını bulduğu için, çözülmüş güç, o zaman, büyücüleri algılama yeteneklerini geliştirip onunla zamanın ve uzayın sınırlarına ulaşmakta özgür bırakıyordu.
Özetlemeye yeniden başladığım ilk andan itibaren rüya görme uygulamalarımın kendiliğinden durması bana büyük sürpriz oldu. Bu istenmeyen molayı don Juan'a sordum.
"Rüya görme, kullanılabilir erkemizin en küçük kırıntısını bile gerektirir," diye yanıtladı.
"Yaşamımızda derin bi meşguliyet varsa, rüya görmenin olanağı yoktur."
"Ama daha önce de derin meşguliyetlerim olmuştu," dedim, "ve uygulamalarım hiçbir zaman kesilmemişti."
"O zaman her meşgul olduğunu düşündüğünde, aslında sadece manyakça bi dengesizliğe kapılıyormuşsun," dedi, gülerek. "Büyücüler için meşgul olmak, bütün erke kaynaklarının çalıştırılması anlamına gelir. Şimdi erke kaynaklarını bütünlük içinde ilk kez işe koşuyorsun. Öbür seferler, önceki özetlemelerinde bile, tamamıyla meşgul değilmişsin."
Don Juan bu kez bana yeni bir özetleme modeli verdi. Yaşamımın değişik olaylarını açık bir düzene bağlı olmadan özetleyerek bir yap-boz bulmacası kurmam gerekiyordu.
"Ama karmakarışık bir şey olacak," diye itiraz ettim.
"Hayır, olmayacak," diye güvence verdi. "Özetleyeceğin olayları dar kafalılığının seçmesine izin verirsen karmakarışık bi şey olur, ancak. Onun yerine, bırak ruhun karar versin. Sessiz ol, sonra ruhunun gösterdiği olaya yönel."

Cvp: 8 - Üçüncü Rüya Görme Kapısı

Bu özetleme modelinin sonuçları benim için birçok düzeyde sarsıcı oldu. Ne zaman zihnimi sustursam, görünüşe göre bağımsız bir gücün beni hemen yaşamımdaki bir olayın en ayrıntılı bir anısına daldırdığını keşfetmek çok etkileyiciydi. Fakat sonuçta çok düzenli bir özetlemenin oluşması daha da etkileyiciydi. Karmakarışık olacağını düşündüğüm şey son derece etkin olup çıkmıştı.
Don Juan'a bana neden baştan beri bu tarzda özetleme yaptırmadığını sordum. Özetlemenin iki basit devresi olduğu yanıtını verdi; birincisi biçimsellik ve değişmezlik, İkincisi ise akışkanlıktı.
Bu seferki özetlememin ne denli değişik olacağını sezememiştim hiç. Rüya görme uygulamalarım yoluyla edinmiş olduğum konsantrasyon yeteneği, yaşamımı hiç hayal edemeyeceğim ölçülerde derinlemesine incelememe olanak vermişti. Yaşam deneyimlerim hakkında elimden gelen her türlü gözlem ve yeniden gözden geçirme işlemini tamamlamam bir yıldan fazla sürdü. Sonunda, don Juan'a hak vermek zorunda kaldım: içimde sonsuz büyüklükte duygu yükleri vardı; ve öylesine derinliklerde gizliydiler ki ulaşmak nerdeyse olanaksızdı.
İkinci özetleme, yeni ve daha rahat bir tutuma girmemle sonuçlandı. Rüya görme uygulamalarıma geri döndüğüm gün, rüyamda kendimi uyuyor gördüm. Arkamı dönüp cesaretle odayı terk ettim, hırslı bir şekilde bir dizi basamağı inip sokağa çıktım.
Yapmış olduğum şey beni coşturmuştu; hemen don Juan'a haber verdim. Bu rüyayı uygulamalarımın bir parçası olarak kabul etmeyince düş kırıklığım çok büyük oldu. Onun iddiasına göre sokağa erke bedenimle çıkmamıştım, çünkü eğer öyle olsaydı basamakları inme duygusundan farklı bir duyumum olacaktı.
"Ne tür bir duyumdan söz ediyorsun, don Juan?" diye sordum, gerçek bir merakla.
"Gerçekten yatağındaki kendi uyuyan bedenini görüp görmediğini anlamak için geçerli bi yol gösterici saptamalısın," dedi, sorumu yanıtlamak yerine. "Unutma, kendi odanda olmalı, kendi bedenini görmelisin. Aksi takdirde, gördüğün sadece sıradan bi rüyadır. Eğer durum buysa, o rüyayı denetle; ya ayrıntılarını inceleyerek, ya da onu değiştirerek."
Bana sözünü ettiği o geçerli yol gösterici hakkında daha fazla açıklama yapması için ısrar ettim, ama lafımı kesti. "Kendine baktığın olgusunu geçerli kılacak bi yöntem bul," dedi.
"Geçerli bir yol göstericinin ne olabileceği hakkında bir önerin var mı?" diye üsteledim.
"Kendi yargını kullan. Birlikteki zamanımızın sonuna geliyoruz. Çok yakında kendi başına olman gerekecek."
Sonra konuyu değiştirdi, ve ben açık bir beceriksizlik duygusuyla kalakaldım. Ne istediğini, ya da geçerli bir yol gösterici demekle ne kastettiğini çıkarabilmekten âcizdim.
Kendimi uyur gördüğüm bir sonraki rüyamda, odayı terk edip merdivenlerden inmek ya da çığlık atarak uyanmak yerine, kendimi izlediğim noktada uzun bir süre çivilenip kaldım. Kaygılanmadan ya da umutsuzluğa kapılmadan, rüyamın ayrıntılarını inceledim. O zaman omzu yırtık bir beyaz tişörtle uyumakta olduğumu fark ettim. Daha yakına gidip yırtığı incelemek istedim, ama hareket etmek yetilerimin dışındaydı. Benliğimin bir parçası gibi görünen bir ağırlık hissediyordum. Aslında, tümüyle ağırlıktım. Bir sonra ne yapacağımı bilememekten ötürü yıkıcı bir şaşkınlığa kapıldım. Rüyayı değiştirmeye çalıştım, ama alışılmadık bir güç durmadan beni uyuyan bedenime bakmaya zorluyordu.
Telaşımın ortasında rüya elçisinin sesini duydum. Devinebilecek kadar denetimimin olmamasının, bir özetleme daha gerektirebilecek ölçüde korkutucu olduğunu söylüyordu. Elçinin sesi ve sözleri beni zerre kadar şaşırtmadı. Kendimi hiç bu denli açık ve dehşet verici bir şekilde kımıldamaktan aciz hissetmemiştim. Bununla birlikte dehşet duyguma yenilmedim. Onu inceledim ve buldum ki bu psikolojik bir dehşet duygusu değildi; fiziksel bir acizlik, umutsuzluk ve huzursuzluk duyumuydu. Kollarımı ve bacaklarımı oynatamamak beni sözcüklerin anlatabileceğinin ötesinde rahatsız ediyordu. Dışımda bir şeyin beni yere mıhladığını anlamak huzursuzluğumu aynı ölçüde arttırıyordu. Kollarımı ve bacaklarımı oynatmak için harcadığım çaba öyle yoğun ve tek amaçlıydı ki, bir an yatakta uyuyan bedenimin bir bacağının sanki tekme atar gibi yataktan dışarı çıkmış olduğunu gördüm.
Bilinçliliğim bundan sonra hareketsiz uyuyan bedenimin içine çekildi, ve öyle bir şiddetle uyandım ki yatışmam yarım saatten fazla sürdü. Kalbim epeyce düzensiz atıyordu. Titriyordum ve bacak kaslarımdan bazıları kontrolsüz biçimde seğiriyordu. Öyle esaslı bir ısı kaybına uğramıştım ki, vücut ısımı yükseltmek için battaniyelere ve sıcak su torbalarına ihtiyacım oldu.
Doğal olarak, don Juan'ın bu felç duyumum hakkındaki öğütlerini sormak üzere Meksika'ya gittim, ve ona sahiden yırtık bir tişört giymekte olduğum için rüyamda gerçekten de kendimi görmüş olduğumu anlattım. Ayrıca vücut ısımın düşmesinden ölümüne korkuyordum. Başıma gelenleri tartışmaya isteksizdi. Ondan koparabildiğim tek şey iğneli bir yorum olmuştu.
"Tiyatroyu seviyorsun," dedi, yavan bir biçimde. "Elbette kendini uyur gördün. Sorun sinirli olman, çünkü erke bedenin daha önce hiç bilinçli olarak tek parça olmadı. Eğer yine sinirlenir ve soğursan, matrakukana yapış. Bu senin vücut ısını çabucak yerine getirir, hem de mızmızlanmadan."
Kabalığına biraz kırılmıştım. Bununla birlikte, öğüdü etkinliğini kanıtladı. Bir sonraki kez korktuğumda, söylediğini yaparak birkaç dakikada gevşedim ve normale döndüm. Bu yolla, kaygılanmaz ve huzursuzluğumu denetimde tutabilirsem paniğe kapılmadığımı keşfettim. Denetimli kalmak hareket etmemi sağlamıyordu; ama kesinlikle derin bir huzur ve dinginlik duyumu veriyordu.
Aylar süren yararsız yürüme çabalarından sonra, don Juan'ın yorumlarını tekrar istedim, bu sefer öğütleri için değildi pek; daha çok yenilgiyi kabullenmek istediğimdendi. Geçilmez bir engelle karşı karşıya idim ve su götürmez bir kesinlikle biliyordum ki yenilmiştim.
Don Juan, "Rüya görücüler yaratıcı olmalıdır," dedi, hain bir sırıtışla. "Yaratıcı değilsin sen. Erke bedenini devindirmen için hayal gücünü kullanman gerektiği konusunda seni uyarmadım, çünkü senin bilmeceyi kendi başına çözüp çözemeyeceğini görmek istemiştim. Sen yapamadın, arkadaşların da sana yardımcı olmadı."
Geçmişte, beni yaratıcılıktan yoksun olmakla her suçlayışında hırçınlıkla kendimi savunmaya zorlanmıştım. Ben yaratıcı olduğumu düşünüyordum, ama don Juan gibi bir öğretmene sahip olmak bana böyle olmadığımı zor yoldan öğretmişti. Erkemi kendim için yararsız savunmalarla uğraştırmayacaktım, bu yüzden ona şunu sordum, "Bu sözünü ettiğin bilmece nedir, don Juan?"
"Erke bedenini devindirmenin ne denli olanaksız, ve aynı zamanda ne denli basit olduğu hakkındaki bilmece. Sen gündelik dünyandaymış gibi devinmeye çalışıyorsun. Yürümeyi öğrenmek için o denli çok zaman ve çaba harcıyoruz ki, rüya gören bedenlerimizin de yürümesi gerektiğine inanıyoruz. Böyle yapmaları için hiç neden yok, yürümenin zihnimizde başı çekmesi dışında."
Çözümün sadeliğine hayran oldum. Don Juan'ın haklı olduğunu bu anda anlamıştım. Yorumlama düzeyinde takılıp kalmıştım, gene. O bana üçüncü kapıya ulaştığımda çevrede dolaşmam gerektiğini söylemişti, ve benim için dolaşmak yürümek demekti. Yargısını anladığımı söyledim ona.
"O benim yargım değil," diye sertçe yanıtladı. "Büyücülerin yargısı. Büyücüler, erke bedeninin üçüncü kapıda erkenin yaptığı şekilde devinebildiğini söylerler: hızlı ve doğrudan. Senin erke bedenin nasıl devineceğini kesinlikle biliyor. Organik olmayan varlıkların dünyasındaki gibi devinebilir.
"Ve bu bizi yeni bi konuya getiriyor, burada," diye ekledi don Juan, düşünceli bir tavırla. "Neden organik olmayan arkadaşların sana yardımcı olmadılar?"
"Niçin onların benim arkadaşlarım olduğunu söylüyorsun, don Juan?"
"Alışıldık arkadaşlar gibiler; aslında bize karşı düşünceli ve nazik olmayan, ama kötü de sayılmayan. Arkamızı dönmemizi bekleyen arkadaşlar ki, bizi oradan hançerleyebilsinler." Onu tamamıyla anlıyor ve yüzde yüz hak veriyordum.
"Beni oraya götüren ne? İntihar eğilimi mi?" diye sordum ona, daha çok laf olsun diye.
"Sende hiç intihar eğilimi yok," dedi. "Sende olan, ölüme
yaklaşmış olduğuna tam bi inanmazlık. Fiziksel bi acın olmadı; onun için ölümcül bi tehlike içinde olduğuna kendini tam inandıramıyorsun."

Cvp: 8 - Üçüncü Rüya Görme Kapısı

Savı son derece akla yatkındı, organik olmayan varlıklarla girdiğim dalaştan sonra yaşamıma hükmeden, bilinmedik, derin bir korku dışında. Ben açmazımı anlatırken don Juan sessizlik içinde dinledi. Hakkında bildiklerime karşın, organik olmayan varlıkların dünyasına gitme dürtümü açıklayamıyordum; ondan kurtulamıyordum da.
"Çılgın bir yanım var benim," dedim. "Yaptıklarımın anlamı yok."
"Anlamı var. Organik olmayan varlıklar hâlâ seni makaraya sarıp çekmeye devam ediyorlar; oltanın ucundaki iğneye takılmış balık gibisin. Seni elde tutmak için zaman zaman değersiz yemler atıyorlar. Rüyaları düzeni hiç bozulmadan her dört günde bi görmen değersiz bi yem. Ama sana erke bedenini nasıl devindireceğini öğretmediler."
"Neden öğretmediler dersin?"
"Çünkü erke bedenin kendi başına devinmeyi öğrenirse, sana hiç ulaşamayacaklar. Onlardan kurtulduğunu düşünmekle acele ettim. Göreceli olarak özgürsün, ama tümüyle değil. Hâlâ bilinçliliğinin peşindeler."
Sırtımda bir ürperti hissettim. İçimde hassas bir noktaya dokunmuştu. "Ne yapmam gerektiğini söyle don Juan, hemen yapacağım," dedim.
"Kusursuz ol. Sana bunu düzinelerce kez anlattım. Kusursuz olmak, kararlarını desteklemek için yaşamını tehlikeye atmak, sonra o kararları yerine getirmek için elinden gelenden fazlasını yapmaktır. Hiçbi şey için karar almıyorsan, yaşamınla gelişigüzel bi şekilde kumar oynuyorsun demektir sadece."
Don Juan konuşmayı orada bitirdi, söyledikleri üzerinde kafa yormam için ısrar ederek.
Bulduğum ilk fırsatta, don Juan'ın erke bedenimi devindirmek için yaptığı öneriyi denedim. Kendimi uyuyan bedenime bakar bulduğumda, ona doğru yürümeye uğraşmak yerine, yatağa yaklaşmayı yalın biçimde arzuladım. Bir anda, nerdeyse vücuduma dokunacak kadar yakındaydım. Yüzümü gördüm. Aslında derimdeki bütün gözenekleri görebiliyordum. Gördüğümden hoşlandığımı söyleyemem. Kendi bedenimin görüntüsü estetik açıdan hoş olmayacak kadar ayrıntılıydı. Sonra esinti gibi bir şey girdi odaya, her şeyi tümüyle karıştırdı ve görüntümü sildi.
Bunu izleyen rüyalarda, erke bedeninin yalnızca kayarak veya süzülerek devinebileceğini tümüyle doğrulamıştım. Bunu don Juan'la tartıştım. Yaptığımdan olağandışı bir şekilde hoşnut görünüyordu; bu bana kesinlikle sürpriz oldu. Rüya görme uygulamalarımda yaptığım her şeye gösterdiği soğuk tepkiye alışmıştım.
"Erke bedenin yalnızca onu bi şey çektiği zaman devinmeye alışıktır," dedi. "Organik olmayan varlıklar seni sağa sola çekip duruyordu, ama şimdiye dek onu hiç kendi başına, kendi istencinle devindirmemişim. Çok bi şey başarmışsın gibi görünmüyor, yaptığın harekete bakınca; ama seni temin ederim ki uygulamalarını durdurmayı ciddi olarak düşünmeye başlamıştım. Kendi başına devinmeyi hiç öğrenemeyeceğine inanmıştım, bi süre."
"Yavaş olduğum için mi rüya görme uygulamalarımı durdurmayı düşünüyordun?''
"Yavaş değilsin. Büyücülerin erke bedenini devindirmeyi öğrenmesi sonsuz zaman alır. Uygulamalarını durduracaktım; çünkü daha fazla zamanım kalmadı. Erkeni kullanabileceğin başka konular var, rüya görmekten daha acil olan."
"Şimdi erke bedenimi kendi başıma devindirmeyi öğrendiğime göre, başka ne yapmalıyım, don Juan?"
"Devinmeye devam et. Erke bedenini devindirmek senin için yeni bi saha açtı; olağanüstü bi keşif alanı bu."
Rüyalarımın aslına uygunluğunu geçerli kılma fikrini tekrar ele almam için yine ısrar etti; bu talebi ilk söylediğinde olduğu kadar garip gelmemişti bu kez.
"Bildiğin gibi, bi öncü tarafından götürülmek ikinci kapının gerçek rüya görme görevidir," dedi. "Bu çok ciddi bi meseledir, ama erke bedenine şekil vermek ve devindirmek kadar değil. Bu yüzden, uyuyan kendini mi görmektesin gerçekten, yoksa sadece uyuduğunu gördüğün bi rüya mı görüyorsun; bunu ayırt edebilmek için kendine ait emin bi yol bulmalısın. Yeni keşif alanın, uyuyan kendini gerçekten görmene bağlı."
Uzun uzun düşünüp tarttıktan sonra, doğru planı ortaya çıkardığım kanısına vardım. Yırtık tişörtümü görmüş olmak, geçerli bir yol gösterici için bana fikir vermişti. Şöyle bir varsayımla başladım; eğer gerçekten uyuyan kendimi inceliyorsam, yatağa girdiğim kıyafeti de inceliyor olacaktım; bu kıyafeti de her dört günde bir baştan aşağı değiştiriyordum. Yatarken giydiklerimi rüyamda anımsamakta hiç zorluk çekmeyeceğime inanıyordum; rüya görme uygulamalarım yoluyla edindiğim disiplin, böyle şeyleri zihnime kaydetme ve rüyalarımda anımsama yeteneği kazandığım kanısını vermekteydi bana.
Bu yolu izlemek için elimden gelen çabayı gösterdim, ama sonuç hiç de umduğum şekilde gelişmedi. Rüya görme dikkatim üzerinde gerekli denetimden yoksundum, ve uyku giysilerimin ayrıntılarını pek anımsayamıyordum. Ancak başka bir şey kesinlikle iş başındaydı; nasılsa her zaman rüyalarımın sıradan rüyalar olup olmadıklarını biliyordum. Sıradan olmayan rüyalarımın önde gelen yönü, bilinçliliğim onu incelerken, uyuyan bedenimin yatakta yatar durumda olmasıydı.
Rüyalarımdaki kayda değer bir özellik de odamla ilgiliydi. Hiçbir zaman gündelik dünyadaki gibi değildi odam; yatağımın bir ucunda durduğu muazzam, boş bir salondu. Bedenimin yattığı yatağın yanına gelebilmek için epey bir mesafeyi süzülerek geçmeye alışmıştım. Oraya ulaştığımda, esinti gibi bir tür güç beni yatağın üzerinde bir sinek kuşu gibi havada asılı tutuyordu. Bazen oda gözden kayboluyordu; sadece bedenim ve yatak kalana dek parça parça yok olarak. Bazen de, istencimi tümüyle yitirdiğim deneyimler yaşıyordum. Rüya görme dikkatim benden bağımsız olarak işliyor gibiydi. Ya odada ilk karşılaştığı nesne tarafından tümüyle zapt ediliyor, ya da ne yapacağına karar vermekten âciz görünüyordu. O anlarda bir nesneden bir başkasına çaresiz bir biçimde sürüklenme duyumu yaşıyordum.
Bir seferinde rüya elçisinin sesi bana sıradan olmayan bütün rüyaların içindeki tüm öğelerin aslında bizim normal dünyamızdakinden farklı erke biçimlenmeleri olduğunu açıklamıştı. Elçinin sesi örnek olarak duvarların sıvı olduğuna dikkat çekmişti. Sonra da birinin içine atlamam için ısrar etmişti.
Fazla düşünmeden, büyük bir göle dalıyormuşum gibi, bir duvarın içine dalıverdim. Su gibi bir duvar hissi değildi duyduğum; bir su kütlesinin içine atlama duyumu da değildi. Daha çok, dalmanın düşüncesi, ve sıvı maddenin içinden geçmenin görsel duyumu gibiydi. Aşağıya doğru ilerledikçe, suyun açıldığı gibi açılan bir şeyin içinde baş aşağı gidiyordum.
Aşağıya doğru baş aşağı gitmenin duyumu öyle gerçekti ki, ne kadar uzun süre, ya da ne kadar derine, ya da ne kadar uzağa dalmakta olduğumu merak etmeye başladım. Benim açımdan orada harcadığım süre sonsuzdu. Suya benzer maddenin içinde bulutlar, kayalara benzeyen kütlesel oluşumlar görüyordum. Kristalleri andıran parlak, geometrik nesneler, ve gördüğüm en derin ana renkleri taşıyan kabarcıklar vardı. Ayrıca bazı yoğun ışık kuşakları ve zifiri karanlık kuşakları vardı. Her şey yanımdan geçiyordu, yavaşça ya da hızla. Evreni gözlemliyormuşum düşüncesine kapıldım. O anda hızım öylesine arttı ki her şey bulandı, ve bir anda kendimi burnum odamın duvarına yapışmış vaziyette uyanmış buldum.
Gizli bir korku beni don Juan'a danışmaya yöneltti. Beni dinledi; her sözümün üzerinde durarak.
"Bu noktada esaslı bi manevra yapman gerek," dedi. "Rüya elçisinin rüya görme uygulamalarına karışmaya hiç hakkı yok. Ya da daha doğrusu, sen hiçbi koşul altında ona bu izni vermemelisin."
"Nasıl durdurabilirim onu?"
"Sade, ama zor bi manevra yap. Rüya görmeye girdiğin anda, artık rüya elçisi istemediğini yüksek sesle söyle."
"Bunu yapınca, don Juan, onu bir daha hiç işitmeyecek miyim?"
"Kuşkusuz. Ondan sonsuza dek kurtulacaksın."
"Ama ondan sonsuza dek kurtulmak akıllıca olur mu?" "Kesinlikle olur, bu noktada."
Bu sözlerle, don Juan beni son derece rahatsız edici bir ikilemin içine sokmuştu. Elçiyle ilişkimi sona erdirmeyi arzu etmiyor, ama aynı zamanda don Juan'ın öğüdünü tutmak da istiyordum. Kararsızlığımı fark etmişti.
"Zor bi iş olduğunu biliyorum," diye hak verdi, "ama bunu yapmazsan, organik olmayan varlıklar hep seninle olacak. Bundan sakınmak istiyorsan, dediğimi yap; hem de hemen."
Bir sonraki rüya görme seansımda, niyetimi zorla da olsa söylemek için hazırlanırken, elçinin sesi beni durdurdu. Şöyle diyordu, "Eğer kendini tutup isteğini dile getirmekten vazgeçersen, hiçbir zaman rüya görme uygulamalarına karışmayacağıma ve seninle yalnız bana doğrudan sorular sorduğunda konuşacağıma söz veriyorum."
Teklifini anında kabul ettim, gerçekten iyi bir anlaşma olduğunu hissediyordum. Bununla birlikte don Juan'ın düş kırıklığına uğrayacağından korkmuyor da değildim.
"İyi bi manevraymış," dedi. "Sen samimiydin; talebini seslendirmeye gerçekten niyetlenmiştin. İçten olmak, gereken tek şeydi. Esasında elçiyi def etmene gerek yoktu. İstediğin, onu sana daha uygun bi seçenek sunması için köşeye sıkıştırmaktı. Eminim elçi artık sana karışmayacaktır."
Haklıydı. Elçi işime hiç karışmadan rüya görme uygulamalarımı sürdürdüm. Kayda değer bir gelişme, içlerindeki odanın gündelik hayattaki odam olduğu rüyalar görmeye başlamış olmamdı; yalnız bir farkla: rüyalarımda odam her zaman öyle çarpık, öyle eğri büğrüydü ki, dev bir kübik resme benziyordu; duvarların, tavanın ve yerin dik açıları yerine geniş ve dar açılar egemendi. Bir tarafa eğik görünen odamda, dar ve geniş açılarla oluşmuş bu eğimin kendisi; sert tahta tabanın girift çizgileri, duvardaki resmin zamanla rengi atmış yerleri, tavandaki tozlu noktalar ya da kapının kenarındaki parmak izi lekeleri gibi saçma ve gereksiz, ama gerçek olan ayrıntıları açıkça sergilemek için bir araç görevi yapıyordu.

Cvp: 8 - Üçüncü Rüya Görme Kapısı

Bu rüyalarda, o eğim tarafından gösterilen ayrıntıların suya benzeyen evrenleri içinde kaçınılmaz şekilde yitip gidiyordum. Tüm rüya görme uygulamalarımda, odamdaki ayrıntı bolluğu öyle inanılmazdı ve çekimi öyle yoğundu ki, anında içine alıyordu beni.
Bu durumu danışmak için ilk boş anımda soluğu don Juan'ın yanında aldım. "Odamın hakkından gelemiyorum," dedim ona, rüya görme uygulamalarımın ayrıntılarını verdikten sonra.
"Onun hakkından gelmen gerektiği fikrini ne verdi sana?" diye sordu, sırıtarak.
"Odamın ötesine devinmem gerektiğini biliyorum, don Juan."
"Ama odanın ötesine deviniyorsun zaten. Belki kendine yine yorumlara takılıp takılmadığını sormalısın. Bu olayda devinmenin ne demek olduğunu sanıyorsun ki?"
Odamdan dışarı, sokağa yürüdüğüm rüyanın aklımdan çıkmadığını ve bunu tekrar yapmak için gerçek bir zorunluluk duyduğumu anlattım ona.
"Ama bundan çok daha önemli şeyler yapıyorsun," diye itiraz etti. "İnanılmaz yerlere gidiyorsun. Daha ne istiyorsun ki?" Ayrıntıların tuzağından uzaklaşmak için fiziksel bir dürtü hissettiğimi ona açıklamaya çalıştım. Beni en çok üzen, dikkatimin takıldığı şeylerden kendimi kurtarmaktaki yetersizliğimdi. Zerre kadar istencimin kalmaması, dibi boylamak anlamına geliyordu benim için.
Çok uzun bir sessizlik oldu. Ayrıntının tuzakları hakkında daha fazla şeyler dinlemeyi bekliyordum. Ne de olsa beni bunun tehlikeleri hakkında uyarmıştı. "İyi gidiyorsun," dedi, sonunda. "Rüya görücüler erke bedenlerini kusursuz hale getirmek için çok uzun zaman harcarlar. Ve burada da konu ettiğimiz bu; erke bedenini mükemmelleştirmek."
Don Juan'ın açıklamasına göre, benim erke bedenimin ayrıntıları inceleme zorunluluğunu duyması ve buna içinden çıkılmaz biçimde takılıp kalmasının nedeni onun mükemmel olmamasıydı. Büyücülerin, erke bedenlerinin her şeyi sindirmesine izin verip, bu yolla onu güçlendirmek için bir ömür harcadıklarını söyledi.
Don Juan, "Erke bedeni tam ve olgun hale gelene dek, kendi içine gömülmüştür," diye devam etti. "Her şey tarafından emilmenin baskısından kurtulamaz. Fakat kişi bunu göz önünde tutarsa, senin yaptığın gibi onunla savaşmak yerine, o zaman ona yardım edebilir. "
"Nasıl yapabilirim bunu, don Juan?"
"Onun davranışını yöneterek; yani onun izini sürerek." Açıklamasına göre, erke bedenine ilişkin her şey birleşim noktasının konumuna bağlı olduğu için, ve rüya görme de onun yerini değiştirmekten başka bir şey olmadığına göre, iz sürme sonuç olarak birleşim noktasının mükemmel konumda sabit durmasını sağlamaktı ki; bu örnekte o konum erke bedeninin güçlendiği ve nihayet ortaya çıkabildiği konumdu.
Don Juan, erke bedeni kendi başına devinebildiği anda, büyücüler tarafından birleşim noktasının en uygun konumuna ulaşıldığının varsayıldığını söyledi. Bir sonraki adım, onun izini sürmekti; yani erke bedenini tamamlamak için onu o konumda sabitlemekti. Yöntemin sadeliğin ta kendisi olduğunu belirtti. Kişi, iz sürmeye niyetleniyordu.
Sessizlik ve beklenti dolu bakışlar izledi bu sözleri. Ben daha fazla anlatmasını umuyordum; o da benim söylediklerini anlamış olmamı umuyordu. Anlamamıştım.
"Bırak, erke bedenin en uygun rüya görme konumuna ulaşmaya niyetlensin," diye açıkladı. "Sonra bırak, erke bedenin o konumda kalmaya niyetlensin; ve işte iz sürüyor olacaksın."
Durakladı ve gözleriyle söylediğini düşünmeye zorladı beni. "Niyetlenme işin sırrıdır, ama bunu zaten biliyorsun," dedi. "Büyücüler birleşim noktalarının yerini niyetlenme yoluyla değiştirirler, ve aynı şekilde, niyetlenme yoluyla sabitlerler. Ve niyetlenme için bi teknik yoktur. Kişi alışkanlık yoluyla niyetlenir."
Bir büyücü olarak değerim hakkındaki çılgın varsayımlarımdan birine daha kapılmak o noktada kaçınılmazdı benim için. Birleşim noktamı ideal yere sabitlenmeye niyetlenmem için beni bir şeyin doğru yola sokacağına sonsuz güvenim vardı. Geçmişte, nasıl yaptığımı bilmeden, her türden başarılı manevralar gerçekleştirmiştim. Don Juan'ın kendisi yeteneğime ve şansıma hayran olmuştu, ve emindim ki bu da o anlardan biri olacaktı. Fena halde yanılmışım. Ne yaparsam yapayım, ne kadar uzun süre beklersem bekleyeyim, birleşim noktamı değil en ideal konumda, herhangi bir konumda bile sabitlemekte en ufak bir başarı gösteremiyordum.
Aylar süren ciddi ama başarısız mücadelelerden sonra pes ettim. "Yapabileceğime gerçekten inanıyordum," dedim don Juan'a, evine girdiğim anda. "Korkarım bugünlerde her zamankinden daha fazla manyaklaşmış vaziyetteyim."
"Sayılmaz." dedi gülümseyerek. "Sana olan şu; terimlere karşı yine o kalıplaşmış yanlış yorumlamalarından birine kapıldın. İdeal konumu bulmak istiyorsun, sanki kayıp araba anahtarlarını bulur gibi. Sonra birleşim noktanı orada bağlamak istiyorsun, sanki ayakkabı bağcıklarını bağlar gibi. Onların kendilerini betimlemek için kullanılan sözcüklerle hiçbi ilişkileri yok."
Sonra benden rüya görme uygulamalarımdaki en son ilginç olayları anlatmamı istedi. İlk sözünü ettiğim, ayrıntılar tarafından çekilme dürtümün dikkat çekici ölçüde yatışması oldu. Belki de, dedim, rüyalarımda içten gelen bir baskıyla ve sürekli olarak devindiğim için, incelediğim ayrıntılara dalmadan önce beni durduran bu hareket olmuştu. Bu biçimde durdurulmak, bana ayrıntılar tarafından emilme edimini incelemek için fırsat tanımıştı. Cansız maddenin gerçekten bir devinimsizleştirme gücü olduğu sonucuna vardım, beni olduğum yere mıhlayan bir ışık demeti olarak görüyordum bunu. Örneğin çoğu zaman duvarlardaki ya da odamın tahta tabanının çizgilerindeki ufacık bir iz beni olduğum yere çivileyen bir ışık huzmesi yolluyordu; rüya görme dikkatimin o ışığa odaklandığı andan itibaren bütün rüya o ufacık izin çevresinde dönmeye başlıyordu. Onun genişlediğini görüyordum; nerdeyse evrenin boyutlarında. O görüntü, ben sonunda genellikle duvara ya da tahta zemine burun üstü yapışık şekilde uyanana dek sürüyordu. Benim gözlemlerim, ilk olarak ayrıntıların gerçek olduğu; ikinci olarak da onları uykuda incelemekte olduğumdu.
Don Juan gülümsedi ve şöyle dedi, "Sana bütün bunların olmasının nedeni, erke bedeninin şekillenmesinin kendi başına devindiği anda tamamlanmış olması. Sana bunu söylemedim; ama sezdirmiştim. Bunu kendi başına keşfetme yetin olup olmadığını anlamak istemiştim; ve tabii ki, vardı."
Ne demek istediği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Don Juan her zamanki tavrıyla beni dikkatle gözden geçirdi. Delip geçen bakışları bedenimi tarıyordu.
"Kendi başıma ne keşfettim, don Juan?" diye sormaya mecbur oldum.
"Erke bedeninin tamamlandığını keşfettin," diye yanıtladı.
"Bu türden hiçbir keşifte bulunmuş değilim, seni temin ederim."
"Evet, bulundun. Bikaç zaman önce başladı; sen rüyalarının gerçekliğini kanıtlayacak bi yol gösterici bulamadığında, ama sonra bi şey senin için işe koyuldu ve gördüğünün sıradan bi rüya olup olmadığını sana bildirmeye başladı. O şey, senin erke bedenindi. Şimdi, birleşim noktanı sabitlemek için ideal yeri bulamadın diye umutsuzluğa kapılıyorsun. Ben de sana bildiğini söylüyorum. Bunun kanıtı da, erke bedeninin çevrede dolaşma yoluyla ayrıntı takıntısını sınırlaması.
Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Aptalca sorularımdan birini bile soramıyordum.
Don Juan, "Senin için bi sonra gelen, büyücülerin cevheri," diye devam etti. "Erke görme uygulaması yapacaksın, rüya görürken. Üçüncü rüya görme kapısının alıştırmasını tamamladın: erke bedenini devindirmeyi. Şimdi gerçek görevi yerine getireceksin: erke bedeninle erke görmeyi.
"Daha önce de erke gördün;" diye devam etti, "biçok kez, aslında. Ama onların hepsinde görme bi rastlantıydı. Şimdi bunu amaçlı olarak yapacaksın.
"Rüya görücülerin bi pratik kuralı vardır," diye sözlerini sürdürdü. "Erke bedenleri tamam ise, gündelik dünyada bi nesneye her sabit baktıklarında erke görürler. Rüyalarda, bi nesnenin erkesini görürlerse, gerçek dünyayla uğraşmakta olduklarını anlarlar; rüya görme dikkatlerine o dünya ne denli çarpıtılmış görünürse görünsün. Eğer bi nesnenin erkesini göremezlerse, sıradan bi rüyadadırlar; gerçek bi dünyada değil."
"Gerçek bir dünya nedir, don Juan?"
"Erke üreten bi dünya; hiçbi şeyin erkesel bi etkisinin olmadığı biçok rüyamıza benzeyen, ve hiçbi şeyin erke üretmediği yansıtmalardan oluşmuş bi hayal dünyasının tam karşıtı.
Ondan sonra don Juan bana rüya görmenin başka bir tanımını yaptı: rüya görücülerin içinde erke üreten öğeleri bulabildikleri rüya durumlarını ayrıklama süreci. Şaşkınlığımı fark etmiş olmalıydı. Güldü ve bir tanım daha verdi, çok daha dolambaçlı bir tanım: rüya görme, birleşim noktasının uygun konumlarını bulmaya niyetlendiğimiz bir süreçtir; o konumlar ki bizim rüyamsı durumlarda erke üreten nesneleri algılamamızı sağlarlar.
Açıklamasına göre, erke bedeni aynı zamanda bizim kendi dünyamızın erkesinden oldukça farklı olan erkeyi de algılama yetisine sahipti; örneğin organik olmayan varlıkların âlemindeki erke gibi; ki bunu erke bedeni cızırdayan erke olarak algılıyordu. Bizim dünyamızda hiçbir şeyin cızırdamadığını; buradaki her şeyin titrek olduğunu sözlerine ekledi.
"Bundan sonra," dedi, "rüya görmenin konusu, rüya görme dikkatini odaklayacağın nesnelerin erke üretip üretmediğine; sadece hayal yansıtmaları mı, yoksa yabancı erke üreticileri mi olduklarına karar vermek olacak."
Don Juan, erkeyi görmeyi, gerçekten uyuyan bedenimi inceleyip incelemediğime karar vermek için bir ölçüt olarak ortaya atacağımı ümit etmiş olduğunu itiraf etti. Benim her dört günde bir özenle hazırlanmış uyku kıyafetleri giymek gibi yanlış uslamlamaya dayanan hilelerime güldü. Dediğine göre, üçüncü rüya görme kapısının gerçek görevinin ne olduğunu çıkarsamak ve doğru görüşleri ortaya sürmek için gerekli tüm bilgi parmaklarımın uçundaydı; ama yorumlama sistemim beni büyücülüğün sadeliğinden ve dolaysızlığından yoksun, zoraki çözümler aramaya zorlamıştı.