1

Konu: 3 - İkinci Rüya Görme Kapısı

Rüya görme uygulamalarım yoluyla vardığım sonuç, belirli bir noktayı vurgulamak için, rüya görme öğreticisinin bir yönerge sentezi oluşturması gerektiğiydi. Aslında don Juan'ın ilk görevimde benden istediği, rüyamdaki ayrıntılara odaklanarak rüya görme dikkatimi güçlendirmekti. Bu sonuca varmak için öncül olarak, uykuya dalışın farkında olma fikrini kullanıyordu. Ona göre bu işin püf noktası şuydu; uykuya dalışın farkında olmayı başarmak için tek yol, kişinin rüyasındaki ayrıntıları incelemesiydi.
Uygulamalarıma başlar başlamaz, rüya görme dikkati üzerinde çalışmanın rüya görme konusunda temel nokta olduğunu anladım. Bununla birlikte, insanın rüya düzeyinde bilinçlilik konusunda kendini eğitebilmesi olanaksız görünüyordu. Don Juan böyle bir eğitimin etkin öğesinin sabır olduğunu söyledi; ona göre, zihin ve onun bütün savunma mekanizmalarının hiçbiri sabırla baş edemezdi. Eninde sonunda, diyordu, bu çarpışmada zihnin engelleri yıkılır ve rüya görme dikkati filiz verir.
Rüya görme dikkatimi rüyalarımdaki ayrıntılarda odaklama ve tutabilme uygulamaları yaparken öyle özel ve olağanüstü bir özgüven duymaya başladım ki, don Juan'dan bunu yorumlamasını istedim.
"ikinci dikkate girişin sana bu güven duygusunu veriyor," dedi. "Bu senin daha da fazla aklı başında olmanı gerektiriyor. Yavaş ilerle; ama durma, ve hepsinden önemlisi, bunun hakkında konuşma. Sadece yap!"
Bana daha önce anlatmış olduğu bir şeyin, uygulamalarım sürecinde doğrulanmış olduğunu söyledim ona; rüyadaki her şeye kısa bakışlar atıldığında, imgeler dağılmıyordu. İşin zor yanının, rüyalarımızı bilinçli dikkatimize taşımamızı önleyen ana engeli yıkmak olduğunu da belirttim. Don Juan'dan bana bu konudaki fikrini açıklamasını istedim, çünkü içtenlikte inanıyordum ki bu engel bizim rüyaları göz ardı etmeye prim veren toplumsallığımızın yarattığı bir olguydu.
"Bu engelde toplumsallıktan fazlası var," diye yanıt verdi. "O, rüya görmeye açılan ilk kapı. Şimdi artık bunun üstesinden geldiğine göre, kendi irademizle durup rüyalarımızdaki ayrıntılara dikkatimizi yöneltememek sana aptalca geliyor. Burada hatalısın. Rüya görmeye açılan ilk kapının evrendeki erke akışıyla ilgisi var. O, doğal bi engel."

Cvp: 3 - İkinci Rüya Görme Kapısı

Don Juan ondan sonra rüya görme hakkında sadece ikinci dikkatte ve uygun gördüğü zamanlarda konuşmamız konusunda beni ikna etti. Bu arada uygulamalarımı sürdürmem konusunda beni yüreklendirdi ve bana karışmayacağına söz verdi. Rüyalarımı kurmada ustalık kazandıkça, çok önemli olduklarını sandığım bazı duyguları tekrar tekrar yaşamaya başladım; uykuya dalarken hissettiğim bir hendeğe yuvarlanma duygusu bunlardan biriydi. Don Juan bunların anlamsız duygular olduğunu hiçbir zaman söylemedi ve onları notlarıma kaydetmeme izin verdi. Ona ne denli gülünç göründüğümü şimdi anlıyorum. Bugün ben rüya görmeyi öğretiyor olsaydım, bu konuda kesinlikle cesaret kırıcı davranırdım. Don Juan yalnızca benimle dalga geçiyordu; gizli bir manyak olduğumu, kendimi fazla önemsemeye karşı savaştığımı iddia ederken bir yandan da titizlikle "Rüyalarım" adını verdiğim aşırı kişisel bir günce tuttuğumu söylüyordu.
Rüya görme dikkatimizi toplumsallık cenderesinden kurtarmak için gereken erkenin, zaten var olan erkemizi yeniden düzenlemekle açığa çıktığını don Juan her fırsatta belirtiyordu. Bundan daha doğru bir şey olamazdı. Rüya görme dikkatinin ortaya çıkışı, hayatımızı yeniden gözden geçirmemizin dolaysız sonucuydu. Don Juan'ın dediği gibi, erke yükseltimi için herhangi bir dış kaynağa fişimizi takamayacağımıza göre, var olan erkemizi, bulabileceğimiz her yolla yeniden düzenlemekten başka çıkışımız yoktu.
Don Juan ısrarla belirtiyordu ki, büyücünün yolu, yeniden düzenlediğimiz erkenin dişlilerini sürekli yağlamaktan geçer; ve büyücünün yollarının en etkilisi "kendine fazla önem vermenin üstesinden gelmek"tir. Bunun büyücülerin yaptığı her şeyde vazgeçilmez unsur olduğundan emindi; bu yüzden bütün öğrencilerinin bunu başarması için yol göstermeye büyük önem veriyordu. Kendine fazla önem vermenin, sadece büyücülerin değil, tüm insanlığın baş düşmanı olduğu kanısındaydı.
Don Juan'ın savı, erkemizin çoğunun önemimizi ayakta tutmak için harcandığı idi. Bunun en açık kanıtı; kendimizi göstermek, takdir, sevgi ve kabul görmek konusundaki sonsuz kaygımızdı. Eğer bu önem duygumuzun birazını kaybetmeyi becerebilsek, iki olağanüstü şey gerçekleşecekti. Birincisi, erkemizi büyüklük kuruntumuzu sürdürmeye harcamaktan kurtulacak; ve ikinci olarak da evrenin gerçek büyüklüğüne kısa bir bakış yakalamak için ikinci dikkate girebilecek kadar erke sağlamış olacaktık.
Rüya görme dikkatimi istediğim her şeyin üstünde odaklayabilmek iki yılımdan fazlasını aldı. Ve öyle ustalaştım ki, bunu bütün ömrümce yapmış gibiydim. En ürkütücü olan şuydu; bu yeteneğe sahip olmadığım zamanları aklıma getiremiyordum bile. Oysa bunu bir olasılık olarak düşünmenin bile ne denli güç olduğunu anımsayabiliyordum. Bana öyle geliyordu ki, kişinin rüyasındakileri inceleyebilme yetisi benliğimizin doğal yapısının bir ürünü olmalıydı; örneğin yürüme yeteneğimiz gibi. Fiziksel açıdan yalnızca bir şekilde yürümeye uygunuz; iki ayak üzerinde, oysa yürümeyi öğrenmemiz son derece büyük bir çaba gerektiriyor.
Rüyamdaki ayrıntılara bakışlar atabilme yeteneğim, kendime bu konuda yaptığım sürekli anımsatmaların ısrarcı dırdırı ile bağlantılı gelişiyordu. Takıntıya eğilimli kişiliğimin bilincindeydim; ancak rüyalarımda bu özelliğim çok büyük ölçüde artıyordu. Bu o denli rahatsız edici olmaya başladı ki, sadece kendi söylenmelerinle içerlemekle kalmadım, aynı zamanda bunun sadece benim takıntım mı, yoksa başka bir şey mi olduğunu sorgulamaya başladım. Aklımı kaçırdığımı bile düşünmeye başlamıştım.
"Rüyalarımda hiç durmadan kendimle konuşuyorum, çevreme bakmayı kendime anımsatıyorum," dedim, don Juan'a.
Rüya görme hakkında sadece konuyu o açtığında konuşacağımıza ilişkin anlaşmamıza baştan beri uymuştum. Ne var ki, bu acil bir durumdu.
"Sen değil de, başka biri konuşuyormuş gibi geliyor mu?" diye sordu.
"Düşününce, evet. Kendim gibi ses vermiyorum, o anlarda."
"O zaman sen değilsindir. Bunu açıklamanın henüz zamanı değil. Ama şöyle diyelim; bu dünyada yalnız değiliz. Rüya görücüler için başka dünyalar var; eksiksiz dünyalar. Bu başka dünyalardan bazen erke sahibi varlıklar gelir bize. Bi dahaki sefer rüyanda kendi kendine söylendiğini duyduğunda, iyice öfkelen ve bi komut haykır. Kes şunu! de."
Yeni bir mücadele alanına girdim: rüyalarımda o komutu bağırmayı unutmamak. Sanırım kendi söylenmemi işitmekten duyduğum büyük rahatsızlık sonucu bunu unutmadım ve bağırdım, "Kes şunu!" diye. Söylenme anında kesildi ve bir daha hiç tekrarlanmadı.
"Her rüya görücü bu deneyimi yaşar mı?" diye sordum, don Juan'a, onu bir sonraki kez gördüğümde.
"Bazıları yaşar," diye yanıtladı, ilgisizce.

Cvp: 3 - İkinci Rüya Görme Kapısı

Bütün bunların ne kadar da garip olduğu konusunda atıp tutmaya başladım. Sözümü kesti ve şöyle dedi, "Rüya görmenin ikinci kapısından girmeye artık hazırsın."
Ona daha önce soramadığım sorulara yanıt alabilmek için bu fırsatı kullandım. Bana ilk kez rüya gördürdüğünde yaşadığım deneyim zihnimde en baştaydı. Kendi rüyalarımın ayrıntılarını hep sonuna kadar incelediğimi, ama netlik ve detay konusunda ilk deneyimimin yakınına bile varamadığımı söyledim don Juan'a.
"Ne denli düşünürsem," dedim, "o denli ilginç hale geliyor. O rüyadaki insanları izlerken, unutulmaz bir korku ve çekim yaşadım. O duygu neydi, don Juan?"
"Fikrimce, senin erke bedenin o yerin yabancı erkesine takıldı ve hayatının olayını yaşadı. Doğal olarak korktun ve tepki gösterdin; yaşamında ilk kez yabancı bir erke gözlemliyordun.
"Eski çağ büyücüleri gibi davranmaya eğilimin var. Fırsatını bulduğun anda, birleşim noktanı koyuveriyorsun, gidiyor. O sefer birleşim noktan epeyce uzağa kaydı. Sonuç olarak, eski çağ büyücüleri gibi, bildiğimiz dünyanın ötesine yolculuk yaptın. Son kerte gerçek, ama tehlikeli bi yolculuk."
Cümlelerinin anlamını kendi ilgim doğrultusunda dolandırarak sordum, "O kent acaba başka bir gezegende miydi?"
"Rüya görmeyi, bildiğin ya da bildiğini sandığın şeylerle açıklayamazsın," dedi. "Sana bütün söyleyebileceğim, gittiğin kentin bu dünyada olmadığıdır."
"Neredeydi, öyleyse?"
"Bu dünyanın dışında, elbette. O denli ahmak değilsin. Farkına vardığın ilk şeydi o. Seni kısır döngüye sokan, bu dünyanın dışındaki bi şeyi imgeleyememen."
"Bu dünyanın dışı neresi, don Juan?"
"İnan bana, büyücülüğün en ölçüsüz özelliği, bu dünyanın dışında oluşan o biçimlenmedir. Örneğin, sen benim de aynı şeyleri gördüğümü varsaydın. Bunun kanıtı şu ki hiçbi zaman bana ne gördüğümü sormadın. Sen, yalnızca sen, bi kent ve o kentteki insanları gördün. Ben o türden hiçbi şey görmedim. Ben erke gördüm. Yani bu dünyanın dışı, sadece senin için, bu durumda, bi kentti."
"Ama öyleyse, don Juan, o gerçek bir kent değildi. O sadece bende, benim zihnimde var oldu."
"Hayır. Durum bu değil. Şimdi de üstün bi şeyi sıradan bi şeye indirgemek istiyorsun. Bunu yapamazsın. O yolculuk gerçekti. Sen bi kent gördün. Bense erke gördüm. Hiçbirimiz doğru ya da yanlış değiliz."
"Sen o şeylerin gerçek olduğunu söyleyince benim aklım karışmaya başlıyor. Gerçek bir yere vardığımızı söylemiştin, daha önce. Ama, eğer gerçek idiyse; nasıl iki ayrı açıklamamız olabilir?"
"Çok basit. İki ayrı açıklamamız var, çünkü o anda iki farklı tekdüzelik ve bileşiklik oranına sahiptik. Bu iki niteliğin algılamanın anahtarı olduğunu sana açıklamıştım."
"O özel kente geri gidebilir miyim, dersin?"
"Şimdi beni kıstırdın işte. Bilmiyorum. Ya da belki biliyorum da açıklayamıyorum. Ya da belki açıklayabilirim de yapmak istemiyorum. Bekleyip doğrusunu kendin bulmak zorundasın."
Daha fazla tartışmayı reddetti.
"Hadi işimize bakalım," dedi. “Bi rüyanın içinde bir başka rüyaya uyandığın zaman, ikinci rüya görme kapısına ulaşmış olursun. İstediğin kadar, ya da gücünün yettiği kadar rüya görebilirsin, ama yeterli denetim konusunda çalışmalı ve bildiğimiz dünyada uyanmamalısın."
Panikle sarsıldım. "Hiçbir zaman bu dünyada uyanmamam gerektiğini mi söylüyorsun?" diye sordum.
"Hayır, onu demek istemedim. Ama şimdi buna işaret ettiğine göre, bunun da bi seçenek olduğunu belirtmek zorundayım. Eski çağ büyücüleri yaparlardı bunu; hiçbi zaman bildiğimiz dünyada uyanmazlardı. Benim zamanımın büyücülerinden de yapanlar olmuştur. Bu kesinlikle yapılabilir; ama ben önermem. Benim senden istediğim, rüya bittiği zaman doğal olarak uyanman; ama rüyanda, bi başka rüyanın içinde uyandığını görmen."
Rüya kurma ile ilgili ilk konuşmamızda ona sorduğum soruyu yineler buldum kendimi. "Ama bunu yapmak mümkün mü?"
Don Juan besbelli kafasızlığıma takıldı ve gülerek daha önceki yanıtını yineledi. "Elbette mümkün. Bu denetimin, günlük yaşantımızın herhangi bi olayı üzerindeki denetimimizden bi farklılığı yok. "
Hızla sıkıntımın üstesinden geldim ve yeni sorular sormaya hazırlandım, ama don Juan benden önce davrandı ve ikinci rüya görme kapısının yönlerini açıklamaya girişti ki, bu beni daha da huzursuz etti.
"İkinci kapı ile ilgili bi sorun var," dedi. Bu sorun ciddi olabilir, kişinin karakterindeki eğilimlere bağlı olarak. Nesnelere ve durumlara sıkıca yapışmak gibi bi düşkünlüğe meylimiz varsa, hapı yuttuk demektir."
"Ne yönden, don Juan?"
"Düşün, bi an. Rüyalarının içeriğini incelemenin verdiği sıra dışı keyfi yaşadın. Kendini bi rüyadan ötekine geçerken, her şeyi izleyip her detayı incelerken hayal et. İnsanın ölümcül derinliklere dalacağını anlamak çok kolay. Özellikle de düşkünlük gösteriyorsa."
"Beden ya da beyin buna doğal olarak son vermez mi?"
"Doğal bi uyuma durumu ise, yani normalse, evet. Ama bu normal bi durum değil. Bu, rüya görme. Bi rüya görücü birinci kapıyı geçerken zaten erke bedenine ulaşmış oluyor. Böylece, bi rüyadan ötekine atlayarak geçen, aslında erke bedeni."
"Bütün bunların anlamı ne, don Juan?"
"Bunların anlamı şu: ikinci kapıdan geçerken rüya görme dikkatin üzerinde daha büyük ve ciddi bi denetim kurmalısın; rüya görücüler için tek emniyet supabı budur."
"Nedir bu emniyet supabı?"
"Rüya görmenin gerçek amacının erke bedenini mükemmelleştirmek olduğunu kendi başına öğreneceksin. Kusursuz bi erke bedeninin, elbette başka şeylerle birlikte, rüya görme dikkati üzerinde öyle bi denetimi vardır ki, gerektiği an onu durdurabilir. Rüya görücülerin sahip oldukları emniyet supabı budur. Ne denli düşkünlük gösterseler de, belirli bi zamanda rüya görme dikkatleri onları yüzeye çıkaracaktır."
Yeni bir rüya araştırmasıyla tekrar en baştan başladım. Bu seferki amaç daha da ele geçmez türdendi ve zorlukları da daha büyüktü. Aynı ilk görevimde olduğu gibi, nereden başlamam gerektiğini çıkaramıyordum. Bu seferki uygulamanın pek fazla yararı olmayacağı gibi heves kırıcı bir kuşkuya kapılmıştım. Sayısız başarısızlıklardan sonra pes ettim ve rüyalarımdaki ayrıntılara dikkatimi odaklamakla ilgili çalışmalarıma geri döndüm. Kusurlarımı kabullenmek bana destek vermiş gibiydi, ve dikkatimi sabit tutabilmekte daha da ustalaşmıştım.
Bir yıl hiç değişiklik olmaksızın geçti. Sonra bir gün, bir şeyler değişiverdi. Rüyamda bir pencereden bakıyor ve dışardaki manzaradan bir ayrıntı yakalayabilir miyim diye uğraşıyordum ki, kulaklarımdaki bir vızıltı ile ortaya çıkan yelimsi bir güç beni pencereden dışarı çekiverdi. Çekilmemden hemen önce, dikkatimi uzaklardaki garip bir nesne çekmişti. Bir traktöre benziyordu. Bir an sonra, kendimi onun yanında, onu incelerken buldum.
Rüyada olduğumun tamamıyla bilincindeydim. Baktığım pencereyi bulabilecek miyim diye çevreme bakındım. Kırda, bir çiftlik manzarası içindeydim. Görünürde hiç bina yoktu. Bunun üzerinde düşünmek istedim. Ama etrafta terk edilmiş gibi yayılmış duran bir sürü araç, bütün dikkatimi üzerine çekti. Biçme makineleri, traktörler, biçerdöverler, pulluklar, harman makineleri gördüm. O denli çoktular ki, asıl rüyamı unuttum. Sonra çevredeki görüntüyü izleyerek yerime alışmaya karar verdim. Uzakta reklam panosuna benzeyen bir şey ile çevresinde birkaç telefon direği vardı.
Dikkatimi panonun üzerinde odakladığım anda kendimi onun yanı başında buldum. Panonun çelik yapısı beni irkiltti. Korkutucuydu. Panonun üzerinde bir bina resmi vardı. Yazıları okudum; bir motel ilanıydı bu. Oregon ya da kuzey Kaliforniya'da bulunduğumdan tuhaf bir şekilde emindim.
Çevremde başka şeyler var mı diye bakındım. Çok uzaklarda birtakım dağlar, ve daha yakınlarda yuvarlak, yeşil tepeler gördüm. Tepelerin üzerinde, Kaliforniya meşesi olduğunu sandığım ağaç kümeleri vardı. Yeşil tepeler tarafından çekilmeyi arzu ettim, ama beni çeken uzaktaki dağlar oldu. Onların Sierralar olduğundan emindim.
Bütün rüya görme erkem, beni o dağların üzerinde terk etti. Ama bu olmadan önce, oradaki her şey tarafından çekildim. Rüyam, rüya olmaktan çıktı. Algılama yetime göre, gerçekten Sierralarda idim; ve hendeklere, kayalara, ağaçlara, mağaralara zum yapıyordum. Tüm gayretim tükenip artık dikkatimi hiç bir şeyin üzerinde odaklayacak gücüm kalmayana dek, dik yamaçlarla zirveler arasında dolaşıp durdum. Denetimimi yitirmekte olduğumu hissediyordum. En sonunda tüm görüntü kayboldu ve sadece karanlık kaldı.
"İkinci rüya görme kapısına ulaştın," dedi, don Juan, rüyamı ona anlattığımda. Bundan sonra yapman gereken, onu geçmek. İkinci kapıyı geçmek, çok ciddi bi iştir; çok disiplinli bi çaba gerektirir."
Benim için tasarladığı görevi tamamlayabildiğimden emin değildim; çünkü aslında bir başka rüyada uyanamamıştım. Bu karışıklığı sordum, don Juan'a.
"Hata benimdi," dedi. "Sana kişinin bi başka rüyada uyanması gerektiğini söyledim; ama anlatmak istediğim, düzenli ve kusursuz biçimde rüyaları dönüştürmekti; senin yapmış olduğun gibi.
"İlk kapıda, özellikle ellerini görmeye çalışarak çok fazla zaman yitirdin. Bu kez; komutları izlemeye boş verip, doğruca sonuca gittin: bi başka rüyada uyanmaya."
Don Juan, ikinci rüya görme kapısını geçmek için iki yol bulunduğunu söyledi. Bunlardan biri, bir başka rüyada uyanmaktı; yani rüyanın içinde rüya görüldüğünü ve bu rüyadan uyanıldığını görmekti. Öbür seçenek ise, rüyadaki ayrıntıları kullanarak başka bir rüya başlatmaktı; aynı benim yapmış olduğum gibi.
Don Juan, hep yaptığı gibi, kendisi hiç karışmadan uygulama yapmama izin verdi. Ve ben tanımlamış olduğu iki seçeneği de yaşayarak doğrulamış oldum. Ya içinde bir başka rüya görüp bundan da uyandığımı gördüğüm rüyalarla, ya da rüya görme dikkatimi, ulaşabildiğim bir ayrıntıdan kolay ulaşamadığım bir başkasına zumlayarak yaptım bunu. Ya da ikinci seçeneğin önemsiz bir çeşitlemesine girdim: bir rüyanın herhangi bir ayrıntısına gözümü diktim, nesne şekil değiştirene dek bakışımı sürdürdüm, ve biçim değiştirdiğinde vızıldayan bir girdabın içinden yeni bir rüyaya çekti beni. Yalnız üç yoldan hangisini izleyeceğime ilişkin önceden karar almayı hiçbir zaman beceremedim. Uygulamalarım da her zaman dikkatimi yitirmemle, ya da sonunda ya uyanmam, ya da karanlık, derin bir uykuya dalmamla son buluyordu.
Uygulamalarım her bakımdan düzgün gidiyordu. Tek rahatsızlığım, özel bir engel; gittikçe artan bir sıklıkla yaşadığım korku ve rahatsızlık duygusuydu. Bunun dehşetli yeme alışkanlıklarımla ya da o günlerde don Juan'ın eğitimimin bir parçası olarak bana verdiği bol miktardaki sanrılandırıcı bitkiler ile ilintili olduğunu düşünerek, bu duyguyu göz ardı etmeye çalışıyordum. Ama bu ürküntüler öyle sarsıcı olmaya başladı ki, don Juan'ın öğüdünü istemek zorunda kaldım.
"Artık büyücülerin ilminin en tehlikeli bölümüne girdin," diye başladı. "Tam bi dehşet; gerçek bi karabasan. Seninle eğlenebilir ve o kıymetli ussallığının hatırına bu olasılığın sözünü etmiyorum, diyebilirdim, ama bunu yapamam. Her büyücü bununla yüz yüze gelmek zorundadır. İşte burada, korkarım, tehlikeye balıklama atladığını düşünebilirsin."

Cvp: 3 - İkinci Rüya Görme Kapısı

Don Juan çok ciddi bir tavırla açıklamaya girişti ki; yaşam ve bilinçlilik, özellikle erke maddesi olarak, sadece organizmaların mülkiyetinde değildir. Büyücülerin bu dünyada dolaşan iki tür bilinçli varlık gördüklerini, organik ve organik olmayan bu varlıkların birbirleriyle kıyaslandıklarında, ikisinin de hayal edilebilecek her açıdan evrenin erke lifleriyle kuşatılmış ışıltılı kütleler olduklarının görüldüğünü söyledi. Bunlar biçimleri ve parlaklık dereceleri açısından birbirlerinden farklıydılar. Organik olmayan varlıklar uzun, mum biçiminde ve donuk; organik varlıklar ise yuvarlak ve çok daha parlaktı. Don Juan'a göre, büyücülerin gördüğü bir başka kayda değer farklılık şuydu; organik varlıkların yaşamı ve bilinçliliği kısa ömürlüydü; çünkü onlar telaşlı yaratılmışlardı, oysa organik olmayan varlıkların yaşamları sonsuz uzunluktaydı, ve bilinçleri sınırsız dinginlikte ve çok daha derindi.
"Büyücüler onlarla etkileşimde bulunma konusunda hiçbi sorun yaşamazlar," diye davam etti, don Juan. "Organik olmayan varlıklar etkileşim için en can alıcı özelliğe sahiptirler; bilinçliliğe."
"Ama bu organik olmayan varlıklar gerçekten yaşar mı? Senin ve benim yaşadığımız gibi?" diye sordum.
"Elbette yaşarlar," diye yanıtladı. "İnan bana, büyücüler çok akıllı yaratıklardır, hiçbi şart altında zihnin sapkınlıklarıyla oynayıp onları gerçek sanmazlar."
"Neden onların canlı olduğunu söylüyorsun?"
"Büyücüler için, yaşam sahibi olmak; bilince sahip olmak demektir. Organik olsun, olmasın, önünde durduğu büyücüye algı yetisine sahip olduğunu gösteren bi birleşim noktasına ve onu çepeçevre saran parlak bi bilinçlilik halkasına sahip olmak demektir. Algı, büyücüler için, canlı olmanın ön koşuludur."
"Öyleyse, organik olmayan varlıklar ölürler de. Bu doğru mu don Juan?"
"Doğal olarak. Algı yetilerini tıpkı bizim gibi yitirirler, yalnız onların bilinçliliklerinin süresi akla durgunluk vericidir."
"Bu varlıklar büyücülere görünürler mi?"
"Onlar hakkında neyin ne olduğunu anlatmak çok zor. Şöyle söyleyelim; o varlıklar bizim tarafımızdan baştan çıkarılırlar, ya da daha iyisi, bizimle etkileşime zorlanırlar, diyelim."
Don Juan beni dikkatle inceledi. "Bunların hiçbirini anlamış değilsin," dedi, kararlı bir ses tonuyla.
"Bunu mantığımla açıklamam nerdeyse olanaksız," dedim.
"Bu konunun mantığını tüketeceği konusunda seni uyarmıştım. Böyle zamanlarda yapılacak şey, yargını askıya almak ve işleri oluruna bırakmaktır; yani bırak, organik olmayan varlıklar sana gelsinler."
"Sen ciddi misin, don Juan?"
"Ölümüne ciddiyim. Bu varlıklarla zor olan, onların algısının bizimkine oranla çok ağır olmasıdır. Bi büyücünün, organik olmayan varlıkların gerçekliğini teslim etmesi yıllar alır. Bu nedenle sabırlı olup beklemek uygun olur. Eninde sonunda ortaya çıkarlar. Ama senin ya da benim ortaya çıkacağımız gibi değil. Onların kendilerini tanıtma yolu çok özeldir."
"Büyücüler onları nasıl baştan çıkarır? Bir yöntemleri var mıdır?"
"Eh, elbetteki gece yarısı yol ortasında durup titreyen bi sesle onları çağırmazlar, demek istediğin buysa."
"Ne yaparlar öyleyse?"
"Onları rüyalarında kandırırlar. Dediğim gibi, burada kastedilen baştan çıkarmaktan fazla bi şey; rüya görme edimiyle, büyücüler bu varlıkları kendileri ile iletişim kurmaya zorlarlar.”
"Rüya görme edimiyle nasıl zorlarlar ki onları?
"Rüya görmek, düşlerde yer değiştiren birleşim noktasını yeni konumunda tutmaya yarar. Bu edim, ayırt edilebilir nitelikte bir erke yükü açığa çıkarır, bu da onların dikkatini çeker. Oltadaki yemin balığı çekmesi gibi, hemen peşine düşerler. İlk iki rüya görme kapısına ulaşıp onları geçen büyücüler, o varlıkları yemler ve ortaya çıkmaya mecbur ederler.
"İki kapının içinden geçerek, onlara davetini bildirmiş oldun. Şimdi, onlardan bi işaret beklemelisin."
"Bu işaret ne olabilir, don Juan?"
"Bi tanesinin meydana çıkması olabilir; henüz bunun için çok erken görünse de. Bana sorarsan, onların işareti ancak rüyalarında yoluna çıkmaları olacak. Sanırım bugünlerde yaşadığın korku sarsıntılarının hazımsızlıkla filan ilgisi yok; bunlar organik olmayan varlıkların sana gönderdiği erke sarsıntıları."
"Ne yapmalıyım?"
"Beklentilerini tartmalısın."

Cvp: 3 - İkinci Rüya Görme Kapısı

Ne demek istediğini anlayamamıştım, o zaman dikkatle açıklamaya girişti; hemcinslerimizle ve öbür organik varlıklarla etkileşim içindeyken normal beklentimiz, davetimize hemen karşılık görmektir. Oysa organik olmayan varlıklar ile etkileşimde, bunlar bizden en zorlu engel—farklı bir hızda devinen erke— ile ayrılmış oldukları için, büyücüler beklentilerini tartmalı ve davetlerinin kabulü ne denli uzun zaman alırsa alsın, taleplerini sürdürmelidirler.
"Yani, don Juan, bu davetin rüya görme uygulamaları ile
aynı şey olduğunu mu söylüyorsun?"
"Evet. Ama mükemmel bi sonuç için, uygulamalarına bu
varlıklara ulaşma niyetini de eklemelisin. Bi erk ve güven duygusu gönder onlara; bi güç, bi tarafsızlık duygusu. Korku ve maraz duyguları göndermekten kesinlikle kaçın. Kendileri epeyce marazidirler zaten; onlara kendininkini eklemek, en hafif deyişle, gereksizdir."
"Onların büyücülere görünme yollarını tam anlamadım, don Juan. Kendilerini bildirmek için kullandıkları özel yol nedir?"
"Bazen, günlük yaşamda, tam önümüzde kendilerini cisimlendiriverirler. Ama çoğu zaman, bedensel bi sarsıntı, iliklerden gelen bi ürperti, onların görünmeyen varlıklarına işaret eder."
"Rüya görürken nasıl olur, peki, don Juan?"
"Rüyada tam tersini yaşarız. Bazen, sende olduğu gibi, bi korku sarsıntısı ile hissederiz onları. Çoğu zaman da, kendilerini tam önümüzde cisimlendirirler. Rüya görmede daha işin başlarındayken onlarla hiç deneyimimiz bulunmadığı için, bizi ölçüsüz bi dehşete uğratabilirler. Bu bizim için gerçek bi tehlikedir. Korku kanalı ile, bizi gündelik dünyamıza kadar izleyebilirler; bunun da bizim için feci sonuçları olabilir."
"Ne gibi, don Juan?"
"Korku yaşamımıza yerleşir, ve bununla uğraşmak için yabani hayvanlara döneriz. Organik olmayan varlıklar vebadan beter olabilir. Korku yoluyla insanı kolaylıkla çığrından çıkarabilirler."
"Büyücüler bu varlıklarla nasıl başa çıkar?"
"Onların arasına karışırlar. Onları dostlara dönüştürürler. Birlikler kurarlar, olağanüstü arkadaşlıklar yaratırlar. Algının başrolü oynadığı, engin girişimler diyorum ben bunlara. Biz sosyal varlıklarız. Bilinçliliğin eşliğini aramamak elimizde değildir.
"Organik varlıklarla iken, işin sırrı onlardan korkmamaktır. Ve bu en baştan başarılmalıdır. Kişinin onlara göndereceği niyet; erk ve teslimiyet duygusu içermelidir. Bu niyetin içinde, kişi şu mesajı kodlamalıdır: 'Senden korkmuyorum. Beni görmeye gel. Eğer gelirsen, sana kapım açık. Gelmek istemezsen, yokluğunu hissedeceğim.' Böyle bi mesajdan öyle meraklanırlar ki, kesinlikle gelirler."
"Niye gelip beni bulmalılar, ya da benim niye onları aramam gerekiyor?"
"Rüya görücüler, hoşlarına gitse de, gitmese de, rüyalarında başka varlıklarla ilişki kurma yolları ararlar. Bu seni çok şaşırtabilir, ama rüya görücüler kendiliklerinden varlık grupları peşine düşerler, yani bu durumda, organik olmayan varlık kümeleri bulma çabasındadırlar. Hırsla araştırırlar onları."
"Bu bana çok garip geliyor, don Juan. Rüya görücüler neden bunu yapsınlar ki?"
"Organik olmayan varlıklar bizim için yeni bi şeydir. Ve bizim türümüzden birinin onların âleminin sınırlarını geçmesi de onlar için yeni bi şeydir. Bundan sonra aklından hiç çıkarmaman gereken şey şu; organik olmayan varlıklar, mükemmel bilinçlilikleri ile rüya görücüler üzerinde çok büyük bi çekim oluşturur ve onları sözcüklerle tanımlanamayacak dünyalara kolayca aktarabilir.
"Eski çağ büyücüleri kullanırlardı onları, ve onlara dost adını da onlar verdi. Birleşim noktasını yumurtanın sınırları dışına çıkarıp insansız evrene girmeyi dostları öğretti onlara. Bu nedenle, bi büyücüyü aktardıkları zaman, insanın etkinlik alanının dışındaki dünyalara taşırlar onu."
Konuşmasını dinledikçe garip korkular ve kuşkularla kıvrandığımı hemen fark etti.
"Sapına kadar dindar bi adamsın." Güldü. "Şeytanın soluğunu ensende hissediyorsun, şimdi. Şöyle düşün, rüya görmeyi: mümkün olduğuna inandığımızdan çok daha fazlasını algılamaktır, rüya görmek."
Uyanık olduğum saatlerde, organik olmayan bilinçli varlıkların gerçekten var olup olmadığı hakkında kafa yoruyordum. Ama rüyalarımda, uyanıkken duyduğum kaygıların pek fazla etkisi olmuyordu. Fiziksel korku sarsıntılarının arkası kesilmedi; fakat ardından her zaman garip bir dinginlik duygusu izliyordu, ve bu duygu beni denetimi altına aldığında sanki hiç korkum yokmuş gibi ilerleyebiliyordum.
O zamanlar bana öyle geliyordu ki, rüya görmede her hamle ile aniden, hiç uyarılmaksızın karşılaşıyordum. Organik olmayan varlıkların rüyalarımda ortaya çıkışı da bir istisna değildi. Çocukluğumdan anımsadığım bir sirk ile ilgili bir rüya görürken gerçekleşti bu. Sahne Arizona dağlarındaki bir kasabaya benziyordu. Don Juan'ın beni ikinci dikkate ilk soktuğunda görmüş olduğum insanları tekrar görebilmeye ilişkin her zamanki belirsiz umudumla, çevredeki kişileri izlemeye başlamıştım.
Onları izlerken, mide boşluğumda kuvvetli bir sinir krampı hissettim; sanki bir yumruk yemiş gibiydim. Bu sarsıntı dikkatimi dağıttı ve insanları, sirki ve Arizona'daki dağ kasabasını gözden kaybettim. Onların yerinde, iki garip görünüşlü cisim durmaktaydı. İnceydiler; enleri 30 santimden azdı, ama uzundular; nerdeyse 2 metre kadar. İki devasa yer solucanı gibi tepeme dikilmiş, bana bakıyorlardı.
Bir rüyanın içinde olduğumu biliyordum, ama aynı zamanda görmekte olduğumu da biliyordum. Normal bilinçliliğimdeki görmeyi olduğu kadar, ikinci dikkatimdeki görmeyi de don Juan'la tartışmıştık. Bu deneyimi kendim başaramamış olsam da, doğrudan erke algılama fikrini anladığımı düşünüyordum. O rüyada, o iki acayip cisme bakarken, inanılmaz bir şeyin erke özünü gördüğümü kavradım.
Çok sakin durdum. Hiç kımıldamıyordum. Benim için en olağanüstü olan, görüntülerinin dağılmaması ya da başka bir şeye dönüşmemesiydi. Muma benzeyen biçimlerini bozulmadan tutabilen iki varlıktılar. İçlerindeki bir şey, benim içimdeki bir şeyi biçimlerinin görüntüsünü tutmam için zorluyordu. Bunu biliyordum; çünkü bir şey bana eğer kımıldamazsam onların da kımıldamayacağını söylemekteydi.
Belirli bir anda her şey sona erdi, ve bir dehşet duygusuyla uyandım. Anında korkularla kuşatılmıştım. Derin bir dalgınlık beni ele geçirdi. Bu ruhsal bir endişeden çok, bedensel bir keder duygusuna, görünürde hiçbir nedeni olmayan bir hüzne benziyordu.
Bu iki garip şekil, o günden sonraki tüm rüya uygulamalarımda bana görünmeye başladı. Sonunda bu öyle bir hal aldı ki, rüya görmemin tek amacının onlarla karşılaşmak olduğu söylenebilirdi. Hiçbir zaman üzerime doğru gelmeye ya da bana dokunmaya kalkışmadılar. Orada öylece duruyorlardı; rüyam devam ettiği sürece, hareketsiz dikiliyorlardı önümde. Rüyalarımı dönüştürmek için çabalamayı bırakmakla kalmamış, rüya uygulamalarımın esas amacını bile unutmuştum.
Bana olanları sonunda don Juan'a anlattığımda, sadece bu iki şekli inceleyerek aylar geçirmiştim.
"Tehlikeli bi ara yolda takılmışsın," dedi, don Juan. Bu varlıkları kovalamak doğru değildir; ama kalmalarına izin vermek de yanlıştır. Onların bulunması, bu aralar rüya görmen için bi engel."
"Ne yapabilirim, don Juan?"
"Gündelik yaşamında hemen karşılarına çık; onlara daha sonra, daha fazla rüya görme erkin olduğunda gelmelerini söyle."
"Nasıl karşılarına çıkacağım?"
"Kolay değildir, ama yapılabilir. Sadece yüreğin varsa yapabilirsin ki elbette var."
Hiç yüreğim olmadığını söylememi beklemeden, beni alıp dağlara götürdü. O zamanlar Meksika'nın kuzeyinde yaşamaktaydı, ve bende yapayalnız bir büyücü izlenimi bırakmıştı; insan ilişkilerinin tamamıyla dışında, herkes tarafından unutulmuş yaşlı bir adam. Bunlarla birlikte, ölçüsüz zekâsının da farkındaydım. Ve bu yüzden de yarı yarıya inandığım tuhaflıklarına uymaya niyetliydim.

Cvp: 3 - İkinci Rüya Görme Kapısı

Büyücülerin çağlar boyunca geliştirdikleri kurnazlık, don Juan'ın simgesiydi. Normal bilinçliliğimde kavrayabildiğim kadarını anlamamı sağladı; ama aynı zamanda ikinci dikkate girmemi, orada anlamamı ya da en azından bana öğrettiği her şeyi hararetle dinlememi de sağladı. Bu şekilde beni ikiye böldü. Normal bilinçliliğimde, onun tuhaflıklarını ciddiye almaya neden ve nasıl bu denli hevesli olduğumu bir türlü anlayamıyordum. İkinci dikkatte ise, hepsi anlamlı geliyordu.
Onun iddiasına göre, ikinci dikkat hepimizin kullanımına açıktı; ama yarım yamalak ussallığımıza inatla asılıyor, bazılarımız başkalarından daha da şevkle yapışarak ikinci dikkati kendimizden bir kol boyu uzakta tutuyorduk. Onun fikrine göre rüya görmek, ikinci dikkati çepeçevre saran ve onu yalıtan engelleri yerle bir etmekteydi.
Beni organik olmayan varlıklarla karşılaşmak üzere Sonora çölünün tepelerine götürdüğünde, normal bilinçlilik durumundaydım. Yine de kesinlikle inanılmayacak bir şey yapmak zorunda olduğumu biliyordum, her nasılsa.
Çölde hafif bir yağmur yağmıştı. Kırmızı toprak hâlâ nemliydi ve yürüdükçe ayakkabılarımın lastik tabanlarına yapışıyordu. Ağırlaşan çamur külçelerini sıyırabilmek için kayadan kayaya atlıyordum. Doğuya doğru, tepelere tırmanarak yürüdük. İki tepenin arasındaki dar bir dere yatağına geldiğimizde don Juan durdu.
"Burası arkadaşlarını çağırmak için kesinlikle mükemmel bi yer," dedi.
"Onlardan neden arkadaşlarım olarak söz ediyorsun?"
"Onlar seni kendileri seçtiler. Böyle yapmaları, arkadaş aradıkları anlamına gelir. Büyücülerin onlarla dostluk bağları kurduklarını sana anlatmıştım. Senin durumun buna bi örnek gibi görünüyor. Ve senin onları davet etmen bile gerekmez."
"Böyle bir dostluk nelerden oluşur, don Juan?"
"Karşılıklı erke değişiminden oluşur. Organik olmayan varlıklar yüksek bilinçlilik; büyücüler de arttırılmış bilinçlilik ve yüksek erke gereksinimlerini sağlarlar. Olumlu sonuç, denk bi değişimdir. Eksikli kalan taraf, bağımlı olur.
"Eski çağ büyücüleri, dostlarını çok severlerdi. Dostlarını kendi türlerini sevdiklerinden de fazla severlerdi, aslında. Bunda korkunç tehlikeler öngörebiliyorum."
"Ne yapmamı önerirsin, don Juan?"
"Çağır onları. Ölçüp biçtikten sonra, sen karar ver ne yapacağına."
"Onları çağırmak için ne yapmalıyım?"
"Rüyandaki görünümlerini zihninde tut. Seni rüyandaki görüntülerine doyurmalarının nedeni, zihninde biçimlerinin bi anısını yaratmak istemeleridir. Ve şimdi de o anıyı kullanmanın tam zamanı."
Don Juan gözlerimi kapamamı ve hep kapalı tutmamı sertçe emretti. Sonra beni bir taşlığa götürdü ve oturmama yardımcı oldu. Taşların sertlik ve serinliklerini hissedebiliyordum. Eğimliydiler; dengemi sağlamakta güçlük çekiyordum.
"Burada otur ve aynı rüyalarındaki gibi olana dek, onların şeklini gözünün önüne getir," diye, don Juan kulağıma fısıldadı. "Onlara tam odaklandığında bana haber ver."
Aynı rüyalarımdaki gibi, şekillerinin tam bir zihinsel resmini canlandırmam çok kısa süremi aldı ve fazla çaba gerektirmedi. Bunu becerebilmeme hiç şaşırmadım. Beni sarsan şey, onları zihnimde canlandırabildiğimi don Juan'a haber vermeye umutsuzca çabaladığım halde, bir türlü konuşamamam ve gözlerimi açamamamdı. Kesinlikle uyanıktım. Her şeyi duyabiliyordum.
Don Juan'ın şöyle dediğini duydum, "Artık gözlerini açabilirsin." Hiç zorlanmadan açtım gözlerimi. Birtakım kayaların üzerinde bağdaş kurmuş, oturuyordum, ama bunlar ilk oturduğumda altımda hissettiğim taşlar değildi. Don Juan arkamda, sağ tarafıma doğru duruyordu. Dönüp yüz yüze gelmek istedim, ama başımı düz tutmaya zorladı beni. Ve sonra iki koyu renkli cisim gördüm; iki ince ağaç gövdesi gibi, tam önümde.
Ağzım açık onlara bakakaldım; rüyalarımdaki kadar uzun değildiler. Yarı yarıya küçülmüşlerdi. Donuk ışıltılı şekilleri yerini sıkı, koyu renkli, nerdeyse siyah, korkutucu iki değneğe bırakmıştı.
"Kalk ve onlardan birini kap," diye emretti, don Juan, "ve seni ne kadar sarsarsa sarssın, sakın bırakma."
Kesinlikle böyle bir şey yapmak istemiyordum, fakat anlaşılmaz bir dürtü beni ayağa kaldırdı. O anda açıkça anlamıştım ki, bilinçli olarak bunu hiç arzu etmesem de, sonunda don Juan ne emrettiyse onu yapacaktım.
Mekanik olarak iki cisme doğru ilerledim, kalbim nerdeyse göğsümden dışarı çıkacaktı. Sağımda olana elimi attım. Öyle bir elektrik çarpması hissettim ki, az kalsın elimi bırakıyordum.
Don Juan'ın sesini duydum; uzaklardan seslenir gibiydi.
“Bıraktın mı işin bitti demektir,” diyordu.
Sıkı sıkı yapıştım; kıvrılıyor ve titriyordu. Cüsseli bir hayvan gibi değil de, tüy gibi yumuşak ve hafifti, ama esaslı ölçüde elektrikliydi de. Dere yatağının kumları üzerinde epey bir zaman yuvarlandık, dönüp durduk. Hasta edici bir elektrik akımı vererek beni hiç durmadan sarsıyordu. Hasta edici olduğunu düşünüyordum; çünkü gündelik yaşamımda her an karşılaştığım türden bir erkeden çok daha farklı bir şey hayal etmiştim. Bedenime vurduğunda gıdıklanıyor ve bir hayvan gibi haykırıp homurdanıyordum; ama acıyla değil, garip bir öfkeyle.
En sonunda hareketsiz kaldı, altımda adeta katılaşmış gibiydi. Öyle kımıltısız, yatıyordu. Don Juan'a öldü mü diye sordum, ama kendi sesimi işitmiyordum.
"Hiç yolu yok," dedi birisi, gülerek; konuşan don Juan değildi. "Sadece erke yükünü tükettin onun. Ama daha kalkma. Bir dakika daha yat orada."
Gözlerimde bir soru ile don Juan'a baktım. Büyük bir merakla beni inceliyordu. Sonra kalkmama yardım etti. Koyu renkli şekil yerde kaldı. Onun iyi olup olmadığını don Juan'a sormak istedim. Yine aynı şey oldu; sorumu seslendiremiyordum. O zaman aklın ötesinde bir şey yaptım. Bütün olanların gerçek olduğu fikrine kapıldım. O ana dek zihnimdeki bir şey ussallığımı korumuştu; çünkü olanları don Juan'ın dolaplarını döndürdüğü bir rüya olarak alıyordum.
Yerdeki cisme doğru ilerledim ve onu kaldırmaya çalıştım. Kollarımı çevresine saramadım, çünkü kütlesi yoktu. Karmakarışık olmuştum. Don Juan'ın olmayan o ses, yerdeki organik olmayan varlığın üzerine uzanmamı söyledi. Bunu yaptım, ve ikimiz de tek bir hareketle ayağa kalktık; organik olmayan varlık karanlık bir gölge gibi bana yapışıktı. Yavaşça benden ayrıldı ve gözden kayboldu; beni son derece hoş bir bütünlük duygusu ile bırakarak.
Yeniden tüm melekelerimin denetimini kazanmam yirmi dört saatten fazla zaman aldı. Bu zamanın çoğunu uyuyarak geçirdim. Don Juan zaman zaman gelip beni kontrol ediyor ve hep şu soruyu soruyordu, "Organik olmayan varlığın erkesi ateş gibi mi, yoksa su gibi miydi?”
Boğazım kavrulmuş gibiydi. Ona hissetmiş olduğum erke sarsıntılarının elektriklenmiş su fıskiyeleri duygusu verdiğini söyleyemiyordum. Hayatımda hiç elektriklenmiş su fıskiyesi görmemiştim. Böyle bir şeyi meydana getirmek ya da onu duyumsamak mümkün mü, ondan da emin değilim; ama don Juan anahtar sorusunu her sorduğunda zihnimde dalgalanan imge buydu.
Sonunda tümüyle kendime geldiğimi anladığımda, don Juan uyuyordu. Sorusunun büyük önemini fark etmiş olduğumdan, onu uyandırdım ve ne hissetmiş olduğumu anlattım.
"Organik olmayan varlıklar arasında yardımsever arkadaşlar edinemeyeceksin; bunun yerine, bi tarafın öbürüne bağımlı olduğu, rahatsızlık verici ilişkiler yaşayacaksın," dedi. "Son derece dikkatli ol. Organik olmayan varlıklar arasında sudan olanlar, aşırılığa düşkündürler. Eski çağ büyücüleri onların daha sevecen, öykünmeye daha yatkın, ya da belki daha duygulu bile olduklarına inanırlardı. Ateşten olanlar bunların tersiydi; daha ciddi, öbürlerinden daha denetimli ama aynı zamanda daha azametli oldukları düşünülürdü.
"Bütün bunların benim için anlamı ne, don Juan?"
"Bunların anlamı şu anda tartışılamayacak kadar geniş. Benim önerim, bütünlüğünü koruyabilmen için, rüyalarında ve gündelik yaşamındaki korkunun hakkından gelmendir. Erkesini boşaltıp sonra tekrar yüklediğin varlığın heyecandan tepesi uçtu. Daha fazlası için sana yine gelecek."
"Neden beni durdurmadın, don Juan?"
"Bana zaman bırakmadın. Ayrıca, sana varlığı yerde bırakman için bağırdığımda beni işitmedin bile."
"Beni bütün olasılıklar konusunda önceden aydınlatmalıydın, daha evvel yaptığın gibi."
"Bütün olasılıkları bilmiyordum. Organik olmayan varlıklarla ilgili meselelerde, benim esamem okunmaz. Ben büyücülerin ilminin o bölümünden vazgeçtim; çünkü çok sıkıcı ve kaprisli bi iş. Hiçbi varlığa borçlu kalmak istemem; organik olsun, olmasın."
Bu, fikir alışverişimizin sonuydu. Açıkça olumsuz olan tepkisinden kaygılanmam gerekirdi, ama öyle hissetmiyordum. Tüm yaptıklarımın doğru olduğundan nerdeyse emindim. Organik olmayan varlıklar yoluma çıkmadan rüya görme uygulamalarıma devam ettim.