1

Konu: 7 - Mavi Öncü

Tamamen anlamsız bir rüya görüyordum. Carol Tiggs yanı başımdaydı. Benimle konuşuyordu, ama ne dediğini anlayamıyordum. Don Juan da rüyamın içindeydi, grubunun öbür üyeleriyle birlikte. Beni sisli, sarımtırak bir dünyadan dışarı sürüklemeye çalışıyor gibiydiler. Onların görüntülerini bir çok kereler yitirip tekrar yakaladığım ciddi bir uğraşıdan sonra, beni oradan kurtarmayı başardılar. Bütün bu çabanın duyumunu kavrayamadığım için, sonunda sıradan, saçma sapan bir rüya görmekte olduğuma karar verdim.
Uyanıp da kendimi don Juan'ın evinde, yatakta bulduğum zaman şaşkınlığım inanılmazdı. Hareket edemiyordum. Hiç erkem yoktu. Ne düşüneceğimi bilemiyordum, ama durumumun ciddiyetini hemen anlamıştım. Rüya görmenin getirdiği yorgunluktan dolayı erkemi yitirmiş olduğuma ilişkin belli belirsiz bir duyguya sahiptim.
Don Juan'ın yoldaşları bana olanlardan çok fazla etkilenmiş gibiydiler. Birer birer odama gelip duruyorlardı. Her biri tam bir sessizlik içinde bir dakika kadar yanımda kalıyor, sonra bir başkası çıkageliyordu. Görünüşe göre, bana nöbetleşe bakmaktaydılar. Davranışlarına açıklama isteyemeyecek kadar güçsüzdüm.
Sonraki günlerde kendimi daha iyi hissetmeye başlayınca, benimle rüya görmem hakkında konuşmaya giriştiler. Başlangıçta benden ne istediklerini anlayamamıştım. Sonra sorularından dolayı durumu fark ettim; gölge varlıklara takmışlardı kafalarını. Hepsi ürkmüş görünüyordu ve bana aşağı yukarı aynı şeyleri söylediler. Israrla, hiç gölgelerin dünyasında bulunmadıklarını belirtiyorlardı. Bazıları bu dünyanın varlığından habersiz olduğunu bile iddia etti. İddiaları ve tepkileri, şaşkınlığımı ve korkumu arttırıyordu.
Herkesin sorduğu sorular şunlardı; "Seni o dünyaya kim götürdü? Ya da oraya nasıl gidileceğini en başta nasıl öğrendin?" Onlara öncülerin bana o dünyayı gösterdiklerini söylediğimde inanamadılar. Belli ki oraya gittiğimi kabullenmişlerdi, ama başvuracak kendi kişisel deneyimleri olmadığı için anlattıklarımın içyüzünü kavramaktan âcizdiler. Yine de, gölge varlıklar ve onların dünyası hakkında anlatabileceğim her şeyi bilmek istiyorlardı. İsteklerini yerine getirdim. Don Juan'ın dışında hepsi yatağıma oturuyorlar, her sözüme sıkı sıkı sarılıyorlardı. Ne var ki, onlara kendi durumumu sorduğum her sefer, aynı gölge varlıklar gibi kaçışmışlardı.
Başka bir rahatsız edici tepkileri de daha önce hiç yapmadıkları bir şeydi; benimle herhangi bir fiziksel temastan çılgınca kaçınıyorlardı. Veba taşıyormuşum gibi, hepsi uzak duruyordu. Bu tepkileri beni öyle kaygılandırdı ki, kendimi bunu sormak zorunda hissettim. İnkâr ettiler. Hakarete uğramış gibi davrandılar ve hatta yanıldığımı bana kanıtlamak için ısrar edecek kadar ileri gittiler. Ortaya çıkan gergin duruma adamakıllı güldüm. Bana sarılmaya her kalkıştıklarında vücutları taş kesiliyordu.

Cvp: 7 - Mavi Öncü

Don Juan'ın en yakın yoldaşı Florinda Grau, grubunun içinde bana en fazla fiziksel özen gösteren ve neler olduğunu açıklamaya çalışan tek üyeydi. Bana organik olmayan varlıkların dünyasında erkemin boşaltılıp yeniden yüklendiğini, fakat yeni erkesel yükümün onların çoğu için bir parça rahatsız edici olduğunu anlattı.
Florinda beni her gece yatağıma yatırıyordu, sanki sakatmışım gibi. Hatta benimle bebekmişim gibi konuşuyor, bu da diğerleri tarafından bir kahkaha tufanıyla karşılanıyordu. Ama benimle dalga geçmesine hiç aldırmıyordum; gerçek gibi görünen ilgisinden memnundum.
Kendisiyle tanışmamla bağlantılı olarak, Florinda hakkında daha önce yazmıştım. O hayatımda gördüğüm en güzel kadındı. Bir keresinde ona bir moda dergisinde model olabileceğini söylemiştim, ve gerçekten içtendim. "Bin dokuz yüz on yılının bir dergisinde," diye nükteli bir yanıt vermişti.
Florinda yaşlı olmasına karşın, hiç de öyle durmuyordu. Genç ve coşkuluydu. Don Juan'a onun bu olağandışı gençliğini sorduğumda, büyücülüğün onu zinde tuttuğu karşılığını vermişti. Büyücülerin erkesi, dedi, göze gençlik ve dinçlik olarak görünür.
Gölgelerin dünyasına ilk başlarda duydukları merakı tatmin edince, don Juan'ın yoldaşları odama gelmeyi kestiler ve konuşmaları sağlığım hakkındaki rasgele sorular düzeyinde kaldı. Bununla birlikte her kalkmaya çalıştığımda, ortalıkta beni nazikçe tekrar yatıracak birisi bulunuyordu. Onların hizmetlerini istemiyordum, ancak onlara gereksinmem varmış gibi görünüyordu; güçsüzdüm. Bunu kabullendim. Fakat bana asıl ağır gelen, Los Angeles'da rüya görmek için yatağa yattıktan sonra Meksika'da ne aradığımı bana açıklayacak kimsemin olmamasıydı. Onlara tekrar tekrar soruyordum. Her biri bana aynı yanıtı veriyordu, "Naguala sor. Açıklayabilecek tek kişi odur." Nihayet, Florinda buzları eritti. "Bir tuzağa düştün; sana
olan bu," dedi.
"Nerede düştüm tuzağa?"
"Organik olmayan varlıkların dünyasında, elbette. O senin
yıllardır ilgilendiğin dünya. Öyle değil mi?"
"Kesinlikle öyle, Florinda. Ama bunun nasıl bir tuzak olduğunu anlatabilir misin?"
"Tam olarak değil, Sana bütün anlatabileceğim, orada bütün erkeni yitirdiğin. Ama çok iyi mücadele ettin."
"Neden rahatsızım, Florinda?"
"Bir hastalık nedeniyle rahatsız değilsin; erkesel olarak yaralandın. Durumun kritikti, ama artık sadece ağır yaralısın."
"Bütün bunlar nasıl oldu?"
"Organik olmayan varlıklarla ölümcül bir savaşa girdin, ve
yenildin."
"Kimseyle savaştığımı anımsamıyorum, Florinda." "Anımsayıp anımsamaman önemli değil. Savaştın ve sana
üstün geldiler. O buyurgan vurgunculara karşı hiç şansın yoktu."
"Organik olmayan varlıklarla mı savaştım?"
"Evet. Onlarla ölümcül bir karşılaşma yaptın. Onların
ölüm hamlesinden nasıl sağ kurtuldun, gerçekten bilmiyorum." Bana başka bir şey anlatmayı reddetti ve nagualın o günlerde geleceğini ima etti.
Ertesi gün don Juan çıkageldi. Çok keyifli ve destekleyiciydi. Bir erke doktoru olarak bana viziteye geldiğini şakadan ilan etti. Sabit bakarak beni tepeden tırnağa inceledi. "Neredeyse iyileştin," diye kanısını bildirdi.
"Bana ne oldu, don Juan?" diye sordum.
"Organik olmayan varlıkların sana kurdukları bi tuzağa düştün," diye yanıtladı.
"Buraya nasıl geldim?"
"Büyük gizem tam orada işte, bu kesin," dedi ve neşeli bir şekilde gülümsedi, besbelli ciddi bir meseleyi hafifletmeye çalışıyordu. "Organik olmayan varlıklar seni kaptılar, bedenin filan hepsi beraber. Sen öncülerinin birini izlediğinde önce erke bedenini âlemlerine götürdüler, sonra da fiziksel bedenini aldılar.
Don Juan'ın yoldaşları şoka girmiş gibiydiler. İçlerinden biri don Juan'a organik olmayan varlıklar kimseyi kaçırabilirler mi diye sordu. Don Juan kesinlikle yapabilirler diye yanıtladı. Nagual Elias'ın oraya gitmeye kesinlikle niyetli olmadığı halde o evrene götürüldüğünü anımsattı.
Hepsi başlarıyla onayladılar. Don Juan onlarla konuşmaya devam etti, benden üçüncü şahıs olarak söz ederek. Dediğine göre bir grup organik olmayan varlığın birleşik bilinçliliği ilk olarak benim erke bedenimi tüketmişti; bunu da beni bir duyusal patlamaya zorlayarak yapmışlardı: mavi öncüyü kurtarmaktı, bu. Sonra aynı varlık grubunun birleşik bilinçliliği benim devinimsiz fiziksel kütlemi kendi dünyalarına çekmişti. Don Juan, erke bedeni olmayan kişinin sadece bir madde topağı olduğunu, ve bilinçlilikle kolayca yönetilebileceğini sözlerine ekledi.
"Organik olmayan varlıklar birbirlerine yapışıktır; vücudun hücreleri gibi," diye, don Juan devam etti. "Bilinçliliklerini birleştirdikleri zaman, yenilmez olurlar. Bizi zincirlerimizden çekip çıkararak kendi dünyalarının içine fırlatmak onlar için hiçbi şey değildir. Özellikle kendimizi bu denli apaçık ve kullanılmaya hazır biçimde sunarsak; onun yaptığı gibi."

Cvp: 7 - Mavi Öncü

İç geçirmeleri, solumaları duvarlarda yankılanıyordu. Hepsi sahiden kaygılanmış ve korkmuş görünüyorlardı.
Sızlanmak ve beni durdurmadığı için don Juan'ı suçlamak istedim, fakat beni nasıl defalarca uyarmaya, yolumdan döndürmeye çalıştığını, ve bütün çabalarının boşa gittiğini anımsadım. Don Juan aklımdan neler geçtiğinin kesinlikle farkındaydı. Anlayışlı bir şekilde gülümsedi.
"Hasta olduğunu düşünmenin nedeni," dedi, bana hitap ederek, "organik varlıkların erkeni boşaltıp yerine kendi erkelerini vermiş olmaları. Bu herhangi birini öldürmek için yeterli olmalıydı. Nagual olduğun için ilave erkeye sahipsin, ancak bu sayede hayatta kalabildin."
Sarı sisli bir dünyada bulunduğum oldukça tutarsız bir rüya ile ilgili bölük pörçük şeyler anımsadığımdan don Juan'a söz ettim. O, yoldaşları ve Carol Tiggs beni dışarı çekmeye uğraşıyorlardı.
"Organik olmayan varlıkların âlemi fiziksel göze sarı bi sis dünyası olarak görünür," dedi. "Tutarsız bi rüya gördüğünü düşündüğün anda, aslında organik olmayan varlıkların evreninde ilk kez olarak fiziksel gözlerinle bakıyordun. Ve sana ne denli garip gelse de, bu bizim için de ilk kezdi. Sis hakkındaki bilgimiz, sadece büyücülerin öykülerinden geliyordu, deneysel değildi."
Söylediklerinin hiçbiri bana anlamlı gelmiyordu. Don Juan erke yoksunluğumdan dolayı daha mükemmel bir açıklamanın olanaksız olduğunu söyledi; anlattıklarıyla ve anladığım kadarıyla yetinmeliydim, dediğine göre.
"Hiçbir şey anlamıyorum," diye ısrar ettim.
"O zaman bi şey yitirmiş sayılmazsın," dedi. "Daha güçlendiğinde, sorularını kendin yanıtlarsın."
Don Juan'a ateş basmaları yaşadığımı itiraf ettim. Ateşim aniden yükseliyordu, ateşli ve ter içindeyken durumumla ilgili olağanüstü, fakat rahatsız edici sezgiler yaşıyordum.
Don Juan delip geçen bakışıyla tüm vücudumu gözden geçirdi. Bir erkesel şok durumu yaşadığımı söyledi. Erke yitimi beni geçici olarak etkilemişti; ve ateş basmaları olarak yorumladığım şeyler, aslında erkesel bedenimin denetimini anlık olarak geri kazandığım ve bana olan her şeyi anımsadığım erke patlamalarıydı.
"Bi çaba göster, ve sana organik olmayan varlıkların dünyasında neler olduğunu bana kendin anlat," diye emretti.
O ve yoldaşlarının o dünyaya fiziksel bedenleri ile gitmiş ve beni organik olmayan varlıkların pençesinden kurtarmış olduklarını zaman zaman açık şekilde duyumsadığımı söyledim.
"Doğru," diye haykırdı. "İyi gidiyorsun. Şimdi, o duyumu olanların bi görüntüsüne çevir."
Ne denli çabalasam da istediğini yapamıyordum. Becerememek olağanüstü bir bitkinlik duymama neden oldu; bedenimin suyu çekiliyordu, sanki. Don Juan odadan çıkmadan önce, ona endişeyle kıvranmakta olduğumu söyledim.
"Bu hiçbi şey demek değil," dedi, ilgisiz bir tavırla. "Erkeni geri kazan, ve saçmalıklarla kafanı yorma."
Erkemi yavaş yavaş geri kazandığım iki haftadan fazla zaman geçti. Yine de her şey için endişelenmeye devam ediyordum. En fazla kendimi tanıyamamak beni kaygılandırıyordu; içimde daha önceleri fark etmediğim bir soğuk yan vardı, bir tür kayıtsızlıktı bu, erkemi geri kazanana dek onun eksikliğine bağlamış olduğum bir yansızlık duygusuydu. Sonra anladım ki bu benliğimin yeni bir niteliğiydi; beni sürekli olarak eşzamanlılığın dışında tutan bir nitelik. Alışkın olduğum duyguları açığa çıkarmak için onları toplamam ve zihnimde belirecekleri ana dek biraz beklemem gerekiyordu.
Benliğimin başka bir yeni niteliği de, zaman zaman beni ele geçiren garip bir hasret duygusuydu. Tanımadığım birini özlüyordum; bu öyle kahredici ve tüketici bir duyguydu ki, ona kapıldığım zamanlar yatışabilmek için odanın içinde hiç durmadan dolaşmam gerekiyordu. Bu özlem sürüp gitti, ta ki yaşamımdaki bir başka yeni gelenden yararlanmayı öğrenene dek: katı bir öz-denetim; bu öyle yeni ve güçlüydü ki kaygılarımı daha da ateşlemişti.
Dördüncü haftanın sonunda, herkes nihayet iyileştiğime inandı. Ziyaretlerini birden kestiler. Zamanımın çoğunu yalnız ve uyuyarak geçiriyordum. Öyle mükemmel bir dinlenme ve gevşeme içindeydim ki, erkem hatırı sayılır ölçüde artmaya başladı. Eski benliğime kavuştum. Uygulamalarıma bile başladım.
Bir gün öğle saatlerinde, hafif bir yemekten sonra kestirmek için odama dönmüştüm. Derin bir uykuya dalmadan hemen önce, daha rahat yerleşmek için yatağımın içinde dönüp duruyordum ki şakaklarımdaki garip bir basınç gözlerimi açmama neden oldu. Organik olmayan varlıkların dünyasındaki küçük kız yatağımın ayakucunda durmuş, soğuk, çelik mavisi gözleriyle dikkatle bana bakıyordu.
Yataktan fırladım ve öyle yüksek sesle haykırdım ki, don Juan'ın yoldaşlarından üçü daha çığlığım bitmeden odadaydılar. Donakalmışlardı. Küçük kızın bana doğru gelişini ve ışıltılı fiziksel varlığımın sınırları tarafından durdurulmasını dehşet içinde izlediler. Sonsuz bir an boyunca bakıştık. Bana bir şey söylüyordu, ilk başta anlayamamıştım ama sonra bir çan sesi kadar netleşti. Dediklerini anlayabilmem için bilinçliliğimin fiziksel bedenimden erke bedenime aktarılması gerektiğini söylüyordu.
O anda don Juan odaya girdi. Küçük kız ve don Juan bir birlerine baktılar. Tek kelime etmeden, don Juan arkasını dönüp odadan dışarı yürüdü. Küçük kız da onun tam arkasında, bir ıslık sesiyle havayı biçerek kapıdan çıkıp gitti.
Bu sahnenin don Juan'ın yoldaşları üzerinde yarattığı kargaşa anlatılır gibi değildi. Dengelerini tümüyle yitirdiler. Besbelli, hepsi küçük kızı nagual ile odadan çıkarken görmüştü.
Ben de nerdeyse patlamak üzereydim. Bayılacak gibiydim, oturmam gerekti. Küçük kızın varlığını karın boşluğumda bir darbe olarak hissetmiştim. Babama şaşırtıcı bir benzerliği vardı. Duygusallık dalgaları çarpıyordu bana. Sahiden hasta düşene dek bunun anlamını düşünüp durdum.
Don Juan odaya döndüğünde, kendimi az da olsa denetim altına alabilmiştim. Küçük kız hakkında söyleyeceklerinin beklentisi soluğumu kesiyordu. Herkes benim kadar heyecanlıydı. Aynı anda hepsi birden don Juan'la konuşmaya başladılar, ve ne yaptıklarını fark edince gülüştüler. Esas merakları, öncünün görüntüsünü algılama biçimlerinin birlik taşıyıp taşımadığıydı. Altı veya yedi yaşlarında, çok zayıf, köşeli güzel hatları olan bir küçük kız gördüklerinde herkes hemfikirdi. Aynı zamanda çelik mavisi ve sessiz bir coşkuyla yanan gözleri olduğunda da anlaşıyorlardı; gözlerinde, dediklerine göre, minnet ve bağlılık ifadesi vardı.
Küçük kız hakkında tanımladıkları her ayrıntıyı kendim de doğruluyordum. Gözleri öyle parlak ve dayanılmazdı ki, bana adeta acı vermişlerdi. Bakışının ağırlığını göğsümün üzerinde duymuştum.
Don Juan'ın yoldaşları tarafından sorulan ve tarafımdan da yinelenen ciddi bir soru, bu olayın olası sonuçları hakkındaydı. Hepsinin üzerinde anlaştıkları nokta, öncünün ikinci dikkat ile gündelik dünya dikkatini ayıran duvarlardan süzülmüş olan bir parça yabancı erke olduğuydu. Hiçbiri rüyada değildi, ve yine de hepsi yabansı erkenin bir çocuk insan biçimini aldığını görmüşlerdi; öyleyse bu çocuğun varlığı gerçekti.
Yabancı erkenin görünmeyen doğal engellerin arasından süzülerek bizim insan dünyamıza girmesi türünden olaylar, binlerce değilse de yüzlerce kez olmuştur, diyorlardı, ama onların kuşağının tarihinde bu türden bir olayın hiç bahsi yoktu. Onları en fazla kaygılandıran, bu konuda hiç büyücü öyküsü olmamasıydı.
"İnsanlık tarihinde ilk kez mi böyle bir şey oluyor?" diye sordu birisi, don Juan'a.
Don Juan, "Sanırım bu hep oluyordur," diye yanıtladı, "ama hiç bu denli açıkta ve istenç sonucu olmamıştır."
"Bunun bizim için anlamı ne?" diye sordu, bir diğeri.
"Bizim için hiçbi şey, ama onun için her şey," dedi, beni işaret ederek.
O zaman hepsi çok rahatsız edici bir sessizliğe gömüldüler. Don Juan bir dakika boyunca bir aşağı bir yukarı yürüdü. Sonra önümde durdu ve beni süzmeye başladı, ezici bir gerçeği ifade etmek için kelime bulamayan birinin tüm tavırlarıyla.
"Yapmış olduğun şeyin boyutlarını ölçmeye başlayamıyorum bile," dedi sonunda, hayret dolu bir ses tonuyla. "Bi tuzağa düştün düşmesine, ama bu benim korktuğum türden bi tuzak değildi. Senin tuzağın sadece senin için tasarlanmıştı ve benim düşünebildiğim her şeyden daha ölümcüldü. Ben poh pohlanmaya ve hizmet edilmeye dayanamayıp yem olacağından korkuyordum. Gölge varlıkların senin zincirlere karşı olan yapısal nefretini kullanarak bi tuzak hazırlayacaklarını hiç hesaba katmamıştım.

Cvp: 7 - Mavi Öncü

Don Juan bir zamanlar, bizi en fazla zorlayan şeylere karşı büyücülerin dünyasında ikimizin verdiği tepkilerin bir kıyaslamasını yapmıştı. Bir yakınma gibi görünmesine izin vermeden şunu söylemişti; istediği ve uğraştığı halde, öğretmeni nagual Julian’ın insanlarda uyandırdığı türden bir sevgiyi yaratmayı asla başaramamıştı.
"İncelemen için önüne serdiğim koşullandırılmamış tepkim, şunu söyleyebilmek ve ona inanmaktır; benim yazgım, kontrolsüz ve mutlak bi sevgi uyandırmak değil. Ne olursa olsun!
"Senin koşullandırılmamış tepkin ise," diye devam etmişti, "zincirlere dayanamaman, ve onları kırmak için yaşamından bile vazgeçebilecek olman."
Ona içtenlikle karşı çıkmış ve abarttığını söylemiştim. Görüşlerim bu denli açık değildi.
"Kaygılanma," demişti, gülerek, "büyücülük eylemdir. Zamanı geldiğinde, tutkunu eyleme koyacaksın, aynen benimkini eyleme koyduğum gibi. Benimki, yazgımı kabul etmek, ama bi ahmak gibi edilgin biçimde değil; bi savaşçı gibi etkin olarak. Seninki ise, tutarsızlık veya tereddüt göstermeden, başka birinin zincirlerini kırmak için atlamak."
Don Juan'ın açıklamasına göre, erkemi öncününkine katıp birleştirdiğimde, varlığımı gerçekten sona erdirmiştim. Bütün fizikselliğim organik olmayan varlıkların âlemine aktarılmıştı, ve don Juan ve arkadaşlarına kılavuzluk edip bulunduğum yere getiren öncü olmasaydı, ya ölecek, ya da kurtuluşu olmayan bir biçimde o dünyada yitip gidecektim.
"Neden öncü sizi bulunduğum yere getirdi?" diye sordum.
"Öncü başka bi boyuttan duygulu, bilinçli bi varlık," dedi. "O şimdi küçük bi kız, ve bana tam anlamıyla şunu söyledi, onu organik olmayan varlıkların dünyasında kapana kıstıran engeli kırmaya gerekli olan erkeyi edinebilmek için, seninkinin tümünü almak zorunda kalmış. Bu, onun insan yanı artık. Minnet duygusunu andıran bi şey, onu bana yöneltti. Onu gördüğüm an, senin işinin bittiğini anlamıştım."
"Sonra ne yaptın, don Juan?"
"Ulaşabildiğim herkesi toparladım, özellikle Carol Tiggs'i, ve soluğu organik olmayan varlıkların dünyasında aldık."
"Neden Carol Tiggs?"
"İlk olarak, sonsuz erkeye sahip olduğundan, ikinci olarak da öncü hakkında bilgi edinmesi için. Hepimiz bu deneyimden paha biçilmez bi şeyler edindik. Sen ve Carol Tiggs, öncüyü aldınız. Öbürlerimiz, fizikselliğimizi toparlayıp erke bedenlerimize yerleştirmek için bi neden edindik, ve erke haline geldik."
"Hepiniz birden bunu nasıl yaptınız, don Juan?"
"Birleşim noktalarımızın yerini değiştirdik, birlik içinde. Seni kurtarma konusundaki kusursuz niyetimiz, işi gerçekleştirdi. Öncü bizi aldı, göz açıp kapayana dek senin yarı ölü yattığın yere götürdü, ve Carol seni söküp çıkardı."
Açıklaması bana hiç anlam ifade etmiyordu. Bunu anlatmaya çalıştığımda don Juan bana güldü.
"Yatağından çıkacak kadar erken bile yokken bunu nasıl anlayabilirsin ki?" dedi.
Ona açıldım ve ussallığımla kabul ettiğimden sınırsız ölçüde fazlasını bildiğimden emin olduğumu, ama bir şeyin belleğimi sıkıca kapalı tuttuğunu söyledim.
"Belleğini kapalı tutan şey erke yoksunluğu," dedi. "Yeterli erken olduğunda, belleğin de iyi çalışacak."
"Eğer istersem her şeyi anımsayabileceğimi mi anlatmak istiyorsun?"
"Tam değil. Ne denli istersen iste, erke düzeyin bildiğinin önemiyle eş ölçüde değilse, bilgine elveda diyebilirsin: artık onu hiç kullanamazsın.”
"Öyleyse ne yapmak gerekiyor, don Juan?"
"Erke birikimsel olmaya eğilimlidir; savaşçının yolunu kusursuzca izlersen, belleğinin açılacağı bi an gelecektir."
Konuşmasını dinlerken kendime acıma düşkünlüğüne kapıldığım yolunda saçma bir duyum hissettiğimi, oysa bir şeyim olmadığını itiraf ettim.
"Sadece düşkünlüğe kapılmıyorsun," dedi, "dört hafta önce gerçekten erkesel olarak ölüydün. Artık sadece sersemlemiş durumdasın. Bu halin ve erke yoksunluğun, bilgine ulaşamamanın nedenleri. Organik olmayan varlıkların dünyası hakkında kesinlikle hepimizden fazla bilgiye sahipsin. O dünya eski büyücülerin kendilerine özgü ilgi alanıydı. Orayı yalnızca büyücü öykülerinden bildiğimizi hepimiz sana anlatmıştık. İçtenlikle söyleyebilirim ki, senin kendi adına bizlere yeni bi büyücü öyküsü oluşturmuş olman benim için garipten de öte."
Kendisinin yapmamış olduğu bir şeyi benim yapmış olmama inanmamın olanaksızlığını defalarca tekrarladım. Ama benimle sadece eğleniyor olabileceğine de inanamıyordum.
"Seni pohpohluyor ya da eğleniyor değilim," dedi, açık bir sıkıntıyla. "Bi büyücülük gerçeği ortaya koyuyorum. O dünya hakkında hepimizden fazla bilmek memnuniyet duymaya neden olmamalı. O bilgide bi yarar yok; aslını ararsan, bütün bildiklerine karşın kendini kurtaramadın. Biz kurtardık seni, çünkü seni bulduk. Ama öncünün yardımı olmasaydı, seni aramanın bile bi yararı yoktu. O dünyada öylesine sonsuz biçimde kaybolmuştun ki, düşüncesiyle bile titriyorum."
Don Juan'ın bütün yoldaşları ve çömezlerinde gördüğüm
gerçek bir duygu dalgası, içinde bulunduğum zihin durumunda bana hiç garip gelmemişti. Hiç değişmeden kalan tek kişi Carol Tiggs'di. O rolünü tümüyle kabullenmiş görünüyordu. Benimle birdi.
"Öncüyü kurtardın," diye, don Juan devam etti, "ama kendi yaşamından vazgeçtin. Ya da, daha da kötüsü, özgürlüğünden vazgeçtin. Organik olmayan varlıklar öncüyü bıraktılar; senin karşılığında."
"Buna inanamıyorum, don Juan. Senden kuşkulandığımdan değil, biliyorsun, ama öyle sinsi bir manevradan söz ediyorsun ki hayretler içinde kalıyorum."
"Sinsice olduğunu düşünmekten vazgeçersen tüm olayın özünü kavrayabilirsin. Organik olmayan varlıklar bilinçlilik ve erke için sonsuz bi arayış içindedirler; ikisinin de kullanım olasılığını onlara verirsen, ne yapacaklarını sanıyorsun? Sana uzaktan bakıp güle güle diyeceklerini mi?"
Don Juan'ın haklı olduğunu biliyordum. Ama bu kesinlik duygusunu uzun süre tutamadım; netlik benden uzağa sürükleniyordu.
Don Juan'ın yoldaşları ona sorular sormayı sürdürdüler. Onun öncü ile ne yapılacağı üzerinde düşünüp düşünmediğini öğrenmek istiyorlardı.
"Evet, düşündüm. Bu çok ciddi bi sorun, nagualın çözmesi gereken," dedi, beni işaret ederek. "Öncüyü serbest bırakabilecek kişiler, yalnızca o ve Carol Tiggs. Ve kendisi de bunu biliyor."
Doğal olarak, tek olası soruyu sordum ona, "Nasıl serbest bırakabilirim onu?"
"Benim sana söylemem yerine, öğrenmenin çok daha iyi ve doğru bi yolu var," dedi, don Juan, kocaman bir gülümsemeyle. "Elçiye sor. Organik olmayan varlıklar yalan söyleyemezler, biliyorsun."