1

Konu: 10 - İz Sürücülerin İzini Sürmek

Eve dönüşte, sorularıma yanıtlar bulmamın olanaksızlığını anlamam uzun sürmedi. Aslında sorularımı biçimlendiremiyordum bile. Bunun nedeni belki de ikinci dikkatin sınırlarının çökmeye başlamış olmasıydı; çünkü o dönem Florinda Grau ve Carol Tiggs ile günlük yaşamımın dünyasında karşılaştığım zamana rastlıyordu. Onları hiç tanımazken aynı zamanda onlar için anında ölüme gidebilecek kadar da yakından tanıyor olmamın şaşkınlığı beni hırpalıyordu. Taisha Abelar ile birkaç yıl önce karşılaşmıştım; ve nasıl olduğu hakkında en ufak bir fikrim olmadan onu tanıyor olmamın altüst edici duyumuna daha yeni alışıyordum. Aşırı yüklenmiş sistemime iki kişi daha eklemek bana çok fazla geldi. Bitkinlikten hastalandım ve don Juan'ın yardımını istemem gerekti. O ve yoldaşlarının yaşadığı güney Meksika kasabasına gittim.
Don Juan ve büyücü arkadaşları, sıkıntılarımdan biraz daha söz etmeye başladığımda kahkahalarla güldüler. Don Juan onların aslında bana değil, kendilerine güldüklerini açıkladı. İdrak sorunlarım, ikinci dikkatlerinin sınırları çöktüğünde tıpkı bana olanlara benzeyen kendi yaşadıklarını anımsatmıştı onlara. Don Juan onların bilinçliliklerinin de benimki gibi hazırlıksız yakalandığını söyledi.
"Her büyücü aynı acılardan geçer," diye devam etti. "Büyücüler, ve genel anlamda insanlar için, bilinçlilik sonsuz bi keşif alanıdır. Bilinçliliği arttırmak için almayacağımız hiçbi risk, reddedeceğimiz hiçbi yol olmamalıdır. Bununla birlikte, bilinçliliğin yalnızca sağlam zihinde çoğaltılabileceğini aklından çıkarma."
Sonra, don Juan zamanının sona ermekte olduğunu, ve o ayrılmadan önce yapabildiğimce çok yol almam için olanaklarımı akıllıca kullanmam gerektiğini tekrarladı. Bu tip konuşmalar bende hep derin bir hüzün yaratırdı önceleri. Ama ayrılışının zamanı yaklaştıkça, daha bir teslimiyetle davranmaya başlamıştım. Artık hüzün duymuyordum; ama hâlâ panik içindeydim.
Ondan sonra başka bir şey konuşulmadı. Ertesi gün, isteği üzerine don Juan'ı arabayla Mexico City'e götürdüm. Öğle saatlerinde vardık ve doğruca kente her gelişinde kaldığı yere, Paseo Alameda'daki Prado Oteline gittik. Don Juan'ın o gün öğleden sonra dörtte bir avukatla randevusu vardı. Çok zamanımız olduğundan, ünlü Cafe Tacuba'da yemeğe gittik; gerçek yemeklerin sunulduğu iddia edilen, kentin göbeğindeki bir lokantaydı burası.
Don Juan aç değildi. Yalnızca iki tane tamale ısmarladı, bense mükellef bir ziyafeti gövdeye indirdim. Bana güldü ve sağlıklı iştahıma dair sessiz çaresizlik hareketleri yaptı.
“Senin için bi eylem planı önereceğim," dedi kısaca kuru bir ses tonuyla, yemeğimizi bitirdiğimizde. "Üçüncü rüya görme kapısının son görevi bu, ve iz sürücülerin izini sürmekten oluşuyor; son derece gizemli bi manevra. İz sürücülerin izini sürmek, bi büyücülük ustalığı gerçekleştirmek için organik olmayan varlıkların âleminden amaçlı olarak erke çekmek demektir."
"Ne tür bir büyücülük ustalığı, don Juan?"
"Bi yolculuk; bilinçliliği doğal çevrenin bi öğesi olarak kullanan bi yolculuk," diye açıkladı. "Gündelik yaşamımızın dünyasında su, yolculuk etmek için kullandığımız bi doğal çevre öğesi. Bilinçliliği, yolculuk etmek için kullanılabilecek benzer bi öğe olarak hayal et. Bilinçliliğin ortamı yoluyla evrenin her tarafından öncüler bize gelir, ya da tam tersi; bilinçlilik aracılığıyla büyücüler evrenin uç noktalarına giderler."
Öğretileri sürecinde don Juan'ın benim farkına varmamı sağladığı kavramlar kalabalığı içinde bazıları vardı ki, hiç dil dökmesine gerek kalmadan tüm ilgimi üzerinde topluyordu. Bu, onlardan biriydi.
"Bilinçliliğin fiziksel bir öğe olması devrimci bir fikir," dedim huşu içinde.
"Fiziksel bi öğe olduğunu söylemedim," diye düzeltti beni. "O erkesel bi öğe. Bu ayrımı yapmak zorundasın. Gören büyücüler için bilinçlilik bi pırıltıdır. Erke bedenlerini o pırıltıya tutturabilir ve onunla gidebilirler."
"Fiziksel ve erkesel öğelerin farkı ne?" diye sordum.
"Fark şurada; fiziksel öğeler, yorumlama dizgemizin parçaları, ama erkesel öğeler değil. Bilinçlilik gibi erkesel öğeler evrenimizde mevcuttur. Ama biz sıradan insanlar olarak yalnızca fiziksel öğeleri algılarız; çünkü bize öyle öğretilmiştir. Büyücüler erkesel öğeleri aynı nedenden ötürü algılarlar; onlara öyle öğretildiği için."
Don Juan'ın açıklamasına göre, bilinçliliği doğal çevremizin bir öğesi olarak kullanmak büyücülüğün özüydü: eylemsel açıdan büyücülüğün yörüngesi, ilk önce, büyücülerin yolunu kusursuz biçimde izleyerek içimizde var olan erkeyi özgür kılmak; ikinci olarak rüya görme yoluyla erke bedenimizi güçlendirmek için bu erkeyi kullanmak; ve üçüncü olarak da, erke bedenimiz ve bütün fizikselliğimizle başka dünyalara girmek için bilinçliliği doğal çevremizin bir öğesi olarak kullanmaktı.
"Başka dünyalara iki tür erke yolculuğu vardır," diye devam etti. "Birinde, bilinçlilik büyücünün erke bedenini alıp nereye isterse götürür; ötekindeyse, yolculuk yapmak için bilinçlilik yolunu kullanmaya, yaptığının tam bilincinde olarak, büyücünün kendisi karar verir. Birinci türden yolculuğu yapmıştın. İkincisi çok büyük disiplin ister."
Uzun bir sessizlikten sonra, don Juan, büyücülerin yaşamında ustalıklı bir yönetim gerektiren meseleler bulunduğunu, ve erke bedenine açık bir öğe olarak bilinçlilikle uğraşmanın, bunların en önemlisi, yaşamsalı ve tehlikelisi olduğunu söyledi.

Cvp: 10 - İz Sürücülerin İzini Sürmek

Hiç yorumum yoktu. Ansızın diken üstünde oturmaya başlamıştım; ağzım açık dinliyordum onu.
"Üçüncü rüya görme kapısının son görevini yerine getirmek için kendi başına yeterli erken yok," diye devam etti, "ama sen ve Carol Tiggs birlikte, aklımdakini kesinlikle yapabilirsiniz."
Durakladı, aklındakini sormam için beni sessizliğiyle kasti olarak zorluyordu. Sordum. Kahkahası sadece meşum havayı yoğunlaştırmıştı.
"Normal dünyanın sınırlarını yıkmanı ve bilinçliliği erkesel bi öğe olarak kullanıp bir başka dünyaya girmeni istiyorum," dedi. "Bu yıkma ve girme edimi, iz sürücülerin izini sürme anlamına geliyor. Bilinçliliği doğal çevrenin bi öğesi olarak kullanmak, organik olmayan varlıkların etkime gücünden kaçınmayı, ama yine de onların erkesini kullanmayı sağlar."
Bana başka bilgi vermek istemedi; bu beni etkilememek içindi, dediğine göre. İnancı, önceden ne denli az bilirsem o denli iyi olacağım yolundaydı. Buna karşı çıktım; ama eğer gerek olursa, erke bedenimin kendini mükemmel biçimde gözetecek yetisi olduğunu söyledi.
Lokantadan avukatın bürosuna gittik. Don Juan işini hemen bitirdi ve çabucak bir taksiye binip havaalanı yolunu tuttuk. Don Juan bana Carol Tiggs'in uçakla Los Angeles'tan geleceğini, ve Mexico City'ye gelme nedeninin benimle birlikte bu son rüya görme görevini yerine getirmek olduğunu söylemişti.
"Meksika vadisi senin peşinde olduğun türden bi büyücülük ustalığını gerçekleştirmek için mükemmel bir yer," yorumunu yaptı.
"İzlenecek kesin adımların ne olduğunu bana henüz söylemedin," dedim.
Beni yanıtlamadı. Daha fazla konuşmadık, ama uçağın inmesini beklerken izlemem gereken yolu açıkladı. Otelimizin sokağının karşısındaki Regis Oteli’ne, Carol'un odasına gidecektim, mutlak bir iç sessizlik durumuna girdikten sonra, onunla birlikte yumuşak bir biçimde rüya görmeye geçecektik; organik olmayan varlıkların âlemine gitme niyetimizi seslendirerek.
Sözünü kestim ve benim organik olmayan varlıkların dünyasına gitmek için niyetimi yüksek sesle belirtmeden önce daima bir öncünün görünmesini beklemem gerektiğini hatırlattım.
Don Juan kıkırdadı ve şöyle dedi, "Sen henüz Carol Tiggs'le rüya görmedin. Bunun bi zevk olduğunu keşfedeceksin. Kadın büyücülerin desteğe hiç ihtiyaçları yoktur. Onlar her istediklerinde o dünyaya giderler; onlar için sürekli emre ama de bi öncü bulunur."
Bir kadın büyücünün, onun söylediği şeyleri yapabileceğine inanamadım. Organik olmayan varlıkların dünyasıyla uğraşmakta bir derece hünerli olduğumu düşünüyordum. Aklımdan geçenlerden don Juan'a söz ettiğimde, iş kadın büyücülerin yetilerine geldiğinde hiçbir hünerimden bahsedilemeyeceği karşılığını verdi.
"Seni o dünyadan bedensel olarak çıkarmak için neden yanıma Carol Tiggs'i aldım zannediyorsun?" diye sordu. "Güzel olduğu için mi dersin?"
"Nedendi, don Juan?"
"Çünkü kendim yapamadım; onun içinse bu hiçbi şey değildi. O dünya için özel yeteneği var onun."
"O bir istisna mı, don Juan?"
"Kadınlar genelde o dünya için doğal bi yatkınlığa sahipler; şampiyonlar, elbette kadın büyücülerdir; ama Carol Tiggs tanıdığım herkesten daha iyi, çünkü o nagual kadın olarak mükemmel erkeye sahip."
Don Juan'ın ciddi bir çelişkisini yakaladığımı düşündüm. Bana organik olmayan varlıkların kadınlarla hiç ilgilenmediklerini söylemişti. Şimdi tersini ileri sürüyordu.
"Hayır, tersini ileri sürmüyorum," dedi, ben karşı çıkınca. "Ben sana onların dişilerin peşine düşmediklerini söyledim; onlar yalnız erkekleri elde etmeye çalışırlar. Ama sana organik olmayan varlıkların dişi olduğunu da söyledim, ve bütün evrenin büyük ölçüde dişi olduğunu. Bundan sen kendi sonuçlarını çıkar."
Sonuç çıkaracak hiç yolum olmadığından, don Juan bana açıkladı; teoride, kadın büyücüler arttırılmış bilinçlilikleri ve dişilikleri sayesinde o dünyaya istedikleri gibi girip çıkıyorlardı.
"Bunu iyi biliyor musun?"
"Benim grubumun kadınları bunu hiç yapmadılar," diye itiraf etti, "yapamadıklarından değil, ben onları engellediğim için. Öte yandan senin grubunun kadınları bunu etek değiştirir gibi yapıyorlar."
Midemde bir boşluk hissettim. Benim grubumun kadınları hakkında gerçekten hiçbir şey bilmiyordum. Don Juan beni teselli etti, benim koşullarımın ve nagual olarak rolümün kendisininkinden farklı olduğunu söyleyerek. Grubumdaki kadınları engellemenin içimde olmayan bir şey olduğunu söyledi, kafamın üzerinde dursam bile.
Taksi bizi oteline götürürken, Carol, don Juan’la benim tanıdığımız insanların taklitlerini yaparak bizi eğlendirmeye çalıştı. Ben ciddiyetimi koruyarak, ona görevimizi sordum. Beni hak ettiğim ciddiyetle cevaplayamayacağı için birtakım özürler mırıldandı. Sesimin huşu dolu tonunu taklit edince don Juan kahkahalarla gülmeye başladı.
Carol'un otele kaydını yaptıktan sonra, üçümüz kent merkezinde avarece dolaşarak elden düşme kitaplar satan dükkânlar aradık. House of Tiles'daki Sanborn's lokantasında hafif bir akşam yemeği yedik. Saat on sularında Regis Oteli’ne yürüdük. Doğruca asansöre yöneldik. Korkum, ayrıntıları algılama yeteneğimi keskinleştirmişti. Otel binası eski ve kocamandı. Lobideki mobilyalar daha iyi günler görmüşlerdi, belli ki. Ancak hâlâ eski görkemli günlerin tartışılmaz cazibesi dört bir yanımızı sarıyordu. Carol'un bu oteli neden bu denli sevdiğini kolaylıkla anlayabiliyordum.
Asansöre binmeden önce huzursuzluğum öyle bir noktaya vardı ki, don Juan'dan son dakika yönergeleri istemek zorunda hissettim kendimi. "Ne şekilde ilerleyeceğimizi bana bir kez daha anlat," diye yalvardım.
Don Juan bizi lobideki büyük antika koltuklara çekti ve sabırla açıkladı; organik olmayan varlıkların dünyasına girdiğimizde, normal bilinçliliğimizi erke bedenlerimize aktarma niyetimizi seslendirmek zorundaydık. Niyetimizi Carol ile birlikte söylememizi önerdi; bu kısım çok önemli olmasa da. Asıl önemli olan, dediğine göre, gündelik dünyamızın tüm bilinçliliğinin erke bedenimize aktarılması için her birimizin niyetlenmesiydi.
"Bu bilinçlilik aktarımını nasıl yapacağız?" diye sordum.
"Bilinçlilik aktarımı tümüyle niyetimizi seslendirme ve yeterli miktarda erkeye sahip olma meselesidir," dedi. "Carol bütün bunları biliyor. Daha önce yaptı. Fiziksel olarak organik olmayan varlıkların dünyasına girmişti, seni çıkarmak için, anımsadın mı? İş, onun erkesinde. Farklılığı yaratacak olan, o."
"Ne demek farklılık yaratmak? Belirsizlik içindeyim, don Juan."
Don Juan, farklılığın, kişinin tüm fiziksel kütlesinin erke bedenine eklenmesi anlamında olduğunu açıkladı. Başka bir dünyanın içine yolculuk etmek için bilinçliliği ortam olarak kullanmanın herhangi bir teknik uygulama sonucu olmayıp, niyetlenme ve yeterli erkeye sahip olmanın doğal sonucu olduğunu anlattı. Carol Tiggs'den benimkine eklenecek büyük miktarda erke, ya da Carol'unkine eklenecek benim büyük miktar da erkem, bu yolculuğu yapabilmek için fizikselliğimizi çekip erke bedeni üzerine yerleştirecek erkesel yetiye sahip olan tek bir bölünmez varlık haline getirecekti bizi.
Carol, "O başka dünyaya girmek için tam olarak ne yapmamız gerekiyor?" diye sordu. Sorusu korkudan nerdeyse öldürmüştü beni; ben neler olup bittiğini biliyor sanıyordum.
"Tüm fiziksel kütlenin erke bedenine eklenmesi gerekiyor," diye yanıtladı don Juan, onun gözlerinin içine bakarak. "Bu manevranın büyük zorluğu, erke bedenine disiplin vermek; ikinizin de daha önce zaten yaptığınız bi şey. Bu nihai iz sürme gösterisinde başarısız olursanız, bunun tek nedeni disiplin eksikliğidir. Bazen, sıradan bi insan tesadüf eseri bunu başarır, ve bi başka dünyaya girer. Fakat buna hemen cinnet veya sanrılanma gibi mazeretler bulunur."

Cvp: 10 - İz Sürücülerin İzini Sürmek

Don Juan'ın konuşmaya devam etmesi için neler vermezdim. Fakat bütün itirazlarıma ve ussal bilme ihtiyacıma karşın, bizi asansöre soktu ve ikinci kata çıktık; Carol'un odasına. Tüm bunlara rağmen, çok derinlerde, telaşımın nedeni bilme ihtiyacım değildi; temel neden korkumdu. Nedense bu büyücülük manevrası bana o güne dek yapmış olduğum her şeyden daha korkutucu geliyordu.
Don Juan'ın bize veda sözleri, "Benliği unutun, o zaman hiçbi şeyden korkmazsınız," oldu. Sırıtışı ve başını sallaması, cümlesi üzerinde düşünmeye davet ediyordu bizi.
Carol güldü ve maskaralık yapmaya başladı; don Juan'ın bize şifreli mesajlarını verdiği sesine öykünerek. Peltek konuşması don Juan'ın sözlerine epeyce renk katmıştı. Bazen peltek konuşmasını çok çekici buluyordum. Çoğu zamansa nefret ediyordum. Neyse ki o akşam peltekliği nerdeyse hiç belli olmuyordu.
Odasına gittik ve yatağın kenarına oturduk. Son bilinçli düşüncem, yatağın yüzyılın başlarından kalma bir andaç olduğuydu. Tek bir sözcük söyleyecek zaman bulamadan, kendimi garip görünüşlü bir yatakta buldum. Carol benimle birlikteydi. Benimle aynı anda doğruldu. Çıplaktık, ikimizin de üzerinde ince birer battaniye vardı.
Zayıf bir sesle, "Ne oluyor?" diye sordu.
"Uyanık mısın?" diye sordum, anlamsızca.
"Elbette uyanığım," dedi, sabırsız bir ses tonuyla. "Nerdeydik, anımsıyor musun?" diye sordum.
Uzun bir sessizlik oldu, belli ki düşüncelerini düzene sokmaya çalışıyordu. "Sanırım ben gerçeğim, ama sen değilsin," dedi sonunda. "Bundan önce nerde olduğumu biliyorum. Ve sen beni kandırmaya çalışıyorsun."
Ben de onun aynısını yaptığını düşünüyordum. Ne olup bittiğini biliyor ve beni deniyordu; yahut da oynuyordu benimle. Don Juan Carol'un ve benim ilham perilerimizin sakınganlık ve güvensizlik olduğunu söylemişti bana. Bunun görkemli bir örneğini yaşıyordum şimdi.
"Senin denetimde olduğun hiçbir boktan işin parçası olamam," dedi. Gözleri zehir saçarak bana baktı. "Sana söylüyorum, her kimsen."
Üzerimizdeki battaniyelerden birini alıp sarındı. "Buraya uzanacağım ve geldiğim yere döneceğim," dedi, kararlı bir tavırla. "Sen ve nagual gidip birbirinizle oynayın."
"Kes şu saçmalığı," dedim sertçe. "Başka bir dünyadayız."
Bana hiç aldırmadı ve canı sıkkın, şımarık bir çocuk gibi arkasını döndü. Rüya görme dikkatimi yararsız gerçeklik tartışmalarıyla boşa harcamak istemiyordum. Etrafı incelemeye başladım. Odadaki tek ışık pencereden doğruca önümüze yansıyan ay ışığıydı. Küçük bir odada, yüksek bir yatağın üzerindeydik. Yatağın kaba bir işçiliği olduğunu fark ettim. Yere dört kalın kazık çakılıydı, ve yatağın iskeleti bu kazıklara bağlanmış uzun direklerden yapılmıştı. Yatağın kalın bir şiltesi vardı, daha doğrusu tıka basa doldurulmuş bir şilteydi bu. Çarşaf veya yastık yoktu. Dolu çuvallar ardı ardına duvar diplerine yığılmıştı. Yatağın ayakucunda üst üste atılmış iki çuval, yatağa tırmanmak için basamak vazifesi görüyordu.
Bir lamba düğmesi ararken, yüksek yatağın bir köşede, duvara dayalı olduğunu fark ettim. Başlarımız duvar yönündeydi, ben yatağın iç tarafındaydım, Carol dış tarafında. Kenarına oturduğumda, yatağın yerden yaklaşık bir metre yükseklikte olduğunu anladım.
Carol birden kalkıp oturdu, ve iyice peltek bir dille, "Bu iğrenç! Nagual bana kendimi burada bulacağımı kesinlikle söylememişti," dedi.
"Ben de bilmiyordum," dedim. Daha bir şeyler söyleyip bir konuşma başlatmak istiyordum, fakat huzursuzluğum son raddeye varmıştı.
"Sen kapa çeneni," diye tersledi beni, sesi öfkeyle çatallaşarak. "Sen yoksun. Sen bir hayaletsin. Kaybol! Kaybol!" Peltek konuşması aslında şirindi ve beni saplantılı korkumdan uzaklaştırmıştı. Onu omuzlarından tutup sarstım. Bağırdı, acıdan çok şaşkınlık ve huzursuzlukla.
"Ben bir hayalet değilim," dedim. "Yolculuğu yaptık, çünkü erkelerimizi birleştirdik."
Carol Tiggs aramızda her duruma uyma hızıyla ünlüydü.
Çabucak içinde bulunduğumuz berbat durumun gerçekliğine ikna olmuş ve yarı karanlıkta giysilerini aramaya başlamıştı bile. Korku duymamasına hayran olmuştum. İşe girişti; eğer o odada yatağa girmişse giysilerini nereye koymuş olabileceği hakkında yüksek sesle fikir yürüterek.
"Hiç iskemle görüyor musun?" diye sordu. Bir masa ya da yüksek bir tabure işini görebilecek üç çuvallık bir yığını belli belirsiz seçtim. Yataktan çıktı, oraya gitti ve kendi giysilerini de, benimkileri de buldu; her zaman elbiselerine yaptığı gibi, düzenli biçimde katlanmış olarak. Giysilerimi bana uzattı; benimdiler, ama birkaç dakika önce Regis Oteli’nde, Carol'un odasında giymekte olduğum giysiler değildi bunlar.
"Bunlar benim giysilerim değil," dedi peltek peltek, " ama bunlar yine de benim. Ne garip!"
Sessizlik içinde giyindik. Ona endişeden patlamak üzere olduğumu söylemek istiyordum. Ayrıca yolculuğumuzun hızı üzerinde yorum yapmak da istiyordum, ama giyinirken geçirdiğim sürede, yolculuğun düşüncesi çok belirsizleşmişti. O odada uyanmadan önce nerede olduğumuzu zorlukla hatırlayabiliyordum. Otel odasını rüyamda görmüş gibiydim. Anımsamak, beni kuşatmaya başlayan belirsizlik duygusundan kurtulmak için çok büyük bir çaba harcadım. Sisi dağıtmayı başardım; ama bu edim bütün erkemi tüketmişti. Soluk soluğa ve ter içinde kalakaldım.
"Bir şey beni az daha, az daha ele geçiriyordu," dedi Carol. Ona baktım. Benim gibi ter içindeydi. "Az daha seni de ele geçiriyordu. Bu nedir dersin?"
"Birleşim noktamızın konumu," dedim, tam bir katiyetle.
Bana katılmadı. "Organik olmayan varlıklar alacaklarını topluyorlar," dedi titreyerek."Nagual bana korkunç olacağını söylemişti; ama bu denli korkunç bir şeyi hiç hayal etmemiştim."
Onunla tamamıyla aynı fikirdeydim; korkunç bir belanın içindeydik, yine de durumun korkunçluğunun nerede olduğunu çıkaramıyordum. Carol ve ben toy çömezler değildik; sayısız şeyler görmüş ve yapmıştık; bunların bazıları düpedüz dehşet vericiydi. Fakat o rüya odasında bir şey vardı ki, beni inanılmaz biçimde korkutuyordu.
Carol "Biz rüya görüyoruz, değil mi?" diye sordu.
Duraklamadan, öyle olduğunu söyleyerek ona güven verdim, don Juan'ın orada olup aynı konuda bana güven vermesi için neler feda ederdim oysa.
"Neden bu kadar korkuyorum?" diye sordu bana, sanki bunu ussal biçimde açıklamayı becerebilirmişim gibi.
Bu konuda ben düşüncemi toparlayamadan, kendi sorusunu kendi yanıtladı. Dediğine göre onu korkutan, birleşim noktası bu konumda sabitlendiği zaman, algılamanın her şeyi kapsayan bir edim olduğunu beden düzeyinde anlamaktı. Don Juan'ın bize, gündelik yaşamımızın üzerimizdeki gücünün, birleşim noktalarımızın alışıldık konumunda sabit duruşunun sonucu olduğu gerçeğini anlattığını anımsattı. Bu sabitlik, dünyayı algılamamızı öyle her şeyi kapsayıcı ve güçlü yapıyordu ki, ondan kaçamıyorduk. Carol nagualın söylemiş olduğu başka bir şeyi daha anımsattı bana: bu tümüyle kapsayıcı gücü yıkmak istersek, bütün yapmamız gereken sisi dağıtmaktı; yani birleşim noktasının yerini değiştirmek, buna niyetlenme yoluyla.
Beni yutmaya başlayan sisi, o dünyanın sisini dağıtmak amacıyla birleşim noktamı başka bir konuma getirmek zorunda kaldığım ana dek, don Juan'ın ne demek istediğini hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştım.
Carol ve ben, başka tek söz etmeden, pencereye gidip dışarı baktık. Kırdaydık. Ay ışığında birtakım alçak, karanlık binalar seçiliyordu. Bütün belirtilere göre, bir çiftliğin ya da büyük bir kır evinin depo veya ambarındaydık.
Carol, "Burada yatağa girişimizi anımsıyor musun?" diye sordu.
"Evet, hemen hemen," dedim, ve gerçek buydu. Onun otel odasının imgesini zihnimde bir referans noktası olarak tutabilmek için savaş verdiğimi söyledim ona.
"Ben de aynı durumdayım," dedi, korkulu bir fısıltıyla. "Biliyorum ki, o anının kaçmasına izin verirsek, gidiciyiz."
Sonra bana o kulübeden çıkıp dışarda dolaşmayı denememizi ister miyim diye sordu. İstemiyordum. Endişelerim öyle güçlüydü ki, konuşamıyordum bile. Yalnız başımı sallayarak ona işaret edebildim.
Kapıyı açıp dışarı bakacaktım yalnızca, ama beni durdurdu. "Bunu yapma," dedi. "Dışarısını içeri sokabilirsin."
O anda aklımdan geçen düşünce, dayanaksız bir kafese kapatılmış olduğumuzdu. Herhangi bir olay, örneğin kapıyı açmak, kafesin sallantılı dengesini bozabilirdi. Bunu düşündüğüm anda, ikimiz de aynı dürtüyü hissettik. Yaşamımız buna bağlıymış gibi, giysilerimizi çıkardık, ve çuval basamakları bile kullanmadan yatağa atladık; ama bir an sonra tekrar yataktan dışarı atlamıştık bile.

Cvp: 10 - İz Sürücülerin İzini Sürmek

Belliydi ki Carol da, ben de aynı anda aynı şeyi kavramıştık. Konuştuğunda tahminimi doğruladı; "Bu dünyaya ait herhangi bir şeyi kullanırsak, bu bizi yalnızca güçsüzleştirir. Pencereden ve yataktan uzak, burada çıplak durursam, nereden geldiğimi anımsamakta güçlük çekmiyorum. Ama o yatağa yatarsam, ya da o giysileri giyersem ya da pencereden dışarı bakarsam, işim biter."
Odanın ortasında uzun süre, birbirimize sokulmuş olarak dikildik. Tekinsiz bir düşünce zihnimi kemirmeye başlamıştı. "Kendi dünyamıza nasıl döneceğiz?" diye sordum, onun bildiğini umarak.
"Eğer sisin bastırmasına izin vermezsek, dünyamıza dönüş kendiliğinden olur," dedi, en önemli özelliği olan tam bir yetkeyle.
Ve haklıydı. Carol ve ben, onun Regis Oteli’ndeki odasının yatağında aynı anda uyandık. Gündelik yaşamımızın dünyasına geri döndüğümüz öylesine belliydi ki, ne soru sorduk, ne de bu konuda bir yorum yaptık. Gün ışığı nerdeyse kör ediciydi.
Carol, "Nasıl geri döndük?" diye sordu. "Ya da daha doğrusu ne zaman geri döndük?"
Söyleyecek ya da düşünecek hiçbir fikrim yoktu. Yapabileceğim tek şey tahmin yürütmekti; onu da yapamayacak kadar uyuşmuştum.
Carol, "Daha yeni mi döndük dersin?" diye ısrarla sordu. "Ya da belki de bütün gece burada uyuyorduk. Bak! Çıplağız. Giysilerimizi ne zaman çıkardık?"
"Onları o başka dünyada çıkardık," dedim, ve kendi sesimin tonu beni şaşırttı.
Yanıtım Carol'u afallatmış görünüyordu. Anlayamıyormuş gibi önce bana, sonra kendi çıplak vücuduna baktı.
Orada sonsuz bir süre kımıldamadan oturduk. İkimiz de istencimizden yoksun kalmış gibiydik. Ama sonra, epeyce beklenmedik bir şekilde, tamamıyla aynı anda, aynı şeyi düşündük. Rekor sürede giyindik, odadan dışarı fırladık, iki kat merdiveni indik, sokağı geçlik ve don Juan'ın oteline daldık.
Kendimizi fiziksel olarak zorlamış olmadığımız halde, anlaşılmaz biçimde ve haddinden fazla soluk soluğa, sırayla ona ne yaptığımızı anlatmaya giriştik.
Don Juan tahminlerimizi doğruladı. "Yaptığınız şey, insanın hayal edebileceği nerdeyse en tehlikeli şeydi," dedi.
Carol'a döndü ve ona girişimimizin tam bir başarı, ve bir fiyasko olduğunu söyledi. Gündelik dünya bilinçliliğimizi erke bedenlerimize aktarmayı, ve böylece tüm fizikselliğimizle yolculuk etmeyi başarmıştık; ama organik olmayan varlıkların etkime gücünden sakınmayı becerememiştik. Normalde rüya görücülerin tüm manevrayı bir yavaş geçişler serisi olarak deneyimlediklerini, ve bilinçliliği bir öğe olarak kullanma niyetlerini seslendirmek zorunda olduklarını söyledi. Bizim olayımızda, bütün o basamaklar atlanmıştı. Organik olmayan varlıkların araya girmesi yüzünden, ikimiz son derece dehşet verici bir hızla ölümcül bir dünyanın içine savrulmuştuk.
"Yolculuğu mümkün kılan ikinizin birleşik erkesi değildi," diye devam etti, "Başka bi şey yaptı onu. Sizin için uygun giysiler bile seçti."
Carol, "Şunu mu anlatmak istiyorsun, nagual; giysiler, yatak ve odanın meydana gelme nedeni bizim organik olmayan varlıklar tarafından yönetilmemiz miydi?" diye sordu.
"Tam üstüne bastın," diye cevap verdi. "Normalde, rüya görücüler sadece dikizcidirler. Sizin yolculuk ise öyle bi şeye dönüştü ki; ikiniz bi saha kenarı koltuğu kaptınız ve eski büyücülerin lanetini yaşadınız. Onların başına gelen tam olarak sizin de başınıza geldi. Organik olmayan varlıklar onları geri dönemeyecekleri dünyalara götürmüşlerdi. Bunu bilmeliydim; ama o varlıkların yönetimi ele geçirip aynı tuzağı ikiniz için de kuracakları hiç aklıma gelmedi."
"Bizi orada tutmak istediklerini mi söylemek istiyorsun?" diye sordu Carol.
"O kulübeden dışarı çıksaydınız, şimdi o dünyada umutsuzca dolaşıp duruyor olacaktınız," dedi don Juan.
Açıklamasına göre, o dünyaya tüm fizikselliğimizle girmiş olduğumuzdan, birleşim noktalarımızın organik olmayan varlıklar tarafından önceden seçilmiş olan konumda sabitlenmeleri öyle güçlüydü ki; geldiğimiz dünyaya ilişkin herhangi bir anının üzerini örtecek bir tür sis yaratıyordu. Böyle bir sabitliğin sonucunun da, eski çağ büyücülerinin başına geldiği gibi, birleşim noktasının alışıldık konumuna dönememesi olduğunu ekledi.
"Bunu düşünün," dedi ısrarla." Bu belki de gündelik yaşamımızın dünyasında hepimize olanın ta kendisidir. Buradayız, ve birleşim noktamızın sabitliği öyle güçlü ki, bize nerden gelmiş olduğumuzu, ve buraya geliş amacımızı unutturmuş."
Don Juan yolculuğumuz hakkında başka bir şey söylemek istemedi. Bizi daha fazla rahatsızlık ve korkudan esirgediğini hissettim. Geç bir öğle yemeğine götürdü bizi. Birkaç blok aşağıdaki Francisco Madero Caddesi’ndeki lokantaya vardığımızda saat akşamın altısı olmuştu. Carol ve ben yaklaşık on sekiz saat uyumuştuk; eğer yaptığımız bu idiyse.
Sadece don Juan açtı. Carol bir parça öfkeyle, onun bir domuz gibi yediğini söyledi. Don Juan'ın gülüşünü duyan çok sayıda kafa bize doğru döndü.
Ilık bir geceydi. Gökyüzü berraktı. Paso Alameda'daki bir sıraya oturduğumuzda yumuşak, okşayıcı bir meltem esiyordu. Carol, don Juan'a, "İçimde yanan bir soru var," dedi. "Bilinçliliği yolculuk etmek için ortam olarak kullanmadık, doğru değil mi?"
"Doğru," dedi don Juan, ve derin bir iç çekti. "Görev, organik olmayan varlıklardan sıvışmaktı; onlar tarafından yönetilmek değil."
"Şimdi ne olacak?" diye sordu Carol.
"İkiniz de güçlenene dek, iz sürücülerin izini sürmeyi erteleyeceksiniz," dedi. "Ya da belki bunu hiç yapmayacaksınız. Önemi yok aslında; biri işe yaramazsa bi diğeri yarar. Büyücülük sonsuz bi meydan okumadır."
Zihinlerimize iyice yer etmesini sağlamaya çalışıyormuş gibi bir kez daha açıkladı; doğal ortamın bir öğesi olarak bilinçliliğimizi kullanmak için, rüya görücülerin önce organik olmayan varlıkların dünyasına yolculuk etmeleri gerekliydi. Sonra o yolculuğu bir sıçrama tahtası olarak kullanıp, gerekli karanlık erkeye sahipken, bilinçlilik ortamı vasıtasıyla bir başka dünyanın içine fırlatılmaya niyetlenmeleri gerekiyordu.
"Sizin yolculuğunuzun başarısızlığına neden, bilinçliliği yolculuk öğesi olarak kullanacak zamanınızın olmamasıydı," diye devam etti. "Daha organik olmayan varlıkların dünyasına ulaşamadan, ikiniz bi başka dünyaya girmiştiniz bile."
"Ne yapmamızı önerirsin?" diye sordu Carol.
"Birbirinizi mümkün olduğu kadar az görmenizi öneririm," dedi. "Eminim organik olmayan varlıklar ikinizi birden yakalama fırsatını ellerinden kaçırmak istemeyeceklerdir; özellikle de güçlerinizi birleştirirseniz."
Böylece Carol ve ben o günden sonra birbirimizden özellikle uzak durduk. İstemeyerek de olsa, benzer bir yolculuk yapmamız olasılığı bizim için fazla büyük bir riskti. Don Juan, organik olmayan varlıkları yine peşimize düşmek için baştan çıkaracak kadar fazla birleşik erkeye sahip olduğumuzu tekrar tekrar söyleyerek, kararımızı destekledi.
Don Juan, rüya görme uygulamalarımı, erke üreten rüya benzeri durumlarda erke görmeye geri döndürdü. Zaman içinde, karşıma çıkan her şeyi gördüm. Bu yöntem sonucunda çok garip bir duruma girmiştim: ne gördüğümü akıllıca yorumlayabilmekten acizdim. Ulaştığım algılama durumlarını isimlendirebilecek sözcüklerim olmadığını duyumsuyordum hep.
Don Juan, anlaşılamaz ve betimlenemez görsülerimi açıklarken; erke bedenimin, bilinçliliği yolculuk etmek için bir öğe olarak kullanmak yerine—çünkü bunun için yeterli erkem hiç olmamıştı—cansız maddeler ya da yaşayan varlıklara ait erke alanlarına girmek için kullandığını söyledi.