1

Konu: 9 - Yeni Keşif Alanı

Don Juan rüyada görmek için yalnızca görmeye niyetlenmenin yetmeyeceğini, aynı zamanda niyetimi yüksek sesle sözcüklere dökmem gerektiğini anlattı. Açıklamayı reddettiği nedenler yüzünden, yüksek sesle konuşmam gerektiği konusunda ısrar ediyordu. Aynı sonuca ulaşmak için başka yolların da olduğunu teslim ediyor; ama kişinin niyetini seslendirmesinin en basit ve dolaysız yol olduğunu ileri sürüyordu.
Görme niyetimi ilk kez sözcüklere döktüğümde, rüyamda bir kilise pazarındaydım. Öyle çok eşya vardı ki, hangisine sabit bakacağıma karar veremiyordum. Bir köşede duran dikkat çekici, dev gibi bir vazo karar vermemi sağlamıştı. Ona sabit baktım, görme niyetimi seslendirerek. Vazo bir an görüş alanımda kaldı, sonra başka bir nesneye dönüştü.
O rüyada elimden geldiğince çok şeye sabit baktım. Görme niyetimi seslendirdikten sonra, seçtiğim her parça ya gözden kayboluyor, ya da başka bir şeye dönüşüyordu, daha önceki rüya görme uygulamalarımda hep olduğu gibi. Rüya görme dikkatim en sonunda tükendi, ve büyük bir düş kırıklığıyla uyandım, nerdeyse öfkeliydim.
Aylar boyunca, sürekli olarak rüyalarımda yüzlerce nesneye sabit bakıp görme niyetimi dikkatle seslendirdim, ama hiçbir şey olmadı. Beklemekten yorulup, don Juan'a sormak zorunda kaldım, sonunda.
"Sabırlı olman gerekiyor. Olağanüstü bi şey yapmayı öğreniyorsun," dedi. Rüyalarında görmeye niyetlenmeyi öğreniyorsun. Günün birinde niyetini seslendirmene gereksinimin kalmayacak; sadece arzulayacaksın, sessizce."
"Sanırım yapmakta olduğum şeyin işlevini anlamadım," dedim. "Görme niyetimi bağırdığım zaman hiçbir şey olmuyor. Bu ne demek?"
"Şimdiye kadar gördüklerin sıradan rüyalarmış demek, hayal yansıtmalarmış; yalnızca rüya görme dikkatinde yaşam bulan imgelermiş."
Sabit bakışımı odakladığım nesnelere tam olarak ne olduğunu öğrenmek istedi. Gözden kaybolduklarını ya da şekil değiştirdiklerini, hatta sonuçta rüyalarımı değiştiren girdaplar bile oluşturduklarını söyledim.
"Bütün rüya görme uygulamalarımda aynı şey oldu," dedim. "Sıradan olmayan tek şey rüyalarımda bağırmayı öğrenmem, hem de avazım çıktığı kadar."
Son cümlem don Juan'ı gerçek bir kahkaha nöbetine soktu; bunu şaşırtıcı bulmuştum. Söylediğimde komik bir yan bulamıyordum, tepkisinin nedenini de anlamamıştım.
"Günün birinde bütün bunların ne denli eğlenceli olduğunu takdir edeceksin," dedi, sessiz protestoma bir yanıt olarak. "Bu arada, teslim olma, cesaretini de kırma. Denemeye devam et. Eninde sonunda doğru notaya basacaksın."
Her zaman olduğu gibi haklıydı. Birkaç ay sonra tam on ikiden vurdum. Son derece olağandışı bir rüya görüyordum. Organik olmayan varlıkların dünyasından bir öncü ile başlamıştı. Öncüler de rüya elçisi gibi rüyalarımdan garip biçimde kaybolmuşlardı. Onların yokluğunu hissetmiş ya da kayboluşlarına kafa yormuş değildim. Aslında onlar olmadan öyle rahattım ki, don Juan'a yokluklarını sormak aklıma bile gelmemişti.
O rüyada öncü başlangıçta bir çekmecenin arkasına sıkışmış bulduğum dev boyutlu sarı bir topazdı. Görme niyetimi seslendirdiğim anda, topaz cızırdayan bir erke kabarcığına dönüşüverdi. Dayanamayıp onu izleyeceğimden korkarak, sabit bakışımı öncüden uzağa çevirdim ve tropikal balıklarla dolu bir akvaryuma odakladım. Görme niyetimi seslendirdim ve müthiş bir sürprizle karşılaştım. Akvaryum loş, yeşilimsi bir ışıltı yayıyordu ve bu parlaklık büyük, sürrealist bir mücevherli kadın portresine dönüşmüştü. Görme niyetimi söylediğimde aynı ışıltı portreden de yayıldı.
O ışıltıya sabit bakarken tüm rüya değişti. Bana tanıdık gelen bir kentin sokaklarında yürüyordum az sonra; Tucson olabilirdi bu kent. Bir dükkanın vitrininde sergilenen kadın giysilerine sabit baktım ve görme niyetimi seslendirdim. O anda, en göze çarpıcı şekilde yerleştirilmiş bir siyah manken parlamaya başladı. Sonra vitrini düzenlemek için gelen satıcı kadına sabit baktım. O da bana baktı. Niyetimi seslendirince, parladığını gördüm. Öyle harikaydı ki, görkemli ışıltısının içinde bir ayrıntının beni kapana kıstıracağından korkmuştum, fakat ben rüya görme dikkatimin tümünü onun üzerine odaklayacak zaman bulamadan kadın dükkânın içine girdi. Onu içerde izlemeye kesinlikle niyetlenmiştim, ama rüya görme dikkatim devinen bir parlaklığa takıldı. Bu ışıltı bana doğru saldırdı; nefret doluydu. Tiksinti ve acımasızlık vardı içinde. Geriye sıçradım. Işıltının hamlesi durdu; siyah bir madde beni yuttu, ve uyandım.

Cvp: 9 - Yeni Keşif Alanı

Bu imgeler öyle canlıydı ki, erke gördüğüme ve rüyamın don Juan'ın rüya benzeri, erke üretici dediği durumlardan biri olduğuna kesinlikle inanıyordum. Rüyaların gündelik dünyamızın ortak gerçekliğinde meydana gelebilir olması merakımı uyandırıyordu; tıpkı organik olmayan varlıkların âlemindeki rüya imgelerinin merakımı çektiği gibi.
"Bu kez sadece erke görmedin; tehlikeli bi sınırı da aştın," dedi don Juan, anlattıklarımı dinledikten sonra.
Üçüncü rüya görme kapısı için alıştırmanın erke bedeninin kendi başına devinmesini sağlamak olduğunu yineledi. Söylediğine göre, son seansımda farkında olmadan o alıştırmanın sonucunu değiştirmiş ve başka bir dünyaya geçmiştim.
"Erke bedenin devindi," dedi. "Yolculuk etti, kendi kendine. Bu aşamada, bu tür bi yolculuk yeteneklerinin ötesinde; ve bi şey tarafından saldırıya uğradın."
"Onun ne olduğunu düşünüyorsun, don Juan?”
"Bu yırtıcı bi evren. Orada var olan binlerce şeyden herhangi biri olabilir."
"Bana neden saldırdı dersin?"
"Organik olmayan varlıkların sana saldırmasıyla aynı nedenden, kendini kullanıma hazır sunduğun için."
"Bu kadar kesin mi, don Juan?"
"Elbette. Yazı yazarken masanın üstünde garip görünüşlü bi örümceğin ilerlediğini görsen ne yapardın, onun kadar kesin. Korkudan yamyassı ederdin onu, hayranlıkla incelemek yerine."
Kafam karışmıştı, uygun soruyu sormak için sözcükler aranıyordum. Rüyamın nerede geçtiğini, ya da o rüyada hangi dünyada olduğumu sormak istiyordum ona. Ama bu soruların hiç anlamı yoktu, bunu kendim de toparlayabiliyordum. Don Juan çok anlayışlıydı.
"Rüya görme dikkatinin nereye odaklanmış olduğunu öğrenmek istiyorsun, değil mi?" diye sordu, sırıtarak.
Ben de sorumu tam böyle sormak istiyordum. Gözden geçirdiğim rüyamda, uslamlamam gerçek bir nesneye bakıyor olmam gerektiği idi. Aynen odamın zemini, duvarları ya da tavanındaki ufacık ayrıntıları gördüğüm rüyalarda olduğu gibi, sonradan varlıklarını doğruladığım ayrıntılar mevcuttu.
Don Juan'ın dediğine göre, benim gördüğüm gibi özel rüyalarda rüya görme dikkatimiz gündelik dünyamıza odaklanıyor, ve dünyadaki bir gerçek nesneden diğerine anlık devinimler yapıyordu. Bu devinimi mümkün kılan birleşim noktasının uygun konumda bulunmasıydı. Birleşim noktası o konumdan rüya görme dikkatine öyle bir akışkanlık veriyordu ki, rüya görme dikkati bir anda inanılmaz uzaklıklara devinebiliyor, ve bunu yaparken son derece hızlı ve sürekli bir algılama ürettiği için, görülen sıradan bir rüyayı andırıyordu.
Don Juan, rüyamda gerçek bir vazo gördüğümü, ve sonra rüya görme dikkatimin mücevherli bir kadının gerçek sürrealist tablosunu görmek üzere uzaklara devindiğini açıkladı. Sonuç, erke görmenin dışında, sabit bakıldığında nesnelerin hızla başka bir şeye dönüştüğü sıradan bir rüyaya çok yakındı.
"Bunun ne denli rahatsız edici olduğunu bilirim," diye devam etti, şaşkınlığımın kesinlikle ayırdında olarak. Zihne uygun gelen bir nedenden ötürü, rüyada erke görmek, insanın düşünebileceği her şeyden daha altüst edici."
Rüyada daha önce de erke gördüğümü, ama beni hiç böyle etkilemediğini söyledim.
"Artık erke bedenin tam ve işlevsel," dedi. "Bu yüzden, rüyanda erke görmüş olman, bi rüyanın perdesi altından gerçek bi dünyayı algıladığını sezinlendiriyor. Yaptığın yolculuğun önemi burada. Gerçek bi yolculuktu o. Nerdeyse yaşamına mal olacak, erke üreten nesneler içeriyordu."
"O denli ciddi miydi, don Juan?"
"Emin ol! Sana saldıran yaratık saf bilinçten yapılmıştı ve herhangi bi şey kadar ölümcül olabilirdi. Onun erkesini gördün. Eğer rüyamızda göremezsek, gerçek bi erke üreten nesneyi hayali bir yansıtmadan ayırt edemeyeceğimizi eminim şimdiye dek kavramışsmdır. Bundan dolayı, organik olmayan varlıklarla çarpışmış, öncüleri ve tünelleri gerçekten görmüş olsan da, erke bedenin onların gerçek olduğundan, yani erke yaydıklarından tam olarak emin değil. Yüzde doksan dokuz eminsin; ama yüzde yüz değil."

Cvp: 9 - Yeni Keşif Alanı

Don Juan yapmış olduğum yolculukla ilgili konuşmayı sürdürmekte ısrar etti. Anlaşılmaz nedenlerden ötürü bu konuyu ele almaya isteksizdim. Söylemekte olduğu şey bende ani bir tepki uyandırdı. Kendimi derin, garip bir korkuyu açıklamaya çalışır buldum; iç organlarımla ilintili hiç rahat vermeyen, karanlık, saplantılı bir duyguydu bu.
Don Juan, "Kesinlikle soğanın bi başka katmanına gittin sen," demişti, başına dikkat etmediğim bir cümleyi tamamlarken.
"Bu soğanın başka katmanı da ne, don Juan?"
"Dünya bi soğan gibi; bi çok katları var. Bildiğimiz dünya, bunlardan biri. Bazen, sınırları aşar ve bi başka kata gireriz: bi başka dünyaya; buna çok benzeyen, ama aynı olmayan bi dünyaya. Ve sen onlardan birine girdin, yalnız başına."
"Bu sözünü ettiğin yolculuk nasıl mümkün olur, don Juan?"
"Bu anlamsız bi soru, çünkü kimse bunu yanıtlayamaz. Büyücülerin görüşüne göre, evren erke bedeninin geçebileceği katmanlar halinde kurulmuştur. Eski büyücüler bugüne dek nerede var oldular, biliyor musun? Başka bi katmanda; soğanın bi başka katında."
"Rüyalarda yapılan gerçek, işlevsel bir yolculuk düşüncesini anlamak ve kabul etmek benim için çok zor, don Juan."
"Bu konuyu gücümüz tükenene kadar tartıştık. Erke bedeninin yolculuğunun yalnızca birleşim noktasının konumuna bağlı olduğunu anladığına ikna olmuştum."
"Bunu anlattın bana. Ve ben de hiç durmadan bunun üzerinde kafa yoruyorum, yine de, yolculuğun birleşim noktasının konumunda olduğunu söylemek bana hiçbir şey anlatmıyor."
"Senin sorunun olumsuz mizacın. Ben de aynı senin gibiydim. Olumsuzluk, dünyayı algılayış biçimimizde esaslı değişiklikler yapmamıza izin vermez. Aynı zamanda bizi her zaman haklı olduğumuza inanmaya zorlar."
İşaret ettiği noktayı tamamen anlıyordum, ama benim bütün bunlara karşı verdiğim savaşımı anımsattım ona.
"Sana işleri tersine çevirmesi mümkün olan anlamsız bi şey yapmanı öneriyorum," dedi. "Büyücülüğün dayanak noktasının, birleşim noktasının gizemi olduğunu kendine devamlı şekilde yinele. Eğer bunu yeterince uzun süre tekrarlarsan, görünmeyen bi güç işi devralır ve sendeki uygun değişiklikleri yapar."
Don Juan hiçbir alaycılık belirtisi göstermiyordu. Her sözcüğünü amaçlı söylediğini biliyordum. Beni rahatsız eden, formülü durmadan kendi kendime tekrarlamam konusundaki ısrarıydı. Bunun ahmakça olduğunu düşünürken yakaladım kendimi.
"Olumsuz tavrını kes," diye tersledi beni. "İçten bi şekilde tekrarla bunu."
"Birleşim noktasının gizemi büyücülükte her şeydir," diye devam etti, bana bakmadan. "Ya da daha doğrusu, büyücülükte her şey birleşim noktasının yönetiminde yatar. Bütün bunları biliyorsun, ama tekrar etmen gerek."
Anlattıklarını dinlerken, bir an için, ıstıraptan öleceğimi düşündüm. İnanılmaz bir fiziksel hüzün duyumu göğsümü sıkıştırdı ve acıyla bağırmama neden oldu. Midem ve diyaframım yukarı doğru itiyordu sanki; göğüs boşluğuma doğru giriyor gibiydiler. İtme duygusu öyle yoğundu ki bilinçliliğim düzey değiştirdi ve normal bilinç durumuma girdim. Tüm konuştuklarımız, yaşanmış olabilecek, ama günlük yaşam bilinçliliğimin olağan uslamlamasına göre yaşanmamış olan belirsiz bir düşünce haline geldi.
Bir sonraki kez don Juan'la rüya görme hakkında konuştuğumuzda, uygulamalarımı bıraktığım yerden sürdürmekteki aylar süren başarısızlığımın nedenlerini tartıştık. Don Juan durumumu açıklamak için dolambaçlı bir yoldan gitmesi gerektiğini söyleyerek beni uyardı. Önce, eski çağ insanı ile modern çağ insanının düşünceleri ve eylemleri arasında çok büyük farklılık olduğuna dikkat çekti. Sonra eski zamanlardaki insanların algı ve bilinçliliğe ilişkin çok gerçekçi bir görüşü olduğuna; çünkü görüşlerinin çevrelerindeki evrene dair kendi incelemelerinden kaynaklandığına işaret etti. Buna karşılık olarak çağdaş insan, algı ve bilinçlilik hakkında anlamsızlık derecesinde gerçekçi olmayan bir görüşe sahipti, çünkü görüşleri toplumsal düzen ve bununla olan ilişkilerinden kaynaklanıyordu.
"Bana bunları neden anlatıyorsun?" diye sordum.
"Çünkü sen eski çağ insanlarının görüşleri ve incelemeleriyle ilgilenen çağdaş bi adamsın," diye yanıtladı. Ve bu görüş ve incelemelerin hiçbiri sana aşina değil. Şimdi her zamankinden fazla aklı başında olmaya ve özgüvene gereksinmen var. Sağlam bi köprü yapmaya uğraşıyorum, üzerinde yürüyebileceğin bi köprü; eski çağ insanının görüşleri ile çağdaş insanınkiler arasında."
İleri sürdüğüne göre, eski çağ insanının deneyüstü incelemelerinden günümüze kadar süzülüp gelmiş olduğu için benim aşina olduğum tek bir tanesi, ölümsüzlük karşılığında ruhumuzu şeytana satma fikriydi; ve bunun ona doğrudan doğruya eski büyücülerle organik olmayan varlıklar arasındaki ilişkiden çıkmış bir şey gibi geldiğini ifade ediyordu. Rüya elçisinin bana bireyselliğimi ve özbilinçliliğimi nerdeyse sonsuzluğa dek sürdürme olanağını önererek kendi âleminde kalmam için nasıl kandırmaya çalıştığını anımsattı.
Don Juan, "Bildiğin gibi, organik olmayan varlıkların çekiciliğine kapılmak yalnızca bi fikir değil, bi gerçek," diye devam etti. "Ama daha o gerçekliğin anlamını kavramış değilsin. Rüya görmek de aynı şekilde gerçek; erke üreten bi durum. Söylediklerimi duyuyor ve ne demek istediğimi kesinlikle anlıyorsun, ama bilinçliliğin onun tüm anlamları ile aynı düzeye çıkmış değil henüz."
Don Juan benim ussallığımın bu türden bir kavramanın önemini bildiğini, ve son konuşmamız sırasında bunun algılamamı düzey değiştirmeye zorladığını söyledi. Rüyamın ayrıntıları ile uğraşamadan normal bilinçliliğimde bulmuştum kendimi. Rüya görme uygulamalarımı askıya alarak ussallığım kendini daha büyük ölçüde korumuştu.
"Seni temin ederim ki erke üreten bir durumun ne olduğunun tam olarak bilincindeyim," dedim.
"Ben de seni temin ederim ki değilsin," diye cevabı yapıştırdı. "Eğer olsaydın, rüya görmeyi daha büyük özenle ve düşünüp taşınarak ölçüp tartardın. Sadece rüya gördüğünü düşündüğünden körleme atışlar yapıyorsun. Hatalı uslamlaman, sana ne olursa olsun belirli bir anda rüyanın biteceğini ve uyanacağını söylüyor."
Haklıydı. Rüya görme uygulamalarımda tanıklık ettiğim onca şeye karşın, nedense hâlâ hepsinin bir rüya olduğu genel duyumunu koruyordum.
Don Juan, "Sana eski çağ insanları ile çağdaş insanların görüşlerinden söz ediyorum," diye devam etti, "çünkü çağdaş insanın bilinçliliği olan senin bilinçliliğin, kendine tanıdık gelmeyen bir kavramı boş bi fikir gibi ele almayı tercih eder.
"Eğer sana bıraksaydım, rüya görmeyi bi fikir olarak kabul edecektin. Rüya görmeyi ciddiye aldığından eminim, elbette, ama rüya görmenin gerçekliğine pek inanmıyorsun."
"Ne dediğini anlıyorum, don Juan, ama bunu niye söylediğini anlamıyorum."
"Bütün bunları söylememin nedeni, şimdi ilk kez olarak, rüya görmenin bi erke üreten durum olduğunu anlamaya uygun konumda olman. İlk kez olarak şimdi, sıradan rüyaların, birleşim noktamıza rüya görme dediğimiz bu erke üreten durumu yaratan konuma ulaşması için alıştırma yaptırmak üzere kullanılan bir araç olduğunu anlayabilirsin."

Cvp: 9 - Yeni Keşif Alanı

Rüya görücülerin, her şeyi kapsayan etkileri ile gerçek dünyalara dokundukları ve girdikleri için, sürekli biçimde aşırı yoğun ve devamlı tetik durumda olmaları gerektiğini söyleyerek beni uyardı; tam tetiktelikten herhangi bir sapma, rüya görücüyü en dehşetli tehlikelere atabilirdi.
Bu noktada, yine göğüs boşluğumda bir hareket duyumsamaya başladım, tıpkı bilinçliliğimin düzey değiştirdiği gün hissettiğim gibi. Don Juan kolumdan tutup şiddetle sarstı.
"Rüya görüyor olmayı son derece tehlikeli bi şey olarak düşün!" diye buyurdu. "Ve buna şimdi başla! Acayip manevralarından birine girişme."
Sesinin tonunda öyle bir evginlik vardı ki, her ne yapıyor idiysem, bilinçsizce durdum.
"Bana neler oluyor, don Juan?" diye sordum.
"Sana olan birleşim noktanı hızla ve kolayca yerinden oynatabilmen," dedi. "Ancak bu kolaylığın yer değiştirmeleri düzensiz kılma eğilimi vardır. Rahatlığına bi çekidüzen ver. Ve rotanda en küçük bi sapmaya bile izin verme."
Neden söz ettiğini bilmediğimi söyleyerek kolaylıkla tartışmaya girişebilirdim, ama biliyordum. Yine biliyordum ki, erkemi toparlayıp tavrımı değiştirmek için sadece birkaç saniyem vardı; ve ben de öyle yaptım.
O günkü konuşmamız burada son bulmuştu. Eve döndüm, ve nerdeyse bir yıl boyunca, don Juan'ın yapmamı istediklerini her gün sadakatle tekrarladım. Bu ayin duasına benzeyen tekrarların sonuçları inanılacak gibi değildi. Bunun bilinçliliğim üzerinde bedensel idmanın vücut kasları üzerinde yaptığı etkinin aynısını gerçekleştirdiğine iyice ikna olmuştum. Birleşim noktam daha kıvraklaşmıştı; bunun anlamı rüyada erke görmenin uygulamalarımın tek amacı haline gelmesiydi. Görmeye niyetlenmekteki ustalığım çabalarımla doğru orantılı gelişiyordu. Öyle bir an geldi ki, tek kelime etmeden görmek için niyetlenebiliyor ve görme niyetimi seslendirdiğim zaman aldığım sonucun aynısını elde edebiliyordum.
Don Juan beni başarımdan dolayı kutladı. Ben, doğal olarak, yine alaycı olduğunu varsaymıştım. Ciddi olduğuna beni temin etti, ama bağırmayı sürdürmemi rica etti, hiç değilse ne yapacağımı bilemediğim zamanlarda. İsteği bana garip gelmemişti. Gerekli olduğuna inandığım her zaman rüyalarımda avazım çıktığı kadar bağırıyordum zaten, kendiliğimden.
Bizim dünyamızın erkesinin titreştiğini keşfettim. Işık saçıyor. Sadece canlı varlıklar değil; dünyamızdaki her şey kendine ait bir iç ışığıyla parıldıyor. Don Juan dünyamızın erkesinin titrek bir şekilde parıldayan renk tonları katmanlarından oluştuğunu söyledi. Üst katman beyazımsı, hemen bitişiğinde ki bir başkası sarımsı yeşil, ve daha bir uzakta, bir başkası kehribar rengi.
Bütün o tonları buldum, ya da daha doğrusu onların pırıltılarını gördüm, rüya benzeri durumlarımda karşılaştığım nesneler her şekil değiştirdiğinde. Bununla birlikte, erke üreten herhangi bir şeyi görmenin ilk etkisi daima beyazımsı bir pırıltıydı.
"Sadece üç değişik ton mu var?" diye sordum don Juan'a.
"Sonsuz sayıda var onlardan," diye yanıtladı, "ama bi başlama düzeni olması amacıyla, o üçüyle ilgilenmelisin şimdilik. Daha sonraları dilediğin kadar gelişebilir ve düzinelerce ton ayrıklayabilirsin, eğer becerebilirsen."
Don Juan, "Beyazımsı katman, insanoğlunun birleşim noktasının şimdiki zamanda bulunduğu konumun tonu," diye devam etti. "Ona çağdaş ton diyelim. Büyücüler, insanoğlunun günümüzde yaptığı her şeyin beyazımsı bi pırıltıyla renklendiğine inanırlar. Başka bi zamanda, insanoğlunun birleşim noktasının konumu dünyada hüküm süren erkenin tonunu sarımsı yeşil yapmıştı; ve daha uzaklardaki bi başka zamanda bu ton kehribar rengi idi. Büyücülerin erkesinin rengi kehribar rengidir; bu onların uzak geçmişte var olmuş insanlarla erkesel olarak ilişkide bulundukları anlamına geliyor."
"Günümüzdeki beyazımsı tonun da bir gün değişeceğini sanıyor musun, don Juan?"
"İnsanoğlunun tekâmül etme yetisi varsa. Büyücülerin büyük görevi, insanoğlunun tekâmül etmesi için önce bilinçliliğini toplumsal düzene olan bağlarından kurtarması gerekliliğini ortaya koymaktır. Bilinçlilik bi kez özgür kaldı mı; niyet onu yeni bi tekâmül yoluna yöneltecektir, yeniden.
"Büyücüler bu işte başarılı olacaklar mı dersin?"
"Zaten oldular. Kanıt, kendileri. Tekâmülün değer ve anlamına başkalarını inandırmak ayrı bi mesele."
Başka bir erke de, dünyamızda bulduğum, fakat ona yabancı olan ve don Juan'ın cızırdayan dediği, öncülerin erkesi idi. Rüyalarımda onları gördüğüm zaman ısı benzeri içsel bir canlılıkla kızarıyor, fokurduyor gibi görünen erke kabarcıklarıyla sayısız defalar karşılaşmıştım.
"Bulduğun her öncünün organik olmayan varlıkların âlemine ait olmayabileceğini aklından çıkarma," dedi don Juan. "Şimdiye dek bulduğun her öncü, mavi öncü hariç, o âlemdendi, ama bunun nedeni organik olmayan varlıkların sana hizmetle meşgul olmalarıydı. Gösteriyi onlar yönetiyordu. Şimdi kendi başınasın. Karşılaştığın öncülerden bazıları organik olmayan varlıkların âleminden değil, daha da uzak bilinçlilik düzeylerinden olacaklar."
"Öncüler kendilerinin bilincinde mi?" diye sordum.
"Pek tabii," diye yanıtladı.
"O zaman bizimle neden biz uyanıkken temasa geçmiyorlar?"
"Geçiyorlar. Ama bizim büyük talihsizliğimiz şu; bilinçliliğimiz öylesine tümüyle meşgul ki, dikkat etmeye zamanımız yok. Oysa uykumuzda, iki yönlü işleyen gizli kapı açılıyor: rüya görüyoruz. Ve rüyalarımızda temasa geçiyoruz."
"Öncülerin organik olmayan varlıkların dünyasının dışında bir düzeyden olduklarını anlamanın hiç yolu var mı?"
"Cızırdamaları ne kadar fazlaysa, o denli uzaktan gelmektedirler. Basitmiş gibi görünüyor, ama neyin ne olduğunu söylemeyi erke bedenine bırakman gerek. Seni temin ederim ki, yabancı erkeyle yüz yüze geldiğinde çok iyi ayırtlamalar ve şaşmaz yargılarda bulunacak."
Yine haklıydı. Fazla zorlanmadan, erke bedenim yabancı erkenin iki genel tipinin ayrımını yaptı. Birinci tip, organik olmayan varlıkların âleminden öncülerdi. Onların erkeleri hafifçe cızırdıyordu. Ses çıkarmıyordu; ama köpüren, veya kaynamak üzere olan suyun tüm açık belirtilerini gösteriyordu.
İkinci genel tip öncülerin erkesi, bana bir hayli daha fazla erk sahibi izlenimi vermişti. Bu öncüler nerdeyse tutuşacak gibiydiler. Basınçlı gazla doluymuş gibi içten titreşiyorlardı.
Yabancı erkeyle karşılaşmalarım her zaman kısa süreli idi, çünkü don Juan'ın önerisine tam olarak uyuyordum. Şöyle demişti; "Ne yaptığını ve yabancı erkeden ne istediğini tam olarak bilmediğin sürece, kısa bi bakış seni tatmin etmeli. Bu bakışın ötesindeki her şey, bi çıngıraklı yılanı okşamak kadar tehlikeli ve aptalca olur."
"Neden tehlikeli, don Juan?" diye sordum.
"Öncüler her zaman çok saldırgan ve aşırı cüretlidirler," dedi. "Keşiflerini sürdürmek için öyle olmaları gerek. Rüya görme dikkatimizi onların üstünde tutmak, bilinçliliklerini üzerimizde odaklamaları için onları ayartmak demektir. Dikkatlerini bize odakladıkları anda onlarla gitmenin çekimine kapılırız. Ve elbette, bu tehlikenin ta kendisidir. Erkesel olanaklarımızın ötesinde olan dünyalarda bulabiliriz kendimizi."
Don Juan, benim sınıflandırmış olduğum iki türün dışında daha birçok erke tipleri olduğunu açıkladı; ama ben mevcut erke düzeyimde yalnızca üçüne odaklanabiliyordum. İlk iki tipi en kolayca ayırt edilebilenler olarak tanımladı. Rüyamızdaki biçim değiştirmeleri öylesine tuhaftır ki, demişti, rüya görme dikkatimizi anında çekerler. Üçüncü tip öncüleri, saldırganlık ve erk açısından, bir de ustalıklı biçim değiştirmelerin ardında gizlendikleri için, en tehlikelileri olarak betimledi.
"Rüya görücülerin buldukları en garip şeylerden biri, senin de yakında göreceğin gibi," diye devam etti, "bu üçüncü tip öncüdür. Şimdiye dek yalnızca iki tip öncünün örneklerini gördün, ama bu doğru yere bakmadığın içindi."
"Peki doğru yer neresi, don Juan?"
"Yine sözcüklere yem oldun, bu kez kabahat "nesneler" sözcüğünde; onu objeler, şeyler anlamında ele almanda. Oysa, en insafsız öncü insanların ardında gizlenir rüyalarımızda. Bi keresinde, rüya görürken annemin rüya imgesine sabit bakışımı odakladığımda ürkütücü bi sürpriz bekliyordu beni. Görme niyetimi seslendirdiğimde annem vahşi, korkutucu bi cızırdayan erke kabarcığına dönüşmüştü."
Don Juan söylediklerinin sindirilmesi için durakladı. Annemin rüya imgesinin ardında bir öncü bulma olasılığı beni rahatsız ettiği için kendimi aptal gibi hissediyordum.
"Rahatsız edici olan, her zaman akrabalarımız ya da yakın arkadaşlarımızın rüya imgeleri ile ilişkili olmaları," diye devam etti. "Belki de onları rüyamızda gördüğümüzde çoğu zaman huzursuz olmamızın nedeni budur." Sırıtışı, sıkıntımın ve bocalayışımın onu eğlendirdiği izlenimini veriyordu bana. "Rüya görücüler için pratik yöntem, bi rüyada anne-babaları ya da arkadaşları tarafından tedirgin edildikleri zaman, üçüncü tip öncünün mevcut olduğunu varsaymaktır. En akıllıca olan, o rüya imgelerinden sakınmaktır. Saf zehirdir onlar."
"Öbür öncülere göre mavi öncünün yeri ne?" diye sordum.
"Mavi öncü cızırdamıyor," diye yanıtladı. "O bizim gibi titrekçe deviniyor, ama beyaz yerine mavi. Mavi erke bizim dünyamızda normal halde var olmaz.
"Ve bu bizi daha önce hiç konuşmadığımız bi şeye getiriyor. Senin şimdiye dek gördüğün öncüler ne renkti?"
Bundan söz ettiği ana dek, bu konuda hiç düşünmemiştim. Don Juan'a gördüğüm öncülerin pembe ya da kırmızımsı olduklarını söyledim. O da üçüncü tip ölümcül öncülerin parlak portakal rengi olduklarını söyledi.
Üçüncü öncü tipinin açıkça korkutucu olduğunu kendim de keşfettim. Onları her bulduğumda, annemle babamın, özellikle de annemin rüya imgesinin ardında idiler. Onlardan birini görmek, bana hep ilk amaçlı görme rüyamda üzerime saldıran erke kabarcığını anımsatıyordu. Onu her buluşumda, kâşif yabancı erke gerçekten üzerime zıplıyor gibiydi. Erke bedenim daha onu görmeden dehşetle tepki göstermeye alışmıştı.
Rüya görme konusunda bir sonraki tartışmamızda, don Juan'a organik olmayan varlıkların uygulamalarımdan tümüyle yok olmaları ile ilgili kuşkularımı açtım. "Neden artık hiç görünmüyorlar?" diye sordum.
"Onlar sadece başlangıçta kendilerini gösterirler,” diye açıkladı. Öncüleri bizi onların dünyasına götürdükten sonra, organik olmayan varlıkların yaptıkları yansıtmalar için bi gereklilik kalmamıştır. Onları görmek istersek, öncüler bizi oraya götürür. Çünkü hiç kimse, ama hiç kimse, o âleme kendi başına yolculuk edemez."
"Neden öyle, don Juan?"
"Onların dünyaları sımsıkı kapalıdır. Hiç kimse organik olmayan varlıkların izni olmadan giremez ve çıkamaz. Bi kez içeri girdin mi kendi başına yapabileceğin tek şey, elbette, kalma niyetini seslendirmektir. Bunu yüksek sesle söylemek geri çevrilemeyecek erke akımlarını harekete geçirmek demektir. Eski zamanlarda, sözcükler son derece erkliydi. Artık değiller. Organik olmayan varlıkların âleminde ise erklerini yitirmediler."
Don Juan güldü ve organik olmayan varlıkların dünyası ile ilgili hiçbir şey söylemeye hakkı olmadığını, çünkü benim gerçekte orası hakkında o ve onun yoldaşlarından daha fazla bilgim olduğunu söyledi.
"O dünyaya ilişkin olarak tartışmadığımız son bi konu kaldı," dedi. Uzun bir süre durakladı; uygun sözcükleri arıyor gibiydi. "Son tahlilde," diye başladı, "benim eski büyücülerin etkinliklerine duyduğum nefret çok kişisel. Bi nagual olarak, onların yaptıklarından iğreniyorum. Onlar organik olmayan varlıkların dünyasında ödlekçe sığınak aradılar. Bizi parça parça etmeye hazır yırtıcı bi evrende, bizim için tek sığınağın o âlem olduğunu öne sürüyorlardı."
"Neden buna inanıyorlardı?" diye sordum.
"Çünkü bu doğru," dedi. "Organik olmayan varlıklar yalan söyleyemeyeceği için, rüya elçisinin satıcı söylevinin tümü doğru. O dünya bize barınak sağlar ve bilinçliliğimizi nerdeyse sonsuzluk boyunca sürdürür."
"Elçinin satıcı söylevi, doğru bile olsa, bana hitap etmiyor," dedim.
"Seni paramparça etmesi olası bi yolu mu göze alacağını söylemek istiyorsun?" diye sordu, sesinde bir hayret ifadesiyle.
Ne tür avantajlar önerirse önersin, organik olmayan varlıkların dünyasını istemediğim konusunda don Juan'a güvence verdim. Söylediklerim onu çok memnun etmişe benziyordu.
"O zaman o dünya ile ilgili nihai bi açıklamaya hazırsın demektir. Yapabileceğim en dehşetli açıklama," dedi ve gülümsemeye çalıştı, ama beceremedi.
Don Juan gözlerimin içinde sanırım bir uzlaşma veya kavrayış ışıltısı arandı. Bir an sessiz kaldı.
"Büyücülerin birleşim noktalarını devindirmek için gerekli erke, organik olmayan varlıkların âleminden gelir," dedi, bir an evvel bitirmek için telaş eder gibi.
Kalbim nerdeyse durdu. Bir baş dönmesi hissettim ve kendimden geçmemek için ayaklarımı yere vurmaya başladım.
Don Juan, "Gerçek, bu," diye devam etti, "ve eski büyücülerden bize kalan bi miras. Bizi bugüne kadar kıskıvrak bağladılar. Onlardan hoşlanmamamın nedeni bu. Tek bi kaynağa mecbur kalmak beni çok öfkelendiriyor. Kişisel olarak, bunu yapmayı reddederim. Ve seni de bundan uzağa yöneltmeye çalıştım. Ama hiç başarılı olamadım; çünkü bi şey seni o dünyaya mıknatıs gibi çekiyor."
Don Juan'ı tahmin edebileceğimden daha iyi anlıyordum. O dünyaya yolculuk etmek bana erkesel düzeyde her zaman karanlık bir erke desteği anlamına gelmişti. Hatta don Juan açıklamasını seslendirmeden çok önce, bunu o terimlerle düşünmüştüm bile.
"Bunun hakkında ne yapabiliriz?" diye sordum.
"Onlarla ilişkiler kuramayız," diye yanıtladı, "ancak onlardan uzak da duramayız. Benim çözümüm; erkelerini almak, ama etkime güçlerine boyun eğmemek olmuştur. Bu, temel iz sürme olarak bilinir. Özgürlüğün kararlı niyetini sürdürmekle yapılır; hiçbi büyücü özgürlüğün gerçekte ne olduğunu bilmese de."
"Bana açıklayabilir misin don Juan, neden büyücüler organik olmayan varlıkların âleminden erke almak zorundalar?"
"Büyücüler için, canlılığını sürdürebilecek başka bir erke yoktur. Birleşim noktasına onların tarzında manevra yaptırabilmek için, büyücüler ölçüsüz miktarda erkeyi gereksinirler."
Ona kendi açıklamasını anımsattım: yani, rüya görme için erkenin yeniden düzenlenmesinin gerekli olduğunu.
"Bu doğru," diye cevap verdi. "Rüya görmeye başlamak için büyücülerin varsayımlarını yeniden belirlemeye ve erkelerini korumaya gereksinimleri vardır, ama bu yeniden belirleme, sadece rüya görmeyi hazırlama konusunda gerekli erkeye sahip olmak için geçerli. Başka âlemlerin içine uçmak, erkeyi görmek, erke bedenine şekil vermek, vb., vb., başka meselelerdir. O manevralar için, büyücülerin yığınla karanlık, yabancı erkeye gereksinimi var."
"Ama bunu organik olmayan varlıkların dünyasından nasıl alıyorlar?"
"Sadece o dünyaya gitme edimiyle. Bizim kuşağımızın tüm büyücüleri bunu yapmak zorundadır. Bununla birlikte, hiçbirimiz senin yaptığını yapacak kadar budala değiliz. Ama bunun nedeni hiçbirimizde senin eğilimlerinin bulunmaması."
Don Juan açıkladıkları üzerinde düşünüp taşınmam için beni eve yolladı. Sayısız sorum vardı, ama hiçbirini duymak istemedi.
"Bütün sorularını kendin yanıtlayabilirsin," dedi, bana el sallarken.